Osmanlının Cellatları

Paylaş
 

 

Osmanlının Cellatları

Osmanlının cellatları tarihimizde ki en ilgi çekici konulardan biridir.Osmanlının Cellatları hakkında tüm merak ettiklerinizi bulabileceğiniz bir yazı hazırlamaya çalıştık.Osmanlının Cellatları kimlerdir,bu cellatların görevleri ,yaşamları,özellikleri nelerdir tüm bu sorulara cevap bulabileceğiniz bir yazı oldu keyifli okumalar.

Tarihte öyle meslekler vardır ki insanın tüylerini ürpertir ve çoğu zaman insan bu mesleği nasıl yapabilir sorusunu bize sordurur.Bu tür mesleklere mensup olanlar çoğu zaman toplumdan dışlanır ve yanlız bir hayata ve tabi ki ölüme mahkum olurlar.İşte bu yazımızda o mesleklerden birini Osmanlı Tarihinde ki Cellatların Hayat hikayelerine ve onların sonlarının nasıl gerçekleştiğine ve tabi ki çok merak edilen Cellat Mezarlıklarına yakından bakıcağız. Cellatlık Osmanlı İmparatorluğunda 15 yüzyıldan itibaren oluşturulmuş bir kurumdu ve uzun yüzyıllar boyunca hizmet verdi.Bu ocak bostancı ocağının içinde yer alırdı ve buraya seçilenlerin belirli özelliklere sahip olmasına dikkat edilirdi.Cellatlar köken olarak genel anlamda hırvat yada çingene kökenli olurlardı bu Cellat seçiminde ki en önemli kritirlerden biriydi kuşkusuz.Bir diğer en temel özelliklerinden biri ise dilsiz ve sağır olmalarıydı.Yaptıkları iş öylesine kritik ve devletin toplumun kaderini öylesine derinden etkiliyordu ki cellatların kesinlikle yaptıklarıyla ilgili bilgileri sadece kendilerine saklamak ve işlerini büyük bir gizlilikle yapmak zorundalardı aynı zamanda cellatlar öldürdükleri kişilerin son çığlıklarını feryatlarınıda duyamıyacakları için işlerini çok daha kararlı ve etkili şekilde yerine getirebilmektelerdi..İşte cellatların sağır ve dilsiz olmaları bunu sağlamaktaydı.Bir hırvat veya çingene cellat olarak belirlendiğinde dilleri kesilir ve böylece konuşma yeteneği ellerinden alınırdı.Her ne kadar çok acımasız bir yöntem olarak görülse de tarihi süreçlerde bir çok uygarlık benzer yöntemler kullanmıştır.

Cellatlar arasında rütbe sistemi varmı sorusuna ise tabiki vardı cevabını verebiliriz.Sıradan bir idam göreviyle bir devlet adamının mesela bir vezirin ,paşanın öldürülmesi arasında ciddi farklar bulunurdu.Sıradan bir mahkum normal bir cellat tarafından öldürülebilirken eğer idam edilecek kişi önemli bir zatsa bunun idamı Cellatbaşı kabul edilen Bostancıbaşı tarafından Padişahın emri ile gerçekleştirilirdi.Bostancıbaşı  idamdan önce Padişahın fermanını mahkuma okur ve çevreye duyurur daha sonra idamı gerçekleştirirdi.

İdamın şekli anlamında da ciddi bir fark bulunurdu.Büyük devlet adamları veya şehzade gibi sultan ailesinden olanların kanı dökülmezdi daha çok boğularak idam edilirdi.Ancak sıradan suçlular ise genelde cellatlar tarafından kılıç darbesiyle kafaları kesilerek idam edilirlerdi.

İdamın gerçekleştiği yerde oldukça ilginçtir aslında.Topkapı sarayında bulunan Cellat Çeşmesi nin önüne getirilen kurban burada cellat tarafından kellesi kesilerek infaz edilir ve daha sonra cellatlar kesilirken kanlanmış olan kılıçlarını eşyalarını bu çeşmede yıkarlardı.Aynı zamanda bu çeşmenin önünde bir taş bulunmaktay dıki bu taş kesilen kellenin sergilendiği taştı.Kurbanın kellesi tam üç gün burada ibet olsun diye sergilenirdi.

Eğer öldürülen kişi şehir dışındaysa uzak mesafedeyse ise kesilen kafa bozulmasın diye bal küpünün içine konularak İstanbula getirilir ve Padişaha arz edilirdi.Gördüğünüz gibi Osmanlıda Cellat olmak veya idamların gerçekleşmesi hiçte sıradan olaylar olmayıp hepsinin kendi içinde bir süreci ve ritüeli bulunmaktaydı.

Cellatlar genel anlamda toplumdan dışlanan ve sevilmeyen kişilerdi .Öyleki bu mesleğin mensupları öl­dükten sonra dahi, diğer insan­larla karıştırılmamışlar ve Eyüp’te Piyer Loti Kahvesi’nin birkaç yüz metre kadar ilerisin­de yer alan Karyağdı Baba Tekkesi yakınlarındaki Cellat Mezarlığıma gömülmüşlerdir.

Eski devirlerde yerleşimin olmadığı bu yüksek mevkie, inanışa göre, yılın ilk karı düş­tüğünden, yakınlardaki Bektaşî dergâhına da, ‘Karyağdı Baba Tekkesi’ adı verilmiştir.

Ancak tekkenin asıl adının, Horasanlı Karyağdı Ali Ba­ha’dan geldiğini de hemen be­lirtelim.Tekke, yeniçeri ocağının kaldırılması sırasında yıktırıl­mış olup, bu kalıntıların yakla­şık 150 metre ilerisinde, Osmanlı cellat ocağı mensupları­nın ebedî istirahatgâhı yer alır.

Genelde çingene ya da Hır­vat dönmeleri arasından seçilen cellatlar, ülkenin siyasî tarihin­de rol alan bazı önemli şahsi­yetlerin son anlarında hazır bu­lunmalarına rağmen, hep göl­gede kalmış insanlardır.

Zaten ‘Ka­ra Ali* ve ‘Hamal Ali* misali bir kaçının dışında da, gerilerinde, bir isim bile bırakmamışlardır. Osmanlı saray cellatlarının me­zarları da, adeta bu sessizliği devam ettirir gibidir…

Belki yaptıkları işin halk nazarında ‘uğursuz’ kabul edil­mesinden, belki isimlerine sö­vülüp beddua edilmesinden çe­kindikleri için, belki de mezar­larında kurbanlarının akraba­ları tarafından rahat bırakılma­ma endişesinden, mezar taşları düz blok taşlardan ibaret olup, üzerinde bir yazı ya da nişan bulunmazdı.

Aslında taşların bu özelliği, adeta onların sonlarım da ha­zırlamıştır. Zira Sultan Abdül- mccid zamanında, sarayda cel­lat bulundurma geleneğine son verilerek ocak dağıtılınca, za­man içinde mezarlık da unutul­maya yüz tutmuştur.

Özellikle 1950’li yıllardan itibaren, bu alana definler ya­pılmış ve cellatların mezar taş­ları da bu tarihten itibaren ya­vaş yavaş yok olmaya başla­mıştır.

Bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla, 2004 yılına değin bu alana cenaze gömülmüştür. Ye­ni mezarlar için gerekli olan alan ise, cellat mezarlarından temin edilmiştir.

Eyüp Belediye Arşivimde yer alan fotoğrafla, günümüz­deki mezarlık manzarasının karşılaştırılması, cellat mezarlı­ğının kaderini gayet güzel orta­ya serecektir.

Öte yandan, her ne kadar mezarlıkta Osmanlı dönemin­den kalan az sayıda bazı yazılı ve serpuşlu mezar taşı varsa da, bunların çoğunun başka yerler­den getirilerek alana yerleştiril­diklerini sanıyorum.

Zira çoğu taşın mezar kıs­mı yok. Eyüp semtinin Eyüp el Ensari nedeniyle taşıdığı önem, bu semte gömülme arzusunu kuvvetlendiriyor ve bu da tari­hî mezarlıklarımızın ne yazık ki sonunu getiriyor.

Bazılarımızın, ortak mirası­mızın yok olması pahasına ‘ahiret saadeti’nin elde edile­meyeceğini anlaması için, ba­kalım daha kaç tarihî mezarlık alanının ortadan kalkması gerekecek!..

Cellat mezarlığı hakkında Reşad Ekrem Koçu, İstanbul  Ansiklopedisinde henüz günümüzdeki tahribatı yaşamamış İsi mezar taşları hakkında, ilginç  bilgiler verir Koçu’ya göre, mezar taşlarının yerden yüksekliği 1.70- 1.90 santim arasında değişmektedir.

Bugün ise, geride kalan me zar taşlarının en büyüğü 1.80 °n santim yüksekliğindedir. Bu­nun dışında, aynı alanda, Gü­lay Bozkurt adını taşıyan meza­rın bulunduğu yerin ön ve arka kısmında, sağlam olarak ayak­ta kalmış üç mezar taşının uzunlukları, yaklaşık bir metre kadardır.

Alandaki mezar taşlarının toplam sayısı bir düzineden fazladır. Fakat bunların çoğu ya kırık olduğundan ya da ya­tay hale gelip üzerleri toprak ve otla kaplandığından, dikkatli bakılmadığı takdirde, görün­mez bir haldedir.

Cellatların mezar taşlarının başına gelen en acı olay ise, çevre inşaatlarda kolon olarak kullanılmaları olsa gerek!

Gerçi Ayaspaşa Mezarlı­ğımdaki taşların bir kısmının Gümüşsüyü Caddesi üzerinde yer alan bazı apartmanların te­melinde kullanıldıklarını bili­yorduk. Ama şimdi, cellat mezarlığının da celladı olduğunu kayda geçirmiş olduk!

Bu yazı 81 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/