Kuvay-i Milliye Hareketinin Başlaması

Paylaş
 

Kuvay-i Milliye Hareketinin Başlaması

İzmir’in işgali haberi ortalıkta dolaş­maya başladığında, zaten bir süredir bir araya gelip toplantılar yapan ve düşmana karşı çözüm arayışına gi­ren halkta bir kıpırdanma başladı. Önce­likle İzmir’de Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi bir araya gelip durumu değerlendirdi ve eli silah tutanların Anadolu’da bir silah­lı direniş başlatmasını, depolardaki silah ve cephanelerin halka dağıtılmasını ve bu direnişe katılmaları için hapishane mah­kûmlarının da serbest bırakılmasını ka­rarlaştırdı. Bunları uygulamaya geçirmek için önce Maşatlık’ta bir miting düzen­lendi ve halk yapılacaklar konusunda bil­gilendirildi; ardından hapishane kapıları açıldı, kışlanın silah ve cephane depoları kırıldı. Bir yandan İzmir’den yurdun dört bir yanına telgraflar çekiliyor, ‘‘Allah’ını dinini seven vatan ordusuna imdat etsin” çağrıları yapılıyordu.Türklerin bölgedeki nizami güçlerine ba­kıldığında, yetersizlik hemen göze çarpı­yordu. 17. Kolordu ve 56. Tümen İzmir’in işgaliyle dağılmıştı ve elde sadece 57. Tü­men kalmıştı. Tümen komutanı yakın bölgelerde dağınık haldeki birlikleri top­lamaya çalışıyordu. 16 Mayıs günü Yunan­lıların Urla’yı işgal etmesi üzerine, burada 173. Alay Komutanı Yarbay Kazım Bey, alaydaki erlerle birlikte kasaba halkına da silah dağıtarak bir kuvvet oluşturmuştu. Aynı günlerde Aydın’da yapılan bir top­lantıda, silahlı bir örgüt oluşturma ve yur­dun her köşesine telgraflar çekme kararı verilmişti. Balıkesir’de de benzer konuş­malar yapılıyordu. 17 Mayıs günü işgal kuvvetleri kumandanı İzmir’de yaşanan olayları yatıştırmak için bir beyanname yayınlayarak, Türklere kar­şı uygulanan silah ve yağmanın birtakım ahlaksız ve düşüncesiz kimselerce gerçekleştirildiğini ve bunların önüne geçilece­ğini bildirdi.

Asayişi sağlamak için gece sokağa çıkma yasağı başlatıldı ve özel yet­kilere sahip bir divanı harp kuruldu. An­cak bir yandan bu açıklamalar yapılırken, bir yandan da işgaller devam ediyordu. Urla’nın ardından 17 Mayıs’ta Çeşme işgal edildi. Bu günlerde Muğla’da yapılan top­lantılarda İzmir’in işgali ile birlikte Fethi­ye. Marmaris ve Bodrum’un işgali de kı­nanıyor, kurulan cemiyetler yoluyla milis kaydına başlanıyordu.Yunanlılar 18 Mayıs’a kadar İzmir ve Urla’da denetimi sağlayıp ilerlemeye devam ettiler. Durumu takip eden Vcnizelos ise asayiş için yerli Rumların da katkılarıyla milis kuvvetleri oluşturulmasını ve Aydın. Manisa ve Ayvalığın mutlaka işgal edil­mesi gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine işgal güçleri 21 Mayıs’ta güneyde Torba­lı’ya. doğuda Kemalpaşa’ya ve kuzeydeMenemen’e ilerlediler. Ertesi gün asker­ler Selçuk’a vardığında, Venizelos yeni bir plan açıkladı ve Kuşadası’na girmiş olan İtalyanların kendilerinden daha erken dav­ranmalarından çekinerek bir an evvel Aydın’ın işgal edilmesini istedi. Aslında Paris Konferansı kararlarına göre. Aydın ve Ma­nisa Yunan işgal alanının dışında bulunu­yordu. Buna karşın 23 Mayıs günü Albay Zafiriu’nun verdiği emir doğrultusunda Turgutlu ve Manisa, ardından da Saruhan işgal edilecek, daha sonra Aydına geçile­rek Bayındır Tire demiryolu denetime alı­nacaktı. Rumların yoğunlukta olduğu yerleşim yerlerinden Ayvalık’ta, İzmir’in işgalinin ardından bir tedirginlik yaşanmaya baş­lamıştı. Burada bulunan 172. Tümen Ko­mutanı Yarbay Ali Bey. Albay Bekir Sami Bey’e bir telgraf çekerek ordudan takvi­ye istemiş, ancak bu takviyenin yapılma­sı o günlerde mümkün görünmediğinden kendisine “mahalli tedbirlere” başvurma­sı söylenmişti. Bu cümle harekete geçmek için yeterli oldu ve Ali Bey çevre köyler­den temin ettiği gönüllülerden bir milis kuvveti oluşturmaya başladı.

26 Mayıs günü bir İngiliz muhribinin eş­lik ettiği Yunan gemileri Ayvalık’a geldi. Gemiye davet edilen Ali Bey, can güven­liğinin bulunmadığı gerekçesiyle bu daveti geri çevirdi ve kendisini temsilen bir binbaşı gönderdi. İşgal güçleri temsilcileri binbaşıya. Yunan askerlerinin “tesadüfen” orada bulunduğunu, zaten geri gideceklerini söylediyse de Ali Bey bu açıklamayı inandırıcı bulmadı. Nitekim o gün limanı terk eden Yunan gemileri, ertesi gün tek­rar geldiler. Yunan birlikleri, İngiliz tem­silci aracılığıyla bir nota göndererek şehri işgal edeceklerini, bu nedenle Türk asker­lerinin bölgeyi terk etmesi gerektiğini bil­dirdiler.

Ayvalık’ın işgali 29 Mayıs günü iki koldan başladı. Takviye kuvvet girişimleri başa­rısız olan Yarbay Ali Bey askerleriyle ve “gönüllü milli kuvvetlerle” vaziyeti mu­hafaza etmeye, işgalin genişlemesini önle­mek için çarpışmaya başladı. İzmir’in iş­galinin ardından ilk kez düşmana silahla karşı koyuluyordu. Mayısın son günlerinde Torbalı. Bayındır ve Tire işgal edilmiş, Ödemiş’in işgal edi­leceği de artık apaçık ortaya çıkmıştı. Bu­radaki jandarma kumandanı Tahir Fethi Bey, depolardaki silahlan halka dağıtarak milis kuvvetlerinin kumandasını üstlendi. İlçenin ileri gelenlerinin yaptığı bir toplantıda “Yiğit Ordusu” adıyla bir milli teş­kilat kurulması, mücadele için gönüllüle­rin toplanması, köy ve semtlerde “şekavet halinde bulunan (eşkıyalık yapan) zeybek­lerin cephede görevlendirilmesi, depo­lardaki silah ve malzemenin Yiğit Ordusu emrine verilmesi kararlaştırıldı ve direniş kararı halka duyuruldu.

Tahir Fethi Bey, “Ödemiş Kuvayı Milliye Kumandam” unvanıyla hazırladığı rapor da Tire ve Bayındır taraflarını işgal eden düşmana karşı, tedarik edebildiği kuvvet­le ileri karakollar oluşturacağını, ihtiyat zabitlerini silah altına davet ettiğini ve İs­tanbul’daki İtilaf kuvvetleri temsilcilerine telgraf çektikten sonra İzmir ile araların­daki telgraf tellerini keseceğini bildiriyor, Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle Yunan kuv­vetlerinin “tepeleneceğine” söz veriyordu. İtilaf kuvvetleri temsilcilerine gönderilen telgraf, halkın silahlı mücadelesinin baş­ladığını şöyle haber veriyordu: “Artık bili­niz ki kalem değil silah dönüyor.”Ödemiş Kuvayı Milliyesinin henüz şe­killendiği sırada, bir temsil heyeti Bayın­dır’daki Yunan kumandanına giderek bu­radaki milli kuvvetlerin varlığından söz etti ve Yunanlıları Ödemiş’e girmemele­ri konusunda uyardı. Bunu haber alan İz­mir İşgal Kumandanlığı ise hemen takvi­ye kuvvet gönderdi ve Ödemiş’in işgalini emretti. Silah ve donanım bakımından çok geri bir vaziyetle olan Kuvayı Milli­ye askerleri ilk çarpışmada geri çekilmek zorunda kaldı ve 1 Haziran günü Ödemiş Yunanlılarca işgal edildi. İşgal hem Öde­miş’te. hem de çevre ilçelerde kaygıya ve moral bozukluğuna yol açtı. Ödemiş’te başarısızlığa uğrayan Kuvayı Milliye Kumandanı Tahir Fethi Bey aynı gün milis kuvvetleriyle birlikte Alaşehir’e hareket etti. İzmir’in işgalinin ardından Alaşehir’de bir araya gelen memur ve eşraf bir toplantı düzenlemiş, düşman işgali­ne karşı ilçeyi savunmaya ve diğer ilçelerle işbirliği yapmaya karar vermişti. Toplan­tının ardından ilçenin zenginlerinden Hü­seyin Paşazade Mustafa Bey. gönüllüleri toplayıp bir müfreze oluşturma görevini üstlendi. Bir sivilin önderliğinde başlayan bu girişim ilçeye gelen Yüzbaşı Süleyman Sururi Bey’in katkılarıyla daha da güçlen­di ve 29 Mayıs günü Sururi Bey önderli­sinde yapılan toplantının ardından askeri depodan çıkarılan silahlar halka ve serbest bırakılan tutuklulara dağıtıldı.

Kuvayi Milliye hareketinin en önemli ka­rakterlerinden olan Çerkez Ethem de. asıl etkinliğini bu bölgede gösterecekti. Mil­li Mücadele hareketine katılmak üzere ilk olarak beraberindeki müfrezeyle birlik­te Ayvalık’a giden Çerkez Ethem, bura- jda istediği etkinliği gösterememiş ve önce Soma’ya, oradan da temin ettiği silah ve cephaneyle Salihli’ye geçmişti. Ancak bu­ralarda gösterdiği faaliyetler, onun Alaşe­hir. Salihli, Akhisar ve Uşak bölgesinde bir nüfuz bölgesi yaratmaya çalıştığı izle­nimini doğuruyordu. Gerçekten de Çerkez Ethem düşman kuvvetleriyle uğraşmaktansa bölgede ilk Kuvayi Milliye hareke­tini başlatan Mustafa Bey’i bertaraf etmek için çalışacak, hatta bu amaçla baskın dü­zenlemekten geri kalmayacaktı.

Ege bölgesinde İzmir, Manisa ve Deniz­li’yi de içine alan Aydın vilayetinde ise hükümet yanlısı idareciler düşmanla mü­cadeleden yana tavır almayı uygun bulmu­yor, bu nedenle halka sürekli olarak sabır telkin ediyordu. Yöneticilerin bu tavrına ek olarak firar vakalarının bir türlü önüne geçilememesi, bölgedeki askeri varlığı çok zayıf bir konuma itmişti. Bu hava  Yunan­lıların hiçbir direnişle karşılaşmadan 27 Mayıs günü Aydın’ı işgal etmelerine yol açtı. İşgal sırasında bölgedeki tümen Çi­ne’ye çekilmeyi uygun buldu. Tümen sa­dece 53 kişiden oluşuyordu ve o akşam sa­dece makineli tüfek bölüğünden on asker firar etmişti. Çine’de konuşlanan tümenin kumandanı, Milli Mücadele için aydınlar­dan, nüfuzlu kimselerden yardım göreme­yeceğini anladıklarını, bu yüzden de efe­lerle, ağalarla anlaşma yoluna gitmekten başka çareleri kalmadığını söyleyecekti.

Mücadeleye davet edilen Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe, bundan sonraki işlerinin Yunanlılarla mücadele etmek oldu­ğunu ifade edip silah ve cephane yardımı istediler. İstediklerini alıp çeteleriyle bir­likte harekete geçen efeler. Aydın bölgesi­nin Kuvayi Milliye hareketini başlatmış ol­dular. Aydınlı milisler, ilk etkinlik olarak Malkoç Çayı üzerindeki köprüye baskın düzenleyerek buradaki Yunan müfrezesini dağıttılar. Şimdi sırada Aydın vardı. Kuvayı Milliye kumandanları taarruz kararı verip, ortak imzalı bir bildiri yayınlayarak Yunan kuvvetlerinin iki gün içerisinde çe­kilmesini talep ettiler. Ancak Yunan kuv­vetleri bunu kabul etmeyince taarruz baş­ladı. Ordu birlikleri ve milis kuvvetlerinin ortak taarruzu, kafilelerle gelen gönüllüler ve dağ köylerinden katılan silahlı köylü­ler sayesinde Kuvayi Milliye lehine geliş­ti. Sonunda Yunan askerleri şehri terk ede­rek çekilmeye başladılar. Ancak bu büyük başarı uzun ömürlü olmayacak, kısa süre sonra Aydın daha kalabalık düşman kuv­vetlerince bir kez daha işgal edilecekti.

Denizli de yine düşmanla mücadeleye kar­şı çıkanların propagandasına sahne olan şehirlerden biriydi. Ancak yapılan tel­kinler, İzmir’in işgaline karşı tepkilerin gelişmesini engelleyememişti. 16 Mayıs günü halka seslenen Denizli Müftüsü Ah­met Hulusi Efendi, düşmana karşı direni­şin farz olduğunu, silah ve cephane yoklu­ğunun kavgaya engel teşkil etmeyeceğini, hiçbir savunma aracı olmayan bir Müslümanın dahi “yerden üç taş alarak atmaya mecbur” olduğunu söylüyordu.

  1. Topçu Alayı ile mücadeleye hazır olan Binbaşı Hakkı Bey şehrin batısında cep­hesini kurarken. Mutasarrıf Faik Bey ile Ahmet Hulusi Efendi de bir heyet-i milliye oluşturuyordu. Denizli Heyet-i Milliyesi, yayınladığı beyannamede Yunan askerini Menderes’ten geçirmemeye ve vilayetten temizlemeye kararlı olduklarını belirtiyor, bu mücadeleyi din ve namus borcu bilen­leri seyirci kalmamaya çağırıyordu. Saray­köy’de mcvzilcncn Denizli Kuvayi Milli­yesi yavaş yavaş güçlenirken, şehrin çeşitli bölgelerinde de farklı kişilerin komutasın­da küçük müfrezeler toplanıyordu. Denizli de artık Kuvayi Milliye güçleriyle düşma­na direnmeye hazırdı.

İzmir’in kuzeyinde ise Kuvayi Milliye ha­reketi için en önemli merkezlerden biri Balıkesir’di. Yunan işgalinin yayılması­nın ardından Harbiye Nezareti, 14. Kolor- du’nun Bandırma’ya taşınmak üzere acilen Balıkesir’e gitmesini emretmişti. O sıra­larda işgale karşı bir hareket geliştirmek isteyen şehirde Yüzbaşı Kemal kumanda­sında erlerden ve ağırlıklı olarak da gönül­lülerden bir müfreze oluşturuldu. Balıkesir Kuvayı Milliyesi’nin ilk işi. Yunanlıların işgal ettiği Akhisar’a bir baskın düzenle­mekti; ancak ilçeye gelindiğinde Yunan kuvvetlerinin Akhisar’dan Manisa’ya doğ­ru çekilmiş olduğu öğrenildi. Düşmanın

Bergama’da olduğu haber alınınca hemen oraya doğru hareket edildi. Bergama’yı kurtarmak üzere çeşitli bölgelerden hem ordu mensuplan, hem Kuvayı Milliye mi­lisleri yola çıkmıştı. Bu ortak hareket kar­şısında hazırlıksız ve dağınık biçimde ya­kalanan Yunan askerleri, baskına karşılık verecek gücü bulamadılar ve Kuvayı Milliyeciler Bergama’da ilk zaferlerini elde ettiler. Ne var ki Yunanlılar bu yenilgile­rinin bedelini Menemen halkına ödettiler; hemen ardından da tekrar Bergama’ya yö­neldiler. Bergama ve ardından Kınık ile Ayaş işgal edildi. Buna karşı milli müf­rezeler elde kalan birliklerle Soma’da bir cephe oluşturdular.

İzmir’in ve hemen ertesinde civar ilçele­rin işgalleriyle başlayan silahlı direniş ha­reketi her geçen gün yayılacak. Anadolu halkı ülkenin her köşesinde düşman işga­line karşı direnmeye devam edecekti. Şim­di artık bu güçleri bir araya toplayacak bir önder gerekiyordu.

 

Bu yazı 83 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/