OSMAN BEY VE ORHAN BEY ZAMANINDA OSMANLI DEVLETİ

Paylaş
 

Ertuğrul Bey Anadoluya gelince, Konya

Selçukları Sultanı Alâeddin Keykubattan, kendisine ve aşiretine münasip bir yer verilmesini istedi; Sultan- da onlara Ankara ya yakın Karacadağ havalisini verdi; bu suretle Ertuğrul, Konya sultanına tâbi (vassal) bir bey olmuştu. Ertuğrul Bey Konya sultanının muharebelerinde selçuklu ordusuna yardım ettiği gibi, Bizans İmparatorlu­ğuna ait Sultanönü mıntakasile Söğüt kasabasını. da ele geçirmeye muvaffak olmuştu. Kılıcının hakkı olan bu yerler sultan tarafın­dan kendisine, resmen de verildi; bu suretle Ertuğrul Bey, Anadolu Selçuk Devletinin Bizans hududunda bir uçbeyi oldu.

Alâeddin 1. Keykubadın oğlu Keyhusrev 11. 1243 sene­sinde Anadoluyu istilâ eden İlhanlıların himayesini kabule mecbur oldu. Bundan sora Anadolu Selçuk Devleti belini doğrultamadı. İşte, Anadolu Selçuklarının bu düşkün ve karışık devrinde Ertuğrul Bey öldü ve yerine aşiret reisliğine 23 yaşındaki en küçük oğlu Osman Bey geçti (1281).

Osman Beyden, itibaren, bu aşiret Osmanlı namını aldı ve  Osman Beye isnat olunan devlet te “Osmanlı Devleti^ diye anılmaya başladı.. Osmanlı Devletinin kuruluş senesi kesin olarak bilinemesede; tarihçilerin  çoğu 1299 senesini* kabul ederler. O sıralarda Alaeddin III. Keykubat, Konya tahtında bir gölge gibi kuvvetsiz ve ehemmiyetsiz oturuyor­du. Eğer osmanlı tarihçilerin bahsettikleri tabıl ve alem hikayesi doğru ise, işte bu Alaeddin III. tarafından Osman Beye gönderilmiş olması gerekir.

Osman Bey, civarındaki Tekfurlarla bazan cenkleşerek, bazan onları biribirine düşürerek, idaresi altında bulunan ‘ memleketi epey genişlelti.  Eskişehir civarındaki Karacahisarla İnegöl, Bilecik ve Yarhisar ı zaptetti .

Osman Beyin nispeten az bir zamanda küçük memleke­tinin hududunu Bizans İmparatorluğu zararına genişletebil­mesi, Türklere has cengaverlik ve kahramanlıktan dolayı olsada bir diğer yandanda, Bizans Devletinin o zamanlar iç karışıklığa uğrayarak, artık vila­yetlerinde hakim olan Tekfurların (feodal beylerin) merkez­le sıkı irtibatları ve kendi aralarında birlik  olmamasile ve idareleri altında bulunan halkın emniyet ve refahını temin edememelerile izah olunabilir. Anadolu vilayetlerin­deki Tekfurların adaletsiz idareleri, kanunsuz cezaları, keyfi ve ağır vergileri kasabalar halkını bizar ederek ve Tekfurlar arasında temadi eden kavgalar ticari mübadeleyi ihlal eyle­yerek halkın iktisadı hayatını çok sıkıntıya uğratmıştı. Os­manlı idaresi, yollarda emniyetsizliği, kasaba ve pazarlarda kanuna keyfi vergileri kaldırıyor; herkese kanun dairesinde can, ırz ve mal emniyeti temin ediyordu. En eski osmanlı tarihçilerinden Âşık Paşazade bu hususa dair karakteristik bir vak’a nakleder: Germiyan dan gelen bir adam, Karacahisar pazarının bacını (vergi) iltizama almak ister. Osman Bey bunu kanuna ve akla mugayir görerek reddeder ve Germiyanlıyı azarlıyarak kovar. Osmanlı Beyliğinin bu beyin emri ile haklarını alır.ernlıyı korur ve direkt  Omiya

[1] Mütedavil osmanlı müverrihlerinin bahsettikleri tabıl ve alem hikâyesi şudur : Sultan Alâeddin, Osman Beye türkçe bir istiklâl men­şuru ile istiklâl alâmeti olmak üzere bir tabıl (davul) ve bir alem (san­cak) göndermiştir; yani Osman Bey gûya kendiliğinden değil, metbuu- nun menşurile istiklâl kazanmıştır. Bu istiklâl menşurunun bir sureti Feridun Bey Münşeatında yazılı ise de, mevsukluğu sabit değildir. Os­man Gazinin böyle bir menşura muhtaç olmıyarak kendini müstakil addettiğine dair, Aşık Paşazade Tarihinde şayanı dikkat bir hikâye de vardır (Aşık Paşazade Tarihi, İstanbul, 1913, sayıfa : 18).       • tarzda idaresi her taraftan osmanlı memleketine adam gel­mesine ve üzerlerine yürünen kasabaların kolaylıkla teslim olmalarına yaradı.

.                            . Osman Beyin vefatı sıralarında ( 1326)

oğlu Orhan Bey, Bizansın Anadoluda en MUNTAZAM ORDU mUhım şehirlerinden olan Bursa yı zaptetti. NUN ESASI, İÇTİ- Orayı payitaht yaptı. Merkezi bu büyük şe- TEŞ^K:iı.AT, A- hir olan Osmanlı Beyliğinin muntazam bir ^Zİ TAKSİMAn, devlet halinde tensikına ihtiyaç duyuldu. ŞEHitaLtröN İDA* Orhan Bey, kardeşi Aldeddini kendisine ve­zir tayin etti; Aldeddin Paşa, zamanının en malûmatlı filozof âlimlerinden Candarlı Kara Halil le müzake­re ederek devleti tanzim vazifesini üzerine yüklendi. Orhan Bey, kendisi harple, askere kumanda etmekle meşgul oldu.

Alâeddin, Orhan Bey namına ilk osmanlı parasını bas­tırdı (1328) (Res. 1). İslâm âleminde bir hükümdarın istiklâli, hutpe de ismini zikrettirmek ve kendi namına para bastırmakla taayyün ederdi; Osman Beyin ismi hutpede okunmuş ise de, onun namına para bastırılmamıştı. Orhan zamanında bu ek­siklik tamamlandı; fakat hakiki istiklâl, askeri kuvvet ve ida­ri intizamla hasıl olabilirdi. Alâeddin, devletin ilk muntazam ordusunun esasını kurdu.

Bu zamana kadar Osmanlı Beyliğinin gayrimuntazam at­lı kuvveti vardı.

Orhan zamanında teşkil olunan muntazam asker ise sırf Türklerden mürekkep piyadeden ibarettir. Bunlara yaya de­nildi.

Böylece ilk muntazam askeri teşkilât yapıldığı gibi, mül­ki idare de az çok tanzim olundu. Beylere, memurlara, aske­re hususi elbiseler tayin edildi. Osman Bey zamanında pat- riyarkal [1], bir aşiret halinden pek ileri gitmiyen osmanlı içtimai heyeti, Bizans İmparatorluğunun payitahtına yakın ve oldukça zengin kıt’alarını ele geçirdikten sora, muhtelif içtimai sınıfların ihtiyaçlarını temin edecek bir idare sistemi kurmak zaruretinde idi. O zamanların en mühim'”‘ servet membaı toprak olduğundan araziye temellük meselesi halle­dilmek lâzımdı; Bizans Tekfurları, şahsi menfaatlerini temin [1] için eski kanun ve âdetleri bozarak keyfî hareket ediyorlardı. Halbuki Osmanlı Beyliği, arazi rejimini muntazam bir usule bağladı. Arazi, has ve tımar namile iki sınıfa ayrıldı. Bundan başka arazi rejiminde vakıf topraklar la yurtluk ve ocaklık denilen topraklar da vardı. Haslar, hükümdarın hususî hazi- nesine, hükümdar çocuklarına ve ümeraya, yani askere kumanda eden beylere tahsis edildi. Tımar ise, harplerde yararlık gösterenlere veriliyordu. Has ve tımar usulü selçuk devrinde ve daha eski türk devletlerinde de mevcut idi.

Türk arazi rejiminde toprak bizzat onu ekip biçenin mül­kiyetinden alınmamıştır; has ve tımarda yaşıyan halk hürdü, has ve tımar erbabının esiri (serf) değildi. Hasılı has ve tımar, mülk ve çiftlik demek değildi; her has ve tımarın havi olduğu arazi halkın mutasarrıf olduğu tarlalardı, sa­hipleri orada ziraat ederler ve mahsullerini kendilerine alırlardı; ancak mahsulâtın öşrünü (onda birini) ve ara­zinin alınıp satılmasında muayyen olan harcını has ve tı­mara mutasarrıf olanlara verirlerdi. Bunlar bu menfaate mu­kabil hasılata göre bir, veya iki, veya daha ziyade talimli ve silâhlı süvari beslemekle mükelleftiler. Bir harp olunca has ve tımar sahipleri, maiyetindeki atlılarla beraber toplanıp, osmanlı beyinin kumandası altında sefere giderlerdi. Bu sı­nıf askere tımarlı sipahisi denilirdi. Osmanlı ordusunun atlı vilâyet askerini teşkil eden bu kuvvet, devletin büyüme­si nispetinde artmış ve çok işe yaramıştır [1].

Tımarlılar, bu suretle bir askeri kuvvet teşkil ettikleri gibi, gelirinden istifade ettikleri mıntakaları idareye de memurdular; kendi idareleri altında bulunan halkın refahı, menfaatlerine uygun geldiğinden, devletin inhitat devrine kadar halkı eyi idare etmiş oldukları görülüyor. Asıl arazi sahibi olan köylüler, dahili köy teşkilâtlarile kendilerini idare edip gidiyorlardı. Bu köylülerin müslim veya gayrimüslim olması, ilk devirlerde hu­kuk ve menfaatlerinin artıp eksilmesine, pekte tesir etmiyordu.

Şehirlerin idaresine gelince, Osman Bey ilk zaptettiği Karacahisara bir kadı tayin etti; yani halkın ihtilâflarını hal­ledecek tek hâkimli bir mahkeme tesis etti; ayni zamanda şehrin intizam ve inzıbatını temin için bir subaşı memur etti. [2]

Hükümdarın tayin ettiği bu memur, bugünkü vali, şehremini ve polis müdürünün vazifelerini kendinde toplamıştı. Os­manlı Devletinin ilk devirlerinde şehir işleri de böyle pek az memurla idare olunuyordu.

Alâeddin Paşa ve Kara Halil, Devletin tanzim ve tensiki- le uğraşırlarken bizzat Orhan Bey, babası zamanından kal­ma cengâver türk beylerile birlikte memleketinin hudutlarını Îstanbula doğru genişletmeğe çalışıyordu. Aydos, İzmit ve Hereke kalelerini, Gemlik kasabasını ve o zamanlar mühim bir sanayi merkezi olan Lznik şehrini, hasılı Marmara kıyı­larını, Îstanbula pek yakın olan Kartala kadar zabıt ve istilâ etti. O sırada Türk Karesi Beyliğini de ilhak eyledi ki bu su­retle ileride görülecek Anadolu türk beylerinin birleştirilmesi de başlamış oluyordu.

[1] Patriyarkal hayat, Tevrat in tavsif ettiği şekilde, bir reis idaresi altında geçirilen sade kabile hayatıdır.

[2] Arazi teşkilâtı tekemmül ettiği sırada hasla tımar arasında zeamet namile bir kademe daha teşekkül etmişti. Bunun hakkında biraz tafsilât Kanuni Süleyman bahsinde görülecektir.

Bu yazı 60 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/