İspanya İç Savaşı Nasıl Başladı

Paylaş
 

İspanya İç Savaşı Nasıl Başladı

İspanya İç Savaşı başladıktan sonra İspanya için hiçbir şey eskisi gibi olmamış ve ne yazık ki karanlık bir dönem başlamıştı.Bu yazımızda ispanya iç savaşının nasıl başladığını nedenlerini ve sonuçlarını bulabileceksiniz.

Temmuz 1936 gü­nü Fas’ın Ispan­ya’ya bağlı bölü­münde görevli General M o rat o. Halk Cephesi hükümetinin baş­bakanı Cesares Quiroga tarafın­dan uyarıldığında iş işten geç­mişti. Darbeci subaylar ihbar edile­ceklerini anladıklarında, 18 Tem­muz olarak belirledikleri isyan tarihini bir gün öne çekmişlerdi. Madrid’ten gelen, ‘İsyancıların şefi Teğmen Segtıi’yi tutuklayın emri, hiçbir zaman uygulanama­yacaktı ve bu emrin yerine getiril­memesi, İspanya’yı sadece bir iç savaşa değil, aynı zamanda, yak­laşık 40 yıl sürecek olan bir ka­ranlığa mahkum edecekti.

 

O gün öğlene doğru. Teğmen Segui, Doğu Ordusu Komutanı General Romares’i tutuklayacak ve hükümete bağlı diğer yandaş­larıyla birlikte kurşuna dizecekti. Akşama doğru. Ispanya’nın Afri­ka’daki toprakları tamamen is­yancıların kontroliindeydi. İs­panya halkı, darbeyi Kanarya Adaları’nda bulunan General Fransisco Franco’nun ağzından duydu: “Ordu, İspanya’da düze­ni sağlamaya karar vermiştir.”

Fakat General Francoyine de işini sağlama almış, isyancıların Hava Kuvvetlerine güvensizliği nedeniyle İngiltere’den kiralanan bir uçakla kıta Afrika’sına iki gün sonra, 19 Temmuzda gelinmişti. Uçağın pilotuna, kendini karşılayan subaylar arasında ya­kından tanıdığı ve güvendiği su­bayları gördükten sonra ‘dur’ emrini vermişti.

BÜYÜK KUTUPLAŞMA

Aslında beş ay önce yapılan seçimleri Halk Cephesinin ka­zanmasıyla tırmanan şiddet orta­mında, darbe kimse için sürpriz değildi. Sosyalistler, Stalin yanlısı komünistler, troçkistler, liberal cumhuriyetçiler, Ispanya’nın farklı bölgelerinde özerkliği savu­nan yerel gruplar, laik buıjuva kesimler, Şubat ayındaki seçimle­re, Halk Cephesi bayrağı altında birleşerek katılmış ve az farkla da olsa İspanya meclisi Cortes’te ço­ğunluğu ele geçirmişlerdi. Karşı tarafta ise kralcılar, fa­şistler, büyük toprak sahipleri, gi­derek artan grevlerden rahatsız olan patronlar, Katolik Kilisesi ve ordunun büyük bir çoğunluğu vardı.

Seçimden sonra, her iki cephe de giderek daha fazla kutuplaştı. Siyasi cinayetler birbirini izledi. Bardağı taşıran son damla ise 12 Temmuz gecesi anti-faşist bir po­lis memurunun öldürülmesi oldu. Birkaç saat içinde misilleme geldi. Bu kez namluların hedefi, monar­şisi partinin lideri Calvo Stelo idi. Her iki cenaze de 14 Temmuz’da aynı mezarlıkta toprağa verildi ve hemen ardından hükümet yanlısı polislerle faşist milisler, Madrid sokaklarında çatışmaya başladı­lar. Günün bilançosu 4 ölüydü.

ULUSLARARASI KONJONKTÜR

Uluslararası arenadaki siyasi konjonktür de, ülke içindekinden farksızdı. Hitler Almanya’sı ile Mussolini İtalya’sı hızla yeni bir savaşa hazırlanıyor, bütün Avru­pa silahlanıyordu. Darbeciler da­ha eyleme geçmeden Almanya ve İtalya ile ilişki kurmuş ve destek sözü almışlardı. 1931 yılında ku­rulan ‘İkinci Cumhuriyet’in fazla yaşama şansı yoktu.

Afrika’da başlayan ayaklan­ma hızla ülke içine yayılmış, bü­tün Ispanya bir anda kan gölüne dönmüştü. Her kent ve kasaba­dan hatta köylerden silah sesleri yükseliyordu. Nesillerden beri bi­rikmiş olan sınıfsal, etnik, siyasi ve ailevi kinler bir anda boşan­mış, Ispanya topraklarının her kesimi iki cepheye bölünmüştü.

Darbeciler, ağır silahlarının avantajını kullanıyordu. Hükü­metteki liberaller, ayaklanma gü­nü halkı silahlandırmayı redde­derek darbecilere çok değerli bir fırsat tanıdılar. Ertesi gün halka silah dağıtılmaya başlanmıştı; fa­kat birçok kent Franco taraftar­larının elindeydi. Başkent Mad- rid’te durum sakindi; ancak özel­likle Barselona’da yoğun çatış­malar yaşanıyordu.

İSYAN YAYILIYOR

Katalan milliyetçiliğinin baş­kenti ve anarko-sendikalistlerin kalesi sayılan Barselona, iki gün süren barikat savaşlarının sonun­da, darbecileri püskürtmüştü. Madrid’te ise yaklaşık 10 bin ki­şilik bir kalabalık, isyancılann elindeki garnizonu ele geçirdi.

Donanma ve Hava Kuvvetle- ri’nin önemli bir bölümü hâlâ hü­kümete bağlıydı. Çoğu işçi kö­kenli olan bahriyeliler, konseyler kurarak subaylara baş kaldırdı­lar. Ispanya Deniz Kuvvetle­rindeki subayların yaklaşık dört­te üçü bir gece içinde, astları tara­fından öldürüldü. Her iki taraf da, kısa bir süre içinde zafere ula­şamayacağını anlamıştı.

 

DIŞ GÜÇLER DEVREDE

isyancılar kendi kontrolleri altındaki topraklarda, ‘milli böl­ge’ kurdular; Hitler ve Mussoli- ni’ye temsilciler gönderdiler. Fransa’da, iktidardaki Halk Cep­hesi hükümeti Ispanyol cumhuri­yetçilerine destek vermeyi karar­laştırdı. Donanma ve Hava Kuv­vetlerinden mahrum kalan Fran- co’nun, Afrika’daki seçkin birlik­leri bir an önce Ispanya’ya geçir­mesi gerekiyordu. İmdadına Hit- ler yetişti. Almanların Junkers-52 uçakları ilk hava köprülerinden birini kurarak Fas garnizonlarını Ispanya’ya taşıdılar.

Ingiltere’de iktidarda olan muhafazakar Chamberlain hükü­meti ise, Ispanya’daki iç savaşın bütün kıtada beklenen yeni dün­ya savaşının tetikleyicisi olmasın­dan endişe duyuyordu. Bu neden­le Fransa’daki Leon Blum hükü­metine de baskı yaparak, Alman­ya ve İtalya’nın da imzalayacağı bir tarafsızlık antlaşması hazırla­dı. Sovyetler Birliği’nin katılma­dığı bu antlaşma çerçevesinde, ademi müdahale komitesi kurul­du. Fransa, Ispanyol cumhuriyet­çilerine verdiği desteği kesti. Ingi­liz ve Fransız gemileri Ispanya’ya gidecek yardım malzemelerini en­gellemek için Ispanyol sularında devriye gezerken, Almanya ve İtalya, faşistlere her türlü desteği sağlıyordu.

 

Ambargo etkisini göstermeye başlamıştı. Birçok cephede Ispan­yol cumhuriyetçileri çok ciddi yi­yecek, ilaç ve mühimmat sıkıntısı çekiyorlardı. Italyan ve Alman uçakları, faşistlerin saflarında bizzat bombardımana katılıyor, Italyan ordusunda asker olan on binlerce gönüllü, Franco saflann- da savaşmak için Ispanya’ya gidi­yordu. Bu gönüllülerin sayısı iç savaş boyunca, 50 bine kadar yükseldi. İkinci Dünya Savaşı’na hazırlanan Almanya, Ispanya’da yeni savaş gücünü deneme fırsatı buluyordu.

Sovyetler Birliği tarafsızlık antlaşmasını tanımayacağını ve İspanyol cumhuriyetçilerine yar­dım edeceğini açıkça ilan etti. Fa­kat bu yardımın bedeli, anti-fa- şist güçlerin bölünmesi olacaktı. Moskova güdümlü Ispanya Ko­münist Partisi hedefini, cumhuri­yetin korunması olarak belirle­mişti. Oysa İspanyol anarşist ve troçkistleri, gelişmeleri bir devri­min başlangıcı olarak görüyor, bu çerçevede kendi denetimleri altındaki bölgelerde buna uygun iktidar biçimleri oluşturmaya ça­lışıyorlardı.

Sovyet yardımı sayesinde güç kazanan Ispanya Komünist Parti­si, bütün anti-faşist güçlerin, mer­kezi bir Halk Ordusu bayrağı al­tında birleşmesi konusunda diğer cumhuriyetçi gruplarla anlaşma­ya varınca, iç savaş içinde ’iç sa­vaş’ yaşandı. Anarşist ve troçkist- ler, müttefikleri tarafından silah- sızlandınlmaya ve merkezi ordu­nun otoritesi altına girmeleri için zorlanmaya başlandılar.

‘NO PASARAN’

İtalya ve Almanya’nın deste­ğiyle güç kazanan faşistlerin he­defi Madrid’ti. Cumhuriyetçi hü­kümet kenti terketmiş, moral ve fiziki üstünlük faşistlerin eline geçmişti. Buna rağmen, direniş kararı alındı. Çatışmalar sokak sokak değil, ev ev yapılıyordu. Alman ve Italyan uçakları da kentin bombalanmasına katılı­yordu. Madrid’te ise açlık kol gezmeye başlamıştı. Soğuk, açlık ve hastalık faşist kurşunlarından daha fazla kayıba neden oluyor­du. Cumhuriyetçilerin imdadına ‘Uluslararası . Tugay’ yetişti. Madrid’i savunmaya koşan üç bin kişilik gönüllü birliği, kentin direniş gücünü artırdı. Fakat, bu birliğin iki bini 48 saat içinde ya ölmüş ya da yaralanmıştı.

Cumhuriyetçiler, ‘No pasa­ran’ diye haykırıyordu, General Franco ise kısa bir süre içinde Madrid Katedrali’nde ayine katı­lacağını söylüyordu.

Başkentin savunmasına ko­şanlar arasında Saragoza’dan üç bin kişilik bir birlikle gelen ünlü anarşist lider Buenaventura Du- rutti de vardı. Durutti, Madrid’i savunurken tartışmalı bir biçim­de öldü. Fakat General Franco’yu kutlamak için Madrid’e gönderi­len telgrafları, faşistler değil cum­huriyetçiler okudu.

Madrid’in düşmesinden umu­du kesen faşistler, dikkatlerini di­ğer cephelere yönelttiler. Çatış­malar, özellikle Asturya ve Bask bölgelerinde yoğunlaştı. Guerni- ca, Alman uçakları tarafından yerle bir edildi. Zaman zaman başarılı saldırılar düzenlense de, cumhuriyetçiler esas olarak hep savunma pozisyonundaydılar.

1938 Nisan ında Franco kuv­vetleri cumhuriyetçilerin elindeki toprakları ikiye bölmeyi başar­mıştı. Stalin’in, Hitler’le saldır­mazlık paktı imzalamasından sonra Moskova’dan gelen yar­dımlar da ciddi ölçüde azalmaya başladı. Aynı yılın sonlarına doğ­ru, Franco kuvvetlerinin zaferi netleşmeye başladı. Kasım ayında ‘Uluslararası Tugay’ dağıtıldı ve gönüllüler ülkelerine gönderildi­ler. Ocak 1939’da Barselona düş­tü. Mart sonunda ise, General Franco’nun birlikleri Madrid’e giriyordu. Dünya yeni bir savaşa başlarken, Ispanya’da iç savaş bitmiş, 1975 yılında General Franco’nun ölümüne kadar süre­cek olan karanlık bir dönem baş­lamıştı.

KAYNAK:POPÜLER TARİH

http://bilelimmi.com/canakkale-savaslari/

http://bilelimmi.com/osmanli-rus-93-harbi/

http://bilelimmi.com/rusyayi-rusya-yapan-adam-deli-petro/

http://bilelimmi.com/tarihi-leningrad-kusatmasi-fotograflari/

Bu yazı 113 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/