SELÇUKLULAR

Paylaş
 

SELÇUKLULAR

Oğuzların Kınık boyundan Selçuk’un kurduğu ve aynı soydan ge­len sultanların devam ettirdiği Türk devletine bağlı olan Türklere Selçuk­lular denir. Ortadoğu’da İran, Irak, Kirman, Surive ve Anadolu’da kurdukları devletlerle .100 yıldan fazla egemenlik süren Selçuklular XIII. yv.da siyasi tarih sahnesinden çekil­diler, aynı Türk toplulukları önce Anadolu beylikleri, sonra da Osmanlılarla varlıklarını sürdürdüler.

11.yy.ın başlarında dünyaya gelen ve babası öldüğü zaman çok genç olan Selçuk, o zamanki Oğuz yabgusunun yanında yetişti. Aynı yüzyılın ortalarında yabgudan ayrılarak ken­disine bağlı kalabalık Oğuz toplulu­ğuyla birlikte Siriderya Irmağı’nın batısına göçtü ve bu kesimdeki Çent kentine yerleşti. Aynı çağda birçok Türk boyu îslâmı kabul etmişti; Sel­çuk da kendisine bağlı Oğuzlarla bir­likte Islâm oldu. Ondan sonra bir İs­lâm savaşçısı olarak çevresindeki Türk devletleriyle (Karahanlılar, Gazneliler v.b.) savaşa girişti. Bazı kay­naklara göre 1009 yılında 100 yaşın­da öldü. Selçuk’un ölümünden son­ra sırayla oğulları Arslan ve Musa, Oğuzlara yabgu oldular, ama Karahan- lılarla Gazneliler karşısında önemli bir varlık gösteremediler. Selçuk’tın torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler Gaznelilcrle yaptıkları savaşlar sonunda Oğuz boylarını Selçuklu sancağı al­tında toplamayı başardılar. Tuğrul Bey 1038 yılında Horasan eyaletinde Nişabur kentinde Gazne sultanı Me­sut’un tahtına oturarak Selçuklu Devleti’ni örgütlemeğe koyuldu. Bu sıra­da Hindistan’da seferde bulunan Sul­tan Mesut büyük bir orduyla geri ge­lerek Selçuklulara saldırdı. Selçuk­lular Horasan’dan Maveraünnehir’e çekildiler.

 

Geri çekilip kuyuları bozarak düş­man ordusunu susuz bırakan Selçuk­lular, Merv yakınında Dandanakan Hisarı önünde karşı saldırıya geçti­ler. Üç gün süren savaşta Mesut’un ordusu büyük bir yenilgiye uğradı (24 mayıs 1040). Bu savaşın sonunda Tuğ­rul Bey Selçuklu sultanı ilân edildi. Sultan Mesut Hindistan’a kaçarken yolda adamları taralından öldürüldü. Gazneli ve Karahanlı topraklarını ele geçirdikten başka, bütün İran’ı da alan Sultan Tuğrul batıya doğru iler­ledi, Bağdat’ı ele geçirdi, Abbasî ha­lifesini himayesine aldı. Böylece İs­lâm dünyasında Arap egemenliği so­na ererek Türk egemenliği başladı.

Tuğrul Bey öldükten sonra yerine kardeşi Çağrı Bey’in oğlu Alparslan geçti (1063). Daha ünce babası Çağrı Bey’in defalarca sefer yaptığı Doğu Anadolu’yu ele geçiren Alparslan, 1071 yılında Malazgirt Meydan Savaşı’nda Bizans imparatorunu yenerek Anadolu’nun kapısını Türklere açtı. Fakat Anadolu’yu Selçuk’un bir baş­ka torunu, Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmışoğlu Süleyman Şah baştan başa fethetti. Süleyman Şah o za­manlar Büyük Selçuklu Devieti’nin fetihle görevlendirilmiş bir komuta­nıydı.

Alparslan’ın oğlu Melikşah zamanın­da Büyük Selçuklu İmparatorluğu en güçlü çağını yaşadı. Bunda, onun ve babasının zamanında 30 yıl devlete başbakan olarak düzen verip hizmet eden vezir Nizamülmülk un de büyük rolü oldu. Türk sınırları doğuda Çin’e, Hindistan’a, batıda Ege Denizi’ne, ku­zeyde Kafkaslar’a, güneyde İran Kör­fezi ve Kızıldeniz’e kadar genişledi. Bu durumdan endişeye düşen hıristiyan Avrupa devletleri Türklere kar­şı Haçlı Seferleri düzenlediler. Türk- leri Ege ve Marmara kıyılarından ge­riye sürdüler. Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti İznik’ten Konya’ya taşındı. Sultan Sencer’in ölümünden (1157) sonra Büyük Selçuklu İmpa­ratorluğu da sona erdi ve Anadolu Selçuklu Devleti en büyük Türk dev­leti haline geldi. Melikşah zamanında çok genişleyen Büyük Selçuklu Devleti ni merkez­den yönetmek ve fetihleri sürdürmek güç oluyordu. Bu nedenle Melikşah, fethederek ele geçirdiği yerler ken­disine ait olmak üzere Kutalmışoğlu Süleyman Şah a Anadolu sultanlığını verdi (1077). Böylece Anadolu Selçuk­lu Devleti kurulmuş oldu. Süleyman Şah’tan sonra tahta çıkan Kılıç Arslan I, Gıyasettin Mesut I ve Kılıç Arslan II zamanında Selçuklular hem Haçlı ordularıyla, hem BizanslIlarla hem de Anadolu’da egemenlik peşin­de koşan Türk beyleriyle (Melik Gü­müş Tekin, Danişmentliler) çarpış­mak zorunda kaldılar. Kılıç Arslan II, eski bir Türk geleneğine uyarak ülkesini on bir oğlu arasında böl­dü. Oğullarının taht kavgasına düş­mesi, birliğin bozulmasına yol aç­tı. Gıyasettin Keyhüsrev I dönemin­de birlik sağlandıysa da onun ölümü üzerine taht kavgası yeniden başla­dı. Oğulları İzzettin Keykâvus I ve onun yerine geçen Alâeddin Keyku- bat I (Büyük Alâeddin) zamanında (1219-1236) Anadolu Selçuklu Devle­ti en parlak dönemini yaşadı. Bilgin ve âdil bir hükümdar olan Alâeddin Kevkubat I zamanında Selçuklu kül­tür ve sanatı gelişti.

Moğol egemenliği altında

Alâeddin Keykubat I ölünce yerine oğlu Gıyasettin Keyhüsrev II geçti. Kardeşlerini öldürten bu sultan za­manında devlet zayıflamağa başladı. Anadolu’da yer yer ayaklanmalar ol­du. Tam bu sıralarda Moğollar Ana­dolu yu istilâya giriştiler. Selçuklu ordusuyla Moğol ordusu 1243 yılında Sivas ilinde Kösedağ yakınında sava­şa tutuştu. Selçuklular yenildi, sul­tan batıya kaçarak Ankara Kalesi’ne sığındı. Moğollar bütün Anadolu’yu ele geçirdiler ve sonunda Gıyasettin Keyhüsrev II ile anlaştılar. Selçuk­lular Moğollara her yıl belli miktar­da vergi vereceklerdi. Selçukluların ve halkın bağlılığını denetlemek için de Anadolu’da bir Moğol tümeni bu­lunacaktı. Bundan sonra Selçuklular sürekli olarak Moğolların baskısı al­tında yaşadılar. Moğollar istedikleri­ni sultan, istediklerini sultanın ya­nına vezir veya danışman olarak atıyorlardı. Halk hem sultanların kö­tü yönetiminden, hem Moğolların baskısından yılmış, yöksullaşmıştı. Sonunda, Anadolu’daki ayaklanma­lardan, taht çekişmelerinden bıkan ve istedikleri vergileri elde edeme­yen Moğollar, Selçuklu Devleti’ne son verdiler (1308) ve Anadolu’yu bir vali eliyle yönetmeğe başladılar.

Selçuklularda yönetim

Selçuklularda devletin başında sul­tan denen bir hükümdar vardı. Hü­kümdarın en yakın yardımcısına ve­zir denirdi. Ülke, yönetim bakımın­dan illere ayrılmıştı, bunların başın­da ya hükümdar soyundan bir yöne­tici ya da emir denilen bir vali bulu­nurdu. Adalet işlerine kadilar bakar, kentlerde güvenliği subaşı denen ko­mutanlar sağlardı. Sınır kesimlerin­de ise iç işlerinde özerk uçbeylikleri bulunurdu.

Selçuklu Devleti askerî temele da­yalıydı. Devlet merkezinde sultanla­rın vanında bir «hassa ordusu» bulunur, onunla birlikte savaşa giderdi. Fakat asıl savaş ordusu «tımarlı si­pahilerden oluşurdu. Bunlara ücret yerine dirlik denen tımar toprağı ve­rilirdi. Her dirlik sahibi dirliğin bü­yüklüğüne göre bir veya birçok atlı askerle savaşa katılırdı.

Anadolu’nun Türkleşmesi

Malazgirt Savaşı’ndan önce Anado­lu tam bir Rum ülkesiydi. Rumlar- dan başka, özellikle orta ve doğu ke­simde kalabalık Ermeni toplulukları vardı. Malazgirt Savaşımdan sonra Türkistan ve İran’dan gelen Oğuz boyları (Türkmenler), Anadolu’nun fethedilen bölgelerine yerleşmeğe başladılar. İlk gelenler önce yaylalar­da ve dağlık bölgelerde toplandılar, sonra yavaş yavaş ovalara ve köyle­re indiler. Bu arada yerli Rum ve Ermenilerden de Müslümanlığı benim­seyenler, zamanla Türkleştiler.

Selçuklu uygarlığı

Selçuklular zamanında Anadolu’da Türk kültür ve sanatı büyük bir ge­lişme gösterdi. Edebiyat alanında Mevlânâ Celâlettin Rûmî ve oğlu Sul­tan Velet divan ve tasavvuf edebiya­tının en güzel örneklerini verdiler.

Yunus Emre ve Nesimi gibi muta­savvıf halk ozanları, Farsça yazan Mevlânâ’mn tersine Türkçe yazarak en güzel halk şiirlerini yarattılar. Anadolu’nun birçok kentinde medre­seler, kütüphaneler ve camiler yapıl­dı. Başka İslâm ülkelerinden bura­lara bilginler geldi. Ülke yeni eser­lerle donatıldı. Selçuklulara özgü bir yapı ve süsleme sanatı doğdu. İnce­liği, parçalarının uyumu ve güzelli­ğiyle belirgin bu sanatın birçok ör­neği bugün de hayranlıkla seyredile­cek durumdadır. Konva’daki Sahib atâ ve Karatay medreseleri, İnce Mi­nareli Cami, KonyaAksaray yolu yapı ve süsleme sanatı doğdu, ince­liği, parçalarının uyumu ve güzelli­ğiyle belirgin bu sanatın birçok ör­neği bugün de hayranlıkla seyredile­cek durumdadır. Konva’daki Sahib atâ ve Karatay medreseleri, İnce Mi­nareli Cami, Konya-Aksaray yolu üzerindeki Sultan Hanı (kervansaray), Kayseri’deki Dârüşşifa, Hacıkılıç Ca­mii, Sırçalı Kümbet, Sivas’taki Çifte Minare, Gökmedrese ve Dârüşşifa, Niğde’deki Hüdavend Hatun Türbe­si, Divriği’deki Büyük Cami, Erzu­rum’daki Çifte Minareli Medrese Anadolu Selçuklu sanatının en güzel örnekleridir. Bu yapılardaki taş ve tahta oymacılığı, çini işleri Selçuklu­ların süsleme sanatlarındaki ustalı­ğının en güzel belgeleridir.

Bu yazı 243 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler