Mezopotamya Uygarlığında Hukuk ve Devlet

Paylaş
 

Mezopotamya Uygarlığında Hukuk ve Devlet

Mezopotamya Uygarlığında Hukuk ve Devlet tarihin en önemli konularından biridir.Mezopotamya da kurulan bu büyük uygarlık sayesinde tarihin akışı değişmiş ve mezopotamya uygarlığında ki hukuk ve devlet anlayışı daha sonraki çağlara derin izler bırakmıştır.

Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan esas itibariyle ekonomik nitelikteki çiviyazılı metinler ve yönetimle ilgili belgeler, Eski Me­zopotamya’daki resmi ve özel yaşamın çok yönlü bir hukukla dü­zenlenmiş olduğunu göstermektedir. Yasalar, mahkemeler, satış akitleri ve kontratlar (sözleşmeler), tümüyle günlük yaşamdaki uygulamalarla ilgilidir. «Çiviyazılı hukuk)) un gelişiminde bazı ev­reler belirlenmiştir: Kent tanrısının «kefil» olarak göründüğü ve «ensi»nin hukuki bir kaynak olduğu, olasılıkla dinsel yönü çok güçlü bir başlangıç evresinden sonra, «Eski hukuk» ta. MÖ 1700 yıllarındaki HAMMURABİ’ye kadar belirli bir dünyevileşme göze çarpmaktadır. «Orta hukuk» olarak MÖ 2. binyılm ikinci yansı­na ait Orta Asur uygulaması anlaşılır; buna karşılık çok sert olan «Yeni hukuk», Yeni Asur Dönemi’ne tarihlenmektedir.

Mezopotamya hukuk yaşamının çok yönlülüğü, yalnızca ge­lişmiş mahkeme prosedürlerinde değil, aynı zamanda aile hukuku, evlilikteki mal hukuku, borçlar ya da ceza hukuku gibi ayn ayrı hukuk alanlarında da açıkça görülmektedir. Geç Sümer ceza hu­kukunda belirli bir yumuşaklığın olmasına karşın, Hammurabi Yasaları sonuçta Assur hukukundaki son derece katı hukuk an­layışına yol açan bir sertleşme göstermektedir («ius talionis» = kısasa kısas hukuku; Latince «talio» = bedene verilen bir zararın aynı biçimde cezalandırılması).

Çok gelişmiş olan Mezopotamya hukuki belge dokümentas- yonunda, belgeleri korumak amacıyla mahfazalı tabletler kulla­nılıyordu. Yargıçlar, verdikleri kararları önceleri herhalde gele­neklere, fakat çok kısa bir süre sonra, belirli hükümlerin toplan­dığı hukuk kitaplarına dayandırmış. olacaklardır. Elimize geçen yasa örneklerinden de anlaşıldığı üzere (îssin ve Elnunna yasaları

 

gibi), Geç Sumer Dönemi’nden itibaren en azından örf ve adet hukukunun (= yazılı olmayan hukuk) yazılı olarak saptandığını görüyoruz. Bu yasalar, Hammurabi zamanında yapılan ünlü Babil yasa kodifikasyonunun ön evrelerini oluşturmuştur. «Hammu­rabi codexi», tüm hukuku kapsamakla kalmamış, aynı zamanda toplum sınıflarına güvence, himaye ve yasa önünde geniş ölçüde eşitlik sağlamıştır. Hammurabi yasalarının ayrıca Hukuk Tari­hindeki etkisi de büyük olmuştur.

Gerçek anlamda bir devlet hukuku (= anayasa) Eskidoğu’da gelişmemiş görünüyor. Bir ya da birçok kent devletinin ki bun­lardan bir imparatorluk dahi oluşabilmiştir başında bulunan «monark durumu, doğal bir olgu sayılmıştır. Bununla birlikte «krallık» anlayışı, zaman içinde değişikliğe de uğramıştır. «Ensi» adıyla bir tanrının vekili durumunda olan ve «teokratik» biçimi en çok temsil eden Erken Sümer rahip-kralı, aynı zaman­la en yüksek rahip, en yüksek yargıç ve en yüksek komutandı. Rahiplik (din işleri) ve hükümdarlığın (devlet işleri) birbirlerin ­den belirli bir ölçüde ayrılmasından sonra Akkadlar, yeniden bu iki kavramı birleştirdiler ve «tanrısal dünya hakimi», üniversal anlamda «Akkadlı tanrı» biçimindeki krallık anlayışını yarattı­lar. Geç Sumerler de bu «tann-kral» anlayışını muhafaza etmiş­lerdir. Değişiklik ancak, bilinçli bir dünyevileştirme çabası için­de eski anlayışlarla bağlantı kuran Hammurabi ile gelmiştir. Ham­murabi, «kavimlerin çobanı» ve «adaletin kralı» düşüncelerini vurgulamış, böylece bir «hayır» ve «hukuk devleti» anlayışını Dünya Tarihinde ilk kez olarak gerçekleştirmeye çalışmıştır. As- sur krallık anlayışında ise, «Kent ve Devlet Tanrısı Asur’un ve­kili kral» ile «dünya hakimi» anlayışından yapılmış bir sentez söz konusu olmuştur. Bununla birlikte bu sentez, acımasız ve amansız bir fatih tipinin oluşmasına da neden olmuştur.

 

Mezopotamya hükümdarları, farklı fonksiyonlara sahip me­murlardan oluşan, sıkı bir biçimde merkezileştirilmiş bir yönetim mekanizmasına dayanıyorlardı. Sınıflara ayrılmış olan halk, dev­let tarafından yalnızca çok değişik türde toplu işlerde çalıştırıl­makla kalmıyor (özellikle tahkimat ve yol yapımı işleri), aynı za­manla genel olarak zorunlu bir askerlik hizmeti nedeniyle orduya da almıyor ve savaşa gönderiyordu.’ Yedek askerlik ancak geç dönemlerde ortaya çıkmış; giderek ücretli askerler daha çok görül­meye başlamışlardır. Savaş biçimleri ve silahlar zamanla önemli değişikliklere uğramıştır.

kaynak: Bülent İplikçioğlu Eski TARİHİN ANA HATLARI

http://bilelimmi.com/hitit-devleti/

http://bilelimmi.com/babil-sehri-tarihcesi-2/

http://bilelimmi.com/mezopotamya-medeniyeti/

Bu yazı 35 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/