OSMANLI DEVLETİNDE TİMAR

Paylaş
 

OSMANLI DEVLETİNDE TİMAR

Osmanlı İmparatorluğunda varolmuş olan çeşitli timar tiple­rinin sınıflandırılması güç ve ince bir işlemdir; bunu yapabilmek için çeşitli biçimlerde hareket edilebilir. İlk önce kıstas olarak, ge­lirlerin cinsini alacağız. Daha sonra, bu gelirleri sağlayan varlıkla­rın kökenini hesaba katarak bir sınıflandırmaya girişeceğiz. Üçün­cü bir sınıflandırma padişaha karşı yapılmak zorunda olunan hiz­metlerin cinslerine göre olacaktır ve nihayet bir dördüncü sınıf­landırma, gelirlerin tutarına göre olacaktır. Aynı şekilde, serbest tımarlarla serbest olmayan timarlar arasındaki farklılıkları da sergileyeceğiz. Parantez içinde söyleyelim ki, bazı timarlar her tür­den şemanın dışında kalmaktadırlar. Ancak delillendirmemizi an­layabilmek için, vergilerin bir tasnifi her hal-ü kârda zorunlu ola­rak gözükmekte ve bunun konunun can alıcı noktasına girmeden yapılması gerekmektedir. Çünkü, aşağıda göstereceğimiz gibi, ti­mar herşeyden önce bir vergi geliri tevcihidir.

  1. Vergilerin Sınıflandırılması

Osmanlı Devletinde vergiler üç kategori halinde bölünmüşler­di: örfi vergiler (rüsûm-i örfiyye)” ve dinsel vergiler (Rüsûm-i şe- riyye)[1] [2] ki, bunlara olağanüstü vergiler (avariz-i divaniyye)[3] eklen­mektedir.

 

Örfi resimler kategorisinin içinde çiftler üzerinden alman ver­gi yer almaktadır*. Bu vengi toprağın alanıyla orantılı olarak sap­tanmaktadır; ıbazı durumlarda birçok kimse, bölgesine göre deği­şen vergi tutarmı aralarında paylaşmaktaydılar[4] [5]. Tam bir çift’i tasarruf eden kimse resm-i çift; yarım çift tasarruf eden nim-çift ve yarım çiftten daha az yer tasarruf eden de resm-i bennâk öde­mekteydiler[6]. Arızi vergiler (bâd-i Havâ); satış resmi (bac, bac-ı pa­zar), buğday değirmeni resmi, eğirme değirmeni resmi, kovan res­mi, ispençe, salariyye, gümrük resmi Vb. de aynı vergi kategorisi içinde yer almaktaydılar. Bu liste tüketilmiş olmanın uzağında kal­maktadır[7]. Nihayet, olağanüstü vergilerin (avarız) timarlıya bıra­kılmadığını ve bazı halk kesimlerinin bunlardan muaf olabilecek­lerini belirtelim[8].

Şer’i resimler, öşür, baş vergisi •(baş haraç) veya cizye ve pen- çik gibi vergileri kapsamaktadırlar. Pençik[9] (Penc-i yek: beşte bir MAK) timarlıya gitmemektedir ve eğer bu verginin doğasma ba­kılırsa bu olağandır. Baş vergisi doğrudan devlet tarafından tah­sil edilmekteydi, ama bunun bazı istisnaları bulunmaktaydı. Yava- oğulları ve Yaıhyaoğullan bunu bir süre timarlanndan tahsil etmiş­lerdir[10], fakat sonunda merkez bu hakkı onlardan geri almıştır[11], işte birkaç başka örnek : Yapa ailesinden Ali bey Akşehir hnsti- yanları tarafından ödenmekte olan baş vergisinden yararlanmak­taydı[12]. Kunduk oğlu Hamza’nm timarında, Toğanhisar köyünün

 

gayrimüslim sakinlerinin cizyeleri timarlıya değil, aile başına 40 akçe olmak üzere, sulbaşma gitmekteydi[13]. Aynı şekilde, eski Mora despotu Demetrios Paleologos’a II. Mehmed Aenos cizyesini tev­cih etmiştir (MM 176, varak 12 v°). 15. yüzyılın sonunda Limni Ada­sında subaşı ve timarlılar cizyeden eşit şekilde yararlanıyorlardı (TT 25). Nihayet, Canik sancağında, II. Mehmed’in saltanat döne­minde (1451-1481) bir kalenin komutanı (dizdar) baş haracı, ti- marlı olarak topladığı gelirlerin arasında saymaktaydı (TT 13, s. 181).            .

Tahıllardan alınan öşür önemli bir gelir meydana getirmektey­di. Bunun nadiren, hasad edilen ürünün onda birine eşit olduğu­nun altını çizelim. Reaya ıbu vergiyi çoğunlukla 1/5 ve ‘hatt 3/10 oranında ödemekteydi[14]. Meyva, bostan, bağ, kovan, keten, kenevir, pamuk vb.’den de öşür alınmaktaydı[15].

  1. Gelir emsine göre timarlar
  2. Divanî timar — Osmanlı tahrir defterleri, eskiden Anado­lu Selçuklu devletine ait olmuş topraklarda karma bir tasarruf sistemi olduğunu ve bunun adının mâlikâne-divani olduğunu gös­termektedirler. Divani timara geçmeden önce, malikâne tipi mül­kiyet üzerinde biraz durmamız gerekmektedir. Sahib-i malikâne örfi resimleri alamamakta, yalnızca öşür ile yetinmektedir. Bu ara­da timarlı ise, durumların çoğu itibariyle yalnızca örfi vergilerden yararlanabilmektedir’[16]. Belirtelim ki, sahib-i malikâne şer’i resim­lerin malikidir. Bunları istediği gibi tasarruf edebilir ve miras ola­rak bırakabilir. Mülkiyet hakkı toprağın bizzat kendine kadar (ra- kabe) uzanmamakta, gelirlerle (manfa’a) sınırlı kalmaktadır[17]; de­mek ki cisimsiz bir mülkiyet söz konusu olmaktadır. Anadolu’nun mâlikâne olan yerlerinde sadece rüsum-ı örfiyye’ye dayalı timarlar bulunmaktadır. Osmanlı belgeleri bu gelir cinsini ifade etmek için birçok ifade kullanmaktadırlar: hasıl-ı divani[18], hisse-i divaniyye[19],

 

 

 

  1. Kentsel timar — Bu tipten timann gelir kaynaklan çoklu kökene sahiptirler. Araştırmalarımız esnasında kentsel ortama iliş­kin vergi kategorilerinden yalnızca bazılarını kapsamına alan tev­cihlere rastladık3‘. Kentsel timar, hiç de kolay olmayan bir şekilde, iki gruba ayrılabilir. Birinci grupta gelirleri dükkânlardan alman resimlerden oluşan timarları sınıflandırıyoruz: bu asesbaşılara ve­rilen timarlann durumudur. 1512’de Serez asesbaşısı kilitle kapa­tılan dükkânlardan, boyacı dükkânları ve lokantalardan aylık bir resim tahsil etmekteydi. Bunun dışında sirke, şarap, hammadde, ve tahıllardan da nakdi veya ayni vergiler almaktaydı. Nihayet, geceleri tutuklanan kişilerden alınan cezaların da yarısı, aynı şe­kilde asesbaşına gitmekteydi[20] [21]. Bu cins ücretlendirme başka kent­lerde de vardı[22] ve bir yerden diğerine farklılıklar gösterebilmek­teydi. Muhtesib de kentsel ortamda verilen bir timarla ücretlen- dirilebilirdi ve bu durumda ihtisab resimlerini ve duruma göre diğer vergileri toplamaktaydı[23]. Aynı şekilde, padişah çeşitli resim­lerin mukataa gelirlerini de tevcih edebilirdi. Örnek olarak, küçük bir lokanta mukataasmın gelirini almakta olan bir kale kethüda­sını (kale komutanının muavini) zikredelim (TT 59, s. 227). Biga’da merkezi yönetim üç timarlıya kent pazarında tahsil edilen çeşitli vergileri tevcih etmişti (TT 59, s. 10). Aynı yönetim Ayasoluk (TT 66, s. 27) ve Kastorya’da da aynı usulü uygulamıştır. Bu sonuncu kentte, kethüda, kale imamı ve garnizondaki birçok asker yerel pa­zarda tahsil edilen bac (bac-ı pazar)’ı aralarında paylaşmaktaydı­lar (TT 70, s. 213). Söz konusu durumların çoğunda timann, belli sayıda verginin mukataa gelirinden meydana geldiğini aklımızda tutalım. Tımarlı bu durumda kırsal veya karma timarlarda olduğu giıbi coğrafi bir tabana sahip olamamaktadır.

Kentsel timann ikinci tipinde, padişah bir kentin bir veya bir­çok mahallesinin vergilerini tevcih etmekteydi. Altını çizerek bil- ılirelim ki, kentsel halk gelirlerini çoğu zaman topraktan elde et­mekteydi. Siciller birçok timarh arasında bölünmüş belli sayıda kent örneği sağlamaktadırlar. Hamid ilinde yer alan kentleri zik­redelim (TT 30, s. 272-281, 497): İsparta ve Borlu. İsparta yedi timar ve Borlu da dört timar halinde bölünmüştür. Benzeri du­rumlar Trabzon sancağında da bulunmaktadır (MM 828, s. 205-206, 215-216, 522-523, 530-531, 541-542, 547-548, 664-666).

  1. Serbest timarlar ve serbest olmayan timarlar

Oamanlı merkezi yönetimi serbest tımarlılar adı altmda bili­nen bir timarh kategorisine, sıklıkla bazı haklar devretmekteydi. Bunun zıddmda olarak, diğerlerine serbest olmayan timarlılar admı vereceğiz. Birincilere verilen timar timar-ı serbest adını almaktay­dı. Merkez yönetimi resm-i çift ve bad-ı hava’ların tamamını basit timarlılara vermemekteydi, bunlara serbest timarlılara tanıdığı naklann yalnızca bir bölümünü devretmekteydi. Resm-i agnam’a ilişkin olan uygulama bir bölgeden diğerine değişiklik göstermek­teydi[24]. Kısımlar halinde serbest timarlılarla, serbest olmayan ti- marlılar arasında paylaşılan resimlere kanunnameler rüsum-ı ser- bestiyye admı vermekteydiler[25]. Bad-i hava resimleri basit timarlı- larla serbest timarlılar arasında yarı yarıya paylaşılmaktaydı[26]. Çift resmi için (resm-i çift) durum aynı değildi. Yalnızca serbest timarlılara bırakılan kısmın oranı bir bölgeden öbürüne değişmek­le kalmıyor, aynı zamanda bu resmin tutarı da değişiklikler göste­riyordu. işte Fatih Sultan Mehmed Kanunnamesinden edinilmiş bir­kaç veri (ıbkz. çizelge)

Çizelge

Resm-i çift toplamı Bölge Sipahi Sancakbeyi Subaşı Öşr[27]
36 akçe Albarda[28] 24 [6] [6] 0
36 akçe Antalya[29] 30 0 0 6
46 akçe Bolı[30] 28 9 9 0
34 akçe Bolı[31] ? 5 5 0
57 akçe Eğridir[32] 27 15 0 15
Emir Yunus[33]
14 akçe Süle, îlyaz 3 0 11 0
34 akçe Ereğli[34] 25 4 0
42 akçe Hamid[35] 27 15 0 0
33 akçe Hamid[36] 27 6 0 0
40 akçe Hamid[37] 27 3 10 0
42 akçe Hızırbeyli[38] 28 8 6 0

 

Resm-i çift tutarındaki değişmeler, bir yandan toprağın niteli­ğiyle, diğer yandan OsmanlIların gelmelerinden önceki yönetsel geleneklerle veya bu iki faktörün iç içe girerek etki etmeleriyle, ilişkilendirilebilirler. Her timarlı kategorisine tanınan oran farklı­lıklarına ve her bölgede, iki ‘büyük timar sahibinin çift resminin bir kısmından her ikisinin birden yararlanması olgusuna gelince, bunun nedeni belki de Osmanlı fethi öncesi yönetsel adetlere da- yandırılalbilir.

Fatih Sultan Mehmed Kanunnamesi yalnızca sancakbeyi ve subaşı timarlarının serbest timarlar olduklarının düşünülmesine yol açabilir. Fakat Karaman eyaletinde yürürlükte olan bir kanun bu cinsten timarların daha fazla olduğunu göstermektedir. İşte bu kategoriye giren timarların bir listesi: hass-ı hümâyunlar, şehza­de haslan, zi’âmet’ler, Osmanlı merkezinde hizmet eden kişilerin tımarlan, kale komutanlarına (dizdar) verilen timarlar ve aynı şe­kilde bazı çavuşlara verilen timarlar[39]. Barkan tarafından yayınla­nan kanunlar diğer serbest timarlı kategorilerini göstermektedir: «alaybeyi, beylerbeyi, çeribaşı, ser’asker, defterdar» vs.[40]. Kanun koyucu bazı ilginç kesinleştirmeler getirmektedir. Eğer serbest ol­mayan bir timar bir timar-ı serbeste eklenirse, eklenen timar ser­best ıbir timar haline gelmeyecektir. Ancak, eğer serbest timar ka­tegorisinden yarar sağlayan timarlıya bir tazminat (bedel) ödenirse ve bu durum padişahın bir kararma dayanılarak yapılırsa, bu du­rumda eklenen timar serbest hale gelebilir. Nihayet, serbest olma­yan bu timar bir serbest çavuşa tevcih edilirse, hak sahibi tirnarm serbest hale geldiğini iddia edemez[41]. Kanun koyucu timarlı sipahi tarafından tahsil edilen resm-i çift payını ifade etmek için hakk-ı sipahi deyimini kullanmaktadır; hakk-ı mirliva veya hakk-ı zaim, resm-i çiftin diğer parçasından yararlananın bir sancakbeyi veya bir subaşı olmasına göre kullanılan ifadelerdir[42]. Fatih Kanunna­mesi 15. yüzyılda Anadolu’nun birçok ‘bölgesinde serbest timarla- rın varlığı konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır. Bal­kan bölgelerine gelince, buralardaki serbest timarların varlığını te- yid eden belgeler 16. yüzyıla aittirler[43]. Bu mali hakların paylaşı­mının Osmanlı öncesi bir kökene sahip olup olmadığı ve Osman­lIların bu usulü daha geç tarihlerde Güney-doğu Avrupa’ya intikal ettirip ettirmedikleri sorucu sorulabilir.

Eğer özetlersek, Osmanlı merkezi tımarlıları, bunların resm-i çiftten, bad-i hava resimlerinden ve resm-j ağnam (koyun vergi­si)’dan tamamen veya kısmen yararlanmalarına göre, iki kategori halinde sınıflandırmaktaydı.

  1. Hizmetin cinsine göre timarlar

Osmanlı araştırmaları yapanlar açısından timar, hak sahibinin savaşa katılması karşılığında padişah tarafından verilen bir geçim­likten başka birşey değildir. Sadece J. Deny timar hakkındaki bir makalesinde, timann imamlara ve müezzinlere de verildiğini gös­termiştir, fakat kurumun bu yanını derinlemesine incelememiş­tir[44]. Sivil tevcihlerin varlığı bir kez kanıtlandıktan sonra, askeri ■başlık altında tevcih edilen timarları takdim edeceğiz.

  1. Siıdl timar — Timar’da yalnızca askeri bir varlık gören tarihçilerin katılıklarına katılmak haksız olacaktır. Günümüz bilim adamlarından daha az talihli olarak, bunlar çalışmalarını çeşitli nedenlerden ötürü, tahrir defterlerine ulaşmanın mümkün olmadığı bir dönemde yapmaktaydılar. Bizzat biz de öncellerimizin görüşle­rini bir süre paylaşmıştık. Türk arşivlerindeki araştırmalar ve ba­zı mufassal veya mücmel tahrir defterlerinin incelenmesi, görüş tarzımızı değiştirmiştir. Konunun can alıcı noktasına girmeden önce, başlangıçta il yazıcıların tımarlıların askeri yükümlülükleri­ni kaydederlerken, H. 869 (1Î64-65) tarhririnden sonra bu iyi adetin bir kenara bırakıldığını yukarıda göstermiş olduğumuzu hatırlata­lım. Böylece demek ki, H. 869’dan önceki tahrirlerde il yazıcı (mu­harrir de denilir) eğer askeri yükümlülükleri yazmamışsa, timarlı bunlardan muaftı. Bu tarihten sonra tutulmuş tahrir defterlerin­de araştırma daha güç hale gelmektedir. Ancak, kıstas alabilece­ğimiz noktaların gene de varolduklarını göreceğiz, izleyen sahife- lerde, okuyucu bir sivil timarla donatılmış görevlerin bir listesini bulacaktır. Bunlar üç kategori halinde sınıflandırılmışlardır: top­lumsal yaşamla ilişkili görevler, manevi yaşamla ilişkili görevler ve çeşitli görevler.
  2. Toplumsal yaşamla ilişkili görevler — Kentlerin gece süre­sindeki güvenlikleri bekçiler (ases veya pasiban) tarafından sağlan­makta ve bunların başlarında bir şefleri bulunmaktadır (asesba­şı)[45]. Asesler hakkında sicillerde atıflar bulunmaktadır, ama bilgi­ler her zaman çok açık değillerdir. II. Mehmed döneminde Skoplje (Üsküb) asesibaşısı gelirini kentin dükkânlarından sağlamaktaydı (TT 4, s. 784). II yazıcı bu konuda hiçbir askeri yükümlülük kay- detmemektedir. Aşağıdaki tahrir defteri, Üsküb’de aynı tipten bir timara sahip olan bir asesbaşınm varlığını yeniden zikretmekte­dir (TT 16 M, s. 152). TT 16 M tahrir defteri aynı şekilde, Manastır (Monastir) asesbaşısı tarafından tahsil edilen gelirleri kaydetmek­tedir (TT 16 M, s. 916)[46]. Selânik (Tessaloniki) (TT 70, s. 120); Serez (Siroz, TT 143, s. 120; TT 70, s. 89); Yeni Zağra (TT 26, s. 47); Sivrihisar (TT 23, s. 355) ve Konya’da aseslerin varlığını kaydede­lim[47]. Bir tek bilgi kesindir: Kara Verya asesibaşısı sivil nitelikli bir timar tasarruf etmekteydi[48] [49], fakat asesbaşılann genel olarak si­vil bir timar tasarruf ettiklerim iddia ederek yanılmayı düşünmü­yoruz. Zaten yükümlülükleri onlara çok fazla serbest zaman bırak­mıyor olmalıydı.

Padişah ahırlarının yöneticisi (emir-i ahır, imrahor^’ne iliş­kin olarak, bilgiler çok fakirdir[50]. Batı ‘Makedonya’ya ilişkin bir mu­fassal tahrir defteri (1464-65) emir-i ahır Mezid bey oğlu Mehmed için hiçbir askeri yükümlülük kaydetmemektedir (TT 3, s. 184-185). Î1 yazıcı yalnızca, timarm merhum sultan (II. Murad, 1421-1451) döneminden beri emir-i ahır görevine karşılık olarak verildiğini bildirmektedir (TT 3, s. 194). Nihayet Paşa Livasına ait bir tahrir defteri, tımarlının askeri hizmet yükümlülüğüne tabi olup olma­dığını «eşer» teriminin kullanılmasıyla açık hale getirmektedir (se­fere eşer, yani savaş durumunda askerlik yapar ifadesinin kısaltıl­mışı MAK) (TT 73); bu defterde mirahor için «eşer» ifadesi kulla­nılmamaktadır (TT 73, s. 32).

Bir Osmanlı kentinin ekonomik hayatına ilişkin önemli görev­lerden biri de muhtesib’inkidir[51]. Muhtesiblere verilen timarlara ilişkin bilgiler eksik değildir[52]. En eski atıf 1467-68 tarihine aittir ve Brancevo muhtesibine ilişkindir (MM 5, s. 149). Muhtesibin ge­lirleri kentsel ekonomik faaliyetlerden alman vergilere ilişkin ol­maktaydı[53] ve bunlar ihtisab vergileri (rüsumat-ı ihtisabiyye) adını

 

almaktaydılar[54]. Zikredilen tahrir defterlerinden hiçbiri muhtesib için askeri yükümlülük: kaydetmemektedir, ancak çok çeşitli olan görevlerinin onun bizzat savaşa katılmasına izin vermediğini de kaydedelim.

Kadı Osmanlı sisteminde, zaten bütün İslam devletlerinde de olduğu gibi, önemli bir rol oynamaktaydı. Askeri yükümlülükleri kaydeden tahrir defterlerinde onlar hakkında bulunan belgeler oL­dukça zengindir[55]. Askeri yükümlülükleri olan kadılar[56] ve bu yü­kümlülükleri olmayan kadıların[57] varolduklarının altını çizelim. Bi­rinci kategoride iki cins yükümlülük birbirlerinden ayrılabilir. 17-26 Haziran 1455 tarihli bir tahrir defteri yıllık timar geliri 8.927 akçe olan Novo Brodo kadısının, bizzat bürümeli olarak, refaka­tinde 3 cebelü olduğu halde sefere katılacağını ve beraberinde bir çadır getireceğini öngörmektedir[58]. Buna karşılık kişisel askeri hiz­met yükümlülüğüne bağlanmamış diğer kadılar her türden askeri yükümlülükten muaf demek değillerdi. Tevcih edilen timann yıllık gelirine bağlı olarak, kadı ya bir ıbüriimeyle teçhiz edilmiş ve re­fakatinde cebelü ve oğlan bulunan bir süvari, ya da yalnızca cebelü göndermek zorundaydı[59]. Araştırmamızın başmda, askeri hizmet yükümlülüğü olmamasının gelir tutarıyla bağlantısının olup olma­dığını kendimize sormuştuk. Daha sonra bunun gelirle hiçbir bağ-

 

lantısuıın olmadığını farkettik. örneğin, yıllık gelir olarak 6.480 akçe elde eden bir tımarlı kadı hiçbir askeri yükümlülüğe tabi kı­lınmamışken (TT 3, s. 108, 110), hemen hemen aynı miktardaki bir geliri tasarruf eden —6071 akçe— bir başka kadı sefere büriimeli bir süvari, iki cebehi ve bir çadır göndermektedir[60]. Nihayet, il yazıcılar birçok kereler, bazı tımarların kadılık görevini icra eden kimselere tahsis edildiğini vurgulamaktadırlar[61].

Özetleyelim: Kadı, birçok bölgede bu göreve tahsis edilmiş olan, timarlar almaktaydı. Bir timarın elde bulundurulması mut­laka askeri hizmetlere bağlanmış değildi; bazı durumlarda timarlı kadı kişisel askeri hizmetten muaftı, ama sefere başka savaşçılar yollamak zorundaydı. Nihayet bazen de bu lütûfların hiçbirine maz- har olmaksızın, sıradan bir timarlı gibi davranmak zorunda kala­bilirdi.

Askeri hizmet yükümlülüklerine tabi olmayan bir timarlı kate­gorisi de orman muhafızları (korucı ve korucu) tarafından mey­dana getirilmekteydi[62]. Alıntılar yaptığımız tahrir defterleri bir ko­rucunun sefere katılmayacağını belirtmektedirler (eşmez)[63]. Niha­yet sayyadlara (sayyadlık hizmetini yerine getiren balıkçı veya av­cılar)[64] verilen timarlara ilişkin bir dizi bilgi.

  1. Manevi yaşamla ilişkili görevler — Cuma günleri camide vaaz veren kişi olan hatib[65], askeri hizmet yükümlülüğüne tabi ol­maksızın bir timardan yararlanabilirdi (timar yeyebilirdi)[66]. Ancak bu arada, Ankara’da bizzat büriimeli olarak ve refakatinde bir cebelü olduğu halde sefere katılmak zorunda olan bir hatibi zikre­delim (MM 9, varak 47 v°).

Müslüman inancının örgütlenmesinde bir diğer önemli görev imama ait olanıdır. Her camide bir imam bulunmakta ve bunun

 

görevi yalnızca ibadetin yönetimiyle smırlı kalmamaktaydı. İmam aynı zamanda müminlerin ahlâklarını da gözetim altında tutuyor­du[67]. Bazı imamlara, geçimliklerini sağladıkları timarlar veril­mekteydi. Ancak, timar sahibi imamların tümü askeri yükümlülük­lerden muaf değillerdi. II. Murad döneminin (1421-1451) bir il ya­zıcısı Arnavutluk’taki bir imam için, bir gulamı sefere yollama zo­runda olduğunu kaydetmiştir[68]. Aynı dönemde Premeti ve Görice tahrir defterinde yer alan ‘bir imam, hafif zırhla {cebe) teçhiz ola­rak sefere katılmak zorundaydı (MM 231, s. 59). Askeri yükümlü­lükleri belirleyen tahrir defterlerinin geriye kalanlarının hiçbirin­de timar sahibi imamlar için bu cinsten yükümlülük kayıtları yer almamaktadır[69] [70]. Demek ki bunların bu yükümlülüklerden muaf ol­dukları varsayılabilir. Askeri yükümlülüklerin kaydedilmedikleri tahrir defterlerinde önemli sayıda timar sahibi imama rastlamak- tayızS!, fakat bunların sefere katılıp katılmadıklarını bilemiyoruz. 1464-65 tarihli ve Doğu ‘Makedonya’ya ilişkin olan bir tahrir def­teri bir imama ait timann I. Bayezid döneminden beri (1389-1402) hep bir imama tevcih edildiğini kaydetmektedir (TT 3, s. 74-75). Örneklerin çoğunluğunda imamlar kale camilerinde hizmet vermek­tedirler[71]. Belirtelim ki, Kastamoni {Kastamonu) kalesi imamı ti­mar olarak yalnızca rüsum-ı örfiyye’yi almaktaydı (TT 23, s. 108). Nihayet, Teselya’daki Fener kalesi imamının örneğini de zikrede­lim: bu imam ibadet görevinden başka, ok ve yay imal etmek zo­rundaydı (MM 10, varak 398 v°).

Bosna’ya ait bir mufassal tahrir defteri bize, bir müezzine de timar tevcih edildiğini öğretmektedir[72].

 

  1. yüzyıla ait birçok tahrir defteri Osmanlı merkezi tarafın­dan Ortodoks Kilisesinin temsilcilerine tevcih edilmiş tımarlan zik­retmektedir. Kanımızca bu, mülkiyet hakkını sınırlandırmak için uygun bir usuldü. Gerçekten de, Türk fethinden önce Ortodoks Ki­lisesi varlıklannın tam mülkiyetinden yararlanmaktaydı; bunlar bir kez timara dönüştürüldükten sonra, mülkiyet hakkı ıbasit bir elde bulundurma (zilyedlik) hakkı haline gelmiş olmaktaydı. Askeri yükümlülüklerin kaydedilmiş olduğu iki tahrir defteri, piskoposla­ra ve bir de metropolite tevcih edilmiş tımarlardan söz etmekte­dirler. Biralardan birincisi H. 835 (1431-1432) tarihli olup, Arna­vutluğa ilişkindir. Burada, üç tanesi piskoposlara[73] ve sonuncusu da bir metropolite[74] [75] verilmiş olan dört timar bulunmaktadır. İkinci tahrir defteri Slav Makedonya’sının bir kısmım kapsamına almak­tadır (1434-1436). (Burada iki timar piskoposlara verilmiştir (MM 231, s. 84, 148). Bazı kayıtların işaret ettikleri gibi, bütün bu dinar­lar onlara adet olduğu üzere tevcih edilmiştir[76]. İl yazıcı bazen, durumun II. Murad’m babasının, yani I. Mehmed’in döneminde de 1403-1412-1421)[77] aynı olduğunu bildirmektedir. Fatih Sultan Meh­med’in saltanat döneminin (1451-1481) başlarına ait olan bir tahrir defteri Margarid manastırı ve keşişlerine ait olan bir timarı zik­retmekte88 ve Raveniç manastırı keşişlerine ait olan bir başkasın­dan da aynı şekilde söz etmektedir (TT 16, s. 648). Ancak, bu ara­da Margarid keşişlerinin askeri yükümlülükleri yokken, Sırp ma- nastınndakiler, tahrirden önce iki cebelü, sonrasında da gelirleri arttığından, üç cebelü yollamak yükümlülüğüne tabi bulunuyor­lardı (TT 16, s. 648). Tahrir defterleri farklı statülere sahip başka manastırları da zikretmektedirler, fakat bunların takdimi araştır­manın sınırlarının dışma çıkmaktadır. Gene zikredelim ki, I. Ba- yezid, II. Murad ve II. Mehmed keşişlere baş haracından muafi­yet ve İmparatorluk içinde seyahat serbestisi tanımışlardır[78].
  2. Çeşitli görevler — Askeri yükümlülüklere tabi olmaksızın çeşitli görevleri yapmakta olan timarlılann durumuyla kendimizi sınırlandıralım. Bu konudaki bilgilerin çoğunluğu sipahi görevle­rini zikretmeyen tahrir defterlerinden elde edilmektedir. Çandar

 

vilayeti için düzenlenen, II. Bayezid dönemine ait bir mufassal tah­rir defteri (16-24 Mayıs 1487) Sinob (Sinop) kalesine su taşıyan su kemerlerinde tamirci (meremmetçi) olarak çalışan birine verilen bir timan zikretmektedir (TT 23 M, s. 444). Gene aynı hükümdarın saltanat dönemine ait olan bir başka tahrir defteri Boğazkesen ka­lesi (Rumeli Hisarı) tamiratıyla görevli Balaban adlı birine tevcih edilen timan zikretmektedir80. Paşa Livası mücmel tahrir defterin­de (9-18 Ekim 1515 — 24 Ekim 1519) Dimetoka sarayını (Didymot- hicon) onarmakta olan Kara Feria (Veria)’nın eski kethüdasına tev­cih edilmiş bir timar yer almaktadır (TT 73, s. 36). Aynı tahrir def­teri Meriç (Maritza) üzerindeki sal hizmetini sağlamak üzere tesis edilmiş bir timan zikretmektedir (TT 73, s. 59)[79] [80]. Aynı eyalete ait bir başka mücmel tahrir defteri (3 Haziran — 22 Aralık 1519) Var- dar nehri üzerindeki bir köprünün bakımı için tesis edilmiş bir timardan söz etmektedir (TT 70, s. 20). Benzeri bir bilgi, Bursa böl­gesi için düzenlenmiş bir tahrir defterinde de yer almaktadır (TT 453. varak 168 r0)[81]. Askeri yükümlülüğü olmayan timarlar, Sela­nik’te at ve deve yetiştiren kimselere de verilmekteydi (TT 70, s. 119, 120). Nihayet, Hüdâvendigâr livasmda (sancak)’ki Aksu kö­yü İnegöl yargı alanına (kaza) dahildi ve bir timar olarak bir ker­vansaraya verilmişti. Köyde yaşayanlar aynca, geçen kervanların güvenliğini de sağlamakla yükümlüydüler (TT 166, s. 19).

Doğancılar da aynı şekilde, özel bir statüden yararlanmaktay­dılar. Bir başka vesileyle bunların birçok kategoriye ayrıldıklarını göstermiştik[82]. Örneklerin çoğunluğunda, padişah kendine yırtıcı kuşlar sağlayan doğancılara timar tevcih etmekteydi[83]. Bir doğan- cıbaşı ile bir doğancıya ait olarak, bulabildiğimiz en eski afıflar 1450’den önce düzenlenmiş bir tahrir defterinde yer almaktadır­lar[84]. Diğer örnekler 1464-65 tarihli bir tahrir defteri tarafından sağlanmaktadır[85]. Bu defterde, diğerleri arasında, adet olduğu üze­re bir doğancıya verilen bir timara da rastlanmıştır ve ıbu timarın sahibi bu haktan II. Murad’m (1421-1451) bir beratı sayesinde ya­rarlanmaktadır (TT 3, s. 229). Ancak bu arada bazı doğancılar as­keri hizmete tabi kılınmışlardır. TT 3 tahrir defteri Musa Ağa adlı birinin I. Murad döneminde (1362-1389) doğancı olarak bir timar tasarruf ettiğini bize öğretmektedir. Oğlu Mustafa ise doğancıbaşı (tügancıbaşı) olarak sultan II. Murad’m (1421-1451) verdiği bir be­rata sahiptir. II. Mehmed’in saltanatı döneminde Mustafa bizzat bürümeli olarak sefere katılacaktır ve yanında beş cebelü ile bir de çadır getirecektir (TT 3, s. 202-206).

Bir timarla ücretlendirilen ve yararlamcınm askeri yükümlü­lüğünün olmadığı bir başka görev de, defterdannkidir. II. Bayezid’in saltanat döneminin (1481-1512) faşına ait bir mücmel tahrir def­terine göre, Karaman ili defterdarı Sasa Çelebi, sivil nitelikli bir timar tasarruf etmekteydi (MM 567, s. 44). TT 73 tahrir defteri de defterdarlara yapılan timar tevcihlerinde askeri hizmet zikretme- mektedir (eşer ibaresi yer almamaktadır)[86]. Buna karşılık, Selanik defterdarı bir zi’âmet (zeamet) tasarruf etmekteydi ve bunun kar­şılığında 15 cebelü, bir gulâm, bir çadır ve bir de tenketür tipi ça­dır sağlamaktaydı. Bizzat sefere katılmak zorunda olmadığının al­tını çizelim[87].

Timarlı çavuşlara gelirsek, bu olgu bir kanunname tarafın­dan olduğu kadar, tahrir defterleri tarafından da teyid edilmiştir. Bazı çavuşlara askeri hizmet zorunluğu yüklenmişse de[88] [89], buna kar­şılık diğerleri yalnızca görevleriyle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda tutulmuşlardır*00.

Şehzadeler[90] [91] [92], timar tevcih edilen lalalar’[93] ve hocalar102 tarafın­dan eğitilmekteydiler. 28 Ekim 1498’de bir teyid belgesiyle, Trab­zon livasında gelecekte I. Selim adıyla padişah olacak olan şehza­denin hocası olacak olan Muslihiddin’e (Muslih ed-Din) bir timar tevcih edilmiştir101. Bir şehzadeyi eğiten kimselerin her türden as­keri yükümlülüklerden hangi ölçülerde muaf kılındıklarını bilmek zordur. TT 5 tahrir defteri, örneğin Ahmed Hersekzade’nin oğulla­rından birinin lalasının askeri hizmetle yükümlü olduğunu göster­mektedir ı(;s. 23); fakat, farketmemiz gereken bir nokta, burada söz konusu olanın bir şehzadenin lalası olmayıp, padişah ailesine evli­lik yoluyla akraba olan bir kişinin lalası olmasıdır[94]. Şehzadelerin eğitimleriyle meşgul olan kimselerin durumlarının bir halden di­ğerine değişmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. I. Selim’in lala­sının yaşı ve ulema sınıfına mensubiyeti nedeniyle askeri hizmet yükümlülüğünden muaf olduğunu varsayıyoruz[95].

Nihayet, bir kadın da bir timar alabilirdi, ama bu cins du­rumlar oldukça nadirdirler. Oğlu islamiyete geçmiş olan hıristiyan bir kadın bir görevi elinde tutuyor ve askeri yükümlülüklere tabi olmaksızın bir timar tasarruf ediyordu (1431-1432)[96]. Bu rejim, An­kara sancağmda birçok köyü timar tarikiyle tasarruf eden, îsfen- diyar beyin kızlarından biri için de aynıdır (1462-1463) (MM 9, va­rak 92 r°-93 r°). Fatih Sultan Mahmed’in toprak alanında yaptığı İslahattan sonra bir değişiklik olmuştur. Padişah, ileride II. Baye- zid’in annesi olacak olan sultanın sahip olduğu mülk toprakları (tam mülkiyet) timara çevirmiş ve onu sefere cebelü yollama zo- runluğuna tabi kılmıştır[97]. Dülkadir beyi Süleyman beyin kızı Sitti Hatunun Hüdâvendigâr livasında bir timarı bulunmaktaydı (1486- 1487), fakat tahrir defteri hanım sultanının asker yollamak zorun­

 

da olup olmadığını bilmemize izin vermemektedir[98]. Nihayet, II. Bayezid zamanında Eğriboz adasmda yaptırılan bir tahrire iliş­kin tahrir defteri belirsiz bir zamandan beri bir Osmanlı hanım sultanının tasarrufunda bulunan bir zi’âmet’ten söz etmektedir (TT 35, s. 735; 635).

Zikredilen örnekler sivil tımarların varlığına dair hiçbir kuş­kuya yer bırakmamaktadırlar, fakat bazı timarlılann (hatib, kadı, imam veya doğancı) görevlerine rağmen, ya kişisel olarak askeri hiz­met yükümlülüğüne, ya da ıbir veya birçok teçhiz edilmiş asker yol­lama zorunluğuna tabi olduklarım farketmekteyiz. Nihayet, Os­manlı merkezinin bazı timarları ıbazı özel görevler için tahsis etti­ğini aklımızda tutalım[99].

  1. Askeri timarlar — Timara herşeyden önce atlı askeri hiz­meti sağlamak için yaratılmış bir kurum olarak bakılmıştır. Ger­çek çok daha farklılaşmıştır. Timann, durumların çoğu itibariyle süvarilere tevcih edilmesine rağmen’[100], diğer cinsten askerler de bu kurumdan aynı şekilde yararlanabilmekteydiler. Demek ki, tımar­lan iki büyük kategoriye ayıracağız :
  2. Atlı hizmet karşılığında verilen timarlar[101];
  3. Süvari olmayanlara verilen timarlar.

Bu sonuncu kategori kendi içinde iki gruba ayrılmaktadır:

 

  1. Kale komutanlarına (dizdar) ve garnizonlardaki askerlere tevcih edilen askeri timarlar;
  2. Görevleri denizle bir bağlantısı olan kişilere tevcih edilen askeri timarlar.

a grubu hakkında bazı açıklamalar gerekmektedir. Bir kale­nin başında dizdar adlı bir komutan bulunmakta[102] ve bunun ket­hüda ünvanlı bir yardımcısı bulunmaktadır[103]. Garnizonda yalnız­ca sırada askerler bulunmamakta[104], aynı zamanda birçok subay­dan meydana gelen bir komtua heyeti de yer almaktadır. Küçük bir bakışla kendimizi sınırlandıralım. Öncelikle birçok kapıcının (bevvab veya kapucu) varlığını zikredelim[105]. Garnizonu meydana getiren çeşitli kategorilerden birliklerin komutası bölükbaşı veya serbölük ünvanlı subaylar tarafından yürütülmektedir[106]. Topçu­ların başında bir sertopçıyan bulunmakta[107] [108] ve azab {azep)’lara da reis’ler komuta etmektedirler19. ‘Bunlara ilâveten çeşitli müzik alet-

 

lerinde uzmanlaşmış çalgıcılar12® ve hatta bir depocu (amıbardar, MİM 241, varak 85 v°) bulunmaktadır. Kale bir nehir üstünde veya deniz kenarında yer aldığı zamanlarda, Osmanlı merkezi bir kapu- dan (kaptan) atamaktadır[109] [110]. Giresun’da Karadeniz kıyısında, gar­nizonda bir fenercinin bulunduğu saptanmıştır[111]; ama denizden uzakta bulunan bir kalede de aynı ünvanlı bir başkasını daha bul­duğumuz da doğrudur[112]. Nihayet kaydedelim ki, bazı kalelere men­sup görevliler timar değil de, maaş almaktaydılar.

Rumeli’de olduğu kadar Anadolu’da da hrıstiyan tımarlılar­dan meydana gelen süvari birliklerinin varoldukları olgusunun al­tını çizelim[113]. Beşinci bölümde Osmanlı merkezinin onlardan, müs­lüman timarlılardan talep ettiği yükümlülüklerin aynılarını talep edebileceği gösterilecektir.

Aklımızda tutmamız gereken bir husus da, timann yalnızca ha­fif süvari birlikleri meydana getiren askerlere tahsis edilmiş bir alan olmadığıdır. Timar bir kalede garnizon tutan muhafızlara ol­duğu kadar, hizmetleri denizle ilgili olan kişilere de verilebilmek­tedir.

  1. Timarların gelir tutarına göre sınıflandırılmaları

Fatih Sultan Mehmed Kanunnamesinden ortaya çıktığı üzere, yıllık gelir büyüklüğüne dayanan sınıflandırmayı sunuyoruz.

Basamakların alt kademesinde, yılda 1000 ve 2000 akçeden da­ha az bir gelire sahip sipahiler yer almaktadır. Gelir tutan 15. yüz-

 

yıl süresince değişiklikler göstermiştir[114]. Osmanlı merkezi bu kate­goriden timar tasarruf edenlerin sefer halinde hafif ‘bir zırh (cebe) ile teçhiz olmuş olarak sefere katılmalarını istemektedir[115]. 2000 ile 3000 akçe arasmda gelir elde edenler, seferberlik halinde cebe kuşanmış ve yanlarında bir gulâm olduğu halde orduya katılacak­lardır. Fatih Kanunnamesine göre, izleyen kategori 3000 akçelik bir gelirden başlayarak[116], yıllık 15.000 akçelik gelir civarında sona er­mektedir. (Bu durumdaki timarlı örme bir zırh olan bürüme yle mücehhez olarak ve gelirine oranla, refakatinde belli sayıda kişi olduğu halde ve bir veya birden çok çadır getirerek sefere katıla­caktır[117]. İzleyen kategori subaşılar tarafından oluşturulmaktadır. 15. yüzyılın yansından önce Arnavutluk şulbaşılan (1431-1432) 20.013 ilâ 81.306 akçe arasmda yıllık gelir elde ediyorlardı[118], oysa II. Mehmed döneminde (1451-1481) Mora’daki Patras subaşısı 50.150 akçelik bir gelire sahipti (TT 10, s. 188). II. Bayezid’in saltanatı­nın (1481 -1512) başlannda Pravadi sulbaşısmın ancak 14.876 akçe­lik bir geliri vardır (TT 20, s. 29) ve Doğu Makedonya’daki Keşiş­lik subaşısı da (1462-1463) yalnızca 18.545 akçelik bir timardan ya­rarlanmaktaydı (TT 3, s. 337). Aynı dönemde Serez ve Zihne suba- şılan, sırasıyla 99.119 akçe (TT 3, s. 182) ve 36.351 (TT 3, s. 433) akçelik timarlar tasarruf etmekteydiler. Gene II. Mehmed’in sal­tanat döneminin başmda Teselıya subaşılan sırasıyla 115.518 akçe (MM 10, varak 308 v°) ve 122.629 akçelik gelirler elde etmekteydi­ler. 1496-1497’de îskenderiyye (Shokoder, îşkodra) sancağının üç subaşısı sırasıyla 60.403, 79.142 ve 30.014 akçelik gelirlere sahipti­ler (TT 26 M, s. 28, 48, 52). Demek ki bunlardan, subaşı gelirlerinin 15. yüzyılda kabaca 14.876 ile 122.629 akçe arasmda değiştiği sonu­cu çıkartılabilir[119].

Timarlılann en önemli kategorisi, sancakbeylerinin meydana getirdikleriydi. 1431-1432’de Arnavutluk sancakbeyi 305.241 akçe-

 

lik bir gelire sahipti[120]. II. Mehmed’in saltanatının başlarında, 1454-1455’de Teselya sancakbeyi 317.065 akçe elde etmekteydi (MM

  • varak 61 v°) ve aynı dönemlerde, Niğbolu (Nikopolis) sancak- beyinin geliri 467.554 akçe olmaktaydı[121]. Nihayet, Mora sancakbeyi
  1. Mehmed’in saltanat döneminin ortalarında 448.610 akçe elde etmekteydi (TT 10, s. 176). 1496-1497’de İskenderiyye (îşkodra) sancakbeyi 389.912 akçelik bir gelirden yararlanmaktaydı fTT 26 M, s. 12-27). Bu tutarların ne ifade ettiği hakkında daha doğru bir bakış açısına sahip olabilmek için, 1431-1432’de altın sikkenin 35 akçe karşılığında mübadele edildiğini[122] ve II. Mehmed’in saltana­tının başlarında da aynı altm sikkenin 40 akçe ettiğini hesaba kat­mak gerekmektedir[123].

Bu bölümü .bitirmeden önce, yıllık gelirlerle 1477-78 ve 1481’de kaleme alınan Fatih Kanunnamesinde emredilen yükümlülükler arasındaki mütekâbiliyete, yukarıda da gösterdiğimiz gibi, tahrir defterlerinde her zaman riayet edilmediğini belirtmek gerekmekte­dir.

Eğer özetlersek; timarlılar askeri yükümlülüklerine göre beş kategoriye ayrılmışlardı. İlk kategori birkaç yüzle 2000 akçe arasın­da değişen yıllık bir gelir tasarruf etmekteydi; ikinci kategori 2000 ilâ 3000 akçe arasında değilen yıllık gelirlere sahipti; üçüncü ka­tegori 3000 ilâ 15.000 akçe civarında değişen gelirlerden yararlan­maktaydı; dördüncü kategori 15.000 ilâ 150.000 akçelik gelirler ara­sında değişen timarlar tasarruf ediyorlardı[124]. Nihayet, ıbeşinci ka­tegori, sancakbeylerine ait olanı, 300.000 hatta 400.000 akçenin üs­tündeki gelirleri elde edebilmekteydi. Tahrir defterleri, beylerbey­lerine, büyük ekâbirler, veya padişah ailesi mensuplarına verilen daha yüksek gelirli timarlan zikretmektedirler, fakat bu durum­larda artık söz konusu olan, esas anlamıyla timarlılar değildir.

 

Bu yazı 71 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/