TARIMIN İCADI

Paylaş
 

TARIMIN İCADI

CÎLALI TAŞ DEVRÎ’NÎN başlangıç noktası olan tarımın do­ğuşu, tıpkı ateşin bulunması gibi, in­sanlık tarihinde gerçek bir dönüm nok­tasıdır, insan, tarihöncesi olarak adlan­dırılan yaklaşık dört milyon yıl boyun­ca yaşamını hep aynı biçimde sürdür­dü. Göçebe veya yarı göçebe, küçük topluluklar halinde yaşıyor, avladığı hayvanlarla ve doğadan topladığı mey­velerle kamını doyuruyordu. Sonra, ta­rımı ve hayvancılığı öğrenerek birkaç bin yıl içinde bu bitip tükenmez yiye­cek arayışından kurtuldu. Göçebelikten yerleşik düzene geçmesi de aynı döne­me rastlar. 10 binyıldan başlayarak Doğu’da ve Ortadoğu’da tarihin ilk köylü topluluklar kuruldu. Diğer hayvan türleri gibi, insan da çevresiyle denge içinde yaşı­yordu. Yemek üzere seçtiği bitkileri ye­tiştirerek ve yardımına başvurduğu ba­zı hayvanları evcilleştirerek çevresini derinlemesine değiştirdi, doğaya kendi damgasını vurdu, ama bir yandan da is­ter istemez doğal dengeyi bozmaya başlamıştı bile.

Bu arada, daha önceleri kulübelerde, çadırlarda, kaya barınaklarında veya mağaralarda yaşayan küçük göçebe topluluklar, tanma elverişli topraklara yerleşerek ilk köyleri kurdular. Tarı­mın başlamasıyla, toprağı işlemek için gerekli olan aletler ve teknikler de hızla değişti ve gelişti. Bu döneme damgasını vuran icatların başında, ağaç kes­mek amacıyla kullanılan cilalı taştan baltalar ve yemek pişirmek için kulla­nılan, genellikle üstü süslemeli pişmiş topraktan kaplar gelir.

Yabani bitkilerin tarım bit­kilerine dönüştürülmesi ve hayvanların evcilleştirilmesi, insanlık tarihinin kilometre taşlarından biridir, insanın canlılar (dünyasındaki egemenliği, ken­disine yararlı olacağına inandığı bazı hayvanlar ve bitkileri yabanî doğadan seçerek koruma altına almasıyla başlar. Evcilleştirmede iki ayn süreçten söz etmek ge­rekir, ilk aşama, kendi anayurdunda yabanî olarak yaşayan bir hayvanı evcileşdirme sürecidir (örneğin Avrupa’da yaşayan yaban domuzunun aynı kıtada evcil domuza dönüştürülmesi), ikinci aşamada ise, yaşadıkları doğal çevrede evdcilleştirilmiş olan hayvanlan başka bölgelere gö­türerek yeni bir ortama alıştırmak söz konusudur (örneğin Orta-doğu’da evcilleşûrilen koyunun Avrupa’ya götürülmesi). Bu süreç yeni ortama uyum sağlamak zorunda olan türlerin oldukça hızlı bir genetik evrim geçirmesiyle sonuçlanır. Nitekim,yabanî bir buğday türünün tarıma alınmasından, seçme ve çaprazlamayla ıslah edilmesinden sonra başaklar uzamış, tane sayısı artmış ve hasadı daha kolay olan sert saplı kültür çeşitleri ortaya çıkmıştır. Buna karşılık, Avrasya yaban sığırından evcilleşûrilen sığır bütün Cilalıtaş boyunca küçülerek atasından çok daha ufak tefek bir hayvana dönüş müştür.           •

Genellikle tarmın beşiği olarak, günümüzde Suriye, Lübnan, İsrail, İran, Irak top­raklarını kapsayan ve « Bereketli Hilal » diye adlandırılan bölge gösterilir. IX. binyüdan itibaren bu bölgedeki yerleşik topluluklar, çevrelerindeki yabanî hayvanları, özellikle koyunu ve keçiyi ev­cilleştirmeye, arpa ve buğday gibi tahıl bitkileriyle bezelye, bakla, fiğ ve mercimek gibi baklagilleri ekmeye başladılar.

Zamanla dünyanın başka bölgelerinde de Cilalıtaş kültü­rüne geçildi. Pakistan’ın Belucistan bölgesinde yapdan arke­oloji araştırmalarında, VIII. binyıla ait olduğu sanılan ve sığır, keçi, koyun gibi evcil hayvan iske­letlerini barındıran katmanlar bulunmuştur, indus uygarlığından önceki bu dönemde, tahıllardan en çok arpa ve buğday ekiliyordu. Hasat edilen ürünlerse, ambar olarak kullanılan büyük kerpiç binalarda depolanıyordu. Çömlek yapımına ancak VI. binyılda başlandı. Çin’de pirinç. Gü­neydoğu Asya’da pirinç ve dan ekimine başlanması, Büyük Sahra’da sığır yetiştiriciliğine dayalı bir uygarlığın gelişmesi de gene VI. binyıla rastlar.

Amerika kıtası oldukça geç bir tarihte (MÖ 40000’e doğru) yerleşmelere sahne olduğundan, Orta Amerika’da tarımla uğraşan ilk köyler ancak III. binyılın or­talarında  kurulmuştur.

Cilalıtaş Devri, son avcı-toplayıcı göçebelerin de yerleşik düzene geçmesiyle yaklaşık iki bin yıl içinde Be­reketli Hilal’den Akdeniz çev­resine doğru yayıldı. Avrupa kıtasında VI. binyılda başlayan bu süreç iki ana eksende geliş­miştir: bir yanda Balkanlar ve Tuna çevresi, öte yanda Batı Akdeniz.

İlk eksen konusundaki bil­gilerin başlıca dayanağı, Yu­nanistan’da ön Sesklo ve Sesklo, Yugoslavya’da Starçevo, Bul­garistan’da Karanovo adıyla bilinen kültürlerin ayırt edici özelliği olan, çok süslemeli yuvarlak oval seramiklerdir. Bu kültürler kuzeydoğuya doğru yayılarak, Tuna’yı eksen alan ve Polonya’nın kuzeyi, Hollanda, Belçika ile Fransa’ya kadar ulaşan Tuna kültürünü veya « şeritli seramik kültürü »nü oluştur­muştur. Bu donemde, başta sığır ve koyun olmak üzere besi hayvanları, et ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’nını karşılıyordu: buğday, arpa, bezelye ve keten ise eşit ölçüde ekilmekteydi. Bu Tuna halklan, yerleşmek için her zaman ekilmesi ve sürülmesi en kolay olan löslü topraklan aradılar. Ağaç, kerpiç ve sa­mandan yapılmış, 25 kişiyi banndırabilen 10-40 m uzun­luğunda evlerde oturuyorlar, evlerini birbirine yakın yaparak köyler kuruyorlardı.

Batı Akdeniz’de tarımın başlangıcı VI. ve IV. binyıllar arasına tarihlendiriiir. Avrupa’ya yerleşen bu «tarım işçileri »nin, Yunanistan, italya ve güney Fransa üzerinden karayoluyla mı, yoksa italya, kuzey Afrika, ispanya ve güney Fransa kıyı­larını izleyerek denizden mi geldikleri hâlâ bilinmiyor. Çünkü, MÖ 6000 yılına doğru, deniz artık aşılamayacak bir engel değildi. Görünümü kaba da olsa kıyı sularında yol alabilen tek­nelerin, özellikle tek bir ağacın gövdesinden oyulmuş kayıkların yapımına başlanmışa. Ban Akdeniz’deki ilk çiftçi topluluklarının kültürü, Cardium eduîe türü bir deniz kabuklusunun kavkılanndan yapakları özel çanak çömlek süslemelerinden dolayı« Cardium kültürü » diye adlandırılır. Bu toplulukların hem eski alışkanlıklarını sürdürerek mağaralar ve kaya barınakları I gibi korunaklı yerlerde, hem de açık alanlarda inşa edilmiş ku­lübelerde yaşadıklan anlaşılıyor. Koyun, keçi ve sığırın e vcÜleş-tirilmış olmasına rağmen, avcılık (küçük av hayvanları, hatta geyik ve yabandomuzu) hâlâ önemlidir. Bu halkların beslenmesinde de buğday ve arpa gibi tahıllar agırlıktadır. ama toplayıcılıkda (özellikle fındık ve meşe pala­mudu) bütünüyle yok olmamıştır. Cardium kültüründe kullanılan tarım araçları oldukça ilkeldir. Toprakta delik açmaya veya tonaklan. kesekleri ufalamaya Toprakta delik açmaya veya topaklan, kesekleri ufalamaya yarayan sivri uçlu çubuklar; bir tahta parçasının üzerine çakılmış sivri çakmaktaşlanyla ekin biçmeye yarayan oraklar, tahıl öğürmeye yarayan degirmen-taşlan bu kültürün temel alet­leridir.

Bu arada, Avrupa’daki halklardan birçoğu hâlâ tarımdan habersizken, VHL binyıla doğru Ortadoğu’da bakır madenciliği doğuyordu.

Tarımın gelişmesi, iktisadî, toplumsal ve ekolojik açıdan köklü değişikliklere yol açarak insanın bütün hayatını etkiledi. Bu değişikliğin iktisadî sonuçlan kuşkusuz hepsinden önemlidir; çünkü o zamana kadar sadece tüketici olan insan arak üretici de olmuştu. Bu sonuç toplumsal yapıyı da temelinden değiştirdi: göçebelikten yerleşik düzene geçen insan, taştan veya ağaçtan ömür boyu oturacağı evler yapmaya başladı. Aynca, ekinlerin ve hayvanların bakımı avcılık ve toplayıcılıktan çok daha fazla emek gerektirdiği için, artık günün büyük bölümünü çalışarak geçiriyordu. Bu iş yoğunluğunun en önemli top­lumsal sonuçlan, insanlar ara­sında görev bölümü, uzmanlaşma ve ticaretin başlangıcıdır.

Arkeolojik verilere dayanarak, Cilalıtaş Devri’nin başlarında toplumların « eşitlikçi » olduğu söylenebilir; çünkü evlerde veya mezarlarda, bir hiyerarşinin varlığını kanıtlayacak hiçbir ipucuna, sözgelimi değerli mallan veya hazineleriyle gömülmüş kişilere rasdanmamıştır. Oysa tarımla birlikte yiyecek sıkın­tısının sona ermesi nüfusun artmasına, bu da liderlik siste­minin doğmasına yol açtı. Çok geçmeden savaşlar başladı ve köylerin çevresi surlarla tahkim edildi.

Tarımın başlangıcı, çağımızın toplum ve kültür yapısını bi­çimlendirmekle kalmamış, ya­şadığımız dünyanın bugünkü çehresini de büyük ölçüde be­lirlemiştir. Avcıtoplayıcı top­luluklar tam anlamıyla bağımlı olduktan doğal çevreleriyle sıkı bir ortak yaşama ilişkisi için­deydiler; oysa ilk çiftçiler tarlalarına ve otlaklarına yer açmak için doğal çevreyi tahrip ermeye başladılar. VII. binyılda, Avru­pa’da yaklaşık üç bin yıldır yaşanan iklim değişikliği, daha çok meşelerden oluşan or­manların yayılmasını kolay­laştırdı. Cilalı baltalarını ku­şanmış ilk tarımcılar, birkaç dönümlük tarla açabilmek için çevrelerindeki ağaçlan kesmeye başladılar. Daha bin yıl geç­meden, sürekli ekilen topraklar verimsizleşmeye başlayınca, ormanı yok etme pahasına yeni

ormanı yok etme pahasına yeni tarlalar açmak gerekti özellikle Akdeniz bölgesinde, körpe filizleri yiyerek orman örtüsünün
bozulmasında ve toprak aşınmasında önemli rol oynayan koyun ve keçilerin zararlı etkilerini de unutmamak gerekir.
Kısacası insan, tanrım uğruna ormanları yok ederek ve aynı zamanda ormanda barınıp ormanda beslenen hayvanların yaşama şansını azaltarak daha VI. binyılda doğal çevreye zarar vermeye başlamıştı.                        • .

Bu yazı 180 kere okundu.
Etiketler:
TARIM TARIMIN İCADI
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler