SULTAN OSMAN GAZİ

Paylaş
 

SULTAN OSMAN GAZİ

BİRİNCİ PADİŞAH

Osmanlı İmparatorluğunu kuran Osman Gazi, 9 – Mayıs – 1258 tarihinde Söğüt kasabasmda dünyaya geldi. Asıl adı (Otman) idi. Fakat (Osman) adıyla yadolundu. Ona (Kara Osman) da denilirdi. Kara, cesur demektir. Lâkabı (Fahrettin) dir. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Haymaâna’dır. Annesi Haymaâna’nın mezarı Söğüt’de Ertuğ­rul türbesi yanındadır. (Tavarih-i Âl-i Osman) adlı esere göre, Hay maâna’nın, Ebû Müslimi Horasanı neslinden olduğu yazılıdır. Adı­nın da (Hürmüz) olduğu kayıtlıdır. Annesi oğlunu Oğuz terbiyesi ile yetiştirdi. Ona her zaman Oğuznameden parçalar okur, onun kah­ramanlık duygularını beslerdi.

Osman büyüdüğü zaman Ahi büyükleri ile de görüşmelere başladı. Çok zeki ve cesur bir yiğitti. Ata binmesini çok severdi.

Osman Gazi uzunca boylu, geniş göğüslü, uzun kollu, yuvar­lak ve tunç yüzlü, çatık kaşlı, elâ gözlü koç burunlu idi. Büyüdüğü zaman değirmi bir sakal bırakmıştı. Osman bey, ilim adamlarım çok sevdiği için onların meclislerine sık sık devam ederdi.

Delikanlı olduğu zaman babası ile birlikte savaşlara katılma­ğa başladı. O devrin kahramanlarından Akçakoca, Kunuralp, Ay- kutalp, Saltukalp gibi kumandanlar onu yetiştirdiler. Bunların hep­si (Gazi Akıncılar) idi. Durmadan sınırlara akmlar yaparlardı. On­lara katıldığı için Osman bey de bir Gazi akıncı olarak yetişti.

Osman beyin Sarubalı ve Gündüzalp adında iki kardeşi vardı. Amcası Dündar da yaşıyordu. Bu ailenin bütün erkek evlâtları savaş­la meşguldü.            ;

Bayram günlerinde Anadoluda bulunan Türkmen aşiretlerinin beyleri maiyetlerindeki askerleri ile Konya’ya giderek bir meydan­da toplanırlar, Selçuk Sultanının bayramım tebrik ederlerdi. Bir bayramda Sultan Alâeddinin hiç görmediği bir aşiret dikkatini çek­ti. Sultan yanındakilere dönerek:

— Bunlar kim?

Diye sorduğu zaman:

■— Sultanım bunlar Kayıhani Aşiretidir.

Cevabım verdiler.

Alâeddin dikkatle bu babayiğitlere ve Ertuğrul Gazi ile yanın­da bulunan Osman beye baktı. At üstündeki duruşu ve keskin ba­kışları ile Osman bey Sultanın dikkatini çekmişti. îlerliyerek Ertuğ­rul Gaziye:

— Bu yavru kimdir?

Diye sordu. Ertuğrul Gazi:

—Oğlum Osmancık. Cevabını verdi.

Gözlerinden zekâ fışkıran bu keskin bakışlı çocuğun yanına yak­laştı. Başım okşıyarak iltifat etti. Ertuğrul arasıra Konya’ya gelir, Osman’ı da beraberinde getirirdi. Her gelişinde Hazreti Mevlâna’yı ziyaret ederdi. Bir gün Mevlâna Selçuk Sultanının yanından dön­müştü. Fakat çok üzgündü. Bunun sebebi ise Selçuk Sultanının (Ba­ba tshak) adındaki pire fazla iltifat etmesi idi. O gün dergâhında Ertuğrul ile Osman’ı görünce:

— Eğer sultan kendine bir baba buldum, diye iftihar ediyorsa, işte ben de kendime bir evlât buldum, dedi. Osman’ı yanma alarak sevdi. Ona hayır duada bulundu. Sonra ona:

—■ Yavrum, sen büyük bir devlet sahibi olacaksın. Fakat Mev­lâna soyuna hürmette kusur etme.

Diyerek ona devlet kuracağını müjdeledi.

Osman Bey, Eskişehir’e yakın bir yerde bulunan ve adına (İt- burun) denilen köyde oturan (Şeyh Edebalı) nın evine sık sık gider, bu pirin feyzinden faydalanırdı.

Şeyh Edebalı, Ahilerden bir Horasan ereni idi. Bu şeyhin bir de (Malhun Hatun) adında çok güzel bir kızı vardı. Ona gönül verdi. Babasının adamlarım yollıyarak bu kızı istedi ise de şeyh kızını Os- mana vermedi.

Yıllarca Osman bu kızın aşkı ile yanıp tutuştu. Nihayet Osman, bir gece rüya gördü. Bu rüyasında Şeyh Edebali’nın yanında yatı­yordu. Bu sırada Edebali’nin koyumdan bir ay doğdu. Bedir haline gelince gökten inerek Osmanın koynuna girdi. Bunun üzerine göbe­ğinden bir ağaç çıkarak yükseldi. Büyüdükçe yeşillendi. Dallarının gölgesi bütün dünyay örttü.

Osman Gazi bu rüyasını Şeyh Edebalı’ya anlattı. Şeyh onun yü­züne baktı, gülümsiyerek:

— Osman, padişahlık sana ve senin nesline kutlu olsun. Kızım Malhun Hatun da senin helâhn olsun, diyerek kızı Malhun Hatu­nu Osman Beye verdi. Fakat Osman Gazinin ilk eşi Türkmen Beyle­rinden Ömer Beyin kızı (Mal Hatun) dur. Bu kızdan (Orhan Gazi) dünyaya gelmiştir.

Osman Beyin kahramanlıklarını gören Büecik Tekfuru onu kızı­nın düğününe dâvet etti. Osman Beyi bu düğünde öldürmeğe karar verdiler.

Bu suikasdi, evvelce müslümanlığı kabul etmiş olan (Köse Mi- hal) haber verdi. Bunun üzerine Osman Gazi gerekli tertibatı ala­rak düğüne geldi. Düğünün yansında kadın kıyafetine girmiş olan arkadaşları gelerek kaleyi zaptettiler. Yapılan bu çarpışmada Os­man Gazi galip geldi. Gelin de Osman Gaziye esir düştü. Bu gelinin adı (Hilofira) idi. Bu kızı oğlu Orhan Beye verdi. Osman Gazinin altı oğlu ve bir kızı dünyaya gelmiştir. Çelebi Pazarlı, Çelebi Çoban, Çelebi Hamid, Çelebi Orhan, Çelebi Alâeddin, Çelebi Melik, Çelebi Savcı oğullandır. Kızı da Fatma Hatundu. Melik Beyin (Melek Ha­tun) adında bir kızı olmuştu.

Ertuğrul Gazi artık ihtiyarlamıştı. Devlet işlerine büyük oğlu Gündüzalp bakıyordu. Osman Bey de koç yiğitleri üe tekfurlara kar­şı savaşa devam ediyordu. Ertuğrul Bey doksan yaşında iken 1281 tarihinde vefat etti. Söğütde bir türbe yapılarak gömüldü.

Kayı aşiretinin başma Ertuğrulun kardeşi Dündar Bey geçmek istedi. Fakat Osman Bey kendisine taraftar bularak babasının ye­rine Aşiret Başkanlığına ve Uc Beyliğine geçti. Bu önemli işin başı­na geçtiği zaman 23 yaşında idi. Osman Bey başkan olduğu zaman Selçuklu tahtında (Üçüncü Gıyaseddin Keyhüsrev) bulunuyordu. Fakat bu yıl içinde Moğollar tarafından öldürüldüğü için yerine (İkinci Gıyaseddin Mesut) geçti.

Kocaeli bölgesinde Bizans İmparatorlarının nüfuzu zayıflamış­tı. Bunu gören Osman Bey faaliyete geçerek birçok yerler almağa başladı. Kendisine bu savaşlarda yardımda bulunan Samsa Çavuş, Aykutalp, Akçakoca, Konuralp ve Gazi Abdurrahman gibi kahra­man kumandanlardı. Bu yiğitler sayesinde zaferler kazanıyordu. Bunlarla birlikte Ahi tarikatinin yiğitleri de Osmanlı Devletinin ku­ruluşunda önemli hizmetlerde bulundular.

Osman Beyin kahramanlığını gören Selçuk Sultam Mesut 1284 tarihinde Osman Gaziye bir ferman gönderdi. 1289 yılında da İnönü ve Eskişehirin idaresini kendisine vererek Uc Beyi tâyin etti.

Osman Beyin en çetin savaşı înegölü almak oldu. Çok kuvvet-

  • olan bu hisarın alınmasında çok kan döküldü. Bu muharebede kü­çük kardeşi Sarubalı ve onun oğlu (Bay Hoca) ve (Gündüzalp) şe­hit düştüler. Daha sonra Karacahisar fethedildi 1299 tarihinde îne- gölü Rumların elinden aldı. Aynı yıl içinde Anadoluda Moğollara karşı bir isyan çıktı. Bu sırada Anadolunun muhtelif bölgelerinde Karamanoğullan, Germiyanoğulları, Karasioğullan, Menteşeoğulla- rı, Saruhanoğufian birer beylik kurmuş bulunuyorlardı.

Anadoluda yaşıyan Türkmenlerin önemli bir kısmı uca gelerek- Osman Gazinin etrafmda toplandılar. Oğuzlar müslüman olunca (Türkmen) adını almışlardı. Selçuklu İmparatorluğu Moğolların zu­lümleri ve soygunculuğu yüzünden zayıflamıştı. Sultan Alâeddin Anadoluda Türk birliğini kurabilecek şahsın Osman Gazi olduğunu anladı. Ona istiklâl belirtisi olarak bir (Tuğ), bir (Bayrak), bir (Al­tın Kılıç), bir (Gümüş takımlı at), (Yüz bin dirhem para) ve (Da­vul), (Nakkare) ve birçok da süâhla beraber bir de ferman gönder­di. Permanda şunlar yazdı idi:

(Osman Bey, sen, asrın pehlivanlanndansm. Bizim sülâlemizle eski hukukunuz ve münasebetiniz vardır. Sizin atalarınızla bizim ata­larımız Turandan İrana ve oradan Anadoluya gelmişlerdir. Bu yüz­den bir birliğe sahibiz. Sana silâh gönderiyorum, bunları askerleri­ne dağıt ve gazalara devam et.)

Bundan sonra Anadoluda Selçuklular Moğollara karşı isyan et­tiler. Bu isyanla ilgisi görülen Sultan Üçüncü Alâeddini Moğollar esir ederek İrana götürdüler. Anadolu hükümdarsız kaldı. İsyan bo­yunca Oğuz Türkleri ve birçok beyler Osman Gaziyi Anadolunun kurtarıcısı sayarak etrafında toplandılar. Osman Gaziye dediler ki:

— Sen Kayıhan neslindensin. Rayihan, Oğuzhandan sonra Han olmağa lâyıktır. Günhanın vasiyeti üzerine de Hanlık Rayı soyuna düşmektedir. Selçuk Sultanlığı yıkıldı. Tatarlar galip geldi. Artık si­zin Han olmanız gerekir. Sende Hanlığa liyakat var. İttifak edelim, zira saltanat ittifakla olur. Biz sana itaat ediyoruz. Seni Han tanı­yoruz.

o  gün bu toplantıda Anadolunun büyük pirleri de bulunuyordu. Osman Gazinin kayınpederi Şeyh Edebalı, Bektaşüerin piri (Hacı Bektaş Veli), Ahüerin piri (Ahi Evren) de vardı.

Türkmen Beyleri ve Pirler, Akıncı Gaziler, Osman Gaziyi Han seçmeğe karar verdiler. Hemen Ahi Evren Osman Gaziye kılıç ku­şattı. Bundan sonra Osman Gaziyi bir ak keçeye oturtarak dokuz defa havaya kaldırdılar. Sonra Oğuz âdetince birer birer diz çöktü­ler. Sonra da Mehter çaldı. Ayakta Selçuk Sultanının fermanım din­lediler. Bundan sonra Osman Gazi büyüklere eliyle Kımız sundu. Kı­mız kabını eline alanlar:

 

 

 

— Abı hayatlar, afiyetler, sıhhatler ve Hanlık kutlu olsun.

Diyerek itaat edeceklerine andiçtiler. Hacı Bektaş da Osman Ga- zkün başına Horasani bir Kavuk giydirdi. Bundan sonra bütün Türk- menlere yemek verildi. Dursun Fakih de hutbesini okudu. Türkmen- ler sıra ile gelerek Osman Gaziye biat ettiler.

Osman Gazi, 27 – Ocak – 1299 tarihinde Han seçüdi. Osman Ga­zi bu tarihten başhyarak kendi adı ile anılan (Osmanlı Devleti) ni kurmak şerefini kazandı. Bu törenle OsmanlIlar istiklâllerini ilân et­tiler. İlkönce (Karacahisar) ı hükümet merkezi yaptılar. Fakat son­radan da (Yenişehir) e naklettiler.

Osman Han ne bahtiyar bir insandı ki, yeni bir devletin kurucu­su oldu. Kudretli bir şahsiyeti vardı. Kurduğu bu devlet Türk tari­hinin en haşmetli ve en yüksek bir medeniyetini yarattı ve Türk dev­letlerinin en uzun ömürlüsü’ oldu. Soyları altı yüz yıldan fazla devam etti.

Hun Devletini kuran (Oğuz Han), Göktürk Devletini kuran (Bu- min Han), Selçuklu Devletini kuran (Selçuk Han) dan sonra dördün­cü devlet kurucusu (Osman Gazi) oldu. Bunlar içinde Osmanın so­yu kadar süreli bir soy çıkmadı.

Osman Gazinin padişah oluşu ve zaferler kazanmasından dolayı ona şu şiir yazıldı:

Kuşandı din kılmcın bele Osman Ki ide İslâmî izhar Osman Açıldı fırsat Islâm kapısı O kapının miftahı oldu Osman.

Elayı Hani aşineti Osman Gazi gibi bir bahadırı Padişah yap­makla sevinç içinde idi. Bu isabetli kararla herkes bahtiyardı. Çün- ki onun zekâ ve cesaretinden çok şeyler bekliyorlardı. Osman Gazi milletinin bu sevgisine lâyık oldu. Yıkılmaz bir devletin temellerini attı.

Osman Gazi Söğütü çok seviyordu. Osmanlı Devletinin ük yer­leştiği yer burası idi. Çocukluk hâtıraları da burada yaşıyordu. Ba­bası Ertuğrul Gazinin at üzerinde kâfirlere karşı savaşa gittiğini bu şehirden seyretmişti.

Güneş batmadan önce, Söğüt kasabasının eteklerinden gelen da­vul sesleri her tarafı inletirdi. Bu sırada fakirlere sofra sofra ye­mek çıkar, Osman Gazi onlara eliyle yemek dağıtırdı. Yemekten son­ra mehter çalarken, Osman Gazi ayağa kalkar, başında Horasani sa­rık, arkasmda geniş yakalı ve geniş etekli ferace, ellerini kavuşturur, çalman cenk havalarını huşû içinde dinlerdi.

 

Osman Gazi merkezini Karaca hisar yaptı. Bunun sebebi de Es- kişehire yakın olmasıydı. Bu şehir Porsuk suyu kenarında hâkim bir noktada idi. Iç Anadoludan gelen Oğuz Türkmen kabileleri Karacahi- sann civarına yerleştirildi. Artık Osmanlı sipahileri Sakarya boyla­rında at koşturuyorlardı. Türklerin yerleştikleri bu yerlerde bağlar, bahçeler, çiçeklerle bezenmiş vâdiler, çamlı tepeler, köpüre köpüre akan dereler dolu idi.

Karacahisar ufak camii; kalabalık çarşısı üe güzel bir yerdi. Si­yah taşlarla yükselen hisarın etekleri sarı çiçekler, sarmaşıklar ve gümüş kavaklarla çevrili idi. Söğüt ile Karacahisar Gaziler diyarı ve kahramanlar yatağı olmuştu. Bir gün Osman Gazi silâh arkadaşla­rım toplıyarak onlara:

— Hey Gaziler, sizleri göreyim, din ve devlet uğruna gazalara devam ediniz! dedi.

Bu söz üzerine Samsa Çavuş, Akçakoca, Konur alp, Turgut- aîp, savaşa gittiler. Her biri bir ülkeyi Osmanlı memleketine katma­ğa başladılar. Osman Gazi silâh arkadaşlarına aldıkları bu yerlerin idaresini verdi.

Türklerin günden güne kalabalıklaştıklarını gören Rum tekfur­ları Bizans İmparatorundan yardım istediler. İmparator Anadoluya asker gönderdi. Fakat Osman Gazi emri altındaki beş bin kişilik bir kuvvetle bu birleşik orduyu 27 – Temmuz – 1302 tarihinde Koyun- hisarda mağlûp etti. Bu zafer sonunda Bursa, İzmit yolu Türklere açıldı. Osman Gazi faaliyetine devam ederek, 1308 de İznik yolu üze­rindeki Kocahisan aldı. Daha sonra birçok kaleleri ele geçirdi.

Bu fetihler üzerine şu şür yazıldı:

Gaza kim ettiler Allaha ekber Dediler her nefes Allahii ekber Salındı seyfi İslâm kâfir üzre Oruldu nöbet AHahü ekber Kılıçlar gölgesinde Cenneti hak Resulden bu haber Allaha ekber.

1320 tarihinden sonra Osman Gazi savaşlara katılamadı. Sebebi de Osman Gazinin Nikris denüen bir çeşit romatizma hastalığına tu­tulmasıdır. Bundan sonra seferlere oğlu Orhan Gazi devam etti. O zamanlar Bizans İmparatoru (İkinci Andironikos) idi. Türklerin fe­tihlerine bir türlü mâni olamıyordu. Osman Gazinin emeli Bursa, İz­mit ve İznikin fethi idi. Oğlu Orhan Gaziye Bursanın alınmasını em­retti. Ve:

— Buna sabır gerektir, dedi.

 

Orhan Gazi de Bursayı büyük kuvvetlerle kuşatmağa başladı. Osman Gazi de Bursanm kuşatmasında bulundu. Oğlu Orhan Ga­ziye:

— Oğul, ben öldüğüm zaman beni, Bursadaki şu gümüşlü kün- betin altına gömesin, dedi. Osman Gazinin hastalığı kendisini fazla rahatsız ediyordu. Bu sıralarda kayınpederi ile ikinci kadını Malhun Hatun da vefat etti. Bunların ölümünden büyük bir acı duydu. Bu esnada oğlu Orhan Gazi Bursayı aldı. Osman Gazi bu büyük zafer­den dolayı çok sevindi. Fakat elleri ve ayakları şişmişti. Acılar için­de yatakta yatıyordu. Oğlu ve kumandanlarını yatağı başına topla­dı. Onlara:               ,

— Oğullanma ve dostlarıma birinci vasiyetim şudur ki, daima gazaya ve cenge devam etmek ve İslâm dininin kuvvetini yaşatmak­tır. Cihadın kemaline varup sancağı şerifi daima yüksekte tutunuz. Müslümanlığa daima hizmet ediniz. Çünkü Cenabı Hak ben zayıf ku­lunu ülkeler fethine memur etti. Bu hanedan, mücahede kudretini daima yaşatacak ve devam ettirecektir. Gaza ve cihadlannızla Ke- lime-i Tevhidi tâ uzaklara götürünüz. Hanedanımdan her kim ki doğ­ru yoldan, adaletten geri kalırsa Ruzu Mahşerde Peygamberimizin şafaatinden mahrum kalsın, dedi. Sonra oğlu Orhan Gaziye döne­rek:

— Oğlum, dünyaya gelen bir padişah yoktur ki, ölüme itaat et­mesin. Şimdi hâkimi mutlakın hüküm ve emri ile ölüm yaklaştı. Ar­tık dünya zevklerinden ümidi kesmek gerekir. Ey bahtiyar oğlum, bu devleti, bu emaneti sana ısmarladım. Seni Hüdaya emanet ediyo­rum. Hakkın vedialarım senin uhdene bırakıyorum. Ceza ve hesap gününde ben Tanrı vedialarını senden talep edeceğim. Bütün işle­rinde kanunu üstün tut. Askerlerinin başmı, halkı kendi akrabaların gibi sev. Haklarım tamamen ver!

Diye vasiyet etti. Bu vedalaşmadan çok geçmeden 1 – Ağustos – 1326 yılında Söğütte 68 yaşında hayata gözlerini yumdu. Osman Ga­zi için şu şiir tarihlerimizde yazılıdır:

Osman, Ertuğrulun oğlusun.

Oğuzlum, Karahaıı neslisin.

Haklan bir kemter kulusun

Islâmholu aç gülzar yap!.

OsmanlI Devletinin kurucusu, büyük devlet adamı, kahraman kumandan Osman Hana ağlamadık kimse kalmadı. Huzurunda el bağlayıp kanlı göz yaşlan dökerek ağlaştılar. Elden ne gelir? Ecel onu aldı gitti. Fakat kurduğu devlet yedi yüzyüa yakın bir zaman

 

yaşadı. Devletinin azamet ve ihtişamı dünyayı sardı. Cenazesi Sö­ğütten alınarak hazin bir törenle Bursaya getirildi ve Tophanedeki türbesine gömüldü.

Osman Gazi öldüğü zaman terekesinden altın ve gümüş gibi kıy­metli eşya çıkmadı. Denizli bezinden içi alemli yapılmış bir yeni sa­rı klik bez, bir at zırhı, tuzluk, kaşıklık, bir çift çizme, Alaşehir do­kumasından kırmızı renkli sancaklar, bir de iki uçlu kılıç, bir Tirkeş, bir mızrak, birkaç at, üç sürü de koyun çıkmıştır. –                                              *

Devlet hâzinesinden maaş almazdı. Sürülerinin gelirleri ile ge­çinirdi. Sarayda oturmaz, aüesi ile bir evde ikamet ederdi. Çok mi­safir severdi. Her akşam fukaraya yemek verirdi. Adaleti sever, kuvvetli bir yurt sevgisi taşırdı. Devlet kuruculuğunda dünyada bir eşi çıkmadı. Devletinin esasım Oğuz Türesince kurdu.

Kendi adı ile kurulan Osmanlı İmparatorluğu yer yüzünde ku­rulan imparatorlukların en uzun ömürlüsü oldu. Birçok savaşlarda ün kazandı.

Osman Gazinin türbesi Bursanın Topane semfindedir. BizanslI­lar zamanmda burada (Sen Eli) kilisesi bulunmakta idi.

Osman Gazi ilk defa Gümüşlü Kümbet denilen bu kilisenin yeri­ne gömüldü. Osman Gazinin bu günkü türbesi kesme Kefeke taş ile yapılmıştır. Sekiz cepheli ve büyük bir kubbesi vardır. Üstü kurşun­la örtülüdür. Kapısının üzerinde (Osman Gazi Türbesi) yazılıdır.

Bu türbe 1868 milâdi tarihinde yeniden Sultan Abdülaziz tara­fından yaptırılmıştır. Eski bina 1854 yılında depremden yıkılmıştır.

Osman Gazinin sandukası etrafı sedef kakmalı bir parmaklıkla çevrilidir. Tahta sanduka ise, sırma işlemeli, mor kadife üe örtülü­dür. Sarığı yassı, tepesi yeşüdir. Şallarla sanlıdır. İki yanlarda şam­danlar bulunmaktadır.

Bu türbede oğlu Alâeddin Bey İbrahim Bey ve Orhan Gazinin eşi Aspurça Hatun yatmaktadır. Bu türbede İT mezar vardır. Fa­kat diğerlerinin kimler olduğunu henüz tesbit edilememiştir.

 

Bu yazı 125 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler