TIMAR NE DEMEKTİR?

Paylaş
 

TIMAR NE DEMEKTİR?

 

Timar hakkında yayınlanmış eserleri sıralamak niyetinde deği­liz; J. Deny ve Ö.L. Barkan tarafından yayınlanan makalelere gön­dermekle yetineceğiz. Bu iki yazar bu sorun hakkında geniş bir do­kümantasyon oluşturmuşlardır ve araştırmaları iyi bir hareket nok­tası meydana getirmektedir.

  1. Timar terimi — Terime Pehlevi dilinde elem, acı, ızdırap, endişe, şefkat, dikkat, sadakat veya bakım anlamına gelmek üzere rastlanmıştır. Bu olgu Doerfer’in Farsça’daki Türkçe ve Moğolca unsurlara dair ağırlığını hissettiren kitapta sessizce geçilmiştir ve zaten timar terimi ne Türkçe, ne de Moğolca olmadığından, bu kitapta hiç yer almaması gerekirdi. Rumcadaki timarion’a gelin­ce, bu yalnızca, Osmanlıcadan geçmiş bir kelimeden ibarettir.

Büyük Selçuklularm sonuncu hükümdarı Sancar (1117-1157) tarafından yayınlanan Farsça bir hükümde «timar» terimi kullanıl­maktadır ve bu hükmü yayınlayan editör bunu «Venvaltung» (yöne­tim) terimiyle karşılamaktadır. Irak Selçukluları sultanı olan Gi­

 

yas ad-Dünya b. Muhammed b. Melik Şah (1153 – 1159)’ın çağdaşı olan Harizm sultanı II Arslan (1156- 1172)7 tarafından, gene Farsça yazılan bir mektupta «timardarande» terimi görülmekte ve bu «Geschaftstrager» (işgüder, maslahatgüzâr) olarak çevrilmektedir. Daha bu dönemde bile terimin kurumsal bir anlama sahip olup ol­madığı sorulabilir. Sorunu çözmeksizin, 12. yüzyıla ait bazı Farsça hükümlerde timar teriminin varlığını aklımızda tutalım. Venedikli Soranzo’nun terimin Türkçe’ye Farsça’dan geçtiğini bildiğini, ama bu geçişin ne zaman olduğunu belirlemenin güç olduğunu hatırla­talım. Terim Codex Comanicus’da «Heilung, Heilmittel) anlamla­rıyla yer almaktadır; yani Osmanlı devletinin kuruluşundan önce. Ancak Kaşgarlı Mahmud’un sözlüğü bu terimi bilmemektedir. Bu­na karşılık, timar terimi bize kadar ulaşabilen en eski tahrir def­terlerinde ilkel anlamıyla olduğu kadar, kurumsal anlamıyla da karşımıza çıkmaktadır. Timann kurumsal anlamına örnek olarak iki mücmel tahrir defterini zikredelim : H. 835 (1431 – 32) tarihli olan birincisi Amavid Sancağına ve 16-25 Ağustos tarihinde düzen­lenen İkincisi de Premeti ve Görice’ye ilişkindir.

Osmanlı kaynaklarından çıkartılan en eski atıfların gözden ge­çirilmesine başlamadan önce, yönetimin hem kurumu, hem de hak sahibini ifade etmek için başka terimler de kullandığının altını çi­zelim. Bir gelir transferi dirlik adını taşıyabilir. Arapça ikta te­rimi oldukça nadirdir. Hak sahibi için kullanılan terimler şun­lardır : timar eren, timar eri timar yeyen, sahib-i timar sipahi ve süvari. Bazı durumlarda bir timarlı için sahib-i arz, sahib-i zemin, sahib-i raiyyet terimleri kullanılmaktadır. Nihayet bildi­relim ki, Kemah ve Erzincan sancakları tahrir defterlerinin başın­da yer alan tahrir hükmünde, timar yerine ikta terimi kullanıl­mıştır (TT 168).

  1. Kuruma İlişkin en eski atıflar — Şimdi, örneklere dayana­rak, timarın kurum olarak Osmanlı devletinin başlangıcından iti­baren tanındığım göstereceğiz. Bu soruşturmayı yapabilmek için iki cins kaynağa sahibiz : Osmanlı yönetiminin belgeleri ve vekayi (an­latı) kaynaklan. En eski resmi belgeler II. Murad döneminde (1421 – 1451) yapılmış olan arazi sicilleri, I. Bayezid dönemine (1389-1402) ait bir kayıt ve I. Murad (1362- 1389)’a ait bir vakıf senedidir. An­latı kaynakları vekayinameler ve Şeyh Bedreddin’in hayatıdır.
  2. Murad döneminde (1421 -1451) timarlann varolduklarını ka­nıtlamak gerekmemektedir, çünkü onun saltanat dönemine ait tah­rir defterleri bunları zikretmektedirler. 15. yüzyıla ait birçok tah­rir defteri hem Rumeli, hem de Anadolu için daha önceki tarihlere geri gitmeye izin vermektedirler.
  3. Bayezid’in Ankara savaşında uğradığı bozgundan sonra, Os­manlI Devletinin birliğini yeniden kuran sultan olan I. Mehmed (1403 -1421), saltanatı döneminde tevcih edilmiş timarlarla ilişkili olarak, birçok tahrir defterinde zikredilmektedir. Arnavid sanca­ğında H. 835 (1431 – 32) tarihinde kaleme alınan tahrir defteri bir­çok kereler, şu veya bu timann ölmüş sultan döneminde de (mer­hum sultan zamanında) varolduklarını, yani I. Mehmed dönemin­de bunların zaten varolduklarını (1403-1421) işaret etmektedirler. Aym sancak için yapılan H. 838 tarihli (1434 – 35) tahririn yer aldığı defterin bir parçası, gene aym hükümdar tarafından verilmiş be­ratlar sayesinde elde tutulan timarları açığa çıkarmaktadır. Ana­dolu için de kanıtlar hiç eksik değildir. Ankara sancağına ait H. 867 (1462 – 63) tarihli bir tahrir defteri I. Mdhmed (Mehmed Hüdâvendigâr) dönemine ait ıbir timar zikretmektedir. Eski Teke beyliğinin tahririni H. 869 (1464 – 65) yılında yapan il yazıcı şu veya ıbu köyün merhum sultan zamanında tev­cih edildiğini kaydetmektedir. Burada söz konusu olan sul­tan ancak I. Mehmed olabilir. Eğer başka hükümdarlar söz konusu olursa, tahrir kâtibleri daha kesin olmaktadırlar. Hatırlatalım ki, Teke beyliği I. Bayezid tarafından fethedilmiş, An­kara Savaşından (1402) sonra kaybedilmiş ve I. Mehmed tarafın­dan yeniden ele geçirilmiştir. Demek ki, MM 14’ü kaleme alan tahrir kâtibinin, «merhum sultan»dan I. Mehmed’i anladığından şüphe yoktur; II. Murad’a (1421 -1451) atıf yaptığında, aynı kâtib «Merhum sultan Murad han» ifadesini kullanmaktadır.

Birçok kaynak, fetret dönemindeki (1402 -1413) timarlara dair bilgi aktarmaktadırlar. H. 838 (1434 – 35) tarihli, Arnavutluk’taki Premeti ve Görice bölgelerine ait tahrirlerden bir parça, Emir Sü­leyman dönemindeki (1403- 1411) gelir tevcihlerini saymaktadır. Aynı şekilde, mülk olarak muhafaza edilen bir toprağı ve görünüşe bakılırsa hnstiyan olan sahibinin askeri ödevle yükümlü olduğunuda zikredelim. Nihayet, Teselya sancağına ilişkin 1454-55 tarihli bir tahrir defteri Emir Süleyman’ın kardeşi Musa Çelebi döne­mine ait iki timarı zikretmektedir.

Belgeler I. Bayezid zamanma kadar geriye, yani 1402 öncesine kadar geri gitmeye izin vermektedirler. Arnavutluk’taki Premeti ve Görice bölgelerinin 1434-35’de düzenlenmiş tahrir defterlerinden geriye kalan bir parça I. Bayezid döneminde (1389 – 1402) tevcih edilen timarları saymaktadır. 1464 – 65’de kaleme alınan Doğu Ma­kedonya tahririne ilişkin bir defter, I. Bayezid döneminden beri, imamlık yapmakta olan birine tevcih edilmekte olan bir timardan söz etmektedir. Bu aynı tahrir defteri mülkler ve vakıfların lehine verilen hükümleri zikretmektedir. Eski Aydın beyliğine yönelik H. 855-857/1451-53 tarihli bir tahrir defteri birçok kereler Yıldı­rım Hüdâvendigâr, yani I. Bayezid dönemine ait timarları zikret­mektedir. H. 869 (1464 – 65) tarihli Teke Sancağına ait bir tahrir defteri I. Bayezid tarafından İbrahim adlı birine verilmiş olan bir köyü zikretmektedir. Tahrir sırasında gelir 2.536 akçedir ve timarlı, sefer olduğunda bir bürüme ile teçhiz olmuş olarak ve refakatinde bir cebelü olduğu halde orduya katılacaktır. Nihayet, Aydın san­cağına ait 1470-71 tarihli bir tahrir hemen her sahifede 1. Bayezid (Yıldırım Hüdâvendigâr) tarafından tevcih edilmiş timarları zikret­mektedir40.

Tahrir defterleri aynı şekilde, I. Murad’ın saltanatı döneminde (1362 – 1389) timarlarm varlığını zikretmektedirler. Doğu Makedon­ya’da doğancı görevini yapmakta olan birine Gazi Hünkâr (I. Mu- rad) döneminden beri timar verilmişti. Aynı tahrir kâtibi 1464 – 65’de bazı timarların eskiden bugünkü timarlılann babaları ve dedeleri tarafından da tasarruf edildiklerini kaydetmektedir, bu durumda timarlar 14. yüzyıla kadar geriye gitmekte ve bizzat I. Murad’m saltanatı döneminde (1362 – 1389), hatta daha da kesin olarak Geli­bolu’nun fethi (1376-77 kışı) ile bu sultanın ölümü (1389) arasın­daki bir tarihe kadar geri gitmektedir. TT 3 tahrir defterinin yal­nızca I. Murad tarafından tevcih edilen timarlan zikretmekle kal­mayıp; aynı zamanda bu hükümdarın vakıflarını da bildirdiğini işa­ret edelim. Teselya Sancağının tahririni yapan il yazıcı ve tahrir emini, Evrenos bey tarafından tevcih edilen timarlardan, 1454 – 55’de bunların ardıllarının elinde olan timarlan kaydetmişlerdir. Eğer söz konusu olan ata, büyükbaba ise, timann I. Murad döneminde Ev­renos beyin Mora seferi (1387) vesilesiyle tevcih ettiği timarlardan olması kuvvetle muhtemeldir; fakat eğer 1454 – 55’de görevde bulu­nan sipahilerin yalnızca babalan söz konusuysa, bu babalara ti- marlann 1387 seferi mi, yoksa 1395 seferi vesilesiyle mi tevcih edil­diğini bilebilmek olanaksızdır. Anadolu’daki durumu görelim. H. 867 (1462 – 63) tarihli bir Ankara sancağı tahrir defterinden çok sa­yıda bilgi edinilmektedir. Bu defterin kullanımı bazı zorluklar ar- zetmektedir. H. 867 tarihli defteri düzenleyen il yazıcı, çeşitli sul­tanlar tarafından tevcih edilmiş timarlara sıklıkla atıf yapmakta­dır : Gazi Hüdâvendigâr, Hüdâvendigâr, merhum sultan Murad han veya sadece merhum Hüdâvendigâr. Tahrir defteri aynı za­manda tahriri düzenleyen il yazıcının adını da vermektedir; bu H. 867 tarihinden önceki bir tahrir defterinin de yazıcısı olan Timur- taş paşadır. Bütün bu ifadelerin hangi sultanlara tekâbül ettik­lerini belirlemeden önce, yalnızca Ankara sancağının değil, fakat aynı zamanda Germiyan ilinin de tahririni yapan bu Timurtaş paşanın kimliğini belirleyelim56 57 58 59 . Sorun basit değildir. İlgilendiğimin dönemde iki tane Timurtaş paşa vardır: Kara Timurtaş paşa ve Sarı Timurtaş paşa. Bu sonuncusu I. Bayezid döneminde Ankara ve Germiyan sancakbeyi olmuştur. Ankara tahrir defteri (MM 9; TT 117) ve Germiyan tahrir defteri (TT 45; TT 49) bu iki sancakta Timurtaş paşa tarafından il yazıcı ünvanıyla yapılan tahrirleri işa­ret etmektedirler62. Demek ki, bu Timurtaş paşa sancakbeyliğine yükseltilmeden önce il yazıcılığı görevini yerine getirmiştir. MM 9 tahrir defterindeki birçok kısım Gazi Hüdâvendigâr’ın Timurtaş paşamn Ankara tahriri sırasındaki kararlarını değiştirdiğini bildir­mektedirler. Bir başka kayıt daha aym sonuca götürmektedir, fa­kat il yazıcı Gazi Hüdâvendigâr’ı Hüdâvendigâr olarak kısaltmakla yetinmiştir (MM 9, varak 37 v°). H. 867 tarihli tahririn il yazıcısı hiç kuşkusuz I. Murad’a (1362 -1389) atıf yapmaktadır. Germiyan tahrir defterlerindeki (TT 45, TT 49) Hüdâvendigâr teriminin de ay­nı şekilde I. Murad’ı ifade ediyor olması kuvvetle muhtemeldir. Mer­hum sultan Murad han ibaresine gelince, bu ifadeden Sultan II. Murad’ı (1421 – 1451) anlamak gerekmektedir; merhum Hüdâven­digâr ibaresi için de aynı şey geçerlidir. tl yazıcıların çeşitli sultan­ları nasıl ifade ettiklerini açıkladıktan sonra, MM 9 tahrir defterinin I. Murad tarafından tevcih edilmiş timarlarm önemli bir kısmını zikrettiğini işaret edelim[66]. Buna bir de, aynı hükümdar tarafından (Gazi Hüdâvendigâr) tevcih edilen bir timan zikreden Aydın san­cağına ait bir tahrir defterindeki bir notu ilâve edelim[67].

MM 9 tahrir defteri I. Murad’m saltanat döneminden daha geri­ye gitmemize izin veren yegâne defterdir. Gelirleri 1462-63’de Süley­man oğlu Mehmed’in timannı oluşturmakta olan Torbalı köyü Or­han Gazi döneminde (1326-1362) tevcih edilmiş ve bu timar I. Bayezid tarafından Mahmud ve Balaban adlı kişilerin yararına olmak üzere yenilenmiştir (MM 9, varak 161 v0)

Eğer özetlersek; tahrir defterleri, Osmanlı devletinde timarla- rm yalnızca I. Bayezid ve I. Murad dönemlerinde değil, aynı za­manda Orhan Bey döneminde de (1326 -1362) varolduklarını gös­termektedirler.

Tahrir defterleri dışındaki kaynaklara gelelim. Bunların ara­sından çoğu subaşım zikretmektedir. Osmanlı subaşı’sınm timarlı- lar kategorisine dahil olduğunu hatırlatmak yararlı olacaktır. Fatih Sultan Mehmed Kanunnamesi bunu kanıtlamaktadır; aynı şekilde tahrir defterleri de diğer kanıt unsurlarını meydana getirmekte­dirler. Bu arada, 1397 – 98 tarihli eski Slavca bir kayıt Eflâk’deki (Tara Românescâ) bir kale olan Turnu’da bir subaşınm varlığını bildirmektedir. İşte başka örnekler : I. Murad’a ait ve 20 – 29 Tem­muz 1385 tarihli olan, Bursa’daki Kaplıca zaviyesine ilişkin bir va­kıf senedini tanık olarak imzalayanlar arasında, bir subaşı oğlu olan Umur bey adında birinin de imzası yer almaktadır. Şeyh Bedred- din’in Hayatına göre, Trakya’daki Dimetoka’ya Hacı İlbeyi tara­fından ıbir subaşı atanmıştır. Bu olay I. Murad döneminde değil de, Orhan bey zamanmda meydana gelmiştir, çünkü Murad bey ancak 1362’den sonra hüküm sürmeye başlamıştır. Birçok Osmanlı vekayinamesi «Karacahisarın alınmasından sonra Osman beyin bir subaşı atadığını» işaret etmektedirler. Nihayet, Anonymus Zoras I. Bayezid’in oğlu Emir Süleyman döneminde, sipahilerden söz etmektedir.

 

Toparlayalım: tahrir defterleri gibi, diğer cinsten belgeler de, timann bir kurum olarak, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman bey­den başlamak üzere, ilk Osmanlı sultanlarının hükümranlıkları dö­neminde varolduğunu kanıtlamaktadırlar.

  1. Osmanlı öncesi Anadolu’da timar — Timann kurum olarak Osmanlı öncesi Anadolu beyliklerinde de varolup olmadığı sorula­bilir. Ne yazık ki, bu döneme ait hiçbir tahrir kaydı bize kadar ula­şamamıştır. Elimizdeki belgeler, vekayinamelerin ve Osmanlı tah­rir defterlerinin içindeki dağınık birkaç bilgiden ibaret olarak kal­maktadır.
  2. Mehmed döneminde (1464-65) Teke sancağında yapılan bir tahrire ilişkin kayıtlar, sultan Alâeddin dönemine ait bir timan işa­ret etmektedirler (MM 14 varak 217 r°). Burada söz konusu olan bu adı taşıyan üç Selçuklu sultanından birinden başkası olamaz. Bunlar I. Alâeddin Keykûbâd (1220 -1237), II. Alâeddin Keykûbâd (1249 -1254) ve III. Alâeddin Keykûbâd (1298 – 1302)’dir71 72 73 74 75 76

İstanbul’daki Başbakanlık Arşivlerinde, II. Mehmed tarafından ilhak edilen Karaman beyliğine ilişkin ve buranın fethinden hemen sonra düzenlenmiş mufassal tahrir defterinin (1466-1468)bir par­çası (MM 241) muhafaza edilmektedir. 11 yazıcı, söz konusu durum­ların çoğunda yeni timarlının beratının tarihini ve eski hak sahi­binin adını kaydetmektedir. Eski ve yeni hak sahiplerinin adlarının karşılaştırılması, timarların yerli unsurların ellerinden alına­rak, çoğunlukla Rumeli kökenli olan yeni timarlılara tevcih edil­diklerini çıkarsamamıza izin vermektedir78. Il yazıcı bazen bunla­rın hangi şehirden olduklarını, bazen de hangi milliyetten olduk­larını belirtmektedir. Bazı durumlarda il yazıcı kesinlemeler yap­maktadır. 25 Temmuz – 3 Ağustos 1465’teki kayıt esnasında, Mele- dos Kalesi komutanı Hacı Hoşkadem’e tevcih edilen timan kayde­derken il yazıcı, Saraycuk köyünün eski tarihlerden beri (kadim­den) kale komutanının (dizdar) timan olduğunu bildirmektedir (MM 241, s. 7). Aynı şekilde, Bürcek köyünün eski tarihlerden beri (kadimden) Akşehir kadısının gelirini meydana getirdiğini bildir­mektedir (17 – 26 Nisan 1466). Birçok durumda Osmanlı merkezi, örneğin emir Mirza Karamani gibi, çeşitli kimselerin ellerindekileri almaktadır Gene örneğin bir Karamanlı hanım sultanı olan (MM 241, s. 19) Emirze Karamani (MM 241, s. 29)’nin gelirlerinden yarar­landığı köyler ondan alınmıştır. Diğer yandan, Osmanlı merkezi­nin, Karaman beyi İbrahim bey tarafından timar hakkında veril­miş olan (MM 567, s. 112-113) teyid hükmünü (mukarremame) kay­betmiş olan bir timarlının beratını yenilediğini de belirtelim. Niha­yet, yakınlarda yapılan bir araştırma da aynı şekilde, Karaman beyliğinde Osmanlılann gelmelerinden önce timarlann varoldukla- ıım göstermektedir. Anadolu beyliklerinde timarların varlığının bir diğer kanıtı da, sipahizadelerdir (sipahi oğulları). Karaman beyleri Mehmed (1402 – 1425) (TT 455, s. 931) ve İbrahim (1425 -1463) dönemlerinde bir sipahizade cemaatinin varlığı bildirilmiştir Sipahizade ifadesi ipso facto sipahinin de varlığını gerektirmektedir; diğer yandan MM 241 Karaman Beyliğinde hazine gelirlerinin ti­mar olarak devri usulünün bilindiğini kanıtlamaktadır.

 

  • Ocak 1471 tarihinde Aydın vilâyetine ilişkin olarak II. Meh- med’in saltanatı döneminde düzenlenen bir tahrir defteri (MM 232) her timar kaydınm başına kısa bir tarihçe koymuştur. İl yazıcı sultan zamanındaf ibaresini kullanarak —şüphe yoktur ki, I. Meh- med kastedilmektedir— eski durumu belirlemekte ve Yıldırım Hü- dâvendigâr ibaresiyle de zaman içinde I. Bayezid’e kadar geri git­mektedir. Diğer yandan, iki Osmanlı vakayinamesi I. Bayezid’in Aydın ilinin fethinden sonra, beyliğin eski sipahilerinin timar be­ratlarını yenilediğini bildirmektedirler.

Dülkadiroğullan Beyliğinin Osmanlılar tarafından ilhakından sonra düzenlenmiş olan bir mücmel tahrir defterinde Şehsuvar oğ­lu Ali bey döneminde varolan çok sayıda timar kaydedilmiştir51. îki unsur bu beylikteki timarlann varlığını teyid etmektedir. Alâüdevle (1479 – 1515) Kanunu sipahi’den söz etmekte; bir başka kanunna­me de eski (kadim) Dülkadir Kanunu uyarınca sipahizadelerin ne resm-i ağnam (koyun vergisi), ne de salgun ödemekle yükümlü ol­madıklarını bildirmektedir Demek ki Dülkadir Beyliğinde timar- lardan yararlanan bir toplumsal kategorinin varlığından şüphe duyulamaz. Barkan tarafından yayınlanan bir belge bu beylikte ti- marlılann resm-i ağnamdan yararlandıklarını göstermektedir. Bu şaşırtıcı olmamalıdır, çünkü bu beylik halkının çoğu için hayvan yetiştiriciliği başlıca faaliyet olmaktadır.

Aşıkpaşazade ve Neşri gibi vakanüvisler Menteşe Beyliğinin I. Bayezid tarafından fethini anlatırlarken, aynı zamanda bu hüküm­darın eski sipahilerin timarlannı teyid ettiğini kaydetmektedirler

 

Hatırlatalım ki, Ankara savaşı sırasında (28 Temmuz 1402) Ay­dın, Germiyan, Menteşe ve Saruhan birlikleri, Timur ordusu saf­larında yer alan beylerini görüp tanıdıktan sonra, karşı tarafa geç­mişlerdir. Acaba bu birlikler kimlerden meydana gelmiş olabilir­lerdi? Bu birliklerin timarlılar ve maiyetleri tarafından meydana getirilmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir.

İzleyen bölümde bir paragrafta, hak sahibinin yalnızca rüsum-ı örfiyye’sinden yararlanabildiği bir timar cinsi söz konusu edilecek­tir. Bu cinsten timarlann birçok Anadolu eyaletinde varoldukları teyid edilmiştir ve bunlardan bazıları da ancak I. Selim döneminde (1512-1520) ilhak edilebilmişlerdir. Divani timar adımı verdiğimiz bu bölgelerin timarlan, OsmanlIların gelmelerinden öncesine ait olan bir gelir aktarımı tarzını sürdürmektedirler. Osmanlı merke­zinin, kendi memurlarının buralara gelmelerinden önce, eyalette ge­çerli olan bu devletin sahiplenmesi biçimini benimsemiş olduğunu varsaymak mantıksız değildir. Akkoyunlu devletine ilişkin olarak güvenli bilgiler bulunmaktadır. Bunlar Bayburd ve Erzincan’ın fet- hindeh (1516) hemen sonra I. Selim tarafından yayınlanan iki ka­nundur57.

Toprağa ilişkin Akkoyunlu kurumlan hakkındaki bilgiler çok fazla zengin değildir; ancak bu bölgede divani cinsten timarla or­tak çizgilere sahip bir elde bulundurma biçimi bulunmaktaydı ve bu soyurgal adını almaktaydı. Terim Moğolca kökenlidir. Kelimenin etimolojik anlamı, kökünü veren fiil hali, razı olmak, kabul etmek, tanımak, tahsis etmek anlamına gelmektedir. Moğolların İran’a ve civarı bölgelere yerleşmelerinden sonra, bu terim Farsçaya geçmiş­tir. Bu kelimenin Osmanlıcadaki ve Anadolu Türk lehçelerindeki varlığı teyid edilmiştir Buralardaki kullanımı Moğolların Anado­lu’ya gelmelerinden sonra ortaya çıkmış ve tercihan, hükümdar tara­fından irsi olarak tevcih edilen bir varlığı ifade etmek için kullanıl­mıştır. Minorsky’ye göre, bu terimin halk dilinde ikta terimi yerine kullanılmış olduğunun da altını çizelim. Bu kurumda, hak sa­hibi kendine tevcih edilen varlık üzerindeki haklan toplamaktay­dı1012. Burada söz konusu olan ve irsi olarak devredilen örfi resim­lerdir (rüsum-ı örfiyye). Nihayet, bu kurumun Uzbekler (özıbek- ler)’de de bulunduğunu işaret edelim

Şu soruyu sormaya hakkımız vardır : acaba Akkoyunlu soyur- galı eskiden Akkoyunlu devletine ait olmuş olan eyaletlerdeki di­vani timann kökeninde yer alıyor olamaz mı? Kendimizi tekrar et­me pahasına, divani timar ile soyurgal arasındaki ortak noktanın, aynı tipten vergilerin toplanması olduğunu hatırlatalım, fakat bi­rincisi İkincisinden farklı olarak, irsi değildir. Fakat, bu farklılığa rağmen, acaba divani tipten timar merkez tarafından İslah edil­miş Akkoyunlu soyurgalı olamaz mı? Bu sorun ancak yeni belge­lerin gün ışığına çıkarılmaları halinde çözülebilecek niteliktedir. Yakın tarihlerde yapılmış olan araştırmalar diğer Anadolu bölge­lerinde divani tipten timarlarm varlığını ve bunların köklerinin Akkoyunlular öncesine dayandığını kanıtlamışlardır. Hatta bu kökleri 13. yüzyıla kadar geri götürmek mümkündür.

Bu bilgilerin ışığında, timann Osmanlı devletinin karakteristik bir kurumu olmadığı ortaya çıkmaktadır. Benzeri bir örgütlenme diğer Anadolu beyliklerinde de varolmuştur. İzleyen bölümde, ti­mar teriminin yapısal bakımdan Osmanlı İmparatorluğunun yayıl­dığı bütün alanlarda özdeş olmayan bir örgütlenmeyi kapsadığı gösterilecektir. Bir unsur her yerde hazır ve nazırdır : bir gelirin tevcih edilmesi durumlann % 99,99’unda bir hizmet yükümlülüğü getirmektedir.

 

Bu yazı 88 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler