PAVLOV KİMDİR?

Paylaş
 

PAVLOV KİMDİR?

Bugün Pavlovun beyin mekanizmasına ilişkin görüş ve önerileri aşılmış olmakla birlikte, sindirim sistemini açıklayan buluşları ve koşullama süreçlerini irdeleyen çalışmaları kalıcı bir önem taşımaktadır.

Ivan Petroviç Pavlov 1904 yılında Tıp ve Fizyoloji alanında Nobel Ödülünü aldığında bu biçimde ödüllendirilen ilk Rus bilim adamı ve ilk fizyoloji uzmanı olmuştu. Sindirim sistemine ilişkin önemli çalışmaları ile kazandığı bu ödül, Pavlov’un da savunduğu gibi deneysel fizyoloji ile tıp arasındaki yakın bağları vurguluyordu.

Pavlov’un ödül aldığı yıl araştırmaları bakımından bir dönüm noktası oluşturmakta ve önemli buluşlarla dolu bilimsel yaşamını hem süre olarak hem de yaptığı araştrmaların niteliği bakımından ikiye bölmekteydi. Pavlov, yaklaşık tarihlerle, 1874’ten 1904’e kadarki süre içerisinde kan dolaşımı (1874-1888) ve sindirim sistemi (1870’lerden XX. yüzyılın başına kadar) üzerinde önemli araştırmalar yapmıştı. Bu sürenin sonundan 1936’ya kadar uzanan dönemde ise araştırmalarının ağırlığı sindirim sistemine ilişkin çalışmaları sırasında karşılaştığı ve alışılagelmiş fizyoloji konularından çok “psikolojik” bir olgu gibi görünen koşullama mekanizmalarına kaymıştı

Pavlov‘un araştırmacılığının ilk yıllarında ele aldığı konu olan kan dolaşımı üzerindeki çalışmaları doktora tezi ile başlamıştı. Kan basıncını ve kalbin atışını düzenleyen etkenler üzerine yaptığı bu araştırmalarda önce kalbin işleyişinin sinir sistemi tarafından nasıl düzenlendiğini incelemiş, daha sonra sinir sisteminin genelde iç ortamdaki rolü üzerinde yoğunlaşmıştr. Bu bağlamda elde edilen bulgular Pavlov‘u o güne kadar sinir sistemi ile ilişkisi konusunda fazla bir şey bilinmeyen sindirim sistemini incelemeye yönelimidir. Pavlov bu konuda temel araştırmalarını yapıp 1897 yılında “Başlıca Sindirim Sistemi Bezlerinin İşleyişi’ adlı yapıtını yayımladığında bu alanda önemli bir adım atılmış oldu. Ünlü fizyolog Seçenov’un “Avrupa’nın en iyi cerrahı” diye tanımladığı Pavlov, sindirim sisteminde gerçekleştirdiği değişik ameliyatlarla bu sistemin salgılamalarını, nitelik ve nicelik açısından oldukça ayrıntılı bir şekide incelemiştir. Bir fistula aracılığıyla tükrük bezlerinin salgılamalarını dışa yöneltip ölçme tekniğim geliştirdiği gibi, bir süre yanında çalıştığı Heidenhain’den esinlenerek midenin bir kısmını deneysel gözlemler için sinirleriyle birlikte ayırmayı da başarmıştır.

Pavlov’un araştırmaları sindirim sisteminde iki önemli salgılama aşaması olduğunu gösterdi. Birincisi, yemeğin algılanması ile başlayan ve mideye girmesini gerektirmeyen etkendi İkincisi ise yemeğin mideye girmesi ile başlayan ve sindirim sisteminde ilerleyişine koşut olarak hem nicel hem de nitel olarak değişen bir salgılamaydı. Bir başka deyişle Pavlov, o güne kadar sanılanın tersine salgılamanın yemeğin niteliğine göre değiştiğini bulmuştu. Bu arada sindirim sisteminin etkinliğinde sinir sisteminin ve özellikle de vagusun önemli olduğunu saptamıştı. Pavlov’un bu çalışmaları gastroenterolojinin temelini oluşturur.

Pavlov köpeklerle yaptığı sistematik araştırmalarda hayvanların uzun süreler mümkün olduğu kadar doğal koşullarda gözlemlenmesi üzerinde duruyordu. Bundan dolayı her deney hayvanının fizyolojik açıdan değerlendirilmesinin yanı sıra deneylerdeki davranışları da yakından izleniyordu. Özellikle uzaktan salgılama denebilecek, hayvanın yiyecek maddesini görmesi ile başlayan salgılama kendi başına bir araştırma konusu olmuştu. Bunun nedeni de tükürük bezinden bir fistula vasıtasıyla ağız dışına çıkartman (kanalize edilen) ve dolayısıyla kolaylıkla ölçülebilen tükürük salgılamasının bazen beklenmedik durumlarda görünmesiydi. örneğin yiyecek maddesinin hayvana verilmesi ile başlaması gereken bu salgılama, hayvanın deney odasına alınmasıyla ya da kendisine yiyecek veren bir kişinin görünmesiyle bile gerçekleşebiliyordu, ilk başlarda sindirim sisteminin saparnalarını ölçerken karşılaşılan bir sorun veya sindirime ilişkin deney sonuçlarını olumsuz olarak etkileyen bir yan olgu gibi yorumlanan bu bulgu daha sonra kendi başına bir araştırma konusu oldu. Pavlov‘un laboratuvarındaki araştırmacıların kimisinin benimsediği bir yorum, “ruhsal” salgı denilen bu olgunun normal fizyolojik mekanizmalara bağlı olmadığı ve dolayısıyla bu mekanizmaların yardımıyla incelenemeyeceği görüşüydü. Seçenov’un Beyin Refleksleri adlı yapıtından çok etkilenen ve fizyolojide gerekirci (determinist) bir yaklaşımı savunan Pavlov ise bu görüşe katılmadığı için bu olguyu da herhangi bir fizyoloji konusu gibi inceleyebileceğini düşünüyordu. Böylece 1900’lerin başından otuz yılı aşkın süre kapsayacak, psikoloji ve psikiyatriyi önemli ölçüde etkileyip yönlendirecek araştırmalarına başladı. Pavlov’a göre, nasıl ki mideye giren yiyecek maddesi doğuştan var olan, soydan gelen koşulsuz refleks mekanizmaları ile salgılamalara yol açıyorsa, uzaktan görülen yiyecek maddesi de zamanla ve bir öğrenme sürecinin sonucu olarak benzer bir tepkiye neden oluyordu. Bu ikinci tür salgılama bir öğrenme sürecinden kaynaklandığından, koşullu tepki (Pavlov‘un deyimiyle koşullu refleks) diye  adlandırılır, tepkiye yol açan uyarana da koşullu uyaran denir.

Bu yaklaşımla yapılan ve sayıları yüzleri bulan deneyleri sonucunda Pavlov, herhangi bir algılanabilir  uyaranın yemek, şok, asit gibi her zaman tepkiye yol açan koşulsuz uyaranlarla birlikte sunulmasıyla tepki yaratma niteliğini kazandığını buldu. Büyük bir araştırma ekibi Pavlov’un yönetiminde sistematik olarak bu koşullama tekniğinin parametrelerini inceledi. Bugün klasik koşullama veya Pavlov koşullaması adıyla anılan yöntem temelde kendi başına koşulsuz bir tepkiye yol açmayan nötr bir uyaranın koşulsuz bir uyarandan önce sunulmasıyla gerçekleştirilir. Bu iki uyaranın zaman içinde birçok kez bir arada sunulmasıyla sağlanan bağıntı, koşullu tepkiye yol açar.

Örneğin bir metronom sesi aç bir köpeğe verilen etten önce sunulursa, bu iki uyaranın birlikte birkaç kez sunulmasıyla hayvan yalnızca metronom sesine de ete olduğu gibi tükürük salgılamasıyla tepki gösterir.

Pavlov koşullama mekanizmasının bütün inceliklerini betimleyerek yalnız hayvanlarda değil insanlarda da bu olgunun davranışı ve canlının psikolojisini nasıl düzenlediğini açıklamaya çalışmıştır. Ona göre koşullama beyinde gerçekleşen bir reflekstir. Bu yüksek zihin süreci Pavlov’un önerdiği bazı mekanizmalar ve laboratuvar bulguların ışığı altında psikiyatri alanında bile kullanılan bir yaklaşımın geliştirilmesini sağlamıştır. Koşullu uyaranlara benzer uyaranlara gösterilen genelleştirilmiş tepkiler ve koşullama sırasında tutarlı bir şekilde koşulsuz uyaranla birlikte sunulmayan başka uyaranların davranış üzerinde yarattığı ketleyici frenleyici  etkileri beyinde fizyolojik mekanizmalarla açıklamıştr. Böylece beyindeki, davranışa yol açan uyarma ve tepkileri bastıran ketleme mekanizmaları Pavlov‘a göre öğrenme sürecinin temelini oluşturur. Psikolojik olgular, psikiyatrının uğraş alanı olan patolojik durumlar da bu öğrenme sürecinden kaynaklanır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Pavlov’un deneysel nevroz çalışmasında görülür. Bu deneyde aç bir köpeğe bir çemberin gösterildiği her sınamadan sonra et verildiği halde, onunla karıştırılmayacak kadar değişik bir koşullu uyaran olan bir elipsin sunulduğu hiçbir sınamada et verilmez (bir ketleme örneği). Bu koşullama başarıyla gerçekleştirildiğinde köpek çemberin her sunuluşunda tükürük salgılayarak bir koşullu tepki gösterirken, elips şeklindeki uyarana hemen hemen hiç salgılama olmaz Bu aşamada elipsin şekli giderek çembere benzetildiğinde çember ile elips arasındaki uyarana hemen hemen hiç salgılama olmaz Bu aşamada elipsin şekli giderek çembere benzetildığinde çember ile elips arasındaki ayrıştırma bir noktaya kadar sürer. İki uyaranın birbirlerine çok benzedikleri durumda ise beklenmedik bir tepki gözlenir. Hayvan, her iki uyarana da genelleştirilmiş bir koşullu tepki göstereceği yerde şiddetli bir tepkiyle havlar, tasmasından kurtulmaya deney odasından kaçmaya çalışır. Pavlov buna benzer deneylerle psikopatolojik olguları incelemiş ve bugün aşırı basit bulunan açıklamalarla psikoterapide klasik koşullanmayı egemen yöntem haline getirmeye çalışmıştır.

Pavlov yukarıda örnekleri verilen klasik koşullama yöntemlerinin insanlar ve hayvanlar için geçerli olduğunu kabul etmekle birlikte, birinci işaret sistemi dediği bu olgunun yanı sıra insanların çok daha üst düzeyde koşullamalanın sağlayan ikinci bir sistemin de varlığını ileri sürmüştür. İnsanın dil aracılığıyla iletişim kurabilme yeteneğine dayalı bu ikinci işaret sistemi birincisinden çok daha incelikli ve ayrıntılı koşullamaların, hem de birinci işaret sistemindeki gibi sayısız koşullu koşulsuz uyaran bağlantısını gerektirmeden gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Örneğin bir çocuğa verilen bir emir bir koşullu uyaran yerine geçebilir.

Böylece birinci ve ikinci işaret sistemini birleştirip kaynaştıran üst düzey koşullamaları mümkün olur. Pavlov psikolojide geniş kapsamlı bir çalışmayı gerçekleştirmiştir. Bu araştrmalarnın sindirim sistemi ve kan dolaşımı gibi daha “tipik” fizyoloji konularından kaynaklanmış olması da, psikolojiyi ve psikiyatrik olayları fizyoloji gibi aynı temel mekanizmalar ve araştırma’ yöntemleri ile açıklamak isteyen nesnel, gerekirci yaklaşımlar açısından önemlidir.

Bu yazı 107 kere okundu.
Etiketler:
PAVLOV PAVLOV KİMDİR
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/