UGANDA TARİHÇESİ

Paylaş
 

 UGANDA TARİHÇESİ

UGANDA, Şarkî Afrika’da Ekvator böl­gesinde, Victoria gölünün şimâline doğru uzanan bir ülke olup, adını îngİliz Milletler Topluluğuna bağlı Buganda Bantu kıralhğmdan almıştır. Uganda’nın Svahii dilindeki adı „Bagandalar ülkesi” mânasında olup , başlangıçta, 1862 ’de j. H. Speke tarafından keşfedilen Mutesa ktrallığt için kullanılırken, Buganda ’da İngiliz nüfuzunun tedricen genişlemesiyle müstemlekenin bütününü ifâde eder olmuştur.

  1. C o ğ râ f î d u r u m: Uganda aş. yk. 1°cenup arzı: ile 4° şimal arzı; ve 3°—35° şark tulü – arasında yer alır. Mesahası takriben 24.000 km’ olup, arâzİnîn bir kısmı sularla örtülüdür. Şarkta Elgon Dağı (4,200 metre) etekleri, garpta karlarla kaplı tepelerinin en yükseğini Mont Stanley ’in teşkil ettiği Ruvenzorİ silsilesine kadar uzanan 1.500 metre irtifamdaki Toro yaylalarıyla memleketin vasatı irtifâı 1.200 metredir. Dağlar cenub-i garbidedir; en yüksek zirvelerine, muazzam mahrutlarm 3.300, hattâ 4.500 metre irtİfâa eriştiği Mfumbiro volkan bölgesinde ulaşır. Fakat NÜ’in garbında, 2° 15′ şimalde Kongo sınırında bulunan birkaç dağ istisna edilirse, memleketin şimâl bölgele­rinin vasati yüksekliği Nil’in suyu kurutma şebeke­sinin te’sîrinde kalmıştır; bu sebepten daha alçak olup, 900 metreyi aşmaz.

Victoria gölü veya Victoria Nyanza (1.136 metre), Ripon şelâlesi (1862 ‘de Speke tara­fından keşfedilmiştir) ile Nil’i besler ve bu nehrin menbaı kabul edilir. Bu devletin kısmen garbı sınırım teşkil edenAlbert gölü (618 metre), Semiliki nehri ile beslenir. George ve Edward göllerinden çıkan bu nehir, Vitcoria Nili *nin sularım aldıktan biraz son­ra şİmâlde asıl Nil ’e dökülür. Böylece Ugan­da, Beyaz Nil’in menba bölgesinde yer alır ve Nü bütün ülkenin ana su şebekesini teşkil eder. Memleketin iklimi öteki Ekvator ulke- lerininkinden daha mûtedildir; bölgelerin ekse­risinde âzami hararet vasatisi 80″ F. asgarî harâret vasatisi 6o° F. civârmdadtr, Şimâlin alçak bölgele­rinde âzami harâret vasatisi 90° F. a kadar çıkabilir. Yıllık yağış miktarı oldukça değişiktir. Vic- i toria gölünün şimâl sahilinde vasati 150 cm. civarın­dadır; Elgon Dağı ve Toro yaylalarında ise, yağış boldur. Yıllık yağış şimâle doğru azalır, Ce- nûbî Sudan ’a düşen yağış miktarına kadar iner. Yağışın kâfi olduğu bölgelerde, halkın başlıca gıdası olan muz, diğer bölgelerde ise, çeşitli hubu­bat yetişir. Uganda ’nm nebat öıtüsü, çöl tipi seyrek ağaçlıklardan, Kongo ormanları gibi Ek­vator ormanlarına kadar değişen bir çeşitlilik ar- zeder ve Elgon ve Kuvenzorİ tepelerinde oldukça ilgi çekici dağlık bir mıntıka üe karşılaşılır. Bir çayırhk-kırlar ülkesi olan Uganda’nın büyük bir kısmı, zengin otlaklarla kaplıdır.

  1. Ahâli: 1929 ’da ülke nüfûsu, 1.995 ’i Av­rupalI, 12. 539’u Asyalı olmak üzere, 3,410.857 idi, 1921 sayımında 2.848.735 ’ini protestan- lar, 255.014 ’ünü katolikler, 98.000 ’İnİ müslümanlar, 2.228.199 ’unu ise putperestler teşkil ediyordu. Buganda eyâletinin nüfûsu 771.753 olup, 72.263 *ü müslümandır. Yâni ülkedeki İslâm dini sâliklerinin %75’i Bagandafar arasında yaşamaktadır. [Ugan­da’nın bugünkü nüfusu 7.740.000 olup, pâyitahtı olan Kampala’nın nüfûsu ise, 60.000 ’dirj. Prof. C.G. Seligman ’ın tasnifine göre, yerliler, kavmî bakım­dan üç kısma ayrılabilirler: Şark Bantulan, ya­rı Hâmîler, Nil bölgesi halkı. Şark Bantulan ara­sında en çok bilinenler Bagandalardır. Birkaç asır önce sürü sahibi Hâmî Bir halkın sürekli göçlerle gelip, Afrika’nın bu kısmına yerleşmiş oldukları an­laşılıyor. Bunlar geniş Kitara kıralhğmı kurmuşlar ve zirâatçi Bantulan hâkimiyetleri altına almışlardır. Bir müddet sonra bu kırallık üçe ayrılıp sonraki üç kıraihğı vücûda getirmiştir. Hâmîlerin hâkim olduğu Ankole krallığı; Hâmî asıllı yerlilerle Bantular ara­sında büyük bir kaynaşmanın meydana gelmiş olduğu Bonyoro kıraihğı ve Hâmîlerin hâkim unsur olmasına ve kıratlarının Hâmî bir sülâleden gelmesine rağmen, Bantu unsuruyla kaynaşmanın daha büyük ölçüde vuku bulduğu Buganda kıraihğı. Karamo- jonlar ve Itesolar gibi kabileler yarı Hâmîlerı; Acboliler, Langolar ve bu memleketin şimâl-i gar­bisinde diğer kabileler NÜ bölgesi balkını temsil ederler.
  2. Tarih: Victoria Nyanza, Burton üSpeke tarafından 1859 ’da, Nil ‘in menbaı ve Ripon şelâlesi ise, Speke üe Grant tarafından 1862 ’de * keşfedildi, Stanley, Uganda’ya 1S75 ’te vâsıl oldu ve buradan meşhur          mektuplarım yazdı,

Stanley bu mektuplarında, esir ticâreti yapan Arap­ların nüfuzu altında bulunan, İslâm dinine güleryüz gösteren fakat hıristiyan misyonerlerinin her türlü faaliyetine açık ve müsâit olan yerli Buganda kırat­lığım anlatıyordu, Hıristiyan misyonerlerinin nüfûzu İleride ülkenin kaderini tâyin edecek ölçüde müessir oldu. Protestan misyonerlerinden müteşekkil bir topluluk, Zengibar’dan gelen Arapların kullandıkları yolu tâkîb ederek 1877’de Uganda’ya ulaştı; bunlan 1879 ’da bir Fransız papaz topluluğu tâkib etti. Bu arada 1864 ’te Albert gölünü keşfetmiş olan Sir Samuel Baker, Türklerle Arapların iştigal ettikleri esir ticâretine son vermekle vazifelendiril­miş olarak 1869’da Hidiv tarafından Sudan’a umû­mî vâli tâyin edilmişti. Esir tâcirlerinin üssü Gon- dokoro idi. En uzak durakları buradan cenuba doğru takriben onbeş günlük mesafede bulunuyordu, Baker, 1872 ’ye doğru Bonyoro ’ya geldi ve burasını Sudan ’a ilhâk etti. Umûmî vali olarak Baker ’i istiblaf eden Gordon’un Buganda kıratlığına gönderdiği vazifelilerden biri Kıral Mutesa’nm sarayında Stanley ile karşılaştı; dönerken berâberînde İngiltere’ye gönderilmek üzere Stanley ’İn meşhur mektuplarım getirdi, Sudan’daki Mahdî îsyânmda Sudan ’m şimâlî Uganda’yı içine alan Ekvator eyâletinin valisi olan Emin Paşa ’nm Hartum üe İrtibâtı kesildi ve hayatı Stanley tarafından kurtarıldı. Emin Paşa ’nm as­kerlerinden bîr kısmı isyân edip, Mısırlı bir subay olan Salim Bey kumandasında Toro ‘da kaldılar.

İç kısımlara doğru Üerîİyerek, bugünkü Kenya ’mn bulunduğu arâziyi kat eden Mombasa [ b, bk. ] yolu o zaman Araplar tarafından açılmış olduğun­dan 1889 ’da Ingiliz Şarkî Afrika ticâret şirketi,

 

ilhâk etmek üzere, Uganda ’ya bîr hey’et gönderdi ve şark sâhilİ ile iç kısımların taksimi için Alman­larla Ingİlİzler arasında yapılan müzâkereler sonunda Uganda îngilizlere bırakıldı.

1890 ’da sâbil boyunca bir dizi müstahkem mev­kiin inşâsına girişmiş olan yüzbaşı (sonra Lord) Lugard, şirketin Uganda ’daki mevzilerini tahkim etmesi için geri çağrıldı. Mutesa’nm oğlu ve halefi Uwanga, hem hıristlyanlar hem de müslümanlar tarafından tahttan indirilmiş ve katolik misyonerleri nezdinde bir melce bulmak için Victoria gölünün cenup ucuna doğru kaçmıştı. Taht’a Kiwewa getirildi. Müslümanlar, âdetlerini benimsemek istemeyen Kiwe- wa ’dan derhal bıktılar, yerine Kalema, kıra! (ka- baka) ilân edildi. Kardeşinin başına gelenden ders alan Kalema hararetli bir müslüman göründü, köy­lüleri, sünnet merasimi dâhîl müslüman âdetlerini tatbik etmeğe zorlayarak büyük sayıda hıristiyanm Ankole’ye hicret etmesine sebep oldu. Bunun üze­rine protestanlar tarafından geri çağrılan Mwanga büyük bir taraftar topluluğu ile döndü, müslüman ordusunu mağlûb ederek pâyîtahta girdi. Müslü­manlar Bonyoro ’ya çekildiler, oradan Buganda içine sık sık akınlardabulundular; Kalema’nın ölümü üzerine de Mutesa’nm kardeşi Mbogo’yu kıral ( kabaka) seçtiler. Lugard gelince Mwanga ’yı ge­çici bir muahede imzalamağa zorladı ve güvenilir bir destek te’min etmek gayesiyle Emin Paşa ’nm kuvvetlerinden artakalan birliklerin başındaki Sâlim Bey’le bir anlaşma yaptı. Bu, Sudanlıların bir kıs­mım Buganda’da askerlik yapmaları İçin hizmete aldı, diğerlerini Bongor ’a ve Toro’daki müstahkem mevkilere yerleştirdi. Müstahkem mevkilere yer­leştirilen Sudanlılar tam murakebe edilmiyordu, üstelik yerli subaylara teslim edilmişlerdi; ülkeyi yağma etmelerine göz yumuldu ve bu şekilde İslâm davası, çevrelerindeki köylerde bu askerlerden ge­reken destek ve hizmeti görmedi.

1892’de İngiliz Şarkî Afrika ticâret şirketi, mas­raflarının ağır olduğunu ileri sürerek, İngiliz hükü­meti, kendisine yardım tahsis etmediği takdirde ülkeyi terk edeceğini bildirdi. Hükümet tahsisat talebini önce reddetti, fakat sonra, kısmen kilise misyoner cemiyetinin bilhassa tahrik ettiği efkârı­umumiyenin tazyiki ile, kısmen de müstemlekedeki servet imkânlarının mevcudiyeti tamamen ispat edildiği için, kararından döndü ve 1894 ’te mes’eleyî yeniden ele alıp Mwanga ile muvakkat bir muahede aktetti.

1897 ’de birbiri ardından isyanlar çıktı. Hâdiselerin aldığı yeni şeklî hiçbir zaman gönül rızasıyla kabûl etmemiş olan Mwanga gizli gizli planlar kuruyordu. Nihayet Mvvanga Buddu ’ya kaçıp isyan bayrağım kaldırdı ise de, Sudan birliklerine mağlûb oldu ve firar edip Alman topraklarına sığındı, O sırada demiryolu projesiyle ’ meşgul olan Macdonald, Rudolf gölü yakınlarında yeni ve bilinmiyen bir bölgenin keşfine me’mur edildi. Macdonald, büyük bir muhafız birliği istedi; çeşitli yerlerde ve hemen hemen kesintisiz bîr şekilde çarpışmakta olan Sudan birlikleri bu işe tahsis edildiler. Tatminkâr ücret verilmeyen, memnun olmayan askerlerden bâzı bölükler bu fırsattan İstifâde edip açıkça başkal- dırdılar, Buganda müslümanlarma haberciler gön­derildi ve reisleri Mbogo ’yu, kendisini tahta çıka­rabilecek olan âsîlerle anlaşmağa ikna etmek için gayret sarfedildi. Fakat Mbogo teklifi reddetti ve îngilizîer’e sâdık kaldı; zîrâ ne âsîlerle işbirliği yapmayı arzu ediyor ne de müteveffa kralın en büyük oğlu olduğundan, Buganda âdetleri hilâ­fına tahta getirilebileceğine inanıyordu. Birlikler isyan hâlindeyken îngilizleri sürüp çıkarmayı de­nemek için Mwanga ’nm Bonyoro mukama ’sı ( kı­ralı) Kabarega İle birleşmesi işleri büsbütün karış­tırdı. İsyan tedricen bastırıldı ve iki kiralın tevkif edilip, hudut dışına, Seychelîes adalarına sürülmeleri huzursuzluklara son verdi, 1899’dan beri ülkede hemen hemen mutlak bir sükûn hüküm sürmeye başladı. Bugandalann ve Buganda’dakİ karışıklık­ların tarihi bu eski müstemlekenin tarihînin bütününü teşkil eder. Bugandalardan sonra bâzan askerî kuv­vetle ve küçük seferlerle, fakat daha çok sulhçu sız­ma siyâsetiyle diğer kabilelerin İngiliz hâkimiyetini tanımaları sağlanmış oldu.

İslâm dini Uganda’ya aym zamanda hem şark sâhilinden, hem de şİmâlden getirildi. Speke, Mu~ tesa ’nm sarayına geldiği zaman, şark sâhili Arap­ları Buganda krallığına kadar hulûl ile orada hâkim bir mevki işgal ediyorlardı. Çok zeki ve müteşebbis bir ırk olan ve oldukça tekâmül etmiş bir idâri teş­kilâta sâhip bulunan Bagandalar esir ve fildişi mu- kâbih Araplardan te’min ettikleri tüfeklerle cîvâr- larmdaki kabilelerle üstünlük te’sisine muvaffak ol­muşlardı ; fakat okuma yazmanın kendilerine vereceği kudreti anladıklarından Araplardan yazının sırrını öğrenmeyi şiddetle arzu ediyorlardı. Araplar, ilk günlerde bu işe yanaşmadılar, buna mukabil onları ihtida ettirmeye çalıştılar. Misyonerler geldiği zaman Bagandalar, bunların, kendileri­ninkinden üstün olduğunu kabûl ettikleri bir kültürü benimsemelerini sağlıyacak başka bilgiler vermeğe hazır ve hattâ buna çok istekli olduklarım derhal fark ettiler. İtibârlarının tehlikeye girdiğini gören Araplar sâhilden hoca getirttiler ve çocukların Svahili dilini Arap harfleriyle okuyup yazdıkları mektepler açtılar. İslâm ile hıristiyanhğm yayılma şansındaki dalgalanmalar iki farklı kültür arasındaki mücâdeleyi aksettirir ve sonunda hırîstiyanlarm kazandıkları üstünlük esas itibariyle hıristîyan mis­yonerlerinin te’mîn ettikleri tahsil kolaylıklarına atfedilmelidir.

Şimâlden gelen İslâmî te’sir aynı ehemmiyette olmadı. İlk zamanlar Türkler ve Araplar teşkilâtsız kabilelere baskınlar yapıp, esir almaktan başka

 

birşey düşünmüyorlardı. Gerçi eyâlet vâlilerinin askerleri ve maiyetlerinin ve diğer Sudanlı me’mur- larm İslâmlaştırma faâliyetinde bir takım başarılan oldu, fakat dışarıdan gelen ve hepsi İslâm dininden olan Sudanlılar, yâni Emin Paşa kuvvetlerinden arta kalanlar, toplu cemâatler hâlinde memleketin her tarafına yayılmış olmalarına ve muayyen bir müddet askerî kuvvetlerin ve âsâyİş teşkilâtının belkemiğini teşkil etmelerine rağmen, halk üzerinde büyük bir te’sir icrâ edemediler. Nil bölgesi halkı­nın meskûn bulunduğu Garbı Nil sahasında maârifi teşvik edip, mektepler açan, İslâm dinini kabul etmiş bâzı reislerin kuvvetli şahsiyeti sayesinde bu dinin son senelerde bâzı inkişâflar kaydetmiş olduğu müşahede edilmektedir, buna mukabil tanassur edip, Avrupahlann nezâretinde, daha mükemmel tahsil imkânlarından istifâde etmekte olan büyük sayıda eski putperest mevcuttur.

[ *955 ’e kadar sâdece bir Ingiliz vâlişi tarafın­dan idâre edilen Uganda, bu tarihten itijbâren, bu vâliye yardımcı olmak üzere kurulan ve 34 ‘ünü Afrikalıların teşkil ettiği 62 âzalı bir icrâ meclisine kavuştu, Uganda, 1961 ’de toplanan Londra konferansı kararlarıyle 9 teşrin 1962’de istiklâlini kazanmışta ].

Bu yazı 140 kere okundu.
Etiketler:
UGANDA TARİHÇESİ
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler