Türkiye’de Sinemacılık Tarihi

Paylaş
 

Türkiye’de Sinemacılık Tarihi

Türkiye’ye ilk sinema 1896-97 yıllarında gelmiştr. İstanbul’da Galatasaray’da Sponek adlı bir adamın birahanesinde gösterilmiş, on beş gün sonra da Şehzadebaşı’nda. Direklerarası’ndaki Fevziye Kıraatanesi’ne geçmiş­tir. Bu sinemayı getiren adı bilinmiyen bir Fransız ressamıdır. Sinema işini esaslı bir ticaret olarak ilk defa ele alan Sigmund Weinberg adlı Türki­ye’de yerleşmiş, Romanya uyruklu bir Leh Yahudisi olmuştur. Weinberg Fransız Pathe kum­panyasının acenteliğini alarak önce sinemacılığa  bir zaman sonra da filimciliğe başladı. İlk açtığı sinema salonu Tepebaşı’nda, Şehir Tiyatrcsu’nun şimdi yıkılmış olan eski Kornodi Kısmı’nın bulunduğu yerdeki Patho Sine­ması ¡di Bu sinema 1908’de açılmıştır.Bizde sinema yıllarca, tiyatrolarda olduğu gibi, kadınlara ayrı, erkeklere ayrı gösteril­di İstanbul kadınları ilk defa Pangaltı’da, Asaduryan’ların açmış olduğu sinemada filim sey­rettiler Burada haftada iki kere kadınlara filim gösteriliyordu.O sırada Istanblu Sultanisinde dahiliye müdürü olan Fuat Uzkınay sinemacılığa me­rak sararak. Pathc Sineması makinistinden filim oynatmasını öğrendi. Sonra okul müdü­rünü, okulda filim göstermeye ikna etti. 1910 da İstanbul Sultanisinde bir sinema teşkilâtı kuruldu. Fuat Uzkınay ile öğretmenlerden Şa­kır Seçen, filim seçmek işiyle görevlendi­rildiler 1914’e kadar bu durum böylece sürdü.

Türk müteşebbisler tarafından ilk Türk si­neması 19 mart 1914’te İstanbul’da gene Fevziye Kıraatanesi’nde açıldı. Adı Millî Sinema idi. Sahipleri de Murat vc Cevat beylerdi. Millî Sinema’dan üç buçuk ay kadar sonra da İstanbul’da Sirkeci’de ikinci Türk sineması açıldı. 6 temmuz 1914’te açılan bu sinemanın adı Ali Efendi Sineması idi. Ali Efendi o za­manlar Sirkeci’de meşhur bir lokantanın sa­hibiydi İstanbul Sultanisi’nden ayrılan Fuat Bey’in teşvikiyle Ali Efendi yeğenleri ile, öğ­retmen Şakir ve Kemal Seden kardeşlerle bir­likte bu sinemayı açtı.

İlk Türk Filimleri

Türkiye’de sinema oynatmayı ilk öğrenen Fuat Uzkınay, aynı zamanda ilk Türk filim operatörüdür. İlk çevirdiği filim de, Ruslar’ın Yeşilköy’e kadar geldikleri günlerin acı hâtı­rası olan, 1914’te dinamitle uçurulan âbide­nin yıkılmasına ait bir aktüalite filmidir.Fuat Bey’den sonra devamlı olarak ilk aktüalite filimlerini, ayrıca ilk konulu filmi Weinberg çevirmiştir. Bu ilk yerli filmin adı «Himmet Ağa’nın lzdivacı»dır bu eser o za­manlar İstanbul tiyatrolarında çek oynanan bir komedi İdi Filmin çevrilmesine 1914’te başlandı. Artistlerden bazılarının askere alın­ması üzerine yarıda kaldı. Sonradan tamam­lanarak 1918-19 yıllarında İstanbul halkına gösterildi.Savaş yılları içinde Almanya’ya giden Har­biye Nazırı Enver Paşa, memlekete dönüşün­de, Türk ordusunda bir ordu filim merkezi kurulmasını istedi. Merkez Ordu Sinema Dairesi adını taşıyan bu müessese 1917’de kurul­du. Bu teşkilâtı başlangıçta Weinberg idare etti, yerine Fuat Uzkınay getirildi Bu mües­sese şimdi üniversite olan, o zamanki Harbiye Nezareti’nin varındaki su deposunun altında bir binada idi. Savaş sonuna kadar faaliyette bulundu, propaganda, aktüalite filimleri çe­virdi.Gene Birinci Dünya Savaşı yıllarında başka yarı askerî bir müessese daha konulu filimler meydana getirdi. Adı Müdafaa-i Milliye Cemi­yeti olan bu cemiyet İkinci Balkan Harbi’nde kara ordusuna yardım için kurulmuştu. Sa­vaşın ikinci yılında cemiyet bazı güzel sanat eserleri meydana getirilmesini, bu arada da film çevrilmesini düşündü. Savaş yüzünden Fransa’dan, İtalya’dan filim de gelmiyordu, yerli filimciligin kurulması için en elverişli za­mandı. Cemiyetin, Divanyoiu’nda şimdiki Sağ­lık Müzesi’nin bulunduğu binanın alt katında bir stüdyo kurularak işe başlandı Birkaç kü­çük aktüalite ve propaganda filminden ayrı üç tane de büyük filim çevrileli: «Pençe», «Ca­sus», «Alemdar Vakas:.» 1917’de çevrilmiş olan filimlerde o zamanın Darülbedayi (Şehir Tiyatrosu) artistler? oynamıştı. Birinci gösterişler Beyoğlu Fransız Tiyatrosu’nda, ikinci gösterişler de İstanbul Alemdar Sineması’nda yapılıyordu. «Pençe» ile «Casus» halka gösterildi, 1918 sonbaharın­da çevrilen «Alemdar Vakası» savaşın sonun­da cemiyetin dağılması yüzünden montajı ya­pılamadan kaldı.

Müdafaa-i Milliye Cemiyeti stüdyosu kapa­nırken, başka bir stüdyo açılıyordu. Savaş so­nunda ordu filim merkezi lâvedilirken, mal­zemenin düşmanın eline geçmemesi için bü­tün teşkilât Malûl Gaziler Cemiyeti’ne veril­mişti. Malûl Gaziler, ilkin, Divanyolu’ndaki cemiyet merkezinde, sonra Vezneciler’de bir stüdyo kurdular. Bu stüdyonun müdürü Fuat Uzkınay, rejisörü ele aktör Ahmet Fehim Efen­di oldu. Bu stüdyoda şu filimler çevrildi: «Mürebbiye» (Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın); «Binnnz» (Yusuf Ziya Ortaç’ın); «Bican E:endî Vekilharç»; «İstanbul Perisi» (Reji­sörlüğünü muharrir Fazlı Necip yaptı). Bun­ların içinden «Binnaz» Londra’da da gösteril­di, pek beğenildi. Uzun zaman bir daha Bin­naz ayarında bir filim çevrilemedi. Malûl Ga­ziler Cemiyeti’ne emaent verilen malzeme 1927’de ordu tarafından geri alındı. Böylece Malûl Gaziler stüdyosu da tarihe karıştı.

Filimde İlk Türk Kadınları

Bundan sonra, ilk filim şirketinin kuruldu­ğunu görüyoruz. Türkiye’de ticaret düşüncesiyle kurulan ilk özel filim şirketi Kemal Filim’dir. 1919’da kurulmuştur.Kemal ve Şakir Seçen Kardeşler 1914’te Sirkeci’de açılan Ali Efendi Sineması’na ortak olarak sinemacılığa girmişlerdi. 1919’da dışa­rıdan filim getirmeye başladılar. 1922’de birde stüdyo kurarak yerli filim işine de atıldı­lar. Bu filimlerin rejisörlüğünü Muhsin Er- tuğrul yapıyordu. «Kız Kulesi Faciası», «Ateş­ten Gömlek», «Sözde Kızlar», «Nur Baba» gibi zamanın çok beğenilen fil imlerini çevir­diler. O zamana kadar bu filimlerde çokluk Beyaz Rus ve Ermeni aktörlerle aktrisler oy­nardı. Türk kadınının ilk defa rol aldığı filim «Ateşten Gömlek»tir. Bu filimde Neyyire Ertuğrul ile Bedia Muvahit oynamışlardır.

Türkiye’de Sesli Filim ve Renkli Filim

İlk Türk sesli filmi İpek Film’in 1931’de çevirdiği «İstanbul Sokaklarında»dır Rahmi adında yeni bulunan bir gençle Şehir Tiyatro su artistlerinin oynadıktan bu filimde Misklı sanatkâr Azize Emir ile Yunanlı arrî Gavrilides de rol almıştı Bu filmin iç sahneler» Paris’te Tebis stüdyolarında çevrilmiştir On­dan sonra çevrilen operet serisi: «Cici Berber», «Söz Bir Allah Bir», «Akasya Palas», «Leblebici Horhor Ağa» ar­tık tamamen İstanbul’da çekilip seslendiril­miştir. İçinde renkli bir parça bulunan ilk Türk fil mî 1949’da çevrilen «Çıldıran Kadın» olmuş­tur Filimde gayet kısa süren bir Kız Kulesi manzarası renklendirilmişti.

İlk renkli Türk filmi 1952’de, Muhsin Ertuğrul’un Küçük Sahne sanatkârlarına çevirtmiş olduğu «Halıcı Kız»dır. Dokümanter rek­lâm filmi olarak çevrilen ilk Türk renkli filmi 1953’de, Ali İpar’la İlhan Arakon’un hazırla dıkları «Bir Şehrin Dcğuşu»dur. Bu kısa fi­limde İstanbul şehri reklâm edilmişti Milletlerarası alanda ilk Türk millî dokü­manter filmi, Almanya’daki filim yarışmasında gümüş madalya (ikincilik madalyası) alan «Hitit Güneşi»dir. 1956’da bu filmi Edebi­yat Fakültesi’nden Prof. Mazhar Şevket İpşiroğlu ile Prof. Sabahattin Eyüboğlu hazır­lamışlardır.

İkinci Dünya Savaşı başında duraklıyan Türk filîmciliği, harbin sonuna doğru kıpırdamaya başlamıştır. Bu devrede bir, İki çe­kingen öncü hareketten sonra yavaş yavaş beş, altı şirketin kurulduğunu, bunlardan bir­kaçının ilkel de olsa stüdyolar kurduklarını görüyoruz. 1947 yılında yerli filimlerden alı­nan Temaşa Vergisi’nin %20’ye indirlimesi filimciliğimize yeni bir hız ve hareket verdi. Evvelce ikinci ve yardımcı bir iş olarak yapı­lan sinema artistliği, rejisör ve teknisyenliği hakiki bir meslek haline gelmeye başladı. Bil­hassa 1957’de Türk parasının yeniden ayar­lanıp doların dokuz liraya çıkması neticesi Türkiye’ye gelen yabancı filimlerin fiyatları üç misil pahalılaşıp ve bu yüzden ithalâtçılar gayet az filim getirmeye başlayınca, Türk filimleri geniş bir talep karşısında kaldı. Bu­nun neticesi dünyanın hiçbir yerinde olmı- yan bir şey oldu. Filimcilikle o güne kadar il­gisi olmıyan birçok kimse bu sahaya atıldı. Yüzden fazla filim şirketi kuruldu. Artistler, rejisörler kendi hesaplarına da filim çevirmeye başladılar. Bu yüzden son yıllarda sene­de yüz civarında filim çevrilir oldu ki, bu Türkiye’nin kendi çapına göre benzeri mem­leketler arasında bir rekordur.

Yerli filimcilik, son yıllarda kabiliyetli ak­törler, rejisörler ve teknisyenler yetiştirmesine, Avrupa filimleri ayarında birkaç eser ver­mesine, civar ülkelere sık sık filim ihraç et­mesine rağmen sadece kârlı bir ticaret alanı olarak kalmış, henüz Avrupa’daki benzerleri gibi müesseseleşip oturmamış, sanayileşeme­miştir.

Bir Filim Nasıl Çevrilir

Filim bîr tek kişinin değil, ayrı ayrı kişi­lerin zincirleme giden iş birliğinden mey­dana gelmiş bir eserdir. Bir filmin yaratılma­sında emekleri geçenleri sırayla gözden ge­çirelim.

Rejisör. — Sinemada rejisörün vazifesi bir nevi yaratmadır. Hikâyeyi senaryodan filme aktarırken, bunun için lüzumlu olan birçok unsurları; zamanını, mekânını iyi nispetler dahilinde yuğurup, akıcı bir filim meydana ge­tirmek suretiyle bir konuya hayat verir. Bu­nun için rejisörün elindeki imkânların baş Ucaları şunlardır: 1 — Hikâye ve senaryo; 2 — Artist ve oyun; 3 — Kamera; 4 — Fi­lim basma ve dekopaj; 5 — Ses ve müzik.

Bu unsurları kullanış şekline göre, rejisör filme kendinden bir şey katar ki, bu onun görüşü, hissedişi, yani üslûbu olur. Her reji­sör her zaman bu unsurların hepsinden bir­den âzami imkân sağlıyamaz. Tecrübe ve bil­gisine göre bunlardan bazıları ön plâna geçe­bilir

Artist. — Bir filimde konuyu canlandıran başlıca elemandır. Sinema artistinin tiyatro artistinden farkı, özellikle sesli filim çıktık­tan sonra artmıştır. Bir kere, tiyatro artisti seyirci karşısında devamlı olarak akan bir eser oynamaya alışmış olduğundan, konunun etkisi altındadır. Sinemada İse konu ufak par­çalara, sahnelere bölünmüştür. Artist hikâye­nin bütününün değil, o sahnedeki anın etkisin- dedir.

Rejisörlerin artistler üzerindeki etkisi de önemlidir. Bir kısmı kendi görüşlerini, du­yuşlarını artistlere belirterek, kendi üslûpla­rını onlara aşılarlar. Bir kısmı kuvveti’ artist­lere olduğu gibi teslim olup onların oyun tarzlarını kabul ederler. Bazı rejisörler sayı­sız provalarla onlardan iyi netice almaya ça­lıştıkları gibi, bazıları da birkaç kamera ile çalışarak, çekilen filîmlerin içinden en iyisi­ni seçip en başarılı oyunu alırlar

Senaryo. — Tiyatroda piyes neyse, filimde de senaryo odur. Yalnız, piyes tamamen sö­ze dayanırken, senaryo daha çok harekete da­yanır hattâ hiç sözsüz de olabilir. Sonra, pi­yes artistlerin hareketine karışmaz, onlara oyun serbesligi verir; senaryo bütün hareket­leri tesbit eder

Senaryo 100-150 daktilo sayfası kadardır. Sayfa yukarıdan aşağıya doğru ikiye bölün­müştür Solda konunun psikolojik izahı, ar­tistlerin karakterleri, belli sahnelerdeki ha­reketleri, dekorun, mekânın izahı yapılır. Sağda da yalnız «diyalog» (konuşmalar) ya­zılır

Senaryo birkaç devrede meydana gelir. On­ce konunun 5-6 kağıtlık bir Özeti yapılır. Bu­na «sinopsis» (genel görünüş) denir. Bu si­nopsis üzerinde rejisör, senarist, daha başka teknik elemanlardan bazıları toplanıp tartı­şır, düzeltmeler yaparlar. Senarist bundan sonra hikâyeyi büyüterek 30-40 sayfalık bir hale getirir; buna «treatment» (işleniş) de­nir. Bunun üzerinde de düzeltmeler yaptıktan sonra tam boyda kaba bir senaryo meydana getirilir Bu da düzeltildikten sonra ya aynı senarist, ya da konuşmaları yazmakta uzman elan yazarlar diyalogları yazarlar. Sahnelerin, filmin tam zamanı tesbit edilir. Bunun üze­rine senaryo çekilebilecek hale getirilerek «continuity» (sürekli sahneler) adını alır.

Senaryonun çekimi hiçbir zaman hikâyenin başından başlayıp, sonuna doğru gidilerek sı­ra ile olmaz. Rejisör bunun üzerinde «senar­yo dekupajı) denilen parçalamaları yapar. Senaryoyu önce «dış sahneler», «iç sahneler» diye ikiye ayırır. Sonra bunların içinden aynı yerde çekilecekleri, sırası ne olursa olsun, bir araya toplar. Bunlar gruplandırıldıktan son­ra «iş senaryosu» tamamlanmış olur, filim çevrilmeye başlar.

Kameraman (operatör). — Filmi çekmek için kullanılan makineye «kamera», bunu kul­lanana, ya da emrindeki yardımcılara kullan­dırana «kameraman» (operatör) denir. Se­yircinin ilgisini bir noktaya toplamak veya da­ğıtmak için kamerada değişik objektifler, de­ğişik hareketler kullanılır

  1. — Objektifler: Kamera sabit kalmak şartiyle konu değişik yakınlık ve uzaklıktan çekilebilir. Uzaktan çekilen sahneye «uzak plân» denir ki, buna manzaralar, sokaklar, insar. kalabalıkları vs. girer «Orta plân»da bunlar daha yaklaşmış, büyümüş olur. O za­man manzaranın, sokağın bir parçası, insan kalabalığından da iki, üç kişi girer. «Yakın pl3n»do manzaradan yalnız bir ağaç, bir evin kapısı, konuşan iki insan belden yukarı ola­cak kadar iri, yakın girer. «Büyük plân» de­nilen yakın görüşte ise insanın yüzü, eli, bir

kapının bir parçası gibi çok yakın, perdeyi kaplıyan ayrıntılar çekilir. Bunlar için «açık açılı objektif», «portre objektifi», ya da «te­le objektif» kullanılır.

  1. — Kompozisyon: Çekme anında eşya­dan, ışıktan faydalanarak güzel resim ver­mek, seyircinin üzerinde bir etki yaratmak için hazırlanan sahneye «kompozisyon» denir.
  2. — Kamera açısı: Kamera sahneyi, ya yukarıdan aşağıya, ya aşağıdan yukarıya doğ­ru, ya da aynı seviyede çeker Her çekiş ko­nunun o andaki havasına bağlıdır. Yukarı­dan çekiş eşyayı, insanları küçültür, aşağı­dan çekiş ise büyük, heybetli gösterir.

4 — Hareket: Kameranın açısını değiştir­meden, bir araba üstünde ileriye, geriye, ya­na doğru hareketleri vardır ki, buna «travel­ling» (gidiş-geliş) denir Bir de ayakları üze­rinde sabit olduğu halde makina, boyun dön­dürmek gibi, sağa, sola, yukarı, aşağı doğru oynar ki, buna da «pan» (dönme) derler. BuıMar artistlerin hareketlerini, onlarla bir­likte yürüyormuş gibi takibe, onlara yakla­şıp uzaklaşmaya, makina sabit kaldığı zaman­lar da görüşiyle onları takibe, etrafını tara­maya yarar

  1. — Işık: Hikâyenin anlatılmasında, gü- ezl resim elde etmede ışığın rolü çek önem­lidir. Parlak, rahat ışıklar, neşeli bir hikâye­yi daha da hafif yapabileceği gibi; loş, huz­meli ışıklar bir korku filmini daha da heye- can!andırabilir
  2. — Hız: Makina saniyede 24 kare resim çekmek üzere ayarlanmıştır. Bazı sahneler yavaş çekilerek, yavaş çekilip hızlı oynatıla­rak, ya da bu hareketlerin tersi yapılarak el­de edi’ir. Bir yarış atının koşu ayrıntılarını verebilmek için filim saniyede 24 kareden çok daha hızlı çekilir. Normal oynatıldığı za­man atın hareketleri çok yavaşlar. Komedi fi- limlerinde ise koşuşmalar, yavaş çekilerek normal oynatıldığı zaman büyük bir hız İçin­de geçer. Bu hareketlere «kare düşürme» ve­ya «kare artırma» denir.

Ses ve Müzik. — Sesli filimde ses ve müzi­ğin rolü öteki unsurlar kadar, bazı müzikal ve Miki filimlerir.de ise çok daha önemlidir. Ko­nuşmalar, iyi kullanılmak şartiyle, hikayeyi daha anlaşılır, daha iyi duyurur bir hale ge­tirir. «Efekt seslen» denilen, ayak hareketle­rinin, kapıların açılıp kapanmasının, bardağa konan suyun sesleri, otomobil, tren, fırtına gürültüsü gibi sesler filmi daha etkili yapar. Müzik, müzikal filimlerde olduğu gibi ya fil­min içinde kullanılır, ya da filme konusuna göre daha kuvvetli bir hava versin diye «fen müziği» olarak, filmin akışını durdurmadan arka plânda çalınır. «Üçüncü Adam» adlı fil­min fon müziği bunun en güzel örneğidir.

Dekor. — Bir filmi stüdyoda çekmek için, konunun geçtiği yerin sahnesini stüdyoda yap­maya «dekor yapmak» denir. Stüdyolardaki dekoratörlerin çoğu mimar, estetik sahibi kimselerdir. Yanlarında bir sürü demir, tah­ta, plâstik işlerinden anlıyan uzmanlar çalı­şır. Dekoratörlerin çizdiği plâna göre dekor­lar hazırlanır.

Editör. — Filmin negatifini pozitife basan teknis/endir.

Dekupaj ve Montaj. — Fiimin negatifi çe­kildikten, yıkandıktan sonra sahnelerin ba-

şındakî «klâket» numaralarına göre bunları sahne sahne ayırıp derleme işine «dekupaj» denir. Bu parçalar pozitife basılarak küçük bir oynatma makinası ve perdesi olan bir ça­lışma masasında, senaryoya, filmin akış sıra­sına göre arka arkaya ek;enir. Bu kaba taslak tamamlanan filme «iş kopyası», bu filimleri ekleyene «montör», ekleme işine de «pozitif montaj» denir. Bu iş kopyası perdede oyna­tılarak ufak tefek fazlalıkları çıkarıldıktan sonra, buna göre filmin «negatif montajı» ya­pılır. Bundan sonra oynatmaya gönderilecek bütün pozitif kopyalar bu esas negatiften ba­sılır.

Klâketçi. — Filim daha senaryo halindey­ken sahnelere ayrılmış ve sahneler numaralan­mıştır. Her parça çevrilmeden önce, kamera çalışmaya başlarken, klâketçi üzerinde filmin adı, sahne numarası yazılı bir kara tahtayı objektife doğru bîr an tutar Bu kara tahta sahnenin başına çekilir. Filmin dekupajı yapı­lırken bu numaralar sahnelerin kolayca bu­lunmasına yarar. Montajda bunlar kesilip atılır.

Makiyaj. — Sinemada en önemli unsurlar­dan biridir. Bugün makiyajla genç artistler tabiîye yakın bir şekilde 15-20 yaş yaşlandıralabildîkleri gibi, yüzlerinin kırışıklıkları çe­şitli pomatlarla kapatılarak, takma saç, kir­pik takılarak yaşlı artistler de çok genç hale getirilebilir. Ayrıca gene makiyajla bir artist, bambaşka bir insan kılığına sokulabilir, Fre* dric March’ın «Mark Twain», Montagu Love’ in «George Washington», Paul Muni’nin «Emile Zola» makiyajlari bu mesleğin birer şaheser örneğidir. Bugün bütün filimlerde artistlerin yüzleri, tabiî hallerinde görünseler bile, objektife, ışıklara göre makiyaj yapıl­madan çekilmez. Kadınlar için her sabah ma­kiyaj müddeti bir buçuk, erkekler için bîr saat sürer.

Prodüktör. — Bir filmi her şeyiyle yapan, baştan sona kadar idare edip bitiren adam­dır. Bu, sermayedarın kendi de olabileceği gibi, bir şirket namına filmi yapmayı üzeri- ne almış bir kimse de olabilir. Senaryoyu, re­jisörü o seçer, başlıca işleri yardımcıları va- sıtasiyle o idare eder. Filmin maliyetini o he­saplar, bütün parayı o harcar.

http://bilelimmi.com/eyup-tarihcesi/

http://bilelimmi.com/beyoglunun-tarihcesi/

http://bilelimmi.com/olimpiyatlarin-tarihcesi/

Bu yazı 107 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/