Osmanlının İlk Denizaltıları

Paylaş
 

Osmanlının İlk Denizaltıları

İnsanoğlunun aklı ermeye başladığı çağlarda, niçinlerini, nedenlerini çözmeye çalıştığı meselelerin başında de­niz geliyordu. Bu, ucu bucağı görünme­yen su, acaba nerelere kadar uzanıyordu? ötesinde neler vardı? Neden bir durgun­laşıyor, bir azıyordu? Ağaç gövdeleri bat­mıyor, üzerine binildiği takdirde insanı pe­kâlâ taşıyabiliyordu, öyleyse, batmayan şeylere binip, ucunu bucağını aramaya çı­kabilirlerdi. İlkel sallan, sandallan yaptı­lar. Çok geçmeden de o sallan, o sandalla­rı yürütecek küreği, yelkeni, dümeni icat ettiler.

İşte bu yazımızda Denizaltıların Tarihçesine yakından bakıçağız.Bununla da yetinmeyip aynı zamanda Osmanlının İlk Denizaltılarını da ele alacağız.Denizaltılarının İcadı ile dünya tarihinde özellikle savaş tarihinde çok önemli değişiklikler olmuştur.İşte bu yüzden Denizaltıların tarihçesi iyi anlaşılmalı yakından irdelenmelidir.

DENİZALTILARIN TARİHÇESİ

İnsanoğlunun denizin altıyla ilgilenmesi ise Büyük İskender’den önceki devirlere uzanır. Evet, denizlere oldukça hâkim olan insanlann zihnini yeni sualler kurcalama­ya başlamıştı. Acaba denizin derinliklerin­de neler vardı? Oraya inmek için ne yap­mak lâzımdı? Denizaltıcılık tarihiyle uğra­şanlar, rivayete dayanarak ilk denizaltı ça­lışmalarının Büyük İskender zamanında yapıldığını, hattâ, MakedonyalI kumanda­nın inşa ettirdiği bir tekneyle bizzat daldı­ğını kaydediyorlar.

Milâttan sonra 1150 yılında Akkâ’nın muhasarasında su altında giden bir cihaz­dan faydalanılarak şehre girildiğini Arap tarihçisi Bahaeddin söylüyor.

Leonardo da Vinci de denizaltıya merak saranlardan. 1500 yılında, bu ünlü mucit ve sanat adamının kendi yaptığı bir botla dal­dığı gene söylentiler arasında. 1538 yılın­da Ispanya’nın Toledo şehri suyun altın­dan gidilip gidilemeyeceği çalışmalarına sahne oluyor. 1580’de İngiliz deniz subayı William Bourne aynı uğurda çalışıyor. Tah­ta üzerine deri kaplamak suretiyle yaptığı botla dalmaya uğraşıyor. Fakat sonuç ba­şarısız. 1605’te Magnus Pegelius denizin altıyla meşgul. Yaptığı bot, deniz altı dene­melerinde ümit veriyor. Tatlı su altı tecrü­belerinde ise ümitler botla birlikte batıp gidiyor. 15 yıl sonra Holandalı fizikçi Cor­nélius van Drebel, Thames nehrinde aynı denemeler peşinde. Magnus Pegelius’unkine benzer botu on beş kademe kadar ini­yor. Sonrası karanlık. Debon 1653’te, Denis Pépin 1689’da botlarının içinde, denizin de­rinliklerine inmeye çalışıyorlar. Sonuç ge­ne karanlık. XVIII. yüzyılda bu yolun yol­cuları daha çok. Patentler alınıyor, fakat netice alınamıyor. Kayıtlara göre 1747’deki çalışmalar bugünkü denizaltı gemilerinin esasını teşkil eden sisteme en yakını. Hay­van derilerinin içine su alınarak dalış sağ­lanıyor, sonra bu deri torbalar sıkılmak suretiyle su boşaltılarak satha çıkılıyor. Fakat bu denemeleri kimin yaptığı meçhul.

1719 yılı İstanbul’u da bir su altı göste­risine sahne oluyor. III. Sultan Ahmed, şehzadelerini sünnet ettirmiştir. Payitaht günlerce, gecelerce düğün yapmaktadır. Tersane Mimarı İbrahim Efendi padişahın büyük takdirini kazanan bir gösteri dü­zenliyor. Tersane bahçesine çadırını kur­muş olan Üçüncü Ahmed, maiyeti ve bü­tün davetlileriyle, Haliç’in sularında, üç çifte piyadeye muadil uzunlukta bir tim­sahın önlerine gelişini, Haliç’in suları al­tında kayboluşunu, sonra tekrar su yüzün­de belirişini ve timsahın ağzından başla­rındaki pilâv ve zerde tepsileriyle dışarıya beş kişinin çıkışını seyrediyorlar. Suyun altında yüzen bu timsahı Mimar İbrahim Efendi yapmıştır. Bu akıl almaz bir hüner­dir. Levnî’nin minyatürleriyle resimlenmiş olan Sûmâmesi’nde meşhur şair Seyyid Vehbî bu gösteriyi anlatmaktadır.

1774-1776 yıllan arasında Amerika’da Da­vid Bushnell, Kaplumbağa adını verdiği denizaltısmın tecrübelerini yapıyor. Bir ki­şi tarafından idare edilen gemi el ile ça- lıştınlan mekanizması sayesinde hareket etmektedir. Maksat, düşman gemisine dip­ten dokularak tekneye saatli infilâk mad­desi yerleştirmek. Amerika ihtilâlinde bu gemiler kullanılmak isteniyor. Fakat harp tekneleri bakır kaplı olduğundan arzula­nan sonuç elde edilemiyor. H. M. S. Eagle’ m teknesini limandan uzaklaştırmak Kap­lumbağamın başarısı olarak bugün zikre­dilmekte.

Robert Fulton da denizin altıyla ilgile­niyor. 6,5 m. boyunda, el ile idare edilen teknesine Nautilus adını veriyor. 1801’de yapılan deneme dalışlarını Napoléon seyrediyor. Fakat, Fransa ve İngiltere hükü­metleri gemiye önem vermiyor. Fulton, Amerika’ya gidiyor. Bu defa 24 m. boyun­da bir tekne yapıyor. Waterloo savaşının başladığı gün denize indiriyor. Yalnız, öm­rü vefa etmiyor, geminin gerçekleşmesi yarıda kalıyor.

1849’da denizaltıcılık alanında William Bauer çıkıyor ve Plongeur Marine adını ver­diği botu Kiel’de denize indiriyor. Saçtan yapılmış, üç kişilik mürettebatı olan bu gemide mayınları ateşlemek için pillerden faydalanılıyor. Elektrik ilk defa Plongeur Marine ile deniz altına inmiş oluyor.

Amerika iç savaşlarında Güneyliler’in David Bushnell’in adına izafeten kullan­dıkları David tipi denizaltılardan biri ta­rihte ilk defa bir gemiyi batırıyor. Perva­neye bağlı şaftı sekiz kişi tarafından el ile çevrilen, bir kişi tarafından da idare olu­nan Horace L. Hunley adındaki bu gemi, 14 şubat 1864’te Charleston limanını ablu­kaya alan Kuzey donanmasından Housato- nic korvetini batırıyor.

1875’te John P. Holland, suyun üzerin­de istim, su altında batarya ile hareket eden Plunger adlı gemisini yapıyor. 1900′ de Amerikan bahriyesine ilk defa katılan Guner denizaltısı Holland’m geliştirdiği gemidir.

1881’de Fransız mühendis Goubet’nin yaptığı tekne ise deniz altında akümülâtör- le hareket eden ilk gemidir. Gemiyi Brezil­ya hükümeti satın alıyor.

1885’te Campbell ve Ash’ın Tilbury’de denize indirdikleri Nautilus isimli denizal­tının su geçmeyen bölmesinden bir dalgıç çıkabiliyor ve tekrar gemiye dönebiliyordu.

1887’de İspanyol mühendis Isaac Peral, kendi adını verdiği denizaltısını, 1888’de mühendis D. de Lome’un başlayıp, Gus­tave Zede’nin planlarını tamamladığı Gymnote isimli denizaltıyı Fransızlar de­nize indiriyor. Gemi elektrikle teçhiz edil­miştir. 1893’te Gustave Zede ve Romazotti, Toulon’da ikinci Fransız denizaltısını de­nize indiriyorlar. M. Max Leubeuf’ün 1899′ da gene Fransız bahriyesi için Cherbourg da inşa ettiği iki gemi, çift tekneli ilk de* nizaltılar oluyor. Dört torpido taşıyor, su altında akümülatörle çalışıyorlar.

TÜRK DONANMASINDA İLK
DENİZALTILAR

Denizaltı gemilerinin çeşitli milletlere mensup mühendisler elinde geçirdiği inki­şafa paralel olarak, İngiliz mühendis G. W. Garrett de 1878’de on dört kadem boyun­da, el ile çalıştırılan ilk gemisini, bir yıl sonra da kırk beş kadem boyunda, istimle çalışan ve adını Resurgam koyduğu ikin­ci gemisini denize indirmişti. İnşaatım hız­landırmak maksadıyla İsveçli ağır silâh fabrikası direktörü Nordenfelt ile anlaştı. Planlan Garrett çizecek, inşaatı Norden­felt deruhde edecekti. 1885’te Stockholm’de denize indirilen denizaltı, Nordenfelt I adını taşıyordu. Bir baş torpidosu, bir de Nordenfelt topu bulunan gemi altmış dört kadem boyundaydı. Bu, bir numara­lı Nordenfelt’i Yunan hükümeti 9 000 ster­line satın aldı. 1886’da Osmanlı hükümeti Nordenfelt’e iki denizaltı sipariş etti ve II. ve III. Nordenfeltler Türk donanması için inşa edildi.

1877-78 Türk – Rus Savaşı’m kazanan Rus- lar ayrıca Karadeniz’de üstünlüğü elinde tutan donanmamızdan altı parça geminin kendilerine teslimini istemişlerdi. II. Ab- dülhamid bu teklifi aşağıdaki yazısında ifade ettiği sertlik ve katiyetle reddetti:

«Sadrâzam Saffet Paşa’ya vesair vükelâ­ya yemin ederim ki, donanmanın elden çık­masına katiyyen reyyü rızam yoktur. Her türlü fedakârlığı eder, fakat donanma mad­desini esasen reddederim, tcabı halinde donanmayı kaybetmemek için canımı fe­daya hazınm.»

Bu meyanda Girit isyanları devam edip gidiyordu. Rus harbi mağlûbiyeti öbür azınlıklara olduğu gibi Rumlar’a da bir­çok haklar kazandırmıştı. Fakat Rumlar elde ettikleri haklarla yetinmiyorlardı. Te- salya’da taarruza hazırlandıkları, Türkiye’ deki Rumlar’m da desteğiyle İstanbul’a yürüyecekleri söyleniyordu. Muhtemel bir Yunan harbine karşılık seferberlik ilân edilmiş, tngilizler’in teşvikiyle Yunanlılar’ m pek yakında Türkler aleyhine kıyam edeceği, bu sebepten iki denizaltı gemisi sipariş olunması II. Abdülhamid tarafın­dan emredilmişti (1886).

ABDÜLHAMİD VE ABDÜLMECİD
DENİZALTILARI

Yunan donanması için alınan I. Norden- felt denizaltısma mukabil, Türk donanma­sı üstünlüğünü korumak maksadıyla II. ve III. Nordenfelt denizaltılarına talip oldu. Bu gemiler birinciden daha büyük ve da­ha süratliydi. Gemiler İngiltere’de imal edilmiş, vapurla İstanbul’a gönderilerek montajları Taşkızak Valide Tersanesi’nde yapılmıştı. Montaj sırasında bazı parça­lar tamamen veya kısmen Taşkızak’ta imal olunmuştu. Gemilerin bir an evvel bitiril­mesi için geceli gündüzlü çalışılıyordu. 6 eylül 1886’da denizaltılardan ilki denize in­dirildi ve 5 şubat 1887’de dalış tecrübesi yapıldı. Gemiye «Abdülhamid» adı veril­mişti. Tecrübe töreninde İsveç ve Norveç sefaret erkânı, Mâbeyn’den Derviş Paşa, Yüksek Askeri Teftiş Komisyonu azasın­dan Süleyman Paşa, Bahriye feriklerinden Stark ve Wood, Mirliva Hakkı Paşa bulun­dular. Gemide Nordenfelt’in temsilcisi mühendis ve memurlardan ayrı olarak 5 de Türk denizci vardı. Kumandan Yüzbaşı Halil, makine kıdemli yüzbaşısı Ali, ma­kine yüzbaşısı Şerefeddin, makine teğme­ni Mehmed Salim ve ateşçi Musa Çavuş. Bu beş Türk, bir denizaltıyla dalan ilk Türkler oldular. Fakat gemi taahhüt edi­len evsafta değildi. Baş ve kıç muvazenesi bozuktu. Su altında 10 mil yapması gerekir­ken ancak 2,5 mil gidebilmişti. Ayrıca in­şaat da gecikmiş, bu yüzden Nordenfelt firmasıyla anlaşmazlık doğmuştu. İkinci gemi ancak 4 ağustos 1887’de denize indi- rilebildi. Her iki geminin de torpido, seyir ve dalış tecrübeleri 1888 senesi ocak ayın­da İzmit’te yapılabildi ve 24 mart 1888’de iki denizaltı resmen Türk donanmasına ka­tıldı. İkinci denizaltıya «Abdülmecid* adı verildi.

İzmit körfezinde yapılan denemelerde denizaltılar tayin edilen hedeflere torpido atışları yaptılar. Denizcilik tarihinde tor­pidosunu ateşlemek şerefi ilk defa Türk denizaltılanna nasıip oldu. Çünkü, Yunanlı­lar tarafından satın alman I. Nordenfelt denizaltısı torpido atış tecrübesi yapma­mıştı. Buna rağmen denizaltılardan bekle­nen fayda elde edilemedi. Zira, dcnizaltıcı- lık her geçen gün inkişaf ediyor, yeni bu­luşlar birbirini izliyordu. Nordenfelt de- nizaltıları o günler emsallerinden belki de en üstün vasıflısıydı, ama taahhütteki şart­lara uymuyordu. Gemilerin su altı seyirle­ri hemen hemen yok gibiydi. Yarım, bir ve bir buçuk dakika gibi kısa zamanlar için­de dalış yapabiliyor, gemiler su altında muvazene bozukluğu gösteriyordu. Peris­kop henüz icat edilmediğinden, kumandan, cam bir kubbeden hedefi gözlüyordu. Ya­kıt olarak mangal kömürü kullanılan ge­miler istimle hareket ediyor, tahmin ve hesaplara göre sekiz tonluk yakıtıyla su üzerinde 15, su altında 12 mil yol katetme- si gerekiyordu. Mürettebatı bu güverte, üç makine subayı ve bir erden ibaretti.

Her şeye rağmen o günün şartlan içinde donanmamızı takviye ediciydiler. Su altın­da kullanılmasa bile gayet az hedef teşkil etmeleri, torpidolan sayesinde ilgi görmüş, diğer devletlerin donanmalarından çok ön­ce Türk donanmasına ilk denizaltılara sa­hip olma özelliğini kazandırmışlardı. Ge­milerin mühendisi George William Garrett, Abdülhamid tarafından fahri binbaşılık rütbesiyle taltif edildi.

İNGİLTERE VE AMERİKA
İLE TEMASLAR

Amerika’da Kramp fabrikasında inşa edilen Mecidiye kruvazörünün 1904’te Mi­dilli Adası’nda donanmamıza tesliminde bulunan gemi kumandanı Albay R. D. Bucknam, Türk bahriyesinde görev almak istemiş ve Yüzbaşı Rauf Bey’i de (Orbay) yardımcı olarak yanına almıştı. Denizaltı- cılığın gelişmesi üzerine, Osmanlı Hükü­meti yeni denizaltılar almak maksadıyla teşebbüse geçti ve R. D. Bucknam ile Rauf Bey 1904 yılı ekim ayında İngiltere ve Ame­rika’ya tetkik gezisine gönderildiler. İngi- lizler denizaltı inşaatıyla ilgili çalışmaları­nı çok gizli tutuyorlardı. Heyet fazla bilgi edinemedi ve Amerika’ya geçti. Rhode Is­land eyaletinin New Port deniz üssünde Genel Kurmay Başkanı Amiral Dewey ve Cumhurbaşkanı Theodore Roosevelt’in iz­niyle Holland ve Lake tipi denizaltılar tet­kik edildi, dalışlara iştirak olundu. Fakat devlet ağır masraflar altında bocaladığın­dan siparişte bulunulamadı.

FRANSADAN SİPARİŞ EDİLEN
DENİZALTILAR

Osmanlı Hükümeti denizaltı alma teşeb­büsünü altı yıl sonra tekrarladı ve dört su­bayımız güverte kıdemli yüzbaşısı Remzi (Duygu), Güverte kıdemli yüzbaşısı Meh- med Şükrü (Okan), makine kıdemli yüz­başısı Hüseyin Sabri, makine kıdemli yüz­başısı İbrahim Süleyman 3 ocak 1910’da Avusturya, Almanya, Fransa ve İtalya’da denizaltıcılık kurslarına gönderildiler. İki yıl süren bu tetkikleri sırasında subaylar yalnız bir haftalığına İstanbul’a gelmiş, tekrar dönmüşlerdi. Fransa’da çift tekne­li denizaltılar mucidi M. Max Leubeuf ile tanışan heyet dalışlara katılmış ve dönüş­lerinde Bahriye Nazırı Hurşid Paşa’ya Fransız denizaltılar! için müspet rapor vermişti. O tarihten bir buçuk yıl son­ra Fransa’ya Cemal Paşa’nm Bahriye Na­zırlığı sırasında iki denizaltı sipariş edil­di. Fakat, Birinci Cihan Savaşı’nm patlak vermesi üzerine gemiler donanmamıza ka­tılamadı. Gemilere kumandan olarak tayin edilen Yüzbaşı Mehmed Şükrü ve Yüzbaşı Mehmcd Nail ile inşaata nezaretçi olarak tayin edilen makine yüzbaşısı Hüseyin Sabri 19 eylül 1914’te yurda döndüler.

ALMANYA’DA DENİZALTI KURSU

Birinci Cihan Savaşı’na Almanya’nın müttefiki olarak girmemiz üzerine, birçok

subay meyanmda altı denizcimiz de Al­manya’ya kursa gönderildiler. Bu subay­lar şunlardı: Yüzbaşı Mehmed Şükrü, Yüz­başı Rifat İbrahim, Yüzbaşı Avni Şerif, Yüzbaşı Salih Mevlûd, Yüzbaşı İbrahim Rı­za, Teğmen Şefik Ali. 11 ocak 1915’te yola çıkan subaylar 5 şubat 1915’te kurslara baş­ladılar. Vulkan isimli ana denizaltı gemi­sinde başlayan kurs müddetince subayla­rımız AU, UB9, UB14, UB15 ve 12 (mayın denizaltı gemisi), U3, U4, U16 (çift tekneli) denizaltılarda devamlı dalış ve tecrübele­re iştirak ettiler. En yeni tekniği havi U34 denizaltısını Almanlar çok gizli tutuyorlar­dı. Subaylarımız bu gemiyi de yakından ta­nıdıklarından Almanya dışına çıkmalarına müsaade edilmedi ve kurs iki yıl uzamış oldu. 17 ocak 1917’de Binbaşı Mehmed Şük­rü hariç, öbür beş subayımız yurda dön­dü. Almanyadayken binbaşılık rütbesi­ne terfi eden Mehmed Şükrü (Koramiral Şükrü Okan) komodorluk stajı için Helgo- Iand’daki ikinci denizaltı filotillasında kaldı.

1 eylül 1917’de Alman İmparatoru tara­fından davet olunan Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Rauf Bey, Vasıf Paşa, Cemal Paşa’ nın kalem-i mahsus kâtibi Falih Rıfkı (Atay), Cemal Paşa’nm yaveri Yüzbaşı Nusret Bey Almanya’ya gittiler. Alman Îm- paratoru’nun kardeşi Baltık Kumandanı Büyük-Amiral Prens Heinrich’in de işti­rak ettiği bir gezide Binbaşı Şükrü Bey’in kumandasındaki bir denizaltıyla Kiel Gaarden’de dalışlar yaptılar.

Almanlar donanmamıza 10 denizaltı ve­receklerini vaat etmiş, hatta gemilere ay- yıldızlı bayrağımızı resmetmişlerdi. Fa­kat harp mağlûbiyetle sona erince bu vaat yerine getirilemedi, komodorluk stajını ta­mamlayan Binbaşı Şükrü Bey de 24 şubat 1918’ de yurda döndü.

MÜSTECİB ONBAŞI

Donanma ilgililerinin denizaltı temini için gayretleri devam ededursun, 17 ekim 1915 günü Çanakkale’de, «Müstecib» adın­da bir onbaşı Mehmedcik, tek başına bir denizaltı avlıyor ve Fransızların Turquoise adlı denizaltısını esir etmemizi sağlıyordu.

Olay şöyle cereyan etti:

Birinci Cihan Savaşı içinde, Çanakkale’ yi zorlayan düşman donanmasına mensup denizaltılar Marmara’ya girmişlerdi. Bun­lardan biri de Fransız donanmasına men­sup Turquoise denizaltısıydı. Denizaltı 17 ekim 1915 günü Marmara’dan dönerken Ça­nakkale’yi müdafaa eden sahil bataryala­rımız tarafından periskopu görüldü ve ateş altına alındı. Gemi ateş altında yoluna de­vam ederken saat 13 sularında Akbaş mev­kiinde karaya oturdu, kendini kurtarma­ya çalışırken su yüzüne çıkmak zorunda kaldı. Bu esnada, Bursa’nın Yenişehir ka­zasından Ferhadoğulları’ndan Necib oğlu Müstecib Onbaşı’nm açtığı ateş Turquoise’ in kulesine isabet etti. Dalış kabiliyeti kay­bolan denizaltı teslim oldu, kumandan ve mürettebatı esir edildi. Türk kuvvetleri gemiye girdiğinde alarm zilleri çalmaktaydı. Tahliye öylesine anî ve panik halinde olmuştu ki, kumandan gizli vesikaları da­hi imhaya vakit bulamamıştı. Gemide unu­tulan evraktan düşman denizaltılarmın Marmara’da buluşacakları öğrenildi. UB14 Alman denizaltısı buluşma yerine giderek E20 İngiliz denizaltısını batırdı.

Turquoise, Gayret gambotunun yedeğin­de İstanbul’a getirilerek Haliç’e çekildi ve 10 kasım 1915’te Kasımpaşa Camialtı’nda Harbiye Nazın Enver Paşa’nm da iştira­kiyle sancak çekme töreni yapılarak Müstecip Onbaşı adını aldı. Törenden sonra gösteriler yapan Müstecib Onbaşı’dan harpte faydalanılmadı. Sadece Alman denizaltılarının batarya şarjında kullanıldı. Harpten mağlûp çıktığımız için Fransızlar Müstecib Onbaşıyı alıp götürdüler. Bu­gün Deniz Müzesi’nde Müstecib Onbaşı’nın sonradan değiştirilen yaralı kule saçı bu hatırayı yaşatmaktadır.

CUMHURİYET DEVRİNDE İLK
DENİZALTILARIMIZ

Kurtuluş Savaşandan çıkan genç Türki­ye Cumhuriyeti birçok alanda ilerleme ça­bası gösteriyor, ardı ardına harplerin yıp­rattığı donanmasını takviyesi gerekiyordu. 1924 yılında denizaltı alınması için ilk te­maslara geçildi ve Binbaşı Mehmed Şük­rü, Makine Yüzbaşısı Hami (özger), Yüz­başı İbrahim Rıza (Ülman)’dan müteşek­kil üç kişilik heyet Fransa’ya gönderildi. Heyet bilâhara Hollanda ve İsveç’e de ge­çerek iki buçuk aylık bir tetkik gezisi yapı­tı. Neticede Holanda’ya iki denizaltı sipa­rişine karar verildi.

Bu yeni gemilerde çalışacak komodor, zabitan, gedikli zabit ve mürettebat önce İstanbul’da açılan Cumhuriyet devrinin ilk denizaltı kursunda nazarî eğitime tabi tu- tuldular ve sonra Holanda’nm Feijenord (Faynord) tezgâhlarında inşasına başla­nan denizaltılann nasıl yapıldığını görmek, inşa sırasında çalışmak ve amelî eğitimde bulunmak üzere Rotterdam’a gönderil­diler.

1927’den 1928’e kadar bir yıl Holanda’ da kalan ve denizaltılann Londra açıkla­rında yetmiş beş metrede yapılan derin su dalış tecrübelerine katılan personel 1928’de yurda döndü. Aynı yıl 22 mayıs 1928’de kumandan, başçarkçı, ikinci ku­mandan olmak üzere her gemide üç subay ve Komodor Mehmed Reşid, Holandalı mürettebatın idaresi altındaki gemilerle yola çıktılar. 9 haziran 1928’de Türkiye Cumhuriyeti’nin iki denizaltısı I. İnönü ve II. İnönü, Dolmabahçe önünde demirledi. Saat 13.30’da gemilere sancak çekme töre­ni yapıldı. Törenden sonra daha önce Hollanda’dan dönmüş bulunan mürettebat gemileri teslim aldı. Filo Komutanlığına bağlı olarak Haliç’te bakım ve havuz­lanmaya alınan denizaltılar, üç ay sonra Moda açıklarında dalış tecrübeleri yaptı­lar. Bu tecrübelere Genel Kurmay Başka­nı Mareşal Fevzi Çakmak da I. İnönü denizaltısıyla katıldı.

Dalış sırasında elektrik arızası tecrübe­si yapılıyordu. Elektrik donanımında haki­kî arıza belirdi ve gemi gittikçe meyillenerek derine kaymaya başladı. Mürettebatın seri çalışması ve serin kanlılığı sayesinde arıza giderildi. Mareşal Fevzi Çakmak arı­za olduğunda kumanda odasındaydı ve düşmemek için periskopa tutunmak zorun­da kalmıştı. Su yüzüne çıkılınca, atlatılan tehlike kendisine anlatıldı. Mareşal, I. İnö­nü’nün hatıra defterine o gün şu satırları yazıyordu:

Birinci İnönü tahtelbahirini gördüm. Böyle nazik bir silâhın kullanılması husu­sunda zabitan ve efradı pek arzulu gör­düm. Az zamanda mahir denizciler elinde bu silâhın düşmanlarımız için mühlik ola­cağına kanaat getirdim.

12 şubat 1929’da filotilla komodorluğu emrinden alman denizaltılar Donanma Ku­mandan Vekili Yarbay Şükrü Okan’ın em­rinde kurulan Tahtelbahir Gemileri Ku­mandanlığına verildi ve Türkiye Cumhu­riyeti donanması denizaltı filosunun nüve si teşekkül etmiş oldu.

http://bilelimmi.com/turk-tarihinde-bayrak/

http://bilelimmi.com/canakkale-savaslari/

http://bilelimmi.com/terakkiperver-cumhuriyet/

Bu yazı 83 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/