Osmanlı klasik devlet sisteminin çökmesi

Paylaş
 

Osmanlı klasik devlet sisteminin çökmesi

Osmanlı devlet sisteminin iyi işlemesi, yüzyıllardan beri, « padiş’h-ulema-yenîçeri – .ırasındaki uyuma dayanıyordu. Gerileme döneminde ise bu unsurlardan her biri kendi içinde yozlaşma ve soysuzlaşma sü­recine girmişti. Tahta çıkmak veya tahtta kalmak için çevrilen entrikalar, işlenen cinayetler, padişahken dış dünyadan kopuk yetişmeleri gibi göstergeleı, devletin en yüce makamı olan saltanat kunımunun çürüyüşünü vurguluyordu. Şeriat kurallarının kanlığından veya katılaştırıl- masından yararlanan ulema da, bağnaz bir çıkar grubu haline gelmişti ve her tiır yenilenmeye karşıydı. Yeniçeri Ocağı ise, asıl mesleğinden konmuş, doğrudan ekonomik ilişkilere girerek âdeta « esnaflaşmış »ti.

Böylece, XVII ve XVIII. yüzyıllarda, « padişah-ulema- yeniçeri » uyumu yerini « ça­tışma »lara bırakıyor, kurallara bağlılığın yerini de kuvvet gösterileri ve sistemi bozan it­tifaklar alıyordu, öyle ki, es- naflaşmanm ötesinde t politik hakem » durumuna gelen Ye­
niçeriler, vezirlerin ve yüksek memurların elinde padişah, sadrazam veya vezir devirmekte kullanılan bir « siyasî araç » haline gelmişlerdi.

Merkezî devlet kurumlum­daki aşınma ve çözülmenin bir örneği de, Divam Hümayun’un giderek içine düştüğü durumdur. Yükseliş döneminin bu saygın ve sürekli danışma kurulu ge­rileme döneminde yavaş yavaş silinmeye başlamış, genel ve sürekli danışmanın yerini« kapalı kapı siyaseti » almıştı: Osmanlı Devleti’nin en önemli işleri bile artık yalnızca padişah ile vezi­riazam arasında görüşülüp karara bağlanıyordu.

İmparatorluğun merkezî, denge ve kunımlannı sarsan bu olaylara ek olarak, siyasî sistemin bütünlüğünü tehdit eden iki etken daha vardı: taşradaki feodal unsurlar ile Baikanlar’daki ulusal hareketler. « Hanedan ve âyan » adıyla anılan taşradaki bu nüfuzlu ve varlıklı zümre, XVI. yy’ın sonlanndanberi, bozulan dirlik sistemindeki tımar sa­hiplerinin yerini almıştı. Bunlar devlet adına, hatta kendi adlarına vergi salma »c toplama hakkım elde etmiş, yerel yöneticileri denetim altına alarak kendi meclislerini kurmuşlardı. Ayanlar bir yandan taşradaki halkı ezip sömürüyor, bir yandan d? merkezin « malî ve idari gö­revlileri » rolünü oynuyorlardı. Böylece birkaç kuşak boyunca gücünü sürdürebilecek « yerel hanedanlar » kurarak, Anadolu ve Balkanların « yan-lecdal taşra anstokrasisı .> ni oluşturdular. Büyük arazi ve mülk sahiple­rinden oluşan bu sınıf. XVII. yy’dan itibaren impara teri uğun siyasî bütünlüğünü de sarsmaya başlamıştı.

Siyasî birliği tehdit eden ikinci unsur, Fransız Devnminin (1789) getirdiği ulus, ulusçuluk, ulusal egemenlik gibi kavramların da etkisiyle Balkanlar’da gelişen « ulusal hareketler » di. Üstelik bu hareketler, Balkanlan, kendi yayılma alanlarının bir parçası olarak gören bazı devledeıce de destekleniyordu. Kısacası yeni başlayan bu uluslaşma çağı, ulus gerçeğine kapalı, çok unsurlu feodal birmozayık olan Osmanlı devletinin siyasal sistemini sarsmaya başlamıştı    •

 

Bu yazı 84 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler