OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ ÇAĞI

Paylaş
 

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞ ÇAĞI

Osmanlı Tiirkleri, Oğuzlıan neslindendir. Oğuz Türkleri evvelâ Uçoklar ve Bozoklar diye iki büyük boya ayrılır. Uçoklar Gökhan, De nizhân, Dağhan; Bozoklar ise Ay han, Yıldızhan vâ Günhân kollarına bölünürler. Gülhanlılar, Karaevli Akevli, Bayat ve Kayı âşiretlerhı den İbarettir. İşte OsmanlI Türkle ri, bu Kayı âşiretinden gelmişler dlr.

Alparslan milâdi 1071 tarihinde Bizans imparatoru Romen Diyaje ne karşı Malâzgird meydan savaşı­nı kazandıktan sonra Selçukluların

Anadoluyu istilâya başladıkları sı­rada Kayı boyu da bu arada bu­lunuyordu. Kayılar, birinci Alâüd-

din Keykubâd zamanında Ankara- nm batısında bulunan Karacadağ taraflarına yerleştirilmişti. İşte, bu Kayılarm Anadoluya kimin başkan lığı altında geldikleri belli değildir. Eski Osmahlı tarihçilerin kayıt ve
iddialarına göre Kızılboğa oğlu Ka- yaalp oğlu Süleymanşah, Kayılarm reisi idi. Kayılar, Selçuklularla bir­likte batıya doğru ilerleyerek Ahlat civarında yerleştiler. Süleymanşah, Ahlâtta hüküm süren Melik Balâ ban’a, sonra da Eyyubîlerden Me iik Eşrefe hizmette bulundu. Sul tan Harezmşahı takip için Cengiz Han tarafından gönderilen Moğol ordusunun yaklaşması üzerine bura laki Türkmenler, altıyüz onsekh

(M. 1221) tarihinde ellibin aile ha iinde ve Siileymanşahın başkanlı ğında harekete geçerek Ahlâtı terk ettiler. Batıya doğru göçüp Erzin can ile Erzurum arasındaki bölge ye yayıldılar. Bir müddet sonra ora dan da göçerek Amasya civarına kadar geldiler ve buralarda bir kaç yıl yaylayıp kışladılar. Bu sırada Erzurum Selçuklulardan Tuğrulşa- lun ve Erzincan Mengiiç oğullarının

hâkimiyetinde idi. Kuzey Doğu ta­rafında ise Gürcüler Ahlât bölgesi­ne mütemadiyen tecavüzlerde bu­lunmaktaydılar. Süleymanşah, Er­ zurum — Erzincan bölgesinde bu­lunduğu zaman Gürcülerle Trab­zon Rum İmparatorluğunun arazi­lerine akınlar yapmak suretiyle zen gin ganimetler elde ederdi. Am\> ya’ya göçüldükten sonra Rumlara saldırmaktan yine geri kalmadı. Hattâ bazı kaleleri onlardan aldı. Lâkin, bulundukları yer havyan sü­rüleri için uygun ve yeterli değildi. Bu yüzden Halep taraflarına doğru göçmeğe karar verdiler. Süleyman şah, bunun üzerine Kayılan kaldı­rıp yola çıkardı. Elbistan üzerin­den Halebe doğruldular. Nihayet Fırat nehrinin sağ kıyısındaki Ca- her kalesi civarında kondular. Lâ­kin, vardıklan yerin yabancısı idi­ler. Suyun geçit yerlerini bilmiyor- ardı. Süleymanşah, başkanlık gay­retiyle atını mahmuzlayarak sürdü. Karşı kıyıya vardıysa da burası de­rin olduğu için sahile çıkamadı ve suyun akıntısına kapılarak boğul­du.

Bir rivayete göre de yıkanmak için suya girdiği zaman bu kazaya uğradı. Cesedi âşireti halkı tarafının nehirden çıkartılarak kalenin lünde gömüldü. Burası bundan nra Türk mezarı diye anıldı. Bu ay altıvüz yirmi altı (M. 1228) yı­lda geçmiştir. Siiieymanşah, bu rada altmış yaşlarında bulunurdu.

Türk mezarı denilen türbe, Ca- îr kalesinin Kuzey – batısında ört köşe avlu ile çevrilmiş bir sa- anın içindedir. Türbenin kendisi ikdörtkeıı şeklinde, ondört metre onduğunda ve yedi metre geniş- ğinde olup Süleynıanşahm meza- ı mihrap yerinin karşısında ve or- ıda bulunmaktadır. Kitabesi yok- ar.

Süleynıanşahm Ertuğrul, Suıı- urtekin, Giiııdoğdu ve Dündar ad- dört oğlu kaldı.

Süleymanşalı vefat ettiği zaman mriııde Kayılardaıı başka öbür )ğıız boylarına mensup aşiretler de ardı. Bunlarda hemen ayrılık eği- imi görüldü. Nereye gideceklerine laiı* müşterek bir karar veremedi er. Bunun üzerine ikiye eyrıldılar. 3ir kısmı Fırat nehrini aşıp Suri- ‘■eve doğru gittiler. Bir boy, Caber livarında kaldı. Çoğunluğu teşkil idenler ise geldikleri yolu takip îderek geri döndüler. Bir kısmı ay­ılıp Çukurova tarafına gittiler Bunlar, sonradan Adana bölgesin­de Ramazanoğulları beyliğini kuran rürkmenlerdir. Çoğu Uçokların De- ııizhan kolundan Kınık Türkleriydi.

Böylece, Süleynıanşahm dört oğluyla birlikte geri kalan ve ço­ğunluğu Kayılardan mürekkep olan Türknıenler Kuzey doğuya döne­rek Urfa yoluyla Karacadağları ge­çip Diyarbakır civarında Fırat neb riııi aşarak Erzurum civarında Pa- sin ovasında Sürmeli Çukur mev­kiine varıp kondular.

Kayılar, Sülcynıanşah, oğulla- nııdan yalnız birisinin başkanlığım kabul etmiyerek herkes dört oğul­dan bantdshıe isterse ona tâbi olmuştu. Böylece aralarında birlik kalmadığından burada kalmak ve­ya başka yere gitmek hususunda birlik olamadılar, Sungurtekiıı ile kardeşi Gündoğdu aşiretin bir kıs­mım alıp asıl vatanları olan Tür- kistana doğru yola çıktılar. Bunla­rın ûkibetlerî hakkında tarih kay­naklarında hiçbir bilgi mevcut de ğildir. Ertuğrul bey ile Dündar bey İse yanlarında kalan dörtyiiz çadır halkı ile iki yıl kadar orada kaldı­lar. Buraları o zamanlar Anadolu Selçuklularının yurdu idi. Bir ara­lık Moğolların yaklaştığını duyup ilaha içerilere göçmeğe karar ver­diler. Yerlerinde kalkıp göçerek

Kayseriye doğru geldiler. Ertuğrul bey, oğlu Sarıbatı’jn Selçuklu Sul­tanı birinci Alâüddin Keykubâda hediyelerle gönderip kendisine ve aşiretine konacak bir yer vermesi ricasında bulundu. Sultan, onların gelişinden memnun oldu. Sanbatı- ya iltifatlarda bulundu ve kendile­rine Ankara civarındaki Karacada- ğı yurt olarak bağışladı.

Eski Osmanlı ve Selçuk kay­naklan Kayılann Anadoluya geli­şini hemen hemen müşterek olarak bu şekilde naklederler. Yalnız Er tuğrul beyin Süleymanşahın oğlu olduğu noktasında birleşmezler. Son araştırmalar da bunun böyle olma dığmı ortaya koymuştur. Rum kay ııaklan, Ertuğrul beyin babasını Oğuzalp ve onun babasını Giindüz- alp olarak kaydederler. Bir kısım eski Osmanlı kaynakları ise, Gün- düzalpı Ertuğrul beyin babası ola­rak gösterirler. Süleymanşaha is­nat edilen olay ise, tarihî hakikat­lere ve kronolojiye uymamaktadır. Bu daha ziyade Selçuklulann cid­dî Kutulmuş oğlu Süleymanm ma­cerasına benzemektedir. Bununla beyin babası olmayıp Oğuz kuman­danlarından biri olması muhtemel­dir. Bütün bunlardan dolayı, Ertuğ rul beyin babasının kim olduğunu tesbit etmek elde mevcut bilgilerle bugün için mümkün değildir.

Ertuğrul beyin Karacadağa yer leşmesi, milâdî 1231 yılına rastlar.

Burada, meşhur anânevi rivaye ti de zikretmeden geçmiyelim. Bu na göre, Ertuğrul bey Batıya doğ ru giderken bir ovada savaşa tutuş muş iki orduya rastladı. Bunlar Sel çuklu ve Moğol ordularıydı. Bu sı rada, Moğollar galip durumda bulu nuyorlardı. Ertuğrul bey yoldaşla rina:

  • Bakıp durmakla olmaz. Ken dimizi iki askerden birine vurup bir tarafa yardım etmemiz lâzım. Lâkin ne dersiniz?

Galibe mi, mağlûba mı yardım edelim, dive sordu.

Yoldaşları:

  • Bey, doğrusu galibe vardım ederek şerrinden kurtulmağa baka­lım. dediler. Ertuğrul bey ise, bu düşünceyi beğenmedi:
  • Bu mertlik değildir. Mağlu­bun yakasını galibin elinden kurtar inak gerek. Bu ile misafir geldin. Bize sahibine imdat düşer, dedi. Bu ııun üzerine kılıçlarına el vurup sa­vaşa giriştiler. Moğollar yenildi. Selçuklu beyleri Sultana varıp ola­yı anlattılar ve Ertuğrul beyi öğdii ler. Bu savaş ise, Sivas civarında

Hafik mevkiinde geçti.

Bu oiay, sonradan sadece biı uydurma olarak kabul edilmişse de son incelemeler bu şekilde geçme miş olmakla beraber, bunun tama men asılsız bir hâdise olmadığım ortaya koymuştur. Yalnız, zaman ve yer farkı vardır. Bununla bera­ber, Kayılar henüz Sürmeli çukur mevkiinde bulundukları sırada, Mo ğollann Anadoluya ilk girişlerinde böyle bir hizmet gördükleri anlaşıl maktadır. Kendilerinin bundan son ra mükâfat olarak daha Batıya alın mış olmaları da muhtemeldir. Bîr rivayete göre Sultan Keykubad, Er­tuğrul beye bu hizmetine karşılık Söğiid mevkiini kışlak ve Domaniç ve Ermeni Derbendini yaylak ola­rak vermiştir.

 

Başka bir rivayete göre ise, Er­tuğrul bey bu savaştan sonra San- batı’yı Sultana gönderip yer iste­miş ve kendisine Karacadağ bağış­lanmıştır. Üçüncü rivayet de Sanba tı gönderilince, Moğollarla yapıla­cak savaşlarda yardım etmesi şartiyle Söğüd ve civan Ertuğrul beye verilmiş, o da yeni yurduna gider­ken Hafik civarında savaşan Moğol ve Selçuklu ördulanna rastlayıp Selçuklulara yardımda bulunmuş olduğu yolundadır.

Muhakkak olan şudur ki, Ertuğ” rul beyle âşiretinin Söğüd, Domo- niç ve Ermeni Derbendi tarafları­na ne zaman yerleştikleri kesin ola­rak belli değildir. Osmanlı kaynakla n 1231 yılında İznik Rum devleti­nin Selçuklu devleti sımrlanna te­cavüz etmesi üzerine Sultan Keyku bâdın açtığı seferde Ertuğnıl be­yin akıncı olarak bulunduğunu kay dederler.

Bu devirde sahip Karahisan, Kütahya gibi büyük ve Karacahisar ve Bilecik gibi küçük, lâkin hepsi şayet müstahkem olan kaleler, Sel çuklu devletine karşı bir müdafaa lıattı teşkil ediyorlardı. Yurdun Ba tı sınırlarında yerleşmiş Oğuz boy lan, Rumlarla daima mücadele ha ündeydiler. Böylece, bu müstahkem yerlere doğru yavaş yavaş sokul muş bulunuyorlardı. Bizansm Lâtin ler tarafından ele geçirilmesi üzeri ne İznikte bir Rum devleti kurmuş olan Teodor Lâskaris ile halefleri, Doğu Roma İmparatorluğunun Ana doluda yeniden kurulması hedefini gütmüşlerdi.

İşte bu yüzden iki devletin sı nırlannda daimî bir çarpışma de­vam ediyordu. Çünkü Selçuklular, Rum devletinin Doğuya doğru ya­yılmasına ve kuvvetlenip yerleşme­sine karşı idiler. Yayılma’ politikası güden Rum devleti, Selçuklu sınır­larına sık sık tecavüzde bulunuyor- ‘ lardı. Bu tecavüzlerin mihrakı ise, 1 Karacahisar’dı.

Keykubâd, bu saldırılara kesin ; şekilde son vermek için 1231 yılın da Konya’dan ordusiyle harekel 1 ederek Sultanöyüğü civanna geldi 1 İşte Ertuğrul bey, kendisine bura­da katıldı. Sultan, onu akıncı kuvvetlerinin başına, ordu öncülüğüne tâyin etti. Ordu, bundan sonra ha- İ rekete geçti. Ertuğrulbey düşman 1 topraklanna girerek Ermeni Derbendine vardı.

 

1 Keykubâd’m hazırlıklarım ha- 1 ber alan İznik Rum İmparatoru, Moğollann hücumiyle dağılan Kıpçak- ] iardan Rumeliye gelmiş olan Akdağ Tatarlariyle bir ittifak yaparak ı onlan Çanakkale’den geçirip Yeni şehir ovasında Rum ordusiyle bir­leşmelerini kararlaştırmıştı. Lâkin, j Türklerin sının aştıkları haber alı- j nır alınmaz Rumlar onlan bekleme den süratle harekete geçip Yenişe- j hir ovasına geldiler.

Savaş, öncü kumandanı Ertuğrul beyin hücumiyle başladı ve üç i gün üç gece hiç durmadan devam r etti. Düşman bozulmağa yüz tuttuğu bir sırada Akdağ Tatarlan gelip , yetişince, savaş yeniden alevlendi. . Rum ordusunun büyük kısmı evvelce bozulup dağılmış olduğun- { dan ortada imparatorun maiyeti ile, yeni gelen Kapçaklar kalmıştı. I Savaş, bu şartlar içinde bir gün bir L– gece daha sürdü. Sonunda düşman tamamen yenildi. Akdağ Tatarları ( Rum ordusundan ayrılıp geldikleri | yere, yani Rumeliye dönmek için yola çıktılar. Ertuğrul bey kendile- , rini İnegöle kadar koğaladı. Dönüş , te Bozüyük’te Sultanla birleşti. Düş i mandan pek büyük ganimetler alın mıştı. Keykubâd bu zaferden son derece memnun kaldı ve bu müna­sebetle Sultanöyüğü’nün adım Sul tanönü şeklinde değiştirdi.

Bu olay, yalnız Osmanlı kaynak larında mevcuttur. Bundan ne Sel­çuklu ve ne de Rum kaynaklarında bahsedilir.

Osmanlı kaynaklarına göre ise caferden sonra Sultan Keykubâd Karacahisan da almağa karar vere rek muhasara etti. Ertuğrul Gazi, kaleyi güneyden sıkıştırmağa me mur edildi. Düşman banş istediyse de kabul edilmiyerek kalenin mu­hakkak alınmasına karar verildi. İşte bu sırada Doğu sınırlarında Moğol saldırısının başgösterdiğini haber alan Sultan, Ertuğrul beyi huzuruna çağırıp Hiî’at giydirdik­ten sonra kalenin alınmasını ona ıs­marlayarak kendisi bir kısım asker

le Doğuya doğru hareket etti. Ka­lenin muhasarası uzunca sürdü. Lâ kin nihayet Ertuğrul Gazinin eline geçti. Kendisi bundan sonra Söğüd üzerine yürüyerek orasını da Rum- lardan aldı. Elde ettiği ganimetler­le esirlerin beşte birini kardeşi Dün dar beyle Sultana gönderdi. Sonra ileri harekete devam ederek Bile cik tekfurunu haraca bağladı. Sel­çuklu hükümdarı buna karşılık ken dişine vergi vermek şartiyle Karaca hisar tekfurunu yerinde bıraktı. Sö güdü de mülk olarak Ertuğrul be­ye verdi. Domaniç ve Ermeni Der­bendini de yaylak olmak üzere bah şetti. Oğullarına da ayrıca oralarda yaylak ve kışlaklar tahsis etti. Bu yerler, İznik Rum devletinin elinde bulunan Kütahya bölgesinin bir kıs mı idi. Sultan ise, Ertuğrul bey ile oğullarının bölgenin kalan kısımla­rım yavaş yavav ele geçirmelerini ümit ve arzu ediyordu.

Bunun için de burada bir uc ih das ederek beyliğini ona verdi. Sel­çuklu devletinin Kuzey batısında doğrudan doğruya valiler tarafın­dan idare olunan Seferihisar’dan sonrası uc sayılırdı. Meselâ, Eskişe hir ve İnönü birer uedu. Bu savaş sonunda elde edilen yerler sınırları Kuzey Batıya doğru sürdüğünden kısa zaman sonra Eskişehir ve İn- önüye de valiler tâyin edilmiş ve yalnız Ertuğrul beye kışlak ve yay­lak olarak verilen yerler uc olarak kalmıştır. Sultan, Doğuda bazı meş guliyetleri olacağım düşünerek Ba­tıda banş ve düzeni kurmak için kendisine vergi vermek ve yüksek hâkimiyetini tanımak şartiyle Kara cahisan da eski tekfura geri verefi, Ertuğrul Gazi, bunun üzerine bütün âşiretini kendisine verilen yerlerde İskân etti. Bu son seferde hizmet müddeti bir yıl, üç ay ve dört gün sürmüştür.

Selçuklu yüksek hâkimiyetini tanıyan Bilecik ve Karacahisar tek- furlan Germeyan Türklerinin taar- ruzlanndan korunmuş oldular. Er­tuğrul bey, bu hususta mühim rol oynamıştır. Buna karşılık kendisi ve gazileri, Rum devletine tâbi yer lere mütemadi akmlardan geri dur­muyorlardı. Bu akınlar ise, zengin ganimetler sağlamaktaydı. Bu yüz­den ganimet ve gaza hevesinde bu­lunan bahadırlar, her yerden gelip onun bayrağı altında toplanıyorlar­dı. Bu da, kendisinin günden güne kuvvetlenmesi sonucunu doğurmak taydı.

Bu hal, birinci Keykubâd’m ve­fatına kadar devam etti. Onun yeri ne geçen ikinci Keyhüsrev zama­nında Selçuklu devletinde İnhital
alâmetleri belirmeğe yüz tuttu. Er tuğrul bey, hiç birşeye kanşmıya rak ihtiyatlı bir tutum takibine başladı. Yalmz Bâbâî isyanında Sul tana yardım etti. İkinci Keyhüsrev, 1243 yılında Moğollara karşı Köse dağ savaşını kaybederek Selçuklu devleti kudretini kaybettikten son­ra Moğolların nüfuzu ilk zamanlar­da uçlara kadar varmadığı için bu radald beyler daha serbest kalmış lardı. Ancak, bunların çoğu, gerek­tiğinden artık zayıf düşen Selçuklu devletinden yandım görememek en dişesiyle, komşu Rum devletleriyle banş içinde yaşama politikasını güt meğe başladılar. Ertuğrul bey de bunların arasında bulunuyordu.

Evvelce anlattığımız Cimri hâ­disesinden sonra o sırada Sultan bulunan üçüncü Keyhüsrev 1278 yı­lında Sınıra geldiği zaman Ertuğrul Gazinin Sultanın yanma vanp say­gı ve bağlılığını arzettiği bilinmek­tedir. Ayni zamanda hediyelerini sunmuş ve oğullarından birisini Sul tanın hizmetine vermiştir. Üçüncü Keyhüsrev, Ertuğrul Gazinin bu oğ Iuna Kahta civarında Pağnlk ilini t imar olarak tevcih etti. Onun nes­linden Bayat, Halil ve Ahmet bey­ler Yıldırım Beyazıt Han zamanın- da Malatya’da hünkârm yanına v» np kabileleriyle birlikte saygılarını sunmuşlardı.

Böylece Ertuğrul bey, Selçuklu devletine sonuna kadar sadık kal­mış ve onlardan da her zaman ria­yet ve himaye görmüştür. Nihayet yaşı İlerlediğinden beyliğin İdaresi­ni oğlu Osman beye bıraktı. Kendi­si, doksan yaşmı geçmiş olduğu halde 1281 yılında vefat etti. Osman beyden başka, Sanbatı, Savcı ve Gündüz adlı oğullan bilinmektedir. Akçakoca, Konuralp, Turgutalp, Ht s anal p, Saltukaip, Abdurrahman Gazi, Samasa Çavuş, Sülemiş Ça­vuş, Aykutalp, Akbaş, Mahmutalp, Karaoğlan, Kara Mürsel, Bahışlı, Kara Teke, Şeyh Mahmut, Dargal gazi ve Karatekin ise bilinen namb silâh ve gaza arkadaştandır.

OSMAN BEYİN BAŞA GEÇİŞİ

Osman (veya Otman) bey, kar deşlerinin en küçüğü idi. Lâkin yi ğitlik ve bahadırlıkta hepsinden fazla ün almıştı. Bu yüzden itiban hepsinden üstündü. Yukanda söyle diğimiz gibi, babası ihtiyarlık yıl­larında beyliğin idaresini ona bırak­mıştı. Onun Ertuğrul Gaziye vekâ­leti yedi yıl kadar sürmüştü. Kar­deşleri ise, meziyetlerini kabul ettik lerinden bunu tabiî karşılamışlar, rekabet ve çekememedik duygusuna kapılmamışlar, ona hizmet ve itaatte bulunmuşlardır. Bu yüzden babaları öldüğü zaman Osman beyin onun yerini alması tabiî sayılıyor­du.

Osman beyi, evvelâ kendi âşireti olan Kayılar beyliğe uygun gör­düler. Sonra, beyliğe dahil öbür âşi retler de bunu kabul ettiler. Bu ara da yalnız amcası Dündar bey buna muhalifti. Çünkü, beyliğin basma kendisi geçmek istiyordu. Ertuğrul beyin vefatında âşiretlerden bazıla­rı Osman beye, bazıları ise Dündar beye taraftar olmuşlardı. Ancak, Kayılann ağır basması neticenin Osman bey lehine halline sebep ol­muştu. Dündar bey, durumu çare­siz kabul etti. Ancak, olayı hazine- dememişti. Bununla beraber, ilk za inanlarda sesini çıkaramadı.

Osman bey, 1258 yılında Söğüd de doğmuş bulunduğuna göre bey­liğin başına geçtiği zaman yirmiüç yaşında bulunuyordu. Üçüncü Key- hüsrev’in saltanatının sonlarıydı. Nitekim, bir yıl sonra Moğollar ta­rafından öldürülmüş ve yerine ikin ci Gıyasüddin Mesud geçmiştir.

Osman bey, ilk zamanlarında babasmnı barış politikasını takip ederek komşu tekfurlarla iyi geçin­di. Yenişehir, Lefke ve bilhassa Bi­lecik tekfurlariyle arası çok iyi idi. Aşiret, Ertuğrul Gazi devrindenberi yazın yaylağa çıkarken ağır eşya Bilecik’te emanet bırakılır ve dö­nüşte alınırdı. Buna karşılık tekfu­ra yağ, peynir, bal, keçe, eğer takı­mı gibi hediyeler verilirdi. Bilecik tekfuru da karşılığında bazı hediye ler gönderirdi. Ancak, bu eşyanın alınıp verilmesinin kadınlar ve henüz silâh kullanacak yaşta olma­yan çocuklar tarafından yapılması şarttı. Bu şarta, her iki taraf dik­katle riayet ederdi.

Lâkin, İnegöl tekfuru Nikola Türklerin yaylaya gidip dönüşü sı­rasında yol kesip rahatsızlık ver­meğe başlamıştı. Bu tecavüzler za­manla arttı. Arada bir iki çarpışma da oldu. Nikola bir taraftan da bu hareketini haklı göstermek için ci­var tekfurlara Osman beyin kuvvet ve nüfuzunun günden güne arttığı­nı ve hunim hepsi için tehlike yarattığım telkin ediyor ve onları da kendisiyle işbirliğinde bulunma­ğa çağırıyordu. Bilecik tekfuru, du­rumdan kendisini haberdar edince, Osman bey Nikola’ya haddini bil­dirmeğe karar verdi. Durumu âşi- retin ileri gelenlerinden Akçakoca, Abdurrahman Gazi, Konuralp, Tur gutalp ve Aykutalpa açtı. Sonunda İnegölü zaptetmeğe karar verdiler. sızın basmak için yetmiş yiğitle at­lı ilkbaharında bir gece Hisarı an­larına binip yola çıktı.

Lâkin Nikola bu hareketi daha evvelden haber aldığı için Ermeni- beli denilen Ermeni Derbendin­de pusu kurdu. Bu pusuya düşme leri halinde Türklerin hepsinin malı volması işten bile değildi. Ancak, Aratos adlı bir Rum, durumu son anda Osman beye haber vermişti. Buna rağmen pek kanlı bir çarpış­ma geçti. Osman bey, bütün gayre­tine rağmen Derbendi aşamadı. Sa­vaş sırasında ise, Osman beyin kar­deşlerinden Sanbatı’mn oğlu Bay- hoca şehit düştü. Osman bey, onun nâşını Ermeni Derbendinin aşağı­sında, sonradan Hamzabey diye anı lan köyün arazisi içinde gömdü.

Osman bey, bu olaydan sonra bir gece yanma üçyüz adam alarak İlgarla Emirdağımn eteğinde İne- göle birkaç fersah mesafedeki Kul­ca Hisannı basarak muhafızlarını kılıçtan geçirdi. Kaleyi tahrip etti. Bundan maksat, Ermeni Derbendi savaşının öcünü almaktı. Çünkü bu Osman beyin ilk savaşıydı ve umdu ğu başarıyı elde edememiş, yani İnegöl Hisarım alamamıştı.

Osman beyin İnegöl civarına kadar sokulması, Nikola’yı korkut tu ve bu onu daha tesirli tedbirler almağa şevketti. Bütün komşu tek­furlara:

— Türklerin kuvvet ve cesaret­leri günden güne artıyor. Eğer biz de onlara karşı birleşip harekete geçmezsek elimizdeki bütün yerleri alacaklarından şüpheniz olmasın, diye haber gönderip onları bir kere daha işbirliğine çağırdı. Karacahi- sar tekfuru bu dâveti kabul ederek kardeşi Flatos kumandasindaki kuv vetleri İnegöle gönderdi. İki tekfu­run kuvvetleri birleşip yine Flatoa kumandasında Domaniç Derbendi­ne kadar geldiler.

Osman bey, kendi aleyhinde ku rulan işbirliğini ve müttefiklerin harekete geçtiklerini duyunca o da kuvvetlerini toplayıp Domaniç Der­bendini tuttu. Sonra bunun ilerisin deki İkizce mevkiinde düşmanı kar şıladı ve geçen şiddetli savaşı kazan dı. Lâkin, kardeşi, Sanbatı bir çam ağacının dibLnde şehit düştü. Civar halkı dallarına kandiller yaktıkları için bu ağaç sonradan kandilli çam diye anılmıştır. Ayni zamanda Fla tos da maktül düşmüştü. Kardeşi­nin şahadeti ile yüreği yanan Os man Gazi:                                          ]

— Karnını deşin! Karnını de­şin! diye bağırdığı için orası da son radan İteşini adım almıştır.

Flatosun vurulması, düşmanın kesin şekilde yenilmesine sebep ol­muştur. Türklerin kılıcından kurtu lanlar, evvelâ dağlara doğru kaçtı­lar. Sonra Karacahisara sığındılar. Osman bey, ise, Sanbatı’mn nâşını alıp Söğüde döndü ve onu babası­nın yanında defnetti.

Ermeni Derbendi, Kulca ve ikizce savaşlarının her iicünün de ayni yılda, yani 1284 senesinde geçtiği anlaşılmaktadır.

Ayni yıl, Selçuklu Sultanı İkin­ci Mahmut, Osman beye bir ferman gönderip babasının sahip olduğu çerleri kendisine mülk olarak ver­miş ve Uç bey tâyin etmiş olduğu­nu bildirdi. Bu fermam, Emir Man- sur Çarnakdar, altıyiiz seksenüç yı­lı Ramazan ayının yedinci günü 18 Kasım 1284) getirip Osman beye takdim etti. Bunda kendisine Nâsı- rüddin Ebu Nasr Osman Şah diye hitap olunmaktaydı.

Osman bey, kabilesini ve Söğüd bölgesindeki halkı toplayarak bu fermam törenle okuttu. Hepsi bey­liğini kabul ve kendisini tebrik et­tiler. Osman bey, bunun üzerine he men yeni bir gazaya karar verip atlı ve yaya üçbin kişilik bir kuv­vet hazırlayarak İnegöl üzerine yü­rüdü. Bütün gece yol alarak ertesi günü sabahleyin Rumları birdenbi­re bastı. Geçen savaşta kalenin tek fufuru Nikola ile askerinin çoğu kı Iıçtan geçirildi. Pek çok ganimet alındı. Osman bey, Selçuklu hüküm darına verdiği teşekkür cevabında bu olayı da anlattıktan sonra Rum larm îstanbula kaçıp bir ittifak gayretine düştüklerini bildirdi. Ayni za I manda mektupla beraber, maktiil düşen Nikolamn iki hemşiresiyle ( bir kızını, bir oğlunt, üç kardeşini kadın ve erkek elli kadar esirle bir- j likte Sultana takdim etti. Şimdi, Sultan Osman’ın evlenmesi meselesine gelelim. Osman beyin beyliğin başına ge , çişi sırasında Anadoluda Bâbâilîk Ahilik iki mühim tarikat olarak hü- , küm sürüyordu. Bu tarikatler, Türk men aşiretleri arasında çok yay­gındı. Bilhassa Ahi reisleri bunlar üzerinde çok nüfuzluydu. Bu reis­ler arasında en namlısı ve nüfuzlu su ise, Eskişehir civarında İtburnu mevkiinde tekyesi bulunan şeyh E- debalı idi. İşte Osman bey Ahilik kuvvetinden faydalanmak için bu zatın kıziyle evlendi. Ondan da Alâ üddin paşa adlı oğlu doğdu. Bu kı­zın adı, Bâlâ Hatundur. Osman be­yin oğlu olup kendisinden sonra  beyliğin başına geçen Orhan beyin annesi Mal Hatun ise, Ömer adlı bir zatın kızdır. Osmanlı kaynakla­rı Orhan beyin annesi Mal Hatun olarak gösterirlerse de, son tetkik­ler bunun doğru olmadığını ortaya ‘ koymuştur. Meselâ, 1324 tarihli bir vakfiye, Orhan beyin annesi Mal Hatunun yukarıda söylemiş olduğu muz gibi Ömer adlı bir zatın kızı olduğunu açıkça meydana çıkar­maktadır.

Osmanlı ve Tâbinâmelerine gö­re, izdivaç hâdisesi şöyle olmuştur:

Suriyede tahsil gördükten son­ra Anadoluya gelerek nihayet Eski- şehire bağlı itburnu köyünde yerle şen Edebalı ilim, fazilet ve keramet sahibi bir zattı. Osman bey( onun ilminden ve kemalinden faydalan­mak için sık sık ziyaretine giderdi. Bu ziyaretlerinin birisi sırasında şeyhin kızını görüp beğendi ve ni­kâhla istedi.

Edebalı ise, kendisi gibi fakir bir şeyhin kızını Kayı Han neslin­den bir bey olan Osman beye denk görmediği için teklifi kabul etme di. Onun, kendi kabilesinden bir kız almasını daha uygun buluyordu. Osmanın bunun üzerine dost bildi ği Eskişehir beyine başvurarak bu hususta aracılığını istedi. Eskişehir beyi ise Bâlâ Hatunu ona değil, ken dişine istedi. Şeyh Edebalı, bu tek lifi de reddetti. Lâkin, onun şerrin­den emin olamadığı için beylik sı­nırlan içinde bulunan İtburnu ter- kederek Osman’ın topraklanna göç tü. Bu hal ise, iki taraf arasında bir rekabetin doğmasına sebep ol du. Çünkü Eskişehir beyi, Edebalı- nın Osman beyin topraklanna gö­çüşünden, onun kızını da Türk be-

 

= TÜRK VE İSLAM TARİHİ =

yine vermek istediği mânasını çıkar mıştı. Ve bu yüzden Osman beye kızdı ve intikam almağa karar ver­di.

Osman bey, bir gün kardeşi Gündüzalp ile beraber dostu İnönü beyinde misafir olarak bulunuyor­du. Eskişehir beyi bu fırsattan fay­dalanmak isteyerek Uludağ eteğin de Adranosun kuzeyinde bulunan Harmankaya tekfuru ile Kösemihalı çağırttı. Ve onunla birlikte yanın da adamları bulunduğu halde Inö nüne geldi ve hâkiminden Osman beyin kendisine teslim edilmesini istedi. Lâkin İnönü beyi, yiğitliğe sığmıyan bu teklifi şiddetle redde­derek:

— Ölürüm, lâkin Osman beyi düşmanlarına teslim etmem! dedi. Osman bey ise durumu haber alın­ca kardeşleri ve yanında bulunan adamlariyle hisardan çıkıp onlara saldırdı. Eskişehir beyi yenildi ve kaçtı. Lâkin, pek kahramanca sava şan ve kaçmayı kendisine yediremi yen Kösemihal esir düştü. Osman bey ise, mertliğe ve yiğitliğe mef­tundu. Bu yüzden «gayetle baha­dır» bulduğu Kösemihali serbest bıraktı. Kösemihal, bundan sonra en yakın ve vefalı dostu olmuş, ve ileride anlatacağımız gibi İslâma geçerek Abdullah adım almış, yap­tığı büyük hizmetlerden dolayı da millî kahramanlarımız arasına gir­miştir. işte, Osmanlı ve tabinâmeleri- nın bahsettiği meşhur rüya olayı, bu hâdiselerden biraz sonra meyda­na gelmiş olarak nakledilir.

Osman bey bir gece rüyasında Şeyh Edebalı’mn evinde misafir olarak bulunduğunu gördü. Şeyhin kucağında doğan bir ay, büyüyerek kendi kucağına inip kayboldu. Ay­ni zamanda Osman beyin göbeğin den bir ağaç çıkıp büyüdü. Dal bu­dak saldı. Dağlan, denizleri, yerleri, gökleri kapladı ve «Aym gölgesin­de dağlar var ve ol dağların dibin­den pınarlar çıkıp revâne olup akar îar. Kimi bağın suvanr ve kimi çeş meler akıtır». Kafkas, Toros, Atlas dağları hep bu ağacın altında göl­gelendikleri gibi Dicle, Fırat, Nil ve Tuna nehirleri de yine onun gölgesi altında akmaktaydı. Yeşil odalar, tarlalar, onnanlar arasından akan çaylar, uzaktan uzağa şehirler, ka­sabalar, parlak kubbeler, kuleler ve dikili taşların üstünde hilâller gö­rünüyordu. Bir aralık şiddetli bir rüzgâr çıktı. Dökülen yapraklar bu memleketlerin her birine savruldu. Ağacın bir dalindan kılıç şeklinde parlak bir mücevher peyda olup güneş pençesi gibi birkaç kere İs­
tanbul tarafım gösterdi.

Osman bey, ertesi günü varıp bu rüyayı şeyh Edebali’ye anlattı. Edebalı onu şöyle tabir etti:

  • Ey Osman, sana ve senin ev­lâdına müjde olsun ki, Haktealâ saltanat verdi. Bütün âlem evlâdının himayesinde bulunacak. Kızım da sana helâl oldu.

Sonra, kızını Osman Gazi’ye ni- kâhladı.

Edebalı bu rüyayı tâbir ettiği sırada meclislerinde bulunan şey hin müritlerinden derviş Turgut:

  • Ey Osman, sana padişahlık verildi. Bize şükrâne olarak ne ve­rirsin? diye sordu.

Osman bey:

  • Sana bir şehir vereyim, de­di.

Derviş, başını salladı:

  • Şu köyceğize dahi razıyım. Ama, bana bunu yazıp ver.

Osman bey, gülümsedi:

  • Ben, yazı yazmak bilmem. İşte bir maşraba ve bir kılıç var. Sana vereyim; tâ ki nişan olup on­ları benim evlâdım senin oğullan­ılın elinde görüp köyü anlarda ibka ederler.

İkinci Bayezıd devri âlimlerin­den tarihçi Mehmet Neşri efendi diyor ki:

  • Ol maşraba ve kılıç anlarda kaldı ve şimdi dahi padişah olanlar âm görüp ziyaret edip ol dervişin evlâdına in’âm ve ihsan ederler. Bu Edebalı dediğimiz şeyh, yüzyirml yaşında vefat etti. Ömründe hemen iki hatun aldı. Birini gençliğinde ve birini ihtiyarlığında. Evvelki hatu­nun kızını Osman Gaziye verdi. Son raki hatunu Taciiddin Kerd’in kızı idi. Hayrüddin paşa ile bacanak ol d ular ve menkıbe Edebali oğlu Meh met paşadan nakolundu.

Lâkin son incelemeler Osmanlı hükümdarlarının neslinin bağlı ol« duğu Osman beyin oğlu Orhan be­yin Edebali’nin kızının oğlu olma­dığını — evvelce izah etmiş bulun­duğumuz gibi — ortaya koymuştur. Bundan da rüya olayının bir efsane den ibaret bulunduğu anlaşılmak­tadır.

Şimdi yine, asıl tarihî olaylanr akışına dönelim:

İnegöl tekfurunun öldürülüşü, o taraftan vaki olan saldırıları dur­durmuştu. Osman bev. Karacahisar tekfuru müstesna olmak üzere öbür komşu Rum beyleriyle İvi ge­çinmeğe devam etti. Hattâ, uğranı­lan yenilgiden akıllanan Karacahi sar tekfuru da düşmanca davranış­larından vazgeçti.

Bu yazı 65 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler