YILDIRIM BAYEZİT (I, Bayezit) HAYATI

Paylaş
 

YILDIRIM BAYEZİT (I, Bayezit) HAYATI

Osmanlı devle­tinin dördüncü padişahıdır.(1360 – 1403)

I- Murat’ın oğludur. Annesi Gülçiçek Hatundur. Şehzadeli­ğinde katıldığı savaşlarda büyük ün kazandı. Babası onu, Gcrmiyanoğlu Süleymanşah’ın kızı Devlet Hatun ile evlen­dirdi (1378). Çeyiz olarak verilen Kütahya, Tavşanlı Simav ve Emet Osmanlı ülkesine katıldı. Bayezit bu yerlerin yöne­timini üzerine aldı. Babasına karşı ayaklanan kardeşi Sav- cı’nın yakalanmasında ve öldürülmesinde rolü oldu. Kara- manoğlu Alâeddin Ali Bey ile yapılan savaşta Rumeli aske­rine komuta etti. Çok hızlı ve kesin davranışlarıyle zaferin kazanılmasını sağladı. Bu başarısı nedeniyle kendisine Yıl­dırım takma adı verildiği söylenir.

Yıldırım Bayezit, Sırbistan’da Haçlı ordıısuyle yapılan Birinci Kosova savaşında, sağ kanatta Rumeli askerinin ko­mutanı olarak bulundu. Sol kanata kardeşi Yakup Bey ko­muta ediyordu. Yıldırım Bayezit, Birinci Kosova meydan sa­vaşında büyük yararlıklar gösterdi. Bir er gibi döğüştü. Za­ferin kazanılmasında önemli rolü oldu.

  1. Murat, savaş sonunda Miloş Obiliç tarafından şehit edilince, devlet büyükleri, Yıldırım Bayezit’i padişah ilân et­tiler (1389). Düşmamn peşine düşen, Yakup Bey geri çağrı­larak boğduruldu. I. Murat’ın şehit edilmesine karşılık tut­sak edilen Sırp despotu Lazar ile oğlu da savaş meydanında öldürüldü.

Yakup Beyin öldürülmesi, Yıldırım Bayezit’e karşı bir gü­vensizlik yarattı. Bu durumdan yararlanmak isteyen Aydın- oğulları, Soruhanoğullan, Germiyanogullan ve Menteşeoğul- lan, Karamanoğlu Alâeddin Ali Beyin kışlartmasiyle, Os­manlIlara karşı düşmanca bir davranışa giriştiler. Amaçlan, OsmanlIların baskısından kurtulmaktı. Yıldırım Bayezit ön­ce Rumeli’de güvenliği sağlamak için Sırplarla anlaşmayı uygun gördü. Yeni Sırp despotu İstefan her yıl Osmanlı dev­letine vergi vermeyi, savaşlarda askerleriyle birlikte bulun­mayı kabul etti. Böylece yerinde kalmayı sağlamış oldu. Yıl­dırım Bayezit, İstefan’ın kız kardeşi Olivera (Despina) ile evlendi. Sırplar, Bayezit’in yaptığı bütün seferlere katılarak bu anlaşmaya uymuşlardır. Yıldınm Bayezit, Üsküp ve çev­resine Paşa Yiğit’i, Niğbolu’ya Firuz Beyi,. Serez’e de Evre- nos Beyi gönderdikten sonra Anadolu’ya geçti.

Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey, Beyşehir’i alarak Eski­şehir’e kadar ilerlemişti. Germiyanoğlu II. Yakup Bey de kız kardeşinin çeyizi olarak OsmanlIlara verilen yerleri geri al­maya uğraşıyordu. Yıldırım Bayezit Candaroğlu Süleyman Paşanın yardımını sağladıktan sonra, 1390 yılı başlarında kendisine karşı çıkan beylikler üzerine yürüdü. Ordusuna, Bizans ve Sırp kuvvetleri de yardımcı olarak katıldı. Bizans kuvvetlerinin başında imparatorun oğlu Manuel bulunuyor­du. Yıldırım Bayezit, Manuel’e kendi kuvvetleriyle, Rumla­rın Anadolu’da son kalesi olan Alaşehir’i aldırttı. II. Yakup Beyi tutuklayarak Rumeli’de İpsala kalesine hapsetti. Ger- miyanoğullanmn bütün ülkesini eline geçirdi. Daha çok de­niz kuvvetleri bulunan Aydınoğulları, Menteşeoğullan ve Saruhanoğullan beyleri, karşı koymadan teslim oldular. Ül­keleri Osmanlı devletine katıldı. Yıldırım Bayezit, bundan sonra Karamanoğulları üzerine sefer yaptı. Beyşehir’i geri al­dı. Antalya’yı ele geçirdi. Sonra geri dönerek Konya üzerine yürüdü. Alâeddin Ali Bey, karşı çıkmaya cesaret edemedi. Taşeli’ne çekildi. Konya kuşatıldı. Alâeddin Ali Bey, barış istemek zorunda kaldı. Beyşehir ile’ Akşehir ve öteki bazı yerler OsmanlIlarda kalmak ve Çarşamba suyu sınır olmak üzere antlaşma yapıldı (1391).

Eflak prensi Mirça, Niğbolu sancakbeyi Firuz Beyin yaptığı akma karşılık Osmanlı ülkelerine saldırdı ve çok kö­tülük yaptı. Yıdınm Bayezit bunun üzerine Rumeli’ye geçti (1391). Eflak’a girdi. Mirça’yı yenilgiye uğrattı ve teslim ol­mak zorunda bıraktı. Mirça, vergi ve asker vermeyi kabul et­mesi üzerine ülkesine gönderildi. Bir süre sonra Yıldırım Bayezit, Selânik’i kuşatarak ele geçirdi (1394). Kuzey Yuna­nistan’a akın yapıldı.

Karamanoğulları üzerine yapılan sefere, Bizans impara­torunun oğlu Manuel de katılmıştı. Manuel, bu seferden Bıır- sa’ya dönüşte babasının öldüğünü öğrendi. Yıldırım Bayezit’- ten izin almadan gizlice İstanbul’a gitti. Yıldırım Bayezit, bu durumu düşmanca bir davranış olarak değerlendirdi. İstan­bul’u abluka altına aldı. Şehre giriş ve çıkış önlendi. Çevre­deki halk başka yerlere gönderildi. Onların yerine Türkler yerleştirildi, Manuel, güç durumda kaldı, ne yapacağım şa­şırdı. Papadan, Macar ve Fransa krallarından acele yardım istedi. Bu abluka, Niğbolu savaşma kadar sürdü.

Macar kralı .Sigismund, Balkan milletlerinin koruyuculu­ğunu yapıyor, OsmanlIlara bağlı olan Bulgaristan üzerinde de hakkı olduğunu açıklıyordu. Gönderliği bir elçi ile, Yıldırım Bayezit’ten niçin Bulgaristan işlerine karıştığını sormuştu. Yıldırım Bayezit de elçiyi kolundan tutarak silâhlarının bu­lunduğu yere götürmüş ve ona : «Efendin krala bunları ara­lat; benim Bulgaristan’da olan hakkımı gördüğün bu silâh­larla sağlanmıştım karşılığını vermiştir. Yıldırım Bayezit, eh çinin dönüşünden sonra Transilvanya taraflarına akın yaptır­dı. Macar kralı da buna karşılık OsmanlIlardan yüz çeviren Eflak prensi Mirça’yı da yanma alarak ordusuyla Bulgaris­tan’a girdi. Bazı başarılar da sağladı. Fakat, Yıldırım Bayezit’in gönderdiği Türk kuvvetlerinin yetişmesi üzerine güç du­ruma düşerek geri çekildi. Canını bile zor kurtardı. Sigis­mund, bu davranışıyla Avrupa’dan yardım almadan Osman­lılarla başa çıkamayacağını anladı. Ayrıca, yerli halkın Türk yönetimine ısınmış olduğunu da gördü.

Macar kralının Bulgaristan işlerine karışması ve Bulgar kralı Şişman’ın Macarlarla ilişki kurması üzerine, buraya Yıl­dırım Bayezit’in oğlu Süleyman Çelebi komutasında kuvvet gönderildi (1393). Üç ay süren kuşatmadan sonra Tımova alındı. Doğu Bulgaristan’daki Bulgar yönetimine son verildi.

Candaroğlu Süleyman Paşa, OsmanlIlardan çekindiği için, Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin ile birlik oldu. Böylece Yıldırım Bayezit’in ülkesini almasmı bir süre geciktirdi. Fa­kat, az sonra Yıldırım Bayezit Kastamonu’ya girdi. Yapılan savaşta Süleyman Paşa öldü. Candaroğullannın Kastamonu koluna son verildi. Yalnız Kadı Burhaneddin. ile yapılan ve üç gün süren Kırk dilim savaşında Osmanlı kuvvetleri yenilgiye uğradı. Bununla birlikte Amasya Osmanlı topraklarına katıldı.

OsmanlIların Balkanlarda da ilerlemesi ve ele geçirdik­leri yerlere Türk halkını yerleştirmeleri, komşu ülkeleri ve özellikle Macarları kuşkuya düşürüyordu. Macar kralı Sigis- mund, OsmanlIlara karşı başarı sağlayamayacağını daha önce anlamış olduğundan, Avrupa devletlerinden yardım istedi. Bunun üzerine papanın da desteğiyle bir Haçlı ordusu ha­zırlanmasına karar verildi. Fransa, İngiltere, îskoçya, Belçi­ka, Felemenk, İsviçre, İtalya, Almanya ve Rodos’tan gelen şö­valyelerle soylular Budin’de toplandılar. Bunlara Macar, Ef­lak ve Erdel kuvvetleri de katıldı. Haçlı ordusunun amacı, Türkleri Balkanlardan çıkarmak ve İstanbul’u ablukadan kurtarmaktı.^ Yüz bin kişiden çok olan Haçlılar, kendilerine fazla güveniyorlardı. Bulgaristan’ı geçmek, onlar için bir kır eğlencesi olacaktı. Başarı kazanacaklarına kesin olarak inanıyorlardı. Yanlarında şarap ve kadın da getiriyorlardı. Haçlılar, Sigismund’un komutasında ileri yürüyüşe geçtiler. Türk sınırını aştılar. Vidin’i ve Rahova’yı aldılar. Buradaki

Türk askerlerini şehit ettiler. Bundan sonra Niğbolu önlerine geldiler. Karadan ve Tuna ırmağı tarafından kaleyi kuşattı­lar. Niğbolu komutanı Doğan Bey az bir kuvvetle başarılı bir savunma yaptı. Türk ordusunun görünmemesi, Haçlıların umudunu artırdı. Yıldırım Bayezit, kuvvetlerini Edirne’de topladı. Hazırlıklarını bitirdikten sonra düşman üzerine yü­rüdü. Tırnova’ya gelindiği zaman, Haçlıların yiyecek bulmak için gönderdikleri kollara rastlandı. Bunlara katılanların ço­ğu tutsak alındı. Kaçabilenler, Türklerin hızla gelmekte ol­duklarını bildirdiler. Yıldırım Bayezit, akıncı komutanı Ev renos Beyi düşmanla ilişki kurmak için önden göndermişti. Haçlılar, Türk ordusunun hızla geleceğini ummamışlardı. Sigismund’un savaş düzeni Önerisini, Fransız kuvvetleri ko­mutanı Korkusuz Jan ve öteki prens ve komutanlar kabul et­mediler. İki ordu, Niğbolu kalesi yakınlarında karşılaştı. Zaferin onurunu kazanmak isteyen Fransız atlı kuvvetleri, ilk olarak saldırıya geçtiler. Türk ordusunun hafif yaya kuvvet­leri olan azaplar üzerine yüklendiler. Bunlan yenilgiye uğ­rattılar, teslim olanları bile öldürdüler. Bundan sonra daha gerideki yeniçeriler üzerine atıldılar. Plan gereğince Türk kuvvetleri biraz geri çekildiler. Fransızlar, daha sokularak kıskacın içine girdiler. Sigismund’un, ileri gitmemeleri için verdiği buyruğu dinlemediler. Türk birlikleri, plana uygun olarak ikiye ayrıldılar. Fransızlar, tepeyi ele geçirdiler. Sa­vaşın, Türklerin yenilgisi ile sonuçlanacağını sandıkları sıra­da, Yıldırım Bayezit’in komutasındaki kuvvetlerle karşılaşın­ca şaşırdılar. Atlarına binip kaçmak istedilerse de arkadan sarılmış olduklarını gördüler. Böylece tuzağa düşürülmüş olan Fransızların bir bölümü savaş meydanında öldü; bir bö­lümü de tutsak edildi. Eflak prensi Mirça, savaşın sonunu beklemeden birliği ile ülkesine kaçtı. Bundan sonra Türk kuvvetleri Sigismund’un kuvvetleri üzerine saldırdılar. Macar kralı hiç bir başarı sağlayamadı. Yıldırım Bayezit askerinin önünde kahramanca savaşarak Haçlıları büyük bir bozguna uğrattı. Kaçanların çoğu Tuna ırmağında boğuldu. Sigismund, güçlükle Tuna ırmağında bulunan Venedik kadırgalarından birine sığındı. Karadeniz, Boğazlar yoluyle Ege denizine ge­çip Dalmaçya kıyılarına çıktı. Oradan da ülkesine gitti. Haçlı ordusuyle gelen prens ve soyluların bazıları savaş meydanın­da öldü, bazıları da tutsak düştü. Bunlar arasında Korkusuz Jan da vardı.

Niğbolu zaferinin çok önemli sonuçları oldu. Düşmanın eline geçmiş olan kaleler geri alındı. Vidin Bulgar krallığına son verildi. Macaristan’a büyük bir akın yapıldı. Yıldırım Bayezit, savaştan dönüşünde, Bursa’ya getirttiği Korkusuz Jan’a şöyle demişti : «.Tan, sizin ülkenizde büyük bir bey ol­duğunuzu iyi biliyorum. Fakat henüz gençsiniz; gelecekte şö­valyeliğe başlarken başınıza gelen bu utanç verici durumu gidermek ve onurunuzu kurtarmak için, kuvvetlerinizi topla­yıp savaşmak amacıyle üzerime geleceğinizi ümit edeirim. 3undan korkum olsa idi, buradan ayrılmanızdan önce size ve yanınızdakilere, bir daha silahla üzerime gelmemeniz için din ve imanınız üzerine yemin ettirirdim. Fakat ne sizin ve ne de burada bulunan ötekilerin üzerine böyle bir yemin yükle­mek istemiyorum. Çünkü, diliyorum ki, yurdunuza döndüğü­nüzde ve canınız istediği zaman kuvvetlerinizi toplayıp üze­rime geliniz. Beni ve askerimi her zaman karşınızda bula­caksınız. Size söylediklerimi, istediğiniz herhangi bir kimse­ye de söyleyebilirsiniz. Çünkü ben böyle bir amaç için yani silah taşımak için ve benden önde bulunanları yenmek için doğmuşumdur.» Bu sözler, Yıldırım Bayezit’in ne kadar ken­dine güvendiğini göstermektedir.

Yıldırım Bayezit, bir süredir abluka altında tutulan İs­tanbul’u, Niğbolu savaşından sonra daha çok sıkıştırmaya başladı. Boğazın en dar yerinde ve Anadolu yakasında, Göksu deresinin döküldüğü yerde Anadolııhisarı’nı yaptırdı. Fakat, deniz yoluyle İstanbul’a gönderilen yardıma engel olunamadı. Kalın ve yüksek surlarla çevrili olan İstanbul’u o günkü si­lahlarla ele geçirmek çok güçtü. Henüz bu surları yıkacak toplar yapılamıyordu. Yıldırım Bayezit, Timur tehlikesi baş- gösterince, Bizans imparatoru ile anlaşarak kuşatmayı kal­dırdı. Bu antlaşmaya göre, Bizans imparatoru her yıl ödemek­te olduğu vergiyi artıracak, İstanbul’da bir Türk mahallesi kurujacak ve bir cami yaptırılacak, İstanbul’daki Müslüman­ların davalarına bakmak üzere bir kadı bulundurulacak, Si­livri’ye kadar olan yerler ve Silivri OsmanlIlara bırakılacak­tı.

Yıldırım Bayezit, 1397’de Yunanistan’a bir sefer yaptı. Tesalya’daki Yenişehir’i ve Farsala’yı aldı. Termopil’i geçe­rek Atina’ya kadar ilerledi. Bundan sonra akıncı kuvvetlerini Mora üzerine gönderdi

Yıldırım Bayezit, Kosova savaşından sonra yaptığı gibi,

Niğbolu’da kazandığı başarıdan sonra da, Anadolu’da yöne­timi altında bulunmayan yerleri ele geçirmeye başladı. Önce Karamanoğuİlan üzerine yürüdü. Alâeddin Ali Bey, Niğbolu savaşı sırasında, Osmanlı topraklarına saldırmış, Ankara’yı basarak Anadolu beylerbeyi Sarı Timurtaş Paşayı tutsak al­mıştı. Osmanlı kuvvetleri, Karamanoğulannın kuvvetlerinden daha çoktu ve daha düzenli idi. Konya ovasında yapılan sa­vaşı OsmanlIlar kazandılar. Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey, Konya kalesine sığındı. Kuşatılan Konya şehri on bir gün da­yandıktan sonra teslim oldu. Alâeddin Ali Bey, kaçarken attan düştü ve yakalandı. Yıldırım Bayezit’in yanına getiril­di Padişah eniştesi olan Alâeddin Ali Beye, niçin yönetimi altına girmediğini sordu. O da : «Niçin senin yönetimine gi­reyim, ben de senin gibi bir hükümdarım» karşılığını verdi. Bunun üzerine Yıldırım Bayezit onu Öldürttü Konya, Laren- de (Karaman) ve Niğde Osmanlı ülkesine katıldı. Karaman- oğutlan beyliğine de son verildi.

OsmanlIlar, daha önce Kastamonu ve Amasya’yı ülkele­rine katmışlardı. 1398’de Samsun ve çevresi ele geçirildi. Bu bölgedeki beyler, Osmanlı egemenliğini kabul ettiler. Bu sı­rada Sivas, Kayseri, Tokat ve çevresinde güçlü bir devlet kurmuş olan Kadı Burhaneddin, Akkoyunlu beylerinden Ka- rayölük Osman Belye yaptığı çarpışmada öldü (1398). Sivas halkının çağrısı üzerine buraya gelen Yıldırım Bayezit, bir güçlüğe uğramadan Kadı Burhaneddin’in yönettiği Sivas, To­kat, Kayseri ve Aksaray’ı ülkesine kattı. Bir yıl sonra, Doğu Anadolu’ya bir sefer yaptı. Memlûklere bağlı dan Malatya’yı aldı. Ayrıca Kâhta, Divriği, Behisni ve Darende kaleleri Os­manlIlara geçti. Böylece geniş ölçüde Anadolu Türk birliği sağlanmış oldu (1399).

Yıldırım Bayezit, bundan sonra, başarıdan başarıya ulaş­manın verdiği güç ve kendine verdiği güvenle Timur’un kar- şısıııa çıktı. Timur, Maveraünnehir, Horasan ve İran’da bü­yük bir imparatorluk kurmuştu. Güçlü bir komutandı. Bir çok devleti ortadan kaldırmış, Altmordu devletini de yık- rruştı. Kendisine çok güveniyordu. İmparatorluğunu daha da genişletmek istiyor, çevresindeki ülkelere seferler yapıyor­du. Girdiği her yeri yıkıyor, yakıyor, kan ve ateşe boğuyordu.

Osmanlı sınırlarına yaklaşmıştı. Yıldırım Bavezit’i küçümsü- yordu. Bu sırada Irak hükümdarı Ahmet Celâyir ile Karako- yurdu Türkmen beyi Kara Yusuf,1 Timur’un saldırısından ka­çarak Osmanlı devletine sığındılar. Timur, Yıldırım Bayezit*- ten bu beylerin bağlanarak kendisine verilmesini istedi. Ay­rıca, Hıristiyanlara karşı başarı kazandığı için ülkesine sal­dırmadığını, fakat dediğini yapmazsa, savaşa hazır olmasını bildirdi. Bağımsız ve onurlu bir hükümdardan böyle bir iste­ğin yerine getirilmesi beklenemezdi. Yıldırım Bayezit, olum­suz karşılık verince, Timur hızla Anadolu’ya girdi ve Sivas’ı kuşattı. Sivas, on sekiz gün dayandı. Timur’un halkın haya­tına dokunmayacağına, burasını savunanların kanlarını dök­meyeceğine söz vermesi üzerine kale komutanı Malkoçoğlu şehri teslim etti. Timur, Sivas’a girince, halktan bağışlanma­ları için para aldı. Kaleyi savunan askerleri diri diri toprağa gömdürdü. Böylece kan akıtmadığı için sanki sözünde dur­muş oldu. Bakımlı bir şehir olan Sivas’ı yıkıp yaktı. Bundan sonra geri dönerek Suriye’ye doğru ilerledi. Halep ve Şam’ı aldı. Ülkeleri Yıldırım Bayezit tarafından alınan Anadolu beyleri, Timur’un yamna giderek onu, OsmanlIlara karşı sa­vaşa kışkırttılar. Timur, Yıldırım Bayezit’le mektuplaşıyor, her mektubunda duruma göre yeni isteklerde bulunuyordu.

Yıldıran Bayezit, Timur’un Sivas’ı yıkıp yakmasına çok üzüldü. Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, ordusunun ba­şına geçerek doğu sınırlarına doğru ilerledi. Timur’a bağlı olan Erzincan ve Kemah’ı aldı. Bu davranış da iki hükümda­rın arasının daha çok açılmasına neden oldu. Timur, en seç­kin birliklerini Batı Türkeli’nden getirtip ordusunu güçlen­dirdikten sonra, Yıldırım Bayezit’ten şu isteklerde bulun­du :

  • Kemah kalesinin eski sahibine geri verilmesi,
  • Şehzadelerden birinin rehine olarak kendi yanına gönderilmesi,
  • Bayezit’in, kendi egemenliğini tamması,
  • Anadolu beylerinden alınan yerlerin, eski sahipleri­ne geri verilmesi,
  • Ahmet Celâyir ile Kara Yusuf’u, ülkesine sokmama-

sı, eğer orada iseler kendisine gönderilmesi veya öl­dürülmesi.

Yıldırım Bayezit, bağımsızlıkla bağdaşmayan bu istekleri kabul etmedi. Timur’a onur kırıcı ağır bir karşılık verdi. Osmanlı komutanları, daha ölçülü davranılmasını söylediler- se de Yıldırım Bayezit onlara: «Onurumuz ve karşı koyacak kuvvetimiz vardır. Bağlı olamayız. Özgür yaşamalıyız», dedi. Artık savaşın olması kesindi.

İki taraf da savaş hazırlıklarını tamamlamıştı. Yıldırım Bayezit, ordusuyle Ankara önlerine geldi Timur da ordusuyle Anadolu’ya girdi. Kemah’ı aldıktan sonra Sivas’a kadar iler­ledi. Casusîarıyle Osmanlı ordusunun durumu hakkında bilgi alıyordu. Yıldırım Bayezit, Timur’un Sivas’ta olduğunu öğre­nince, ileri yürüyüşe geçti. Dağlık bölgede savaş için hazırlı­ğa başladı. Fakat Timur, ordusu atlı olduğundan burada sa­vaşmayı uygun görmedi Kayseri’ye doğru yürüdü. Bu du­rumda Osmanlı ordusu da Timur’un kuvvetlerine paralel ola­rak batıya doğru yürüyüşe geçti. Timur, Ankara’ya gelerek şehri kuşattı. Kale komutanı Yakup Bey, kahramanca bir sa­vunma yaptı. Yıldırım Bayezit, hızlı bir yürüyüşle çok kısa bir sürede, Timur’un hiç beklemediği bir yoldan Ankara ön­lerine geldi. Güç durumda kalan Timur, kuşatmayı kaldırıp kale çevresinden çekildi. Yıldırım Bayezit’in burada saldırıya geçmemesi, önemli bir fırsatın kaçırılmasına neden oldu.

Osmanlı ordusu ile Timur’un ordusu, Çubuk ovasında karşılaştı. Timur’un ordusu 150 binle 200 bin, Osmanlı ordu­su 70 binle 100 bin arasmda idi. Timur’un ordusunda filler vardı. Anadolu’da yapılan savaşların en önemlilerinden biri olan Ankara meydan savaşı, 28 temmuz 1402 cuma günü baş­ladı. Timur, önce Osmanlı ordusunun sol kanadına saldır- dıysa da bir sonuç alamadı. Bu yanda Rumeli askerleri yer almıştı. Fakat Timur’un gizlice elde ettiği Karar Tatarların, hainlik ederek arkadan ok atmaları yüzünden bu kanat geri çekilmek zorunda kaldı. OsmanlIların sağ kanattaki birlik­leri, üstünlük sağladıkları bir sırada ikinci bir hainliğe daha uğranıldı. Bu kez de daha önce Anadolu beylerine bağlı olan tımarlı sipahiler, Timur’un tarafına geçtiler. Bu kanat da güç duruma düştü ve geri çekildi. Ortadaki kuvvetlerin yanları açılmış olda Kanatlardaki birliklerin dağılmaları üzerine Osmanlı ordusu bozulda Komutanlar ve şehzadeler, birlik­leriyle savaş meydanından ayrıldılar. Yıldırım Bayezit, ya­nında kalan az bir kuvvetle Çataltepe’ye çeküdi ve sonuna kadar savaştı. Çevresi sarılmıştı. Timur’un kuvvetlerini ya­rıp kurtulmak için ileri atıldığı sırada atı yuvarlandı. Başka bir ata binmesine süre kalmadan yakalandı ve tutsak edildi. Yıldırım Bayezit’in düşmanla çarpışması şöyle anlatılır : «Yıldırım Bayezit’in çekildiği tepede kahramanca savaşıyor­du. Gecenin başlamasmdan bir süre sonra, artık kendisi için umut kalmamıştı. Fakat, o hâlâ ağır bir savaş baltasını kul­lanmakta devam ediyordu. Aç bir kurt, koyun sürüsünü nasıl darmadağın ederse, düşmanı öyle dağıtıyordu. Korkunç balta- sıyle her vuruşta sonuç alıyor, ikinci bir vuruşa gerek kal­mıyordu. Sonunda, tepe üzerine çekilmeye çalıştığı sırada bastırıldı. Elleri arkasına bağlanarak Timur’un çadırına gö­türüldü.»

Timur, yanına getirilen Yıldırım Bayezit’i, ayakta saygı ile karşıladı; onu teselli etti. Bu duruma kendisinin neden olduğunu söyleldi. Kaçmaması için de gerekli önlemleri al­dı. Yıldırım Bayezit’e tutsak olarak yaşamak çok ağır geldi. Timur onu beraberinde Batı Anadolu’ya götürdü. Yıldırım Bayezit, bu sırada hastalandı. Timur, kendisini Akşehir’e gön­derdi. Tedavisi için tanınmış doktarları görevlendirdi; fakat, iyi olamadı. Kırk üç yaşında iken öldü. Onun, yüzüğünde ta­şıdığı zebiri içerek öldüğü de ileri sürülmüştür.

Yıldırım Bayezit, verdiği kararı yerine getiren, önüne çı­kan engelleri ortadan kaldıran güçlü bir hükümdardı. Çok cesurdu, en büyük tehlikelere atılmaktan çekinmezdi. Savaş­ta bir er gibi döğüşürdü. Değerli bir komutandı. Aceleci olup çabuk kızardı. Bilginlere ve şeyhlere karşı saygılı idi. Fakat, hükümdarlara karşı kendini büyük gören bu tutumu vardı. Adalete çok değer verirdi. Halkın yakmmalarmı dinler, ya­pılan haksızlığı hemen giderirdi. Ülkesinde adaleti ve güven­liği tam olarak sağlamıştı. Kadılarm doğruluktan ayrılmama­larına ve adil olmalarına büyük önem vermiştir. Kendisinin tanıklığını kabul etmeyen Bursa kadısı Molla Fenari’ye daha fazla saygı göstermiştir. Kadılarm bağımsız olmaları gereğine inanmıştır. Fakat, kadıların yolsuzluk yaptıklarını öğrenince, onların diri diri yakılmalarını istemiştir. Bu kararı güçlükle önlenebilmiştir.

Yıldırım Bayezit zamanında, Osmanlı devleti çok zengin­leşti. Devlet adamlarının yaşayışı değişti. Yıldırım Baye­zit, eğlenceyi ve içkiyi severdi. Bu yüzden eleştirilere uğra­mıştır.

Yıldırım Bayezit, savaş gelirleriyle birçok din ve hayır kuruluşu meydana getirmiştir. Bursa’da Ulu Cami, Yıldırım Camisi, darüşşifa, imaret, medrese, misafirhane, hamam, Edirne’de cami ve imaret, Kütahya’da ve Balıkesir’de cami yaptırdığı eserler arasındadır. Bu kuruluşların giderleri için geniş vakıflar koymuştur. Ayrıca, Bursa’daki Akçağlayan su­yunu şehre o getiı-miş, bundan halkın yararlanmasını sağla­mıştır.

Bu yazı 88 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/