Milli Mücadele Cemiyetleri

Paylaş
 

Milli Mücadele Cemiyetleri

Mondros Mütarekesi’ni takip eden günlerde keyfi işgal­ler devam ediyor, hem hü­kümet hem aydın kesimi memleketin kurtuluşunu büyük güçlere teslim olmakta görüyordu. İşgal tehditleri­ne karşı halkın kendini savunmasını sağ­layacak kurumlar çalışamaz durumday­dı ve bir güvenlik ihtiyacı baş göstermişti. Anadolu halkı İstanbul’daki girişimlerden bağımsız, kendi başının çaresine bakması gerektiğinin farkındaydı. Bunun sonucun­da, mütarekeyi takiben ülkenin dört bir ta­rafında yoğun bir cemiyetleşme faaliyeti başladı ve devletle hiçbir organik bağı ol­mayan, sivil direniş örgütleri ortaya çıktı.

Osmanlı hükümeti, tehlike karşısında ye­tersiz ya da bilinçli olarak duyarsız kaldı­ğında cemiyetleşme girişimlerinin ortaya çıkmasına yabancı değildi. Nitekim bun­dan on yıl kadar önce de, başta hükümet­ten bağımsız bir girişim olarak şekillenen İttihat ve Terakki Cemiyeti zaman içinde güçlenmiş, ülkede bir yönetim değişikli­ğini talep edecek siyasi gücü yakalamış­tı. Bu girişime karşı 31 Mart’ta ayaklanan gericilerin hareketi ise, Selanik’ten Musta­fa Kemal’in kurmay başkanlığında İstan­bul’a gönderilen Hareket Ordusu sayesin­de bastırılmıştı. İstanbul hükümeti bugün ise karşısında bambaşka bir amaçla, bu kez. yurdu savunmak amacıyla kurulan ce­miyetleri bulacak, düşman işgali karşısın­daki duyarsızlığı ile de aslında kendi me­zarını kazacaktı.

Söz konusu cemiyetler, daha çok gün­lük hayatın getirdiği zorunluluklara karşı, pratik bir çözüm olarak gündeme gelmiş­ti; ancak fikri bir dayanaktan da yoksun değillerdi. Wilson ilkelerinin 12. madde­sinde, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Türklere emin bir egemenlik hakkı tanımak gereklidir. Bununla beraber, Türklerin hâ­kimiyeti altında bulunan diğer milliyetler mensuplarına da serbest bir gelişme im­kânı verilmelidir,” ibaresi yer alıyordu.

  1. maddeyi ilk defa tahlil edenlerden biri olan Prens Sabahattin ve arkadaşları, Ce­nevre’de bir araya gelerek bir beyanname yayınlamışlar ve 12. madde hakkında şu yorumu yapmışlardı: “Bu prensip. İngiliz kıtalarının işgal ettikleri Türk topraklarını terk etmeleri ve burada oturan insanların kendi mukadderatlarını kendilerinin tayin etmeleri şartı ile devamlı bir anlaşmanın temelini teşkil etmektedir.”

İşgallerin haksızlığına dikkat çekenler. Anadolu’da Rumlara, Ermenilerc. Gürcü­lere verilmek istenen topraklarda Türk nü­fusun çoğunlukta olduğunu, dolayısıyla bu uygulamanın WiIson ilkelerine aykırı ol­duğunu savunuyorlardı. Ortaya çıkmaya başlayan cemiyetlerin ortak özelliklerin­den biri, tümüyle yabancı işgale karşı de­ğil, ağırlıklı olarak Yunan ve Ermeni teh­ditlerine karşı olmalarıydı; dolayısıyla ilk başta, daha sonra geliştirilecek olan “her türlü işgale direnme” fikrinden bir adım geride hareket ediliyordu. Cemiyet tüzük-

İcrindc ulusal toprakların bütünlüğü ve vatanın kurtarılması gibi ulusal temalar­dan söz edilse de. bu cemiyetler asıl ola­rak bölgesel savunmayı amaçlıyor ve dar ölçekli yerel örgütlenmeler şeklinde faali­yet gösteriyorlardı.

Ancak buna karşın hareketlilik belirli bir bölgeye özgü değildi. Yurdun her köşe­sinde vatansever cemiyetler baş göster­meye başlamıştı. Doğuda, dikkati çeken örgütlerin başında Vilayat-ı Şarkiye Mü- dafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti geliyor­du. Mondros Mütarekesi’nin 24. maddesi, İtilaf Devletlerinin güvenlik gerekçesiyle “Vilayât-ı Sitte” adı verilen altı Doğu Ana­dolu vilayetini işgal etmelerine olanak sağ­lamıştı. İşgal tehlikesinin artık iyice so­mutlaşması üzerine Diyarbakır eşrafından birkaç kişi İstanbul’da bir araya gelmiş ve şair-yazar Süleyman Nazif’in önderliğinde sözü edilen cemiyeti kurmuşlardı.

İşgal hareketleri Trakya’da da halkın gele­ceğe yönelik kaygılara kapılmasına neden olmuştu. Bu kaygıyı paylaşan Şeref ve Şev­ket Beylerin önderliğinde bir grup. Edir­ne Mebusu Faik (Kalıakkıran) Bey’le İs­tanbul’daki toplantıda bir araya gelmiş ve toplantının ardından. Trakya’nın işgalini önlemek ve bölgenin siyasal birliğini sağ­lamak üzere Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hu­kuk Cemiyeti kurulmuştu. Cemiyetin siya­sal stratejisi, önce muhtariyet elde etmeyi, ardından vatan toprakları ile yeniden bir­leşmeyi öngörüyordu. Kuruluşundan bir­kaç gün sonra adını Trakya-Paşaeli Müda­faa Heyet-i Osmaniyesi olarak değiştiren cemiyet, programının 9. maddesi uyarın­ca Trakya’nın birliği sağlanınca dağılmayı öngörmekteydi.Cemiyet sadece İstanbul’da değil, bizzat bu illerde çalışmanın gerekli olduğu ka­nısıyla 10 Mart I919’da Erzurum’da bir şube açtı. Albayrak gazetesi sahibi Süley­man Necati (Güneri) ve Cevat (Dursunoğ- lu) Bey’in çabalarıyla cemiyet etkinliği­ni artırmış ve o dönemde Erzurum’da var oîan İstihlas-ı Vatan Cemiyeti ile işbirli­ğine gitmişti. 15. Kolordu komutanlığına atanan Kazım Karabekir’in ve Vali Münir Bey’in desteği sayesinde ise orduyla yakın bir ilişki içine-girilmişti.

Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmani­yesi, amaçlarını gerçekleştirme yolu ola­rak esasen barışçı ve diplomatik mücade­le yöntemlerini benimsemişti. Cemiyet, Trakya’nın ırk. kültür ve tarih bağlamın­da Türk olduğunu kanıtlamak için yayın­lar yapıyor, bir bütün olan Trakya halkının yüzde 75’inin Türklerden oluştuğunu ve bunu kanıtlamak için gerekirse bir halkoy­laması yapılabileceğini öne sürüyor, nüfus istatistiklerinin yanı sıra toprak mülkiyeti bakımından da Türk üstünlüğünün aşikâr olduğunda ısrar ediyordu.

Ancak Hadımköy’e kadar uzanan demir­yolunun Yunanlıların denetimine geçmesi Doğu Trakya üzerinde daha fazla yoğun­laşma ihtiyacını doğuracak, cemiyet yö­neticilerinin hükümet ve hilaf Devletleri yüksek komiserleri ile görüşme çabaları­nın sonuçsuz kalması da ilerleyen zaman­larda direnişin silahlı mücadeleye dönüş­mesine yol açacaktı.

Mondros Mütarekesi’nin ardından Batı Anadolu’da da bir hareketlenme başlamış. İzmir’in önde gelen tüccarlarından Mora- lızade Halit ve Nail Beyler ile arkadaşları. İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Ce- miyeti’ni kurmuşlardı. Nurettin Paşa’nın İzmir’e vali olarak atanması, başta hare­ketsiz olan örgütün etkin bir yapıya kavuş­masını sağlamıştı.

Yunan işgalinin yaklaştığı yolundaki söy­lentilerin artık gizlenemez duruma gelme­si üzerine. İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Os­maniye Cemiyeti, Mart 1919’da bir kongre düzenledi. Çevre kent ve kasabalardan de­legelerin de katıldığı bu kongrede İzmir’in nüfusunun çoğunluğunu Türklerin oluş­turduğunu hatırlatan ve işgal söylentileri­ni kınayan bir bildiri hazırlanarak. Barış Konferansının toplandığı Paris’e iletildi.

Bu arada İzmir’de harekete geçen örgüt­lerden bir diğeri, Moralızade Halit, Nail, Yarbay Faik. Binbaşı Zekai. Mustafa Ne­cati ve M. Arif Bey gibi isimleri bir ara­ya getiren İzmir Müdafaa-i Vatan Heyeti (Redd-i ilhak Heyet-i Milliyesi) idi. Mü­dafaa-i Hukuk-ı Osmaniye çatısı altında çalışmalarına başlayan cemiyet, daha son­ra Türk Ocağı’na taşınacak, şehrin işgalin­den bir gün önce bir bildiri yayınlayacak ve bu bildiride kullanılan “redd-i ilhak” ifadesi Batı Anadolu’daki diğer faaliyetler için öncü olacaktı.

Güneyde ise. Adana ve yöresinin Fransız- Iara verileceği haberi üzerine İstanbul’da bir araya gelen aydınlar. 21 Aralık 1918‘de Adana Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye (Kilikyalılar) Cemiyeti’ni kurmuşlardı. Cemiyet başkanlığına Ayan Meclisi Başkanı Rıfat, üyeliklere eski Dışişleri Bakanı Nabi. Ba­yındırlık Bakanı Ali Münif. eski Halep Milletvekili Ali Ccnani ve eski elçilerden Rüstem Beyler getirilmişti. Ancak bu ku­rucuların çoğu değişik bahanelerle tutuk­lanacak ya da sürülecek, cemiyetin faali­yet alanı ise 2. Ordu komutanlığına atanan Mersinli Cemal Paşa’nın çabalarıyla. “Kilikya” olarak anılan İçel, Maraş. Ayıntab, Antakya, İskenderun. Beylan ve Reyhaniye’yi kapsayacak şekilde genişletilecekti. Bununla birlikte cemiyetin adı da Kilikyalılar Cemiyeti olarak değiştirilecekti.

Karadeniz Bölgesfndeki ilk örgütlenme ise. Trabzon ve Havalisi Adem-i Merke­ziyet Cemiyeti ile başlamıştı. Kurucuları arasında Şatırzade Haşan Hicabi. Derviş Kaptanzade Necati. Muhsinpaşazade Ethem. Süleyman Sudi ve Mehmed Kâmil Bey gibi isimlerin bulunduğu cemiyetin merkezi olarak İstanbul seçilmiş, bir süre sonra kuruculardan Nazmi Nuri Bey’in girişimleriyle Of ve Rize’de de birer şube açılmıştı. Ancak bu örgüt etkinliğini çok fazla sürdüremeyecekti.

Aynı bölgede 12 Şubat 1919’da kurulan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Ce­miyeti, Karadeniz’deki örgütlerin en güçlülerinden biriydi. Karadeniz’i Anadolu’ya ve İran’a bağlayan ticaret yolu üzerinde bulunan Trabzon. I. Dünya Savaşı sırasın­da Rus işgaline uğrayarak ağır bir yıkım yaşamıştı. Ayrıca Trabzon ve çevresinde­ki Ermenilerle Rumlar. Mondros Mütare­kesi ile birlikte ayrılıkçı eylemlere başla­mışlardı. Bu ortamda kurulan cemiyetin başkanlığına Trabzon Belediye Reisi Ba- rutçuzade Ahmed Bey getirilmiş, cemi­yetin sözcülüğünü ise Ahmed Bey’in oğlu Faik Ahmed (Barutçu) Bey tarafından çı­kartılan İstikbal gazetesi üstlenmişti  kongresini 23 Şubat 1919‘da toplayan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Ce­miyeti kısa süre içinde Trabzon’un kaza­larında. ayrıca Ordu, Rize ve Giresun’da örgütlenmeye gitmişti. 28 Mayıs 1919’da yeni bir kongre toplayan örgüt, Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemi­yeti Erzurum Şubesi’ne başvurarak ortak bir kongre toplanması çağrısında bulun­mayı kararlaştırmıştı.Başlangıçta daha çok siyasi amaçlar gü­den ve diplomatik çözümler aramak ama­cıyla kurulan bu cemiyetler, İtilaf Devlet- lcri’nin birbiri ardına işgallere girişmesi üzerine sivil yapılarından yavaş yavaş sıy­rılacak ve memleketi savunmak için askeri çözümler üretme yoluna gideceklerdi.

http://bilelimmi.com/gumru-antiasmasi/

http://bilelimmi.com/kuvayi-milliye-kuruluyor/

http://bilelimmi.com/ataturkun-bas-yavarinin-hikayesi/

Bu yazı 122 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/