Osmanlı Sultanlarının Ataları

Paylaş
 

Osmanlı Sultanlarının Ataları

Ortaçağın sonuna doğru, Anadolunun Marmara bölgesinde bü­yük bir Türk İmparatorluğunun kuruluşu, cihan siyasî tarihinin en önemli olayını teşkil etti.

Bu imparatorluğu kuranlar Oğuz Türkleri idi. Bu devlet, Arap devletlerine hiç benzemezdi. Selçukluların da devamı sayılamazdı. Bu yeni devlet, Doğu Roma İmparatorluğunun yerine geçen Osman­lI İmparatorluğu idi.

Türk milletinin azim ve iradesi ile kurulmuş olan bu yeni dev­let tarihin bir mucizesi olarak tarih alanına çıkmıştı. Yüz yıldan be­ri Orta Doğu dünyası karanlıklar içinde bocalıyor, bu ülkede yaşı- yanların refah ve huzurları kaçmış bulunuyordu.

Abbasoğulları Devleti yıkılmış, Selçuklu İmparatorluğu can çe­kişen bir duruma girmişti. Bin yıllık Bizans İmparatorluğu ise çök­mek üzere idi.

Orta Doğu bu karanlık durum içinde bocalarken on dördüncü yüzyılda kudretli bir iradeye sahip olan kahraman bir millet bu âle­min saadet güneşi oldu.

Bu yeni devleti kuran Oğuz Türklerinin (Kayi Haniler) aşire­tinin Başbuğlarından Ertuğrul oğlu (Osman Gazi) idi. Oğuz Türk­lerini iyice anlıyabilmek için, bunların eski tarihlerinin derinlikleri­ne inmek lâzımdır. O zaman Osmanoğullan anlaşılabilir.

Oğuzların anayurdu, Orta Asyada bulunan (Tanrı dağı) dır. Bu dağın yaylaları, yamaçları ve önüne serilen zümrüt yüzlü ovala­rı tabiatın bütün güzelliklerine malikti. Oğuz Türkleri bu ilk yurt­larına (Günortaç), doğularına (Hatayeli), batılarına (Horasaneli), kuzeylerine de (Kıpçakeli) adlarını vermişlerdi. Bunların hepsine birden (Turan) ülkesi denilirdi.

Oğuzların ilk devletini kuran (Oğuzhan) dır. Kurduğu devletin adı (Hım) İmparatorluğudur. Fakat bu devlete Oğuzlu İmparator­luğu demek doğru ise de, tarihte (Hun) diye adlandırılmıştır. Çün­kü Hunlar Türklüğün önderleridirler. Bu devlet yıkıldıktan sonra gene Oğuzlardan (Bumin Han) Gök Tiirk İmparatorluğunu kurmuş­tur. Bu devlet de sona ererek tarihe karışınca, Oğuzların (Kınık) aşiret beylerinden (Selçuk Han) Selçuklu İmparatorluğunu kurmak işini başarmıştır. Bu devlet de yıkılınca Kay i Hanilerin aşiret beyle­rinden (Osman Gazi) Osmanlı İmparatorluğunu kurmak şerefini ka­zanmıştır. Oğuz Türklerinin devleti ünvan değiştirmek suretiyle mi­lâttan önce sekizinci yüzyıldan zamanımıza kadar üç bin yıldan beri devam etmektedir. Oğuz Türkleri hiçbir çağda esaret altına girmemiş­tir.

Oğuzların kurmuş olduğu dört büyük imparatorluğun en uzun ömürlüsü Osmanlı Devleti olmuştur. Türk tarihinin en ihtişamlı şe­ref sayfalarını Osmanlı Türkleri meydana getirmişlerdir.

Türklüğün şahlanarak büyük bir Türk uygarlığının doğduğu zamanlar OsmanlIlar devrine aittir. Osman Gazinin kurduğu devlet 624 yıl devam etmiştir. Bu devletin on altıncı yüzyılda yüz ölçümü 8 milyon kilometre kareyi bulmuş ve nüfusu da (120) milyona ulaş­mıştı. Egemenliği altına (38) devlet girmişti. Türk vatanı, (Avrupa Türkiyesi), (Asya Türkiyesi), (Afrika Türkiyesi) olmak üzere ge­niş topraklara kavuşmuştu.   ,

Osman Gazi’nin soyu altıyüz yirmi dört yıl sürmüş ve bu uzun müddet içinde bu soydan 36 padişah ve bir de (Halife) geldi. 1299 tarihinden 3 – Mart – 1924 Halifeliğin kaldırılmasına kadar Osmanlı sülâlesi devam etti.

Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca, cihan siyasî tarihin­de önemli bir yer kazanmıştır. Asya ve bütün Avrupa tarihleri üze­rinde büyük çapta etkisi görülmüştür. Osmanlı tahtında saltanat süren padişahlar, babalan tarafından iyi yetiştirilmiş, bilgili, genç ve enerjik bir yaşta hükümdar olmuşlardır. Kuvvetli birer devlet adanılan olduklan kadar, devirlerinin en kudretli kumandanları sa­yılmışlardı.

Ordularının başında kıtadan kıtaya at koşturmuşlar ve Osman­lI Devletinin sınırlarım kısa bir müddet içinde genişletmişlerdi.

tik on padişah, hiçbir devletin tarihinde mevcut olmıyan kahra- manlıklan göstermişlerdir. Üçyüz jul içinde birbiri ardından Osman Gazi, Orhan Gazi, Murat Hüdavendigâr, Yıldırım Bayazıt, Çelebi Mehmet, İkinci Murat, Fatih Sultan Mehmet, İkinci Bayezit, Yavuz Selim, Kanunî Sultan Süleyman gibi cihan padişahları gelerek sal­tanat tahtanda oturmuşlardı.

Türk soyunun Oğuz kolu, Çinlilerin ve Moğolların devamlı bas­kısı yüzünden anayurtlarını bırakarak Horasan elinden Rusyanm güneyinden Balkanlara ve Anadoluya göç etmek zorunda kaldılar. Kısa bir zamanda Horasan ve İranda, nihayet Anadoluda Selçuklu

 

İmparatorluğunu kurdular. Gene Moğolların Tiirk eline akınlanndan Selçuklular Devleti zayıf düştü.

Oğuzların Kayi aşireti, Selçuklu İmparatorluğu içinde büyük bir aşiret olarak, Horasan ilinin Mahan ovasında ve Merv şehri do­laylarında yaşıyordu.

Cengiz Han, Doğu Türkistanı baştan başa istilâya başladı. Gir­diği şehirleri yağma ediyor, halkı kılıçtan geçirerek çeşitli işkence­ler yapıyordu. Bu büyük Moğol akım, Türkler için büyük bir felâ­ket halini almıştı. Bunu duyan Oğuzların Kayi Haniler aşireti, Ho­rasan’dan Anadohıya göç etmeğe karar verdi. Anayurtlarından ayrı­lıp Horasan illerine yerleşmiş olan Oğuz kabileleri, şehirler kurmuş­lardı.

Oğuzların az zamanda şehirler kurarak meydana getirdikleri uygarlık, Sanların hücumlan ile yıkılmıştı. Asya kavimlerinin şer­lerinden kurtulmak için gezici bir devlet halinde tam teşkilâtlı ola­rak yaşamağa mecbur kaldılar. Bu gezici şekle (Göçerevli) adı ve­rilmektedir.

Göçerevli, göçebeden farklıdır. Göçebe aşiretler, bir bey veya bir şeyh idaresinde, teşkilâtsız, içlerinde kan dâvâlısı bulunan ve ge­çimini çapulculukla temin eden fakir zümrelerdir. Halbuki, Oğuz aşi­retleri, il şeklinde barışçı bir topluluktur. Aralannda kan dâvası yoktur.

Eski Türklerde, devletin en küçük şekli İl adını almakta idi. İl kelimesi (Barış) anlamına gelmektedir. Siyasî topluluğa dahil olan­lara da (Budun) adı veriliyordu. Budun (Halk) manâsmadır. Göçe­revli müstakil Buduna İl denilirdi.

İli teşkil eden Budun, yani halk soyundan asıl olarak gelirdi.

İl denilen gezici siyasî topluluğun cevherini Oğuz Türkleri teşkil et­mekte idi. Türklüğün asıl ve kutlusu sayılan Oğuzlardı. Bu İl büyü­yerek (Hakanlık) şekline girince Budundan olmayan Oğuz dışı Türk­çe konuşan soyları da egemenlikleri altına almışlardı. Bunlara (Ulus, Oymak, Gün) adlan verirlerdi.

Ulus, üleşmek, taksim etmek mânasmadır. Oymak kelimesi ise, tâbi, hadim anlamına gelen uymak’dan alınmışta. Gün de yabancı demektir.

Türk olan bütün siyasi topluluklara (Uruk) adı verilirdi. Bu ke­limenin anlamı da (Tohum) demektir. Uruk, Türklerin ünvanıdır.

Bu incelemeden anlaşıldığına göre Oğuzlar, siyasi egemenliğe sahip olan cemiyetlere D derlerdi ti de (Uz), (Boy), (Sop) dan mey­dana gelmekte idi Uz kelimesi akraba demektir. İli önceleri birbiri­ne kan bağlan ile yakın akrabalardan teşekkül eden aileler meydar- na getirmişti.

 

Bu ailelerden teşekkül eden kabilelere (Boy) denilirdi. Bunlar da saplardan meydana gelmiştir. Sop kelimesi ise, (Semiyye – Klan) karşılığıdır. Bu zümrelerin hepsi hem siyasi, hem de ailevi bir ma­hiyet taşımakta idi. Î1 siyasi bir birlik saydır. Uzlar, boylardan ve soplardan müteşekkil idi. Oğuzların en kuvvetli olan teşkilâtı bu idi.

Türklerde bağımsız aşiret yoktu. Her aşiret, mutlaka bir ilin içine girmekte idi. Tatarlarda, Araplarda, Kürtlerde aşiretler ba­ğımsızdı, birbirleri Üe durmadan harbederlerdi.

Bu açıklamaya göre, ilin Türk siyasi topluluğu Göçerevli bir (Site) olduğu anlaşümaktadır. Oğuzlar bir yere konakladıkları za­man oba ve (Avul) 1ar halinde birleşirlerdi. Aşiretin meskenine (Yer), ilk yerleştiği alana da (Yurt) derlerdi. Aşiretler bir ırmak kenarına yerleşirlerse buna (Kışlak) adı verirlerdi. Ayrıca da dağ eteklerini tutarlarsa buna da (Yaylâk) denilirdi.

Göçerevli Oğuzlar, dört mevsimde dört yere konarlardı. İlkba­harda (Yaylâk), yazın (Yazlak), sonbaharda (Güdek), kışın da (Kışlak) tutarlardı.

Türk aşiretleri, il şeklinde bir siyasi varlık olduğundan devlet teşkilâtı tam olarak mevcuttu. Devlet başkanlarma Tudon, sonra da Yabgu, nihayet (Han) veya (Hakan) adını verdiler. Soyda bü­yük olan han olurdu. Şehzadelere de Tekin denilirdi. Hanın eşine de (Hatun) adı verilirdi. Unvanları da (Türkân) fidi. Hanla birlikte dev­let işlerini gören devlet büyükleri de vardı. Hanın, büyük vezirine, ya­ni Başbakanına (Külerkin), Millî Savunma Bakanına (Subaşı), Ka­zaskere (Tarhan), Hekimbaşıya (Atasagun) denilirdi. Genel Valile­re, yani Beylerbeyine (Şad), tç ve Dış Ağalarına (Buyruk), Nişan­cıya (Tamgacı) adı verilmekte idi. OsmanlIlardaki Kubbe Vezirleri teşkilâtı Oğuzlardan alınmıştı.

İl şeklindeki siyasi ve Göçerevli Oğuz aşiretlerinde daima (Dört­lü) esası kabul edümişti. Devlet bu esasa göre kurulmakta idi.

Oğuzlarda gök dört yöndü. Bu da, doğu (gök), kuzey (kara), batı (ak), güney ise (kızıl) renkte tasavvur edilirdi. Dinî âyinlerde (dört Tarhan) bulunurdu.

Eski göreneklere göre, (Türk Han) larında dört oğul vardı. Türkler bu dört oğuldan türediler. Türkler, harb sırasında at­larını dört renk üzerine tanzim ederlerdi. Doğuda gök, güneyde kı­zıl, batıda ak, kuzeyde kara atlar tabiye edilirdi.

Bunlardan başka dört mevsimde dört yerde konaklarlardı. Türk takviminin (on iki hayvan), takvimi de ve dört mevsimin adlan da bu dörtlü tasniften çıkmıştı. Türk aşiretinde dört de (Şaman) var­dı. Oğuzlar arasında dört kahraman vardı ki, bunların yüzleri örtü­lü idi. Dünya görüşüne ait felsefeleri dört mefhumda toplanırdı. Bun-

 

lar güzellik, akıl, kudret ve adalet idi. Şehirler de dörtlü esasa göre idi. Orduları da dörtlü bir düzene göre hazarlamrdı. Sağkol, solkol, öncü (Karavul), artçı ise (Cuğdavul) diye dörde taksim edilirdi. Bu şekilde savaşa girerlerdi. OsmanlIlarda da cenk usulü ayni idi. Türk tasavvufunda da (dört kapı) vardı. Bunlar, (Tarikat kapısı), (Şeri­at kapısı), (Marifet kapısı), (Hakikat kapısı) idi.

İslâmlıktan önceki inanışlara göre, Oğuzların Tanrıları da (Gök Han), (Kazıl Han), (Ak Han), (Kara Han) olmak üzere dörttü. Dev­let teşkilâtı da dört kapıya göre kurulmuştu. Bu kuruluş Osmanlı Devletinin esasını teşkil etmektedir. (Babı Hümayun – Hünkâr Ka­pısı), (Babı Âli – Paşa Kapısı), (Babı Seraskeri – Ağa Kapısı), (Ba­bı Meşihat – Şeyhülislâm Kapısı) idi. Divanı Hümayun üyeleri de (Vezirler, Kazaskerler, Defterdar ve Nişancı) olmak üzere dört er­kândan meydana gelmişti. OsmanlIlar devlet teşkilâtını ne BizanslI­lardan, ne Araplardan, ne de İranlIlardan almışlardı. Oğuz Türesine göre millî bir devlet kurmuşlardı.

Kayi Hani aşireti de Göçerevli bir il idi. Bu aşirette devlet adam­ları, Ahi teşkilâtına dayanan (sanat erbabı), ilim adamları olan (Ho­rasan Erleri), (Alp Erleri) adı üe de askerî kuvvetler bulunmakta idi.

Alp Erleri, (Ahi Alayları, Bacı Alayları, Abdal Alayları, Gazi Alayları) adıyla dört bölüme ayrılmıştı.

Horasandan Anadoluya gelen Kayi aşireti gezgin bir site idi. Yani devlet kuracak bütün vasıflara ve teşkilâta malikti. Anadolu­ya gelir gelmez, Selçukluların yerine hemen Osmanlı Devletini kur­dular.         .

İşte, Osmanlı Devletinin kuruluşundaki, tarihî mucize, Türkle- rin sosyal benliğindeki bu kuvvetten ileri gelmektedir.

Cengiz Han’ın baskısı üzerine Horasanda birleşmiş bulunan Ka­yi aşireti, başlarında başbuğları (Kayaalp oğlu Süleyman Şah) ile birlikte yurtlarını terkettiler. Elli bin hane halkı olan Kayi aşireti Mahan ovasından kalkarak Van gölü kıyısında bulunan (Ahlat) şeh­rine geldiler. Süleyman Şahın maiyetinde seksen bin kişilik bir as­kerî kuvvet bulunuyordu.

Bir müddet burada kalan Kayi aşireti, 25 – Şubat – 1221 tarihin­de Ahlat’tan hareket ederek Erzincana, oradan da Amasyaya gel­diler. Buradan Halep şehrine giderlerken, Fırat nehrini geçmek isti- yen Süleyman Şah, atı ile birlikte sulara kapılarak boğuldu. Aşiret halkı ve oğulları yas tutarak ağlaştılar. Bu acı durum karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar. Süleyman Şahı hazin bir törenle Caber Kalesi civarına gömdüler. Buraya (Türk Mezarı) adı verildi,

Suriye topraklan içinde kalan Türk Mezarı Ankara Anlaşması

Osmanlı Sultanları Tarihi — F. 2

 

gereğince bize iade edilmiştir. Süleyman Şahın dört oğlu vardı. Bira­lar (Sungurtekin), Gündoğdu), (Dündar), (Ertuğrul) aralarında görüşme yaptılar. Sungurtekin üe Gündoğdu eski yurtlarına döndü­ler.

Fakat Ertuğrul ile Dündar Anadoluya doğru gittiler. Kayi aşi­reti Ankaraya gelerek burada bulunan (Karacadağ) a yerleştiler.

Eski tarihlerde Kayi aşiretinin Ankara’ya yerleşmeleri hakkın­da şu bügi verilmektedir. Kayihanlıların başında bulunan Alpkubuk 656 tarihinde Ankara civarında bulunan Karacadağ’a yerleşti. Bir müddet sonra burada öldü. Yerine oğlu (Alpsarkuk) aşiretin reisi oldu. O da ölünce Karahöyük demlen yere gömüldü. Bu defa baş­kanlığa oğlu (Gökalp) geçti. Bu da vefat ettiği zaman Şaraphane denilen yere gömüldü. Bundan sonra da başkanlık oğlu (Gündüz- alp) a geçti. Gündüzalp civardaki Hristiyanlarla çok savaş yaptı, öl­düğü zaman (Kızılsaray) denilen yere gömüldü. Bu mezar Beypaza­rı civarındadır. Gündüzalp’m oğlu (Ertuğrul) babasının yerine Kayi Aşiretinin Başkanı oldu. Ertuğrul’un oğlu da (Osman) dır, şeklinde bir kayıt ■vardır.

Eski eserlerden (Tavarih-i Ali – Osman) a göre, Ertuğrul’un ba­basının adı Süleyman Şah değil, Gündüzalp’dır. Fakat (Âşık Paşa­zade) tarihinde Oğuzhana kadar kaydeden silsilenameleri vardır. Bunlar şöyledir: (Osman, Ertuğrul, Süleyman Şah, Kayaalp, Kızıî- buğa, Baytur, Sunga, Yaka Timur, Başak, Gökalp, Oğuzhan, Kara- han) dır.

İşte Osmanlı Türklerinin ataları, Oğuzhana kadar dayanmakta­dır. Kayiler Oğuzların yirmi dörtlü teşküâtının (Bozok) kolundan Kayi kabilesine mensupturlar. Bozoklar Oğuzhanın oğlu (Günhan) a bağlı idiler.

Ertuğrul Gazi Ankarada iken Sivas taraflarmda Moğollarla Sel­çuklular çarpışıyorlardı. Ertuğrul Gazi Selçuklulara yardım ederek onların galip gelmelerini sağladı. Bunun üzerine Selçuk Sultanı (Bi­rinci Alâeddin Keykubat) Ertuğrul’u Bizans sınırına Uc Beyi tâyin ederek Kayi aşiretine kışlak olmak üzere Söğüt kasabasını ve yay­lak olarak Domaniç yaylâsmı verdi. Ertuğrul dört yüz çadır halkı ile Karaeadağdan Söğüte gelerek yerleşti.

Burada BizanslIlarla çarpışarak zaferler kazandı. Söğütte (Os­man) adlı bir oğlu dünyaya geldi. Ertuğrulun (Sarubalı veya Savcı) ve (Gündüzalp) diye iki oğlu daha vardı. Kanunî devrinde yazılmış bir (Tevarih-i Âl-i Osman) da Ertuğrulun adı (Erdoğdu) diye yazı­lıdır. Babasının adı da (Ahmet) olarak kayıtlıdır. En eski bir tarihî kaynak olarak gösterilen bilgi şudur : Orhan Gazinin imamı İshak Fakihin oğlu (Yahşi Fakih) ile Şeyh Edebalı’mn oğlu Mahmut Pa­

şadan alınan malûmattan faydalanarak, Osman Iı Devletinin ilk za­manlarına ait vakaları yazan (Âşık Paşazade) ile (Bahçetü-teva- rih) adlı eseri yazan (Şükrüllalı) Osman Gazinin babasının adı (Er- tuğrul), onun babasmm adı da (Süleyman Şah) olduğunu yazmış­lardır.. En doğrusu bu eserlerde yazılıdır. Ertuğrulun türbesi Söğüt­tedir. Eşi Hayma-anânm mezarı da buradadır. Türbeyi Abdülmeeit ile Abdülhamit tamir etmişlerdir. Türbe yanında bir çeşme ve Os­man Gazinin ilk gömüldüğü mezar ve Savcı Beyin mezarı, ayrıca sekiz tane de şehit mezarı vardır. Söğütlüler her yıl 30 Eylülde Er- tuğrul Gazinin ihtifalini Karakeçili aşiretinin iştirakiyle yapmakta­dırlar.

Bu yazı 26 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler