OSMANLI DA KUTSAL YERLER MESELESİ

Paylaş
 

OSMANLI DA KUTSAL YERLER MESELESİ

Kudüs ve çevresi İsa’nın doğup büyüdüğü, çarmıha gerilerek öldüğü ve Hıristiyanlık dininin ilk yayıldığı bölge olduğundan, Hıristiyanlar buralara birçok kilise ve ziyaret yerleri yapmışlardı. Diğer taraftan Kudüs’ü Müslümanların elinden almak için yapılan Haçlı seferleri sırasında kurulan Hıristiyan devletlerinin başında bulunmuş olan kralların mezarları da Kudüs’deydi.

Kutsal yerler genel olarak şunlardı: Kamaine Kilisesi, İsa’nın kabri, Meryem’in türbesi ve yanındaki bahçe, İsa’nın mezarı sanılan yer ve etrafı, Mağaratü’l-Mehd, Mağaratü’l-Reate ve etrafındaki arazi, Beytü’l-Lahim’deki büyük kilise, Hacer-i Mugtesil, Tahunü’l-Atik isimli alan ve oradaki mahzenler.

Bu kutsal yerlerin korunması, idaresi, temizliği ve tamiri Hıristiyanlar için çok önemliydi. Bu sebeple Osmanlı Devleti buraları hakimiyeti altına aldıktan sonra bir kısım Hıristiyan devletler bu işlerin görülmesi için fermanlarla Osmanlı Devleti’nden imtiyazlar almışlardı.

RUSYA ORTODOX KORUYUCULUĞU ROLÜNE GİRENE KADAR

OSMANLI DEVLETİ ORTODOXLARIN KORUYUCUSUDUR.

KUTSAL YERLERDE DE BU NEDENLE ORTODOXLAR DAHA

ÇOK AVANTAJA SAHİPTİ.

DEVLET GÜÇLÜYKEN DİĞER HRİSTİYAN DEVLETLERİN KUTSAL

YERLER  MESELESİNDE MÜDAHİL OLMASI DÜŞÜNÜLEMEZDİ.

ANCAK DEVLET ZAYIFLAYINCA ÖNCE FRANSIZLAR VE ARDINDAN

RUSLAR OSMANLI DEVLETİ’NİN İÇ İŞLERİNE KARIŞMAK İÇİN

HEP BU KUTSAL YERLER SORUNUNU KULLANDILAR.

BİTTABİ DİNSEL BİR AMAÇ OLDUĞU GÖZARDI EDİLEMESE DE

ÖZELLİKLE RUSLARIN TAVRI TAMAMEN KURDUN KUZUYU

YEMEK İÇİN BAHANE OLSUN DİYE  SUYU NİÇİN BULANDIRDIN

DEMESİ GİBİYDİ.

Fransa’da 1789’da ihtilal çıkınca kutsal yerlerdeki Katolikler bir süre hamisiz kaldılar. Viyana Kongresi’nden sonra Fransa’da krallık tekrar kurulunca Fransa kralları kapitülasyonların Katolikler hakkında tanımış olduğu imtiyazlardan faydalanmak istediler (1846).

Fakat bu sefer karşılarında Ortodoksların koruyuculuğunu üzerine almış olan Rusya’yı buldular. Rusya Ortodoks olduğundan ve Osmanlı İmparatorluğu tebaasının büyük bir kısmı Ortodoks Kilisesi’ne bağlı bulunduğundan Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ortodoksların hamisi rolünü oynamaya başladı.

Luis Napoleon imparator olurken Katolik partisinin büyük yardımını görmüştü. Bu partiyi mükafatlandırmak ve Napoleon Bonaparte döneminde Fransa’ya karşı kurulmuş olan siyasi cepheyi yıkmak için kutsal yerler probleminden faydalanmak istedi.

Bu istekler üzerine Osmanlı Devleti, Ortodoks ve Katoliklerin kutsal yerlerdeki hak ve imtiyazları için karma bir komisyon kurdu. Ancak komisyonun incelemeleri Ortodoksların lehine bir sonuç gösterince Fransa’nın baskısı arttı. Bu durum üzerine Osmanlı Devleti, Fransa tarafına eğilim gösterince bu sefer de Rusya’nın baskısı çoğaldı.

 

Bu kararlara en çok sevinen Rumlar oldu. Rumlar, Rus Çarı’nı bu kararların alınmasında rol sahibi gördükleri için Rusya’yı kendilerinin koruyucusu görmeye başladı.

Rus Çarı Osmanlı Devleti’ni İngiltere’yle paylaşamayacağını anlayınca devlete baskı yapmak için İstanbul’a olağanüstü yetkilerle donatılmış olan Prens Mençikof’u elçi olarak gönderdi. İstanbul’a bir savaş gemisiyle gelen Mençikof, uluslararası diplomasinin nezaket kuralları dışında hareket etmeye başladı. Rus Prens bu esnada Kutsal Yerler Meselesi ve Ortodoksların himayesi gibi konuları dile getirerek Osmanlı Devleti’ni baskı altına almaya çalıştı.

Rusya, Ortodoksların hamisi olma amacıyla içeriği gizli bir antlaşmayı Osmanlı Devleti’ne imzalatmak istedi. Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmedi ve Rusların bu isteklerini İngiltere ve Fransa’ya iletti. İngiltere, Rusya’nın amacını bildiğinden Malta’daki donanmasını Çanakkale’ye yolladı. Bu dönemde Osmanlı Devleti, Fransa ve İngiltere arasında toplantılar yapıldı. Rusya bu defa Ortodoksların himayesinin bir senetle kendilerine verilmesini talep etti. Osmanlı Devleti ise kabul edilmesi zor olan bu istekleri reddetti. Bu gelişme sonucunda 1853’te Mençikof’un İstanbul’u terk etmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler askıya alındı.

1853’te Ruslar, Eflak ve Boğdan’a saldırdı. Bu bölgelerin işgali Osmanlı-Rus savaşını başlattı. Rusların saldırısıyla endişelenen Avusturya, Rusya sınırına askerlerini yığdı. Prusya, Rusların Eflak ve Boğdan’ın işgalini protesto etti.Nihayet mesele Fransız-Rus mücadelesi haline dönüştüğü gibi 19 Mayıs 1853’de Osmanlı-Rus münasebetlerinin kesilmesine de sebep oldu.

Osmanlı Devleti bir taraftan savaş için hazırlık yaparken diğer taraftan manevi bir hava yaratmayı da ihmal etmedi. Aslında kutsal yerler problem olarak çıktığından beri Avrupa basını, Osmanlılar lehinde ve Ruslar aleyhinde yazılar yazmaya başlamıştı. Avrupa’nın koyu Katolik alemi ilk defa düşünce olarak Müslümanlarla, Ortodoks Rusya aleyhine birleşmiş oluyordu.

Temmuz 1853’de Osmanlı Devleti ile Rusya’nın arasını bulmak için Viyana’da kongre toplandı. Kongreye Prusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya katıldı. Ancak kongreden olumlu sonuç alınmayınca Osmanlı-Rus savaşı( Kırım Savaşı) başlamış oldu.

Kırım Savaşı

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında başlayan Kırım Savaşı ,İngiltere, Fransa ve Piyemonte devletlerinin de Osmanlı’nın yanında savaşa katılmaları ile uluslararası alanda büyük bir savaşa dönüşmüştür. Esas cephesi Kırım’da olan bu savaş, büyük bir Avrupa savaşı olup, devletlerin çıkarlarını korumak amacıyla gelecekte modern savaşların ne ölçülerde cereyan edeceğini gözler önüne sermiştir.

Yüzbinlerce asker onbinlerce kilometre uzaklıktan, her türlü mühimmatıyla beraber Kırım’a taşınmış, askeri amaçlı demiryolları inşa edilmiş ve telgraf hatları çekilmiştir.

1.Memleketeyn Sorunu: Rusya, 1829-Edirne Antlaşması ile Eflak ve Bağdan üzerinde nüfuz (etki) sahibi olmuştu. Günümüzde Romanya toprakları olan ve Osmanlı belgelerinde Memleketeyn (iki memleket) olarak da adlandırılan Eflak

ve Bağdan halkı Rusya tarafından Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtılıyordu. Osmanlı Devleti’nin Eflak ve Bağdan’daki yöneticileri değiştirmesi Rusya’nın tepkisine neden olmaktaydı. Bu durum, Osmanlı-Rus ilişkilerini gerginleştirmekteydi.

  1. Mülteciler (Sığınmacılar) Sorunu: Fransız İhtilali sonrasında yaygınlaşan milliyetçilik düşüncesi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içinde yaşayan Macarların isyanına neden olmuştur. Rus ordusu, Avusturya’ya yardım etmek için

Macaristan’a girince 1848’de çok sayıda Macar Osmanlı Devleti’ne sığındı. Osmanlı Devleti’nin Macar sığınmacılara sahip çıkması ve onların yurtlarına sağlıklı bir şekilde dönmelerini sağlamak için diplomatik girişimlerde bulunması Osmanlı-Rus ilişkilerini olumsuz etkilemekteydi. Aynı dönemde Ruslardan kaçan Polonyalılara da Osmanlı’nın sahip çıkması gerginliği daha da artırmıştır.

3.Kutsal Yerler Sorunu: Osmanlı toprağı olan Kudüs Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar için “Kutsal” olarak bilinmekteydi. Osmanlı Devleti, Kudüs’te yaşayan farklı inançlardan topluluklara, Kudüs’teki bazı işlerin yürütülmesi konusunda ayrıcalıklar vermişti. Fransa’nın koruması altındaki Katolik Hıristiyanlara da böyle bir görev verilmişti. Fakat Rusya, Osmanlı Devleti’nin Kudüs’teki Ortodokslara kötü davrandığını, Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Ortodoks Rus Hacılarının engellendiğini ileri sürerek “Kutsal Yerler Sorunu” denilen yeni bir sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kırım Savaşı’nın hemen öncesinde ortaya çıkartılan bu sorun, savaşın başlamasını hızlandırmıştır.

  1. Boğazlar Sorunu: Rusya, 1833-Hünkar İskelesi Antlaşması ile Boğazlar üzerinde büyük bir ayrıcalık elde etmişti. Fakat 1841’de imzalanan Boğazlar Sözleşmesi ile bu ayrıcalıklarını kaybetmişti. Boğazlar konusunda yeniden ayrıcalıklı bir konuma ulaşmak isteyen Rusya, her konuyu kullanarak Osmanlı iç işlerine karışmaya ve Osmanlı Devleti’ne baskı yapmaya çalışılıyordu.
  2. Prens Mençikof’un İstanbul Ziyareti: 1853’te Rus Prensi Mençikof İstanbul’a resmi bir ziyaret yaptı. Fakat bu ziyarette uluslararası diplomasi kurallarını çiğneyerek Osmanlı Devleti’ne karşı ağır hakaretlerde bulundu. Ortodoks Patrikhanesi’ni ziyaret ederek Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırttı. Osmanlı devlet adamlarını küçük düşürücü davranışlarda bulundu. Bunun üzerine Osmanlı yöneticileri Mençikof’a uyarıda bulununca Mençikof ziyaretini yarıda keserek Rusya’ya döndü.

Rusya ise Batum’daki Osmanlı güçlerine yardım götüren ve fırtınadan dolayı Sinop’a sığınan Osmanlı donanmasını bir baskınla yaktı. Osmanlı tarihinde bu saldırı, Sinop Baskını (1853) adıyla anılmaktadır.

Savaşın Gelişimi ve Sonuçlanması

Sinop Baskını nedeniyle Osmanlı’nın Karadeniz’deki donanması yok olmuştu. Bu durum İstanbul’u Rus saldırına karşı savunmasız bırakmıştır. Boğazlarda Rusya’nın etkinliğinin artmasını istemeyen İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ni Rusya karşısında yalnız bırakmadılar. Osmanlı Devleti ile ittifak yaparak donanmalarını Karadeniz’e geçirdiler. Osmanlı askerleri ile birlikte, İngiliz ve Fransız orduları Rusya’ya ait olan Kırım’a asker çıkarttılar. İtalya’da daha sonra milli birliği kuracak olan Piyemonte de ittifaka katıldı. Çok zorlu mücadelelerin yaşandığı Kırım Savaşı’nda müttefik güçlerin Sivastopol limanını alması üzerine Rusya yenilgiyi kabul ederek 1856 – Paris Antlaşması’nı (1856) imzaladı.

Osmanlı Devleti, Rumeli ve Anadolu’da Ruslara karşı yapılan savaşlarda başlangıçta başarılar elde etti.

Rusya ise Batum’daki Osmanlı güçlerine

yardım götüren ve fırtınadan dolayı Sinop’a sığınan Osmanlı donanmasını bir baskınla

yaktı. Osmanlı tarihinde

bu saldırı, Sinop Baskını

(1853) adıyla anılmaktadır.(Sinop Baskını)

Osmanlı donanmasının Sinop’ta yakılması Rusya’nın Karadeniz’deki

askerî varlığını ne düzeye getirdiğini Fransa ve İngiltere’ye gösterdi. İstanbul’un ve Boğazların tehlike altına girdiğini anlayan Avrupalı devletler Osmanlı-Rus Savaşına dâhil oldular.

(Sebep)

Sinop Baskını sonrası İngiltere ve Fransa, Ruslardan Osmanlı Devleti ile anlaşmasını istedi. Rusya tarafından bu talep kabul edilmedi. Bu gelişme üzerine İngiltere ve Fransa, Ruslardan Eflak ve Boğdan’ı derhal terk etmelerini, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü tanımalarını ve Ortodokslar üzerindeki koruyuculuk politikasına son vermesini istedi. Hiçbir isteği kabul etmeyen Rusya ise ordularını Tuna Nehri’nden geçirip işgale devam etti. 1854’te İngiltere ve Fransa, Rusya’ya resmen savaş ilan etti.

Kırım Savaşı sırasında Osmanlı Devleti savaş giderlerini karşılayacak durumda değildi. Avrupa’lı diplomatların tavsiyeleri sonucunda ilk defa İngiltere’den dış borç alındı. Fakat alınan bu borçlar gelir getiren yatırımlarda kullanılmadığı için daha sonraki dönemlerde Osmanlı ekonomisinin çökmesine giden yolu başlattılar.

 

Osmanlı Devleti, ilerleyen dönemlerde bu borçları ödeyebilmek için kısa vadeli ve yüksek faizli borçlanmalar yaptı. Sonunda bu borçları da ödeyemeyince 1881’de Muharrem Kararnamesi olarak adlandırılan bir bildiri yayınladı ve borçları bu şekilde ödeyemeyeceğini ilan etti.

Bunun üzerine yapılan görüşmeler sonucunda Düyunu-umumiye İdaresi (Genel borçlar idaresi)kuruldu. Avrupalı temsilcilerin yönetimindeki Düyunu-umumiye İdaresi, Osmanlı vergi gelirlerinin bir kısmına el koydu.

Böylece Osmanlı Devleti mali bağımsızlığını kaybetti.

Paris’te toplanan barış konferansına İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya, Piyemonte ve Osmanlı Devleti katıldı.

Yapılan görülmeler sonucunda Paris Antlaşması imzalandı.

Antlaşmanın maddeleri şunlardır:

  1. Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti sayılacak ve Avrupa devletlerinin garantisi altında olacak,
  2. Boğazlar, 1841 Londra Sözleşmesine göre yönetilecek, bütün devletlerin savaş gemilerine kapatılacak,
  3. Karadeniz tarafsız hale gelecek, tüm devletlerin savaş gemilerine kapalı fakat ticaret gemilerine açık olacak
  4. Rusya ve Osmanlı Devleti Karadeniz’de tersane kuramayacak ve donanma bulunduramayacak,
  5. Eflak ve Boğdan’a özerklik verilecek,
  6. Osmanlı Devleti’nin ilan ettiği Islahat Fermanı, büyük devletlerce dikkate alınacak fakat bu devletler fermanın uygulanmasına karışmayacaklardır.

SONUÇ:

1.Osmanlı Devleti Kırım savaşından sonra Avrupa devletlerinin desteğini almak amacıyla Islahat Fermanı ilan etti. Ancak Paris Antlaşmasında yeterli desteği alamamıştır.

2.Osmanlı Devleti’nin, Kırım Savaşının galip devleti olmasına rağmen Karadeniz’deki hakimiyetini kaybetmesi Osmanlı Devleti’ne yenilmiş devletmiş gibi davranıldığının göstergesidir.

3.Ayrıca Osmanlı toprak bütünlüğünün Avrupa devletlerinin koruması altında olması Osmanlı Devleti’nin kendi topraklarını koruyamayacak kadar güçsüz olduğunu ortaya koydu.

4.Karadenizin tarafsız alan olması, Rusya’nın Osmanlı toprak bütünlüğünü bozamayacak olması İngiltere ve Fransanın Akdeniz çıkarlarını korumuş oldu.

5.Rusya, Paris Antlaşması’ndan sonra Balkan topluluklarının isyanlarını teşvik

ederek Slav uluslarının bağımsızlığını sağlamaya çalıştı. Rusya, Slav azınlıkların bağımsızlık anlayışı ile Akdenize inmeyi planlamıştır. Bu politikasına Panslavizm politikası denir.

  1. Islahat Fermanı Gayrimüslim vatandaşlara yeni haklar getirirken Müslüman halka yeni haklar getirmemiştir. Bu durum Müslümalar arasında hoşnutsuzluğa neden olmuştur. Islahat Fermanı ile gayrimüslimlere eşit haklar verilmiş olsa da Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaları önlenememiştir.
  2. 1861’de Abdülmecit’in vefat etmesi üzerine kardeşi Abdülaziz hükümdar oldu. Tanzimat ve Islahat Fermanlarının sağladığı hakları yeterli bulmayan Balkan Ulusları (Sırbistan, Karadağ, Hersek, Eflak Boğdan ve Bulgaristan) Rusya’nın

Panslavizm politikası doğrultusunda isyan ettiler.

 

Bu yazı 97 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/