UHUD SAVAŞI VE UHUDUN TARİHÇESİ

Paylaş
 

UHUD SAVAŞI VE UHUDUN TARİHÇESİ

UHUD.  Medine’nin dört km. kuzeyinde bir dağ olup, hicretin 3- senesin­de Peygamber için elverişli cereyan etmeyen bir savaşın yapıldığı yer olmakla meşhurdur. Bu dağ kuzeyden güneye doğru uzanan silsilenin bir kısmı olmakla birlikte ovanın kenarına doğru yayılarak başlı başına bir kütle teşkil eder. Ovadan  demİr yığınları gibi“ (Burton) yükselen ve yukarıda murabba şeklinde olan kayalık duvarlar ■—Yâküt’a göre zirvesiz — ağaç ve bitkilerden yok­sundur; ancak güneydeki kayalık duvarın sathı savaşta mühim bir rol oynamış olan bir yarık ile kesin­tiye uğramıştır. Etraf taş ve çakılla kaplıdır. Fakat biraz güneyde yağmur sularından oluşan bir ırmak ile sulanan ekin tarlaları ve bahçeler var ise de, bu yerler sağanak hâlinde yağan şiddetli yağmurlardan sular altında kalır ve bu yüzden şehirden gelen hacılar dağa kadar gidemezler. Bedir savaşının intikamını almak üzere harekete geçen Mekkeliler, o sırada ekili bulunan ve hayvanlarına yem sağlayan alîrd veya al-Curf tarlalarının ci- vârında yerleştiler. Kendi arzusu hilâfına ve yaşlı kişilerin tavsiyesine rağmen şehri terk etmeye ve açık arazide düşmana karşı çıkmaya zorlanan Pey­gamber, herhangi bir mâni ile karşılaşmadan düşman karargâhının yanından geçip, arkasını dağa vererek, kuvvetlerini dağın eteğine yerleştirdi. Bu, düşmanınki kadar garip bîr strateji düzeni idi. Başlangıçta sahâbenin heyecan ve coşkunluğu, Bedir savaşma benzeyen bir galibiyetin elde edileceği ümidini doğurdu. Fakat Peygamber ’in dağın başına yer­leştirip, düşmanın yandan saldırmasını önlemek ve bulundukları yeri terk etmemek üzere kat’î emir verdiği okçular, Mekkelilerin karargâhının yağma edildiğini görünce, bulundukları mevziyi bırakıp, bir şeyler elde edebilmek için acele o tarafa doğru yöneldiler, işte bu sırada Halid Bin-Valid keskin görüşü ile karşı tarafın açık durumunu fark etti ve bu zayıf noktaya saldırınca iş değişti; nihayet Peygamber ’in şehid edildiği söylentisinin çıkması üzerine müslümanlar çekilmeye başladı ve sonunda bu umûmî bir hezîmet hâlini aldı. Aslında Peygamber sâdece yaralanmıştı ve kendisine refâkat eden kişilerden birkaçı onu alıp, yukarıda bahsi geçen kaya yarığına sakladılar. Bir tâli’ eseri olarak savaşa pek alışık olmayan Mekkeliler zaferden sonuna kadar yarar­lanmayı bilmediler ve evlerine dönmek üzere yola koyuldular. Bu sûretle Peygamber kötü bir âkıbet- ten kurtuldu ise de, sahabeden birçoğunu ve bu arada bilhassa amcası Hamza ’yı kaybetmiş olmakla büyük bir mâteme büründü. Rivâyetler birbirinden pek farklı olduğu için, esirlere nasıl davranıldığı hakkında net bir fikir edinmek kolay değildir. Denildiğine göre, Medinelİler önce ölülerini kendi şehirlerine getirdiler ise de, Peygamber bunu derhal men’ettî. Bâzılarma göre, ilk şuada Kur ân bilenler, bâzılanna göre ise, şehitler, tek veya çift: olarak müşterek bir kabre gömüldüler. Bâzı güvenilir kişiler ise, Ubud şeHidlerine âit olarak gösterilen müş­terek mezarların, aslında Ömer zamanında açlıktan ölen bedevilere âit olduğunu öne sürmüşlerdir, . Ancak bütün bu haberlerde müşterek olan unsur, Hamza ’nın methedilmesidir. Peygamber’in ilk kabir ’i onun üzerine getirdiği, diğer şehit cesetlerinin birbiri ardından onun yanma sıralandığı ve Peygamber her cenâze için ayrı ayrı namaz edâ ederken, yet­miş defa Hamza’nın üzerine namaz kıldığı rivâyet edilir. Peygamber, her sene Uhud’a gidip, kendi yakınlarına ve diğerlerine âit olan mezarları ziyâret ederdi; bu, sonradan ilk dört halîfe tarafından da tekrar olunmuştur. Peygamberim ayrıca Ensâr ’dan herhangi biri için kadınlar tarafından yapılan ma­tem törenine Hamza için ağlamakla başlanmasını emrettiği de söylenir. Bu sûretle Uhud, müslümanların ziyâret ettikleri mühim yellerden biri olmuştur. Mukaddasî’de geçtiğine göre, Hamza ’mn mezarı üstüne bir câmİ yapıldı; bu cami, diğer şehit mezarlarının yakınındaki bir çeşmenin arkasında bulunuyordu. VI. (XII.) asırda îbn Cubayr’de bu câmiin kısa bir tasviri vardır. O, evvelâ Medi­ne ’nin üç mil şimâlinde bulunan dağın güney tarafında Hamza camini zikreder; yine ona göre, Hamza ’nın mezarı Üstüne, kuzeyde açık bir mey­danda bulunan mezar ile birlikte, bir cami yapıl­mıştır, Bunun karşı tarafında diğer şehitler yatar; sonra yine bunların karşı tarafında dağın aşağı kısmında Peygamber ’in sığındığı mağara vardır. Şehitlerin çevresinde Hamza *-ya izâfe edilen ve halkın sevap için ziyâret ettiği yüksek bir yer mev­cuttur. Çok daha sonra buraya âit en iyi tasvir, Vehbâbîler tarafından tahribinden sonra bu yeri 1814 te ziyâret etmiş olan Burckhardt’ta bulunur. Şu parça onun tasvirinden alınmıştır: ..Şehirden takriben bir mil uzaklıkta taş ve tuğladan yapılmış yıkık bîr bina bulunmaktadır. Peygamberim düşmana karşı sefere çıktığı zaman zırhını koyduğu söylenen bu yerde kısa bir dua edilir. Daha sonra onun Uhud savaşma giderken üzerinde birkaç dakika durup dinlendiği bir taş vardır…. yağmur su­larının teşkil ettiği derenin şarkında, dağa doğru uzanan zemin çorak ve taşlı olup, burada yamacında câmi bulunan bir tepe yer alır. Câmiin etrafında ise, eskiden şehir halkının yazlık olarak kullandığı bir düzine kadar yıkık ev bulunmaktadır. Bunun ya­kınında yağmur sulan ile dolu olan bir sarnıç mev­cuttur. Küçük çapta olan câmi, murabbâ şeklinde sağlam bir yapıdır. Kubbesi Vehhâbîler tarafından yıkılmış ise de, mezar muhâfaza edilmiştir. Câmiin içinde Hamza ile Uhud savaşında şehid edilen en yakın arkadaşlarının mezarları bulunmaktadır. Bun­lar arasında Muş’ab b. cUmayr, Caefar b. Şammâs (kaynaklarda zikredilmiyor), Abd Allah b. Cahş vardır. Kabirler küçük, açık bir avlunun içinde olup, Bakî’ mezarlığı gibi etrafına taş dizili çıplak toprak yığınlarından ibârettir. Bunun yanında câmi olarak kullanılan kubbeli bir yer vardır. Biraz ötede dağa doğru bir kurşun atımı uzaklıktaki küçük bir kubbe Peygamber’in savaşta bir taşla yaralandığı yerigösterir………. Bütün diğerleri gibi yıkılmış olan bu kubbeden uzak olmayan bir yerde Peygamber

’in 12 sahâbesinin mezarlan bulunmaktadır…………………

Medine ahâlisi Uhud u sık sık ziyaret edip yıkık evlerin arsalarında çadır kurarak birkaç gün kalırlar. Bilhassa hastalanıp, iyileşince Hamza adına kur­ban kesmeyi adayan kimseler, nekahat devre­sinde buraya gelirler. Günün birinde (zanmmca temmuz ayında) halk yığın hâlinde buraya akın edip, bir bayram tes’it edercesine üç gün kalıyor. Sonra burada muntazam bir pazar kurulur ve bu ziyaret şehrin başlıca eğlencelerinden birini teşkil eder.“

Wavell ‘in bildirdiğine göre, 1908 ‘de Me­dine demiryolunun açılışı, bedeviler arasında bir ayaklanmaya sebep oldu ve bunun sonun­da, Hamza nm kabrini ziyârete giden hacı­ları korumayı görevli olan Bani “Alî kabilesi, zi­yârete gelenlere mâni olmamakla birlikte, onlar için her türlü mes ’ûliyetİ reddetti. Arabistan ın kuzeyinde hüküm süren Vehhâbîler, orayı ziyârete müsâade etmekle birlikte bütün mukaddes mezar ve türbelerde ibâdeti doğrudan doğruya yasaklamışlardır.

Bu yazı 86 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler