TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Paylaş
 

TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye ile itilaf Devletleri arasında eşit şartlara göre yapılmıştır. Bu antlaşma, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinin temelini oluşturmuştur. Böylece Türkiye, dünya devletleriyle yeni bir siyasi ve hukuki düzen kurmuştur. Bu düzen, siyasi yönüyle günümüzde de devam etmektedir.

Lozan Barış Antlaşması’nın ardından stratejik önemi artan Türkiye sağlam temellere dayalı bir dış politika izlemeye başlamıştır. Bu yeni dönemde Atatürk’ün söz ve düşünceleri dış politikaya yön vermiştir. Bu politika, her şeyden önce ülke sınırlarını korumaya dayalıdır. Türkiye, yeni toprak kazanma amacında olmamış, komşularıyla barışın korunması için çalışmıştır. Türkiye, uluslararası toplantılar ve ziyaretlerle dünya devletleri ile iyi ilişkiler kurmuştur.

 

DIŞ POLİTİKAMIZ ŞU ESASLARDAN OLUŞMAKTADIR

Barışçıdır: Türkiye, Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi çerçevesinde, devletlerarası sorunların çözümünde eşitliğe dayanan dostluklar ve ittifaklar kurmayı amaçlar.

Bağımsızdır: Ülkemiz bağımsızlığını her şeyin üstünde tutarken, diğer devletlerin dış politikalarından ve yönetim sistemlerinden etkilenmez.

Gerçekçidir: Dış siyasette Türkiye dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmeleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirmeyi amaçladığı hedeflere yönelir.

Hukuka Bağlıdır: Devletlerarasındaki meselelerin hukuki yollardan, diplomasi yoluyla ve eşitlik ilkesi ile çözümlenmesi, Türkiye’nin benimsediği bir yoldur.

Milli Güce Dayalıdır: Türkiye, ülke menfaatlerini ve kendi halkını dikkate alan, bilim ve teknolojiyi rehber kabul eden milli bir dış politika takip eder.

 

Lozan Barış Antlaşması’nda çözümlenemeyen meseleler nelerdir?

*Yabancı Okullar sorunu ( Fransa- İngiltere)  *Musul meselesi (İngiltere)  *Nüfus Mübadelesi(Yunanistan) *Boğazlar meselesi    (Boğazlar komisyonu)   *Hatay meselesi(Fransa-Suriye)

 

Yabancı Okullar Türkiye’ye Bağlanıyor

Atatürk, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında yabancı okulların zararlı faaliyetlerini yakından görmüştü. Bu nedenle meseleyi Lozan Barış Görüşmeleri’nde bir çözüme kavuşturmak istiyordu.

Lozan Barış Antlaşması’nda yabancı okulların Türk hukuk kurallarına uymak şartı ile çalışabilecekleri kararı alınmıştı. Türk Hükümeti, daha sonra bu okulların çalışmalarını milli menfaatlerine uygun olarak yeniden düzenledi. Buna göre Türkçe dersi yanında tarih ve coğrafya dersleri de Türk öğretmenlerce, Türkçe olarak okutulacak ve okullar Türk müfettişler tarafından denetlenecekti.

Alınan bu kararlar, başta Fransa ve İngiltere olmak üzere yabancı devletlerin tepkisine yol açtı. Tüm

tepkilere rağmen olayı bir içişleri meselesi olarak değerlendiren Türkiye, aldığı kararın arkasında durdu. Daha sonra da kurallara uymadığı için pek çok yabancı okulu kapattı. Geri kalan okullar, kapatılma tehlikesi karşısında, alınan kararlara uymak zorunda kaldı. Böylece Türkiye bu sorunu bağımsız bir devlet olarak kendi kanunları çerçevesinde çözümlemiş oldu.

 

Musul Hangi Devletin Olacak?

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra toplanan Lozan Konferansı’nda Türk heyeti, Musul’daki nüfusun çoğunluğunu Türklerin oluşturduğunu ortaya koyarak bölgenin Türkiye’ye bırakılması gerektiğini söyledi. İngilizler ise bölgenin, sömürgeleri durumundaki Irak’a ait olduğunu iddia ettiler.

Türkiye ile İngiltere bu konuda anlaşamayınca Musul sorununun Lozan Konferansı’ndan sonra, Türkiye ile İngiltere arasında dokuz aylık bir sürede yapılacak görüşmelerle çözümlenmesi kararlaştırıldı. Eğer bu ikili görüşmelerde sonuç alınamazsa mesele Milletler Cemiyetinin vereceği karara göre çözümlenecekti.

Bu süreçte Türkiye ile İngiltere arasında İstanbul’da gerçekleşen görüşmelerde sonuç alınamadı. Bu nedenle konu Milletler Cemiyetine taşındı. Türkiye’nin henüz üyesi olmadığı Milletler Cemiyeti, İngiltere’nin etkisiyle bölgenin Irak’a bağlanması kararını aldı. Türkiye, başta bu haksız kararı kabul etmek istemedi. Musul Sorunu’nu çözebilmek için bir askeri harekata girişmeyi düşündü. Ancak iç (Şeyh Sait İsyanı) ve dış gelişmeler Türkiye’yi zor durumda bıraktı. Yeni bir savaş çıkmasını istemeyen Türkiye, İngiltere ile anlaşma yoluna gitti. 5 Haziran 1926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması’yla Musul, İngiltere’nin mandası altındaki Irak’a bırakıldı. Buna karşılık 25 yıl süreyle Irak’ın petrol gelirlerinden %10’luk bir pay Türkiye’ye verilecekti.

 

Yunanistan ile Nüfus Mübadelesi

Lozan Barış Antlaşması’na göre, Türkiye’deki Rumlarla, Yunanistan’daki Türkler mübadele (değiş tokuş) edilecekti. Yalnız İstanbul’da yaşayan Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkler mübadele dışında kalacaktı. Bunun için Türk ve Yunan temsilcilerinden oluşan bir komisyon, 1923 yılında çalışmalarına başladı. Ancak Yunanistan, İstanbul’a ne zaman yerleşmiş olduğuna bakılmaksızın bütün Rumların mübadele dışında tutulmasını istedi. Bu, İstanbul’da önemli bir Rum nüfusun kalması anlamına geliyordu. Bu istek, iki taraf arasında anlaşmazlığa sebep oldu.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in dostluk girişimleri ve Balkanlarda bir ittifak sistemi kurma gayretleri, Türkiye ve Yunanistan arasında mübadeleden kaynaklanan sorunların aşılmasına yardımcı oldu. 10 Haziran 1930 tarihinde yapılan anlaşma ile mübadele meselesi çözüme bağlandı. Geldikleri tarih ne olursa olsun İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri yaşadıkları yerde etabli (yerleşmiş) sayıldı.

Boğazlarda söz Türkiye’nin

Tarih: 20 Temmuz 1936 Yer: İsviçre’nin Montrö şehri

Taraflar: Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ni imzalayan Türkiye, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan

Türkiye’nin imzaladığı Lozan Barış Antlaşması da Boğazlar bölgesinde Türkiye’nin egemenliğini kısıtlamaktaydı. Bu antlaşmanın hükümlerine göre Boğazlar askerden arındırılmış, bölgenin kontrolü için de uluslararası bir komisyon kurulmuştu.

Silahtan arındırılmış Boğazlar 1 930’lu yıllardan itibaren gerginleşen ve silahlanma yarışının başladığı uluslar arası ortamda savunmasız durumdaydı. Boğazların güvenliğini sağlayacak Milletler Cemiyeti gücünü giderek yitirmeye başlamıştı. Avrupa’da yeni bir savaş bekleniyordu. Bu ortamda Türkiye, Boğazların silahsızlandırılmasının kendi güvenliği açısından oluşturduğu sakıncaları gündeme getirmeye başladı. Türkiye, güvenliği için Boğazlar bölgesini silahlandırmayı ve buralarda askeri kuvvet bulundurmayı ve Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılmasını istiyordu.

Türkiye’nin talebiyle toplanan Montrö Konferansı’nda yeni bir Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşmeye göre;

  1. Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, Boğazların savunulması Türkiye’ye bırakıldı.
  2. Boğazlardan geçiş, Türkiye ile Karadeniz’de kıyısı olan devletlerin güvenliğini tehdit etmeyecek şekildedüzenlendi.
  1. Ticaret gemilerine tam bir geçiş serbestliği tanındı. Savaş gemileri için geçiş sözleşme hükümleri ile sınırlandırıldı.

 

 

HATAY TÜRKİYE’YE KATILIYOR

Türkiye, Sakarya Savaşı’nın kazanılmasından sonra Fransa ile 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile Hatay, bazı koşullarla Fransa’nın mandası altındaki Suriye’ye bırakıldı. Buna göre: Fransa, bölgede özel bir yönetim kuracak ve Türk kültürünün gelişmesine engel olmayacaktı. Lozan Antlaşması’nda da Ankara Antlaşması hükümleri aynen kabul edildi.

Fransa 1936 yılında Suriye’nin bağımsızlığını tanıyınca Türkiye de Hatay’ın bağımsızlığı için harekete geçti. Konu, Milletler Cemiyetine taşındı. Türkiye’nin bu kararlı tutumunu gören Milletler Cemiyeti, Hatay’a, iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı bir statü tanıdı. Ancak Türkiye’nin istediği Hatay’ın tam bağımsızlığıydı.

Avrupa’da savaş tehlikesinin de büyümesiyle Fransa, Doğu Akdeniz’in güvenliğini düşünerek Hatay meselesi için Türkiye ile görüşmeyi kabul etti.

Türkiye ve Fransa arasında 4 Temmuz 1938 tarihinde bir dostluk antlaşması imzalandı. Hatay’ın bağımsızlığı bu iki devletin güvencesi altına alındı; Aynı gün Türk askerleri Hatay’a girdi.

24 Ağustos 1938 tarihinde Hatay’da seçimler tamamlandı. 2 Eylül’de toplanan Hatay Meclisi bağımsız devlet için “Hatay Cumhuriyeti” adını kabul ederek cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen ’i seçti.

Hatay Millet Meclisi, 23 Haziran 1939 tarihinde Türkiye’ye katılma kararı aldı. 7 Temmuz 1 939’da Hatay, Türkiye’nin bir vilayeti haline geldi.

NOT: Atatürk’ün ölmeden önce uğraştığı en son mesele Hatay meselesidir.

NOT: Atatürk “Kırk yıllık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz” diyerek Hatay konusundaki kararlılığını ortaya koymuştur. Hatay’ın Anavatana katılması Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü kanıtlar.

 

TÜRKİYE MİLLETLER CEMİYETİNDE

Türkiye, Lozan’da halledilemeyen sorunlarının çözümünde barışçı bir siyaset izlemiştir. Komşularıyla iyi ilişkiler kurmuş olan Türkiye, savaşı hukuken yasaklayan Briand Kellog (Bırayn Kelog) Paktını da imzalamıştır. Ülkemizin bu çabaları, barışı korumak amacını taşıyan Milletler Cemiyetinin dikkatini çekmiştir. Milletler Cemiyeti, Türkiye’yi bünyesine dahil etmek istemiş, ancak ülkemiz 1932 yılına kadar cemiyete girmek istememiştir. Bu düşüncede, cemiyetin Musul meselesindeki taraflı tutumu etkili olmuştur. Şartların değişmesiyle Atatürk, “ancak davet edildiğimiz takdirde” ülkemizin cemiyete üye olabileceğini söylemiştir. 0,Türkiye’nin saygınlığı için bunu çok önemli görmüştür. Sonunda İspanya’nın teklifi, Yunanistan’ın da desteği ile Türkiye, Milletler Cemiyetine davet edilmiştir. Türkiye, 18 Temmuz 1932 tarihinde Milletler Cemiyetine üye olmuştur.

 

KOMŞULARIMIZLA İŞ BİRLİĞİ

BALKAN ANTANTI(9 ŞUBAT 1934)

II.Dünya savaşı tehlikesi, Türkiye’nin öncülüğünde Balkan devletlerini bir araya getirdi. 9 Şubat 1934 tarihinde, Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan arasında Balkan Antantı imzalandı. Bu antantla taraflar, sınırlarının karşılıklı olarak korunmasını karara bağladılar.

 

SADABAT PAKTI(8 TEMMUZ 1937)

İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ve Orta Doğu üzerindeki emelleri, bölge devletlerinin iş birliğini hızlandırdı.

 Türkiye’nin önderliğinde İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937 tarihinde Sadabat Paktı imzalandı. Pakta göre taraflar birbirlerinin sınırlarına saygı gösterecek, bölgesel barışı koruyacaklardı.

 

 

ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜ

Atatürk’ün sağlığı, 1937 yılından itibaren bozulmaya başladı. Atatürk, karaciğerindeki rahatsızlığın teşhis edilmesine rağmen yoğun bir tempoyla çalışmaya devam etti. Dinlenmesi gerekirken 1938 yılı Mayıs ayında Hatay davasına destek vermek için, Mersin’e gitti. Bu gezi Atatürk’ün hastalığının artmasına sebep oldu. İstanbul’a döndükten sonra da hastalığı giderek şiddetlendi. Atatürk vasiyetini yazarak kendisine ait İş Bankası hisselerinin gelirinden Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumuna pay tahsis etmiştir.

8 Kasım günü derin bir komaya giren Atatürk, 10 Kasım 1938 Perşembe günü sabah 09.05’te Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu.

Atatürk’ün naaşı 20 Kasım’da Ankara’ya getirildi. Ertesi gün yapılan törenin ardından Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrine kondu.

Atatürk’ün vefatından sonra, onun ölümsüz kişiliğine yaraşır bir anıtkabir yapılması kararlaştırıldı. Anıtkabir’in yeri için Ankara’nın her tarafından görülebilen Rasattepe bölgesi belirlendi. Türk milletine gömüleceği yer konusunda bir vasiyette bulunmayan Atatürk’ün yıllar önce Rasattepe için söylediği “Bu tepe ne güzel bir anıt yeri” sözü bu seçimde etkili olmuştur.

Anıtkabir’in inşası için 1941 yılında uluslararası bir proje yarışması açıldı. Yarışmaya 49 proje katıldı ve bunlar arasından Emin Onat ile Orhan Arda’nın ortak projesinin uygulanmasına karar verildi.

1944 yılında yapımına başlanan Anıtkabir 1953 yılında tamamlandı. 10 Kasım 1953 tarihinde, Atatürk’ün naaşı, geçici kabri olan Etnografya Müzesi’nden törenle alınarak ebedi istirahatgahı Anıtkabir’e taşındı

http://bilelimmi.com/cumhuriyetin-ilani-2/

http://bilelimmi.com/ii-dunya-savasinda-turkiyenin-tutumu/

http://bilelimmi.com/birinci-dunya-savasi-sunusu/

Bu yazı 41 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/