YAPRAĞIN YAPISI NEDİR

Paylaş
 

YAPRAĞIN YAPISI NEDİR

ÜSTÜN YAPILI BİTKİLERİN değişmez ve vazgeçilmez dona­nım aracı yapraktır. Enerji sağlayan maddelerin üretilmesi için gerekli gü­neş enerjisi ve karbon dioksiti soğur­manın yanısıra, yaprak, bitki özsuyun- dan suyun atılmasını gerçekleştirerek terlemeyi sağlar. İnciçiçeği, meşe, ha­vuç, palmiye veya nilüfer gibi bitkilerde bulunan yaprak biçimlerinin çeşitliliği, çokbiçimlıliğin (polimorfizm) kanıtıdır.

Bununla birlikte hepsinin yapısı aynı temel plan üzerinde kurulmuştur, için­de özsuyu ileten damar yapıları uza­nan yaprak sapı, yaprak ayası adı veri­len yeşil ve yassı bir kısım ile devam eder. Böylelikle, bitkinin tüm çevre ko­şullarına uyum sağlaması mümkün ol­maktadır. Yaprakçıkların bir araya gel­mesiyle oluşmuş yapraklar (bileşik yapraklar), iğne, diken, burgu biçimin­de veya şişkinlikler oluşturan yaprak­lar ve sinek gibi küçük hayvanları tuza­ğa düşürerek sindirebilen etçil yaprak çeşitleri vardır. Yassılaşmış bir saptan ibaret olan yaprak, karşımıza çok çe­şitli biçimlerde çıkabilir. Yaprakların çeşitliliği yalnız yapısal görünümleriyle sınırlı değildir, yaşam şekillerinde de kendini gösterir. Çam gibi hepyeşil ağaçların yapraklan dö­külmez ve yıllarca yaşar. Çoğunluğu oluşturan ve her yıl yaprak döken ağaçlardakilerse dökülüp yenilenir. Kökler ve gövdeden meydana gelen yaşatkan organa ait damarların bir uzantısı olan iletim ağı, yapraklan boy­dan boya kat eder.

Gövde, bitkiye hem dik durmasını sağlayan odunsu bir iskelet yapısı, hem de iletim sistemi sağlar. İletim sistemi sayesinde, köklerden emilen su ve mineral maddelerin taşınması ve yaprakta üretilen şekerlerin tüm bitkiye dağıtılması mümkün olur. Gövdenin iki ana tipi vardır: ot, buğ­day veya orkidelerde bulunan otsu gövdeyle, ağacın gövdesiyle dallarını oluşturan, odunun yapısında bulunan odunözünden (lignın) yana zengin olan gövde.

Köklerin iki çeşidi de bitkinin top­rağa tutunmasını ve ihtiyaç duyduğu maddeleri elde etmesini sağlar. Bitki yapraklarının solunum organı olarak yapılanması, karayosunlarıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Gövdeleri ve klorofilce zengin çok sayıdaki küçük yaprakları sayesinde suda ya­şamaktan kurtulan karayosunlan, açık havada yetişebilme özelliği kazanmıştır. Yeşil bir pigment olan klorofil, güneş enerjisini soğurur ve havanın karbon dioksiti ile toprağın suyunu kullanarak, şekerlerle nişastaların sentezlenmesini sağlar. Ancak suyosunlarında olduğu gibi karayosunlarında da özsuyun bir hücreden diğerine iletimi güçlükle gerçekleşir ve bu yüzden de bu bitkilerin boylan kısa kalır. Karayos unlarından sonra ortaya çıkan eğreltiler, üreme organlarının bazı bölgelerini kuvvetlendirmek ve özsuyunun daha iyi dolaşımını sağlamak için, karayosunlarında çok az mik­tarda yapılan, odunözünden (lignin) yararlanmıştır. Eğrelti­lerde odunözü, gövde boyunca uzanan bir hücreler ağının çe­perinde bulunur ve gerçek bir dolaşım organı gibi genişlik kazanan yapraklar boyunca devam eder. Yapraklar, büyük grupların gelişimiyle birlikte çok çeşitli biçimler kazanmıştır.

İlk ağaçlar 300 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır; 160 milyon yıl önce ortaya çıkan ginkgo ağa­cının günümüzde varlığını sürdüren temsilcilerinde bulunan yelpaze biçimindeki ilkel yap­rakların merkezî daman yoktur. Kozalaklılarda, tek bir damar yapısına sahip iğne şeklinde (göknar) veya gövdeyi kaplayan pulsu yapraklar (servi) bulunur; kuraklığa ve dona karşı çok dirençli olduğundan bunlar dökülmez. Çiçekli bitkilerde yapraklar çoğunlukla solup dökülür ve her yıl yenilenir. Gövdenin yassı bir uzantısından ibaret olan yaprak, gövde ve dallardaki tepe tomurcuklarından gelişir. Buna göre ılıman iklimli bölgelerde, sonbahardan itibaren ağacın her tomurcuğunda, ko­ruyucu tepe bölgesinin altında oluşan kıvrılmış ve sarılmış yaprak taslakları, ilkbaharda ortaya çıkar.Türlere ve her türün uyum mekanizmalarına göre yapraklar çok değişik biçim ve boyutta olabilir: yuvarlaklaşmış (latin- çiçegi), kalp biçiminde (leylak), temrensi (kiraz ağacı), ayça bi­çiminde (meşe), dantel gibi kenarları girintili çıkıntılı (kestane ağacı), dilim dilim (çınar), dikenli (kaktüs) vb. Ancak aynı tür içinde ve kimi zaman aynı bitkide (suoku) çok değişik şekillerde yapraklar da bulunabilir. •

Yaprağın temelini oluşturan yassı kısma yaprak ayası adı verilir. Yaprağı kısa bir sap taşır. Yaprak kesitinde, her biri belirli bir görevi üstlenmiş birkaç hücre tabakası ayırt edilir. Her iki yüzünde de yaprak birer üstderiyle örtülüdür.

Çok kalın olmayan alt yüzdeki üstderide çok sayıda gözenek vardır. Gözenek, havanın geç­mesine veya suyun buharlaş­masına imkân veren ve gözenek ağzını çevreleyen bir hücre topluluğundan oluşur (yaprağın her milimetre karesinde yaklaşık 400 gözenek vardır). Üst yüzün üs td erişi su kayıplarını önlemek için daha kalın ve gözeneksizdir. Üstderi hücrelerinin dış çeperleri « kütin » adı verilen bozulmaz, şeker yapık ve mumsu bir maddeyle örtülüdür. Bu madde yaprağa su geçirmezlik kazandırır. Çoğunlukla dış tarafta, üstderiden salgılanan saf bir kütin tabakası vardır, buna « kutikula » denir. Üst yüzün üstderisinin altında, dikdörtgen biçiminde, uzun sık hücre dizilerinden oluşan kloroplastlarca zengin (fotosen­tezden sorumlu yeşil klorofili içeren yapılar) palisat dokusu yer alır. Palisat dokusunun altında da daha aralıklı yerleşim gösteren hücrelerden oluşan süngerdoku bulunur. Daha az kloroplast içeren bu bölüm, alt yüzdeki üstderide bulunan gözenekler aracılığıyla dış ortamla temas halindedir. Buna göre bir yaprak kesitinde üst üste altı bölge yer alır: kutikula, üst üstderi, palizat dokusu, süngerdoku, kutikulası ve gözenekleriyle alt üstderi.

Yaprak boyunca, özsuyu ta­şıyan bir damar sistemi uzanır. Bu damarlanma ya çember şeklinde dizilmiş çok sayıda, ya da ortada tek bir iletim dokusu halinde olabilir. Damarlanma biçimleri çok çeşitlidir: damarlar, çınar ağacında bir noktadan çıkıp ele benzer şekilde dağılır; diş­budak ağacında ortadaki da­mardan çıkan ikincil damarlar tüysü damarlanmayı oluşturur. Inciçiçeği, süsen çiçeği gibi bir- çeneklilerde genellikle uzun, dar ve gerçek bir yaprak ayası bu­lunmayan yapraklar, paralel bir damarlanma gösterir. Bunlarda başlangıçta beliren yaprak sapı, yassılaşmış ve homojen bir özekdoku içeren bir yalana yaprak ayası meydana getirmiştir. îki- çeneklilerdeyse yaprağı taşıyan sap aslında yaprak ayasının bir bölümüdür. Bu bölüm, yaprak ortaya çıkarken, tabanda taşıyıcı bir gövde oluşturacak şekilde yaprağın iki kenarını birleştirir. Yaprak sapı tabanda genişler ve gövdeye yapışan bir kın meydana getirir. Bu kın, genellikle saptan ayn olarak kulakçık denen, ço­ğunlukla düzenli bir biçimi ol­mayan küçük yapraklar taşır. •

 

 

Bu yazı 64 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/