Üçlü ittifak Üçlü İtilaf

Paylaş
 

Üçlü ittifak Üçlü İtilaf

Giderek I. Dünya Savaşına yol açacak olan uluslararası rekabet, geçen yüzyıldan başlayarak belirli safların oluşmasını ve savaştaki tarafların belirlenmesini sağlamaktaydı.

Ingiltere ile Fransa arasında 1904 yılında imzalanan anlaşmadan sonra 31 Ağustos 1907’de, bu kez İngiltere ile Rusya arasında bir anlaşma imzalanmasıyla “Üçlü İtilaf’ kurulmuş oldu. Bu, aynı zamanda, büyük Avrupa devletlerinin saflaşmalarının da esas çizgileriyle belirginleşmesi, dahası kesinleşmesi demekti. Çünkü “Üçlü İttifak” daha geçen yüzyılda oluşmuş. Almanya ile Avusturya Macarıstan ve İtalya birlikte saf tutmuşlardı.

Karşı safın oluşması daha uzun zaman aldı. Bunda, öncelikle Almanya’nın rakibi durumunda olan İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki önemli çıkar çelişkileri başlıca rolü oynamıştı. Fakat Almanya’nın büyük bir hızla güçlenmesi karşısında en önce Fransa ve Rusya aralarında anlaşmaya vardılar (1893). Fransa ile İngiltere’nin uzlaşması ancak 1904 yılında gerçekleşti. Aslında böylece Fransa aracılığıyla İngiltere ve Rusya arasında da bir bağ kurulmuş oluyordu ama bunun yazılı bir anlaşma biçimini alması için 1907’ye dek beklemek gerekmişti.

İngiltere. Fransa ve Rusya arasında bir ittifak kurulmuş olması Almanya’nın izlemekte olduğu siyasetin doğal bir sonucuydu. Çünkü Almanya yeni sömürgeler ele geçirmek ve topraklarını genişletmek için öncelikle bu üç devleti hedefi almıştı. Alman  Başbakanı Bısmarck’ın kaygılandığı ve önlemeye çalıştığı bir durum gerçekleşmiş oluyordu bu yüzden. Bismarck, başbakanlığı srasında Alman İmparatoru I. Wilhelme verdiği bir raporda bu olasılığı şöyle işaret etmişti: “Rusya ile İngiltere arasında dostluk ilişkileri yerine düşmanlık ilişkilerinin var olması ve sürmesi Alman politikasının çıkarınadır, İngiliz-Rus anlaşması gerçekleşirse, bu anlaşmayı Fransa’nın katılmasıyla pekiştirmek her zaman mümkündür. Demek ki İngiliz-Rus anlaşması daha geniş bir koalisyonun ilk temel taşını meydana getirecektir, öyle bir koalisyon ki Almanya için bundan daha tehlikeli bir şey düşünülemez.”

Bismarck’ın çekilişinden sonra ise. Almanya siyasetini değiştirmiş, hele II. Wilhelm imparator olunca oldukça sakınmasız bir politika izleyerek söz konusu devletlerin kendisine karşı bir birlik oluşturmalarını ister istemez kolaylaştırmıştı

Büyük güçler arasındaki çekişme konularından biri de Osmanlı Devleti idi. İngiltere’nin gözü Osmanlı Devletinin Mezopotamya Bölgesindeki topraklarını ele geçirmekteydi. Küçük Balkan Devletlerinden ayrı olarak Avusturya-Macarıstan ve Rusya’nın da Osmanlı Devletinin Balkan topraklarında gözü vardı. İstanbul ve Boğazlar ise İngiltere. Rusya hatta minik Yunanistan için bir fetih hedefiydi. Bu koşullarda Almanya kendisini Osmanlı Devletinin dostu, hatta koruyucusu gibi sunarak tam da İngiltere’nin gözünü dikliği Ortadoğu bölgesinde etkili olmak amacındaydı. Gerçi kendi safındaki Avusturya- Macaristan’ın Osmanlı Devleti zararına giriştikleri faaliyetleri durdurmak gibi bir kaygısı yoktu ama Ingiltere, Rusya ve Fransa karşısında Osmanlı Devleti için bir karşı-ağırlık niteliği taşımasının bütün avantajlarından yararlanıyordu. Böylece Avusturya-Macaristan’ın Almanya’nın müttefiği olmasından ötürü Baltık Denizinden Kafkaslara kadar Rusya, bir Alman tehlikesi altında hissetmeye başlamıştı kendini. Üstelik Balkanlarda ve Boğazlardaki emelleri de suya düşmekteydi. İngiltere de Osmanlı-Alman yakınlaşmasını kendisinin özellikle Hindistan’daki çıkarları açısından tehlikeli bulmaktaydı.

Öte yandan, XIX. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak Uzakdoğu’da yeni bir güç ortaya çıkmıştı: Japonya. Bu devlet de yayılmacı planları içinde kendine başlıca hedef olarak Çin’i ve Kore’yi seçmiş, bu yüzden kısa zamanda batılı sömürgeci güçlere ciddi bir rakip olmuştu. Rusya Çin’e olan coğrafi yakınlığından ötürü Japonya için “baş düşman” niteliğindeydi. Nitekim 1904 yılında Japonya’nın saldırısryla çıkan Rus-Japoo savaşı siyasal sonuçları bakımından AvrupalI sömürgeci güçlerin kendi aralarındaki ilişkileri de etkilemiş, özellikle Fransa, Rusya’nın Uzakdoğu’da Japonya ile savaşa tutuşmuş olmasından ötürü Almanya’nın bir Rus tehlikesinden kaygilanmadan yalnızca kendisine cephe alabileceğini bütün dehşetiyle görmüştü. Dolayısıyla Fransa’nın çıkarı Rusya’nın kendisini Uzakdoğu’da tehlikede hissetmemesindeydi. Bu ise öncelikle İngiltere ile Rusya’nın arasının düzelmesine bağlıydı. Çünkü yine Almanya ile rakabetten ötürü İngiltere ile Japonya Uzakdoğu’daki çıkarlarında uzlaşarak birbirleriyle iyi geçinmeye bakıyorlardı. Kaldı ki İngiltere de benzeri bir durum değerlendirmesi yaparak hem kendisinin hem de Japonya’nın Rusya ile ilişkilerini düzeltmesi gerektiği sonucuna varmıştı.Rusya da kendi açısından daha başka türlü düşünmüyordu. Bir kere Japonya ile yemden kapışmaktan kaçınıyor ve bütün gücünü asıl tehlikeli düşman olarak gördüğü Almanya’ya ayırmak istiyordu. İngiltere ile anlaşması bunu sağlayabilirdi. Tarafların başlıca çıkarlarının böylesine ortak bir noktada birleşmesi anlaşmanın kâğıda dökülmesini kolaylaştrdı İlkin 28 Temmuz 1907’de Rusya ile Japonya arasnda balık avlama alanlarna ilişkin bir anlaşma imzalanmış, bunu 30 Temmuzda imzalanan siyasal nitelikli bir anlaşma izlemiştir. Bir ay sonra da 31 Ağustos 1907de ingiliz- Rus anlaşması bağıtlanmıştr.

Rus-İngiliz anlaşmasının Fransa’nın da yardımıyla imzalanması Rusya ile Ingiltere arasnda çekişme konusu olan birçok devletin de geleceğini belirlemekteydi. Çünkü anlaşmanın kapsamına Afganistan. Tibet ve İran’a ilişkin sorunlar girmişti. Buna göre, İran üç bölgeye ayrılmış, Kuzey bölgesi Rusların, Güneydoğu bölgesi İngilizlerin nüfuz alanı olmuştu. Merkez bölgesi ise tarafsız kalacaktı. Her iki taraf da kendi bölgesinde istediği önlemleri almakta özgür olacak, buna karşılık doğrudan ya da bir müttefikinin aracılığıyla dolaylı olarak öbür tarafın bölgesinde yeni çıkarlar elde etmeye çalışmayacaktı. Afganistan ve Tibet de benzeri bir paylaşmanın hedefi olmuşlardı. Rusya. Afganistan’ı “Rus etki alanının dışında” saydığını belirtiyor ve Afganistan’la olan ilişkilerinde İngiltere’nin aracılığına başvurmayı vaad ediyordu. Tibet’le ilgili olarak ise her iki devlet de bu ülkenin iç işlerine karışmamayı ve toprak bütünlüğünü bozmamayı kabul ediyorlar. Çin’in bu ülke üzerindeki egemenliğini tanıyorlardı.

Rus-Japon ve İngiliz-Rus anlaşmalarından sonra ortaya çıkan uluslararası siyasal durum öncelikle İngiltere için büyük bir diplomatik Afganistan’ı “Rus etki alanının dışında” saydığını belirtiyor ve Afganistan’la olan ilişkilerinde İngiltere’nin aracılığına başvurmayı vaad ediyordu. Tibet’le ilgili olarak ise her iki devlet de bu ülkenin iç işlerine karışmamayı ve toprak bütünlüğünü bozmamayı kabul ediyorlar. Çin’in bu ülke üzerindeki egemenliğini tanıyorlardı.

Rus-Japon ve İngiliz-Rus anlaşmalarından sonra ortaya çıkan uluslararası siyasal durum öncelikle İngiltere için büyük bir diplomatik zaferdi. Hem dünyanın dört bir bucağındaki sömürgelerini ve buralara giden stratejik yolları, geçitleri güvenlik altma almış, hem de Almanya’yı doğudan ve batıdan kıstırmış oluyordu. Almanya ise izlemiş olduğu aşırı saldırgan politikasından ötürü büyük bir yalnızlığın içine düşmüştü. İtalya’nın 1902 yılında Fransa ile anlaşarak Üçlü İttifaktan fiilen ayrimasından sonra güçsüz bir müttefik olan Avusturya-Macaristan’dan başka dostu kalmamıştı. Geçen yıllar içinde de en büyük rakipleri aralarında anlaşırken, Almanya Osmanlı Devletini yanına çekmekten daha ileri bir diplomatik başarı gösterememiş, taraflar savaşa giden yolda son hazırlıklarnı tamamlamaya dalmışlardı.

http://bilelimmi.com/unite-2-milli-uyanis/

http://bilelimmi.com/1-dunya-savasi-oncesi-osmanlinin-genel-durumu/

Bu yazı 19 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/