Joseph  Conrad Kimdir?

Paylaş
 

Joseph  Conrad Kimdir?

Denizi ancak on yedi yaşında tanıyan, romanlarında kullandığı dili yirmisinden soma öğrenen Conrud, İngiliz edebiyatının en usta deniz öykücülerinden biri olacaktı.

Joseph Conrad, sonradan başyapıtı sayılacak olan “Nostromö’yu 1904’te tamamladığında bir dostuna şöyle yazıyordu:  Nostromo bitti, tehlikeli bir hastalıktan kalkmış gibiyim, geçmiş olsun diyebilirsiniz” Conrad Polonya kökenliydi; 1857’de Polonya’nın Rus sınırları içinde kalan bölgesinde doğmuştu. On yaşında öksüz kalmış, on yedi yaşında denizci olmaya karar vererek Marsilya’ya gitmiş ve Fransız ticaret gemileriyle Güney Amerika’ya iki yolculuk yapmıştı. Bundan sonra bir süre. İspanyol tahtını ele geçirmek isteyen Don Carlos’un kuvvetlerine silah taşımış, tutkulu bir gönül macerasndan sonra intihara kalkışmıştı. İyileştikten sonra, 1878’de İngiltere’ye geldiğinde ancak birkaç sözcüklük İngilizcesi vardı. Yirmi yaşından sonra, bu dilin en büyük ustalarından biri olacaktı.

Joseph  Conrad   İngiliz ticaret filosuna yazıldıktan sonra 1886’da da İngiliz uyruğuna geçmişti. Bu süre içinde daha çok Uzakdoğu’da bulunmuş bir kez de Kongo’ya gitmişti. Bu yolculuklardaki deneyleri, daha sonraki roman ve öykülerine temel olacaktı. İlk romanı “Almayer’in Çılgınlığı” (1895). yeni dilini ustaca kullanmaya başladığını gösteriyordu. Bu ilk roman ve onu izleyen “,Adaların Sürgünü” (1896). Narcissus Gemisindeki Zenci’ (1897), “Lord Jim” ve ‘ Gençlik’ (1902) hep denizlerde, Avrupa uygarlığının dışında, sömürgelerde geçen olayları konu alıyordu. Bu nedenle Joseph  Conrad“egzotik öyküler yazarı” olarak tanınmıştı. Oysa bu ün Joseph  Conrad ın kendisini rahatsız ediyor, kendi döneminin öteki İngiliz romancılarıyla arasındaki farkı yeterince ortaya çıkarmıyordu.

G.ß. Shaw (1856-1950), H.G. Wells (1866- 1946), Arnold Bennet (1867-1931) ve John Galsworthy (1867-1933) gibi dönemin en çok okunan yazarlarının ortak yönü, yapıtlarında toplumsal eleştirilere yer vermeleri ve reformcu olmalarıydı. Wells ve Shaw sosyalistti; Galsworthy ise sosyalist olmamakla birlikte, kendi sınıfı olan üst-orta sınıfa eleştiriler yöneltiyor ve çalışan sınıfların sorunlarına sempatiyle yaklaşıyordu. Bu yazarlar, bireysel sorunlarla ve psikolojiyle uğraşmak yerine, geniş toplumsal panoramaları işliyorlardı. Ama yapıtlarında, toplumsal eleştiri edebi yapıyı boğuyor, okur üzerinde daha çok propagandaetkisi yapıyordu. Shavv’un dışında hepsi de hemen hemen yalnızca kendi toplumlarının  ve kendi dönemlerinin sorunlarıyla ilgili oldukları için, George Eliot (1819-1880) ve Thomas Hardy (1840-1928) gibi Victoria çağı romancılarının evrenselliğine ulaşmamışlardı.

Joseph  Conrad ise, toplumsal panoramalarla değil, tam tersine yalnız kalmış bireylerle ilgiliydi. Dönemin öteki yazarları romanlarında toplumsal ilişkilerle, âdetlerle, davranış biçimleriyle ve günün modalarıyla ilgili uzun tasvirler yaparken, Joseph  Conrad tragedyanın yalınlığına ve yoğunluğuna yönelmişti. Bir egzotik serüven yazarı olduğu yolundaki değerlendirmelere karşı, “Narcissus Gemisindeki Zenci’ye yazdığı önsözde şöyle diyordu: “Sorun aslanda denizle ilgili değildir; bir gemide bulunmanın sonucu olarak karadaki toplumsal bağlardan kesin olarak kopma durumu, asıl sorunun çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmasını sağlamaktadır, o kadar”. Bu öteki yapıtları için de geçerlidir.

Joseph  Conrad 1896’da Jessie Georgeïa evlendi; iki erkek çocuğu oldu. Artık kitaplarının geliriyle geçinebiliyordu. Bununla birlikte, asıl “piyasa başarısını” 1913’te ‘Şans” adlı romanıyla sağladı. 1914 te bir edebiyat dergisinin yaptığı ankette Conrad. Thomas Hardy ve H.G. Wells’in ardından ‘yaşayan en büyük üçüncü romancı” seçilmişti Joseph  Conrad bu romanında. Kral Edward döneminin toplumsal sorunlarına, özellikle de kadın sorununa eğilmişti. “Romanın tümü bir kızla ilgili; genel olarak kadınların durumuna da değniyor. Satması gerekir” diyordu Joseph  Conrad. Kolay yazan bir romancı değildi; sağlığı da buna elvermiyordu: Kongo yolculuğundan sonra romatizmal gut hastalığına yakalanmıştı. Toplam 13 roman. 28 öykü ve iki cilt de anı yayımladı. Sağlığında daha çok romanlarındaki egzotik atmosfer ve renkli tasvirlerden ötürü  Conrad’ın önemli yapıtlarından biri de “Karanlığın Yüreği’ (1902) adlı uzun öyküydü. Yazarın Belçika sömürgeciliğinin vahşetine tanık olduğu Kongo yolculuğundaki deneyleri üzerine kurulmuş olan bu yapıt, aynı zamanda, soğuk ve ilgisiz bir evrende insan inanç ve çabalarının boşluğuyla ilgili simgesel bir öyküydü. Öykünün baş kişisi, yerlileri acımasızca sömüren Batrfı tüccarlardan iğreniyor ve esrarlı kişiliğiyle yerlileri kendine bağlamış olan Kurtz adında bir Almanın büyüsüne kapılıyordu.

Eleştirmenlerin çoğu “Nostromo’yu romancının başyapıtı kabul ederler. Bu roman bir Güney Amerika ülkesinde, ayaklanmalar, siyasal mücadeleler ve parasal hırslar ortamında geçen karmaşık olayları konu alıyordu. Zengin ve karmaşık olay örgüsüne karşın, roman esas olarak bir  tema üzerine kurulmuştu: ihtirasların insan karakterim çarpıtması. Roman kişilerinin ihtirasları, basit parasal hırstan toplumsal reform çabalarına kadar değişiyordu. Ama tümü de. ahlaki çöküşe, düş kırıklığına, ruhsal parçalanmaya yol açıyordu.

“Gizli Ajan” (1907) adlı roman Londra’da anarşistlerin, politikacıların, polisin ve kışkırtıcı ajanların bulanık, kaypak dünyasnı konu almaktaydı. Conrad’n kötümser dünya görüşü bu romanda da belirgindi; ama hem o günün güncel sorunlarından birini Londra gibi dünyanın merkezi sayılan bir sanne içinde ele alması, hem de öykünün karanlık atmosferini hafifleten alaycı bir üslup kullanması nedeniyle bu yapıt geniş bir okur kesiminin ilgisini çekebilmişti. Romanın baş kişilerinden Bayan Verloc, kadın kahramanlarına genellikle şövalyece bir duygusallık içinde yaklaşmış olan Conrad’ın en başarılı kadın karakteri . çalışmasıydı. Bayan Verloc, “hiçbir şey fazla uzun bakmaya gelmez” derken Joseph  Conrad‘ın kötümser felsefesini de özetliyordu.

Joseph  Conrad‘ın umutsuz dünya görüşü, kendi döneminde hâlâ egemen olan XIX. yüzyılın akılcı iyimserliğiyle çatışıyordu. Romancıya göre, bütün idealist çabaların, reform ve ilerleme düşüncelerinin içinde yozlaşma tohumları vardı. En lekesiz kişiler bile sonunda kendi ilkelerinin kötülük karşısında güçsüz kaldığını görmeye mahkumdular Conrad, ‘Şans” (1913) ve “Zafer” (1915) gibi daha sonraki yapıtlarında, bu umutsuz bakış açısının getirdiği yalnızlıktan sıyrılarak öykülerine “olumlu” bir boyut eklemeye çalışmıştır. Bu yapıtlarda, kötü bir gölgenin kovaladığı iyi insan temasının yerini çok iyi ile çok kötü arasındaki çatışma teması alır. Ancak eleştirmenler, iyimser boyutun Joseph  Conrad’ın dünyasına zorlama bir biçimde girdiği ve bu zorlamanın bu dönem yapıtlarndakı aşırı tumturaklı anlatımla ortaya çıktığına işaret etmişlerdir. Bununla birlikte. Joseph  Conrad dört ya da beş romanıyla yalnız İngiliz romancılığının değil, dünya romancılığının da en güçlü adlarından biri sayılmaya hak kazanmıştır .

http://bilelimmi.com/augustus-kimdir/

http://bilelimmi.com/buhari-kimdir/

http://bilelimmi.com/bismarck-kimdir/

Bu yazı 95 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/