ROMA TARİHİ

Paylaş
 

ROMA TARİHİ

Eskiçağ tarihi içerisinde Roma’nın tarihsel bir öge olarak ken­dini göstermesi M.Ö. III. yy. da başlar. Bu yüzyıldan önceki Roma ise Akdeniz kültür çevresi dışında, kendine özgü bir gelişim süre­ci geçirmiştir. Bu dönemde Hellenistik krallıklar arası siyasal çatışmalar sürüp giderken, bir yandan da Akdeniz kültür ortamı­nın, yukarıda değindiğimiz nitelikte oluşumu tamamlanmaktay­dı. Bu arada İtalyada gelişmesini tamamlamış olan Roma bundan sonra Eskiçağın önemli bir işlevini yerine getirecek bir güç olarak kendini göstermiştir.

Kuşkusuz Roma bu ortama birdenbire gir­miş değildir.Kitabımızın başında eski Batı uygarlıklarına bakarken, Ro­ma tarihinin niteliğine genel olarak değinmiştik. Burada Roma tarihini, Eskiçağ tarihi bütünlüğü içinde ele alırken de yine onun birtakım yanlarına yeniden dönmek gerekir.

Avrupa uygarlığının ikinci kaynağı olarak değerlendirilen Roma’nın tarihine değin araştırmalar çok yapılmış, ana çizgile­riyle uzun bir süre alan «Roma Dönemi» aydınlatılmıştır. Öyleki Türk araştırmacılarına bu alanda yeniden araştırma gereği kal­mamıştır. Ancak siyasal tarihten söz açarken daha iyi anlaşılaca­ğı gibi, Roma dönemi Anadolusunun aydınlatılacak konuları var­dır ve bunları araştırarak bilim dünyasına sunma işi ise Türk bil­ginlerine düşen bir görevdir. İnsanhğın bugün ulaştığı uygarlık, tarihsel bir birikimin so­nucudur. Bu birikimi yok sayarak, başka bir deyişle tarihsel ge­lişimi yadsıyarak çağımız, günümüz anlaşılamayacağı gibi, engin insanlık deneyiminden yararlanamadığında yitirilen zaman ve in­san gücü de azımsanamayacak bir ölçüye varır.

Eskiçağ, insanlık deneyimlerinin en uzun sürecidir. Hele Ro­ma dönemi, siyasal anlamda geniş örneklemeler içerir. Tarihin bo­şa yaşanmış bir süreç olmadığını, yararlanan toplumlar için gös­terecek önemli bir dönemdir Roma tarihi. Eskiçağda «tam insan» anlayışını Hellen toplumunda bulurken «tam devleti» ise Roma da görmekteyiz. Romalılar kuramsal değil, uygulamalı olarak si­yasal kurumlar ortaya koymuşlar ve bu kurumların yasalarını yapmışlardır. Günümüze dek yöneticiler Roma’nın bu verilerin­den yararlanma yoluna gitmişlerdir. Roma’daki yasal ve siyasal kurumlaşma onların gerçekleştirdikleri tarihsel süreç tanımakla anlaşılabilir.

Max Beer’in Sosyalizm ve Sosyal Mücadeleler Tarihi adlı ese­rinin Roma’ya ayrılan bölümünde; «Romalılar bilgi ve düşünce bakımından az gelişmiş sayılacak bir topluluktu, bunun için de ka­mu düzenini bozabilecek düşünce ve davranışlar onlara ülkenin geleceği bakımından pek tehlikeli geliyordu. Bütün Roma tarihi boyunca Platon, Aristophanes ya da Sophocles gibi bir tek kim­seye rastlanmaz. Yahudi peygamberleri gibi kimselerin bu toplu­luk içinde bulunabileceklerini düşünmek imkânsızdır.», dedikten sonra, «Roma’nın devrimci bir tarihini yazmak çok güçtür.» yar­gısına varmaktadır. Gerçekten Roma sürekli siyasal eylem içinde olan bir toplum görünümündedir. Yaptıkları eylemin kuramlarıy­la uğraşmamakta, ele geçirdikleri yörelerin halklarına yukardan bakmaktadırlar. Yaptıklarının tarihini yazmakta da önceleri ye­terli ölçüde çalışma yapmış sayılmazlar. Roma tarihinin özellikle eski dönemlerine değgin bilgiler hemen hemen yok gibidir. Arşiv belgeleri ise ancak, M. Ö. 1 yy. dan sonra ortaya çıkmış, eskile­ri tahrip olunmuştur.

Antik dünyada Roma’nm ortaya çıkışının Hellerıistik döneme rastladığına değinmiştik. O zamana dek Roma, İtalya’da, diğer Akdeniz uygarlıklarında gördüğümüz nitelikteki site (şehir dev­leti) den kendine özgü bir cumhuriyet biçimine ancak ulaşmıştır. Roma Cumhuriyeti Akdeniz çevresinde egemenliğini sürdürebil­mek için durmadan gelişerek vardığı «dünya barışı» kavramı içe­risinde M. Ö. I. yy. da en sonunda «imparatorluğa dönüşecektir. Yeni sosyo  ekonomik ortam ise, bu imparatorluğun IV. yy. da ni­telik değiştirmesine yol açacaktır. Roma imparatorluğunun çökü­şüyle birlikte de Eskiçağdaki toplum bütün siyasal, sosyal ve eko­nomik kurumlariyle son bulacaktır. Bu tarihsel süre, bin yıllık bir süreyi içermektedir.

Kısaca niteliğine değindiğimiz bu uzun dönemin tarihini ele alırken, belli bir yaklaşımla yola çıkma zorunluluğu vardır. İtalya yarımadasında ki bir siteden kalkarak Akdeniz çevresinde bütünlüğüne ulaşan siyasal oluşumun gelişimi çizgisini, neden ve koşullarıyla, ayrıntılarına inmeksizin, Eskiçağ kavramı bütünlüğü içinde belirtmek başlıca amaç olmalıdır. Bunu yaparken de Ro ma’nın iç gelişimini ayrı, yayılmasını sağlayan savaşları ayrı ele almak yerine, tüm olarak gözden geçirmek daha uygun olacaktır. Böylece Eskiçağ tarihini bütünleyen bir Roma tarihini kavraya­bilmek olanağı vardır. Ayrı bir uygarlık ve sanat bölümü koymak da bu amaca hizmet edecek nitelikte görülmediği için, yeri geldik­çe aynı bütünlük içerisinde uygarlık verilerine gerektiği ölçüde değinme yolunu tutmanın daha yararlı olacağı kuşkusuzdur.

Roma Tarihi İtalya’daki bir kentin tarihi değildir. Belli bir dö­nemin uygarlık alanlarının toplu tarihidir. Hellenistik kültürün yayıldığı alanda siyasal birliğin kurulduğu dönemdir. Bu bakım­dan Roma asıl alınmakla birlikte açıklamalarda Akdeniz uygarlığı­nın ortak tarihsel gelişimini belirtmeye özen gösterilmelidir.

 

Bu yazı 67 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/