İSKENDER İMPARATORLUĞU

Paylaş
 

İSKENDER İMPARATORLUĞU

İskender İmparatorluğu tarihin akışına yön vermiş ve batıyla doğunun kesişmesini sağlamıştır.İskender İmparatorluğu kendine özgü yapısı ve tabiki Büyük İskenderin karizmatik kişiliğiyle kısa sürede çok geniş alanları hakimiyeti altına almıştır.İskender İmparatorluğu yıkıldığı sürece kadar bulunduğu bölgeyi derinden etkilemiş ve şekillendirmiştir.

 MAKEDONYA KRALLIĞI ve HELLAS

Makedonya krallığının gelişimi Hellastan ayrı bir yapı göste­rir. Hellasın jeopolitik yapısı polis tipi devletlerin kurulmasına el­verişli iken, Makedonya coğrafî bütünlük gösterdiğinden, birleşik bir krallık oluşmasına elverişlidir. Makedonya krallığını yöneten soy Argeadlar ve halkın Hellen boylarıyla ilgisi varsa da, uzun süre Hellenlerce barbar sayılmışlardı. Kolonileştirme döneminde Halkidike yarımadasında kurulan koloniler kanalıyla bu krallığın gittikçe Hellen kültürüne yaklaştığı, doğal zenginlikleri ve yine bu kolonilerin ticaret olanaklarıyla geliştiklerini görmekteyiz.

Makedonya monarşisinin bir özelliği, kralın yanında güçlü bir soylular sınıfının varlığıdır. Kabile yaşantısından gelen bu özel­lik doğu tipi bir monarşiden farklı yönlerinin ortaya çıkmasın­da etkin olacaktır. Gerçi kral doğu monarşilerinde olduğu gibi başkomutan, başyargıç, başrahip görevlerini kendinde toplamış­tır ama, çevresindeki bu soylulara danışarak yönetimi sağlamak­tadır. Gittikçe Hellen kültürünün etkisinde kalması sonucu M. ö. IV. yy. da kendine özgü bir monarşi tipi ortaya çıkmıştır. Bu kral­lık Pers egemenliğini tanımak ya da Hellastaki şehir devletlerinin çatışmalarına çıkarı doğrultusunda girmek gibi siyasal eylemler içindeyken II. Filip (Philippos) Makedonya krallığına gelmiştir.

Makedonya krallığı II. Filip (M. Ö. 359 – 336) zamanında güç­lü bir devlet düzeyine yükseldi. Filipin gerçekleştirmek istediği bir Balkan devleti (ki Hellası da buna katmak istiyor) anlayışını ger­çekleştirmesine ortam elverişlidir. Hellen devletlerinin eski gücü kalmadığı gibi sürekli olarak birbirleriyle savaşmaktadırlar. Öte yandan Pcrs devleti de bu bölgede doğrudan doğruya değil, dolay­lı yollarla (altın göndermek gibi) rol oynamaktadır. Siyasal ortam güçlü bir devletin çıkmasına elverişlidir.

Atina yöneticilerinden Demostenes’in Makcdonyaya karşı po­litikasında monarşi – demokrasi çatışması olarak gösterdiği Make- donyanın Hellasa müdahalesine daha dikkatli bakıldığında, Make­donya Kralı Filipe şans sağlayan durumun Hellastaki kararsız, de­ğişen politikadan doğduğu görülür. Hellas devletlerinin bu karı­şıklığına karşılık Filipin askeri düzenlemeleri ve yeni savaş usul­lerini geliştirmesi başarılı bir politika uygulama şansını artırmış­tır.

Filip, yeni düzenlediği ordusuyla önce Makedonyanın sınırla­rını denize ulaştırdı. AtinalIlar buna karşı koymak için savaş ilân ettilerse de bir sonuç alamadılar. Öte yandan Filip, Trakyaya doğ­ru da genişlemektedir. Bundan sonra MakedonyalIların doğrudan doğruya Hellas devletleri işlerine karıştıklarını görüyoruz.

Delfoi tapınağının altınlarını çalmakla suçlanan Fokislilerle Tebai arasında ortaya çıkan anlaşmazlık Hellen devletlerini ikiye ayırmıştı. (M. Ö. 356) Fokisliler ücretli askerlerden yararlanarak Teseliaya girmeyi başarmışlardı. Filip bu durumdan yararlanıp önceleri başarı gösteremediyse de, daha sonra Fokislileri Tesellia- dan çıkarıp bu bölgeyi egemenliğine aldı. (M. Ö. 352). Orta Hel lasa girmedi. Bu sırada Makedonya boyunduruğundan çıkan Halkidike yarımadası şehirlerine saldırdı. Atinalı Demostenesin savaşa girmesine karşın bu yöreyi de ele geçirerek Atinanın deniz gücünü kırmış oldu (M. Ö. 348). Makedonya bu yarımadadan ya­rarlanarak deniz gücü geliştirebilmiştir. Atina anlaşma yapmak zorunda kaldıktan sonra Filip Delfoi nedeniyle süren kutsal sava­şa katılarak, Fokislileri yenip, Delfoi üzerinde koruyuculuk hak­kını elde etti. (M. Ö. 346).

Artık Makedonya krallığı Hellas devletleri arasına girmiştir. Hellen devletlerinde görülen kargaşalık, birtakım düşünürleri Fi­lipin çevresinde toplanma arzusuna sürüklerken, bir kesimi de karşı çıkmaktadır. Bu karşı çıkanlar ne pahasına olursa olsun ba­ğımsızlıklarını yitirmemeye çalışmaktadırlar. Makedonyanın giri­şimini bağımsızlıkları açısından tehlikeli görmektedirler. Filip ise Hellen devletlerini kendi buyruğunda birleştirip Perslere karşı saldırıya geçmek kararındadır. Bu kararı destekleyenler de vardır.

Filip Tesalya birliğinin başkanı olmuş (M. Ö. 344), Epeirosu egemenliği altına almış (M. Ö. 343), Trakyanın büyük bir bölü­münü ele geçirmiştir. (M. ö. 341). Demostenes bu gelişmenin Ati- naya Boğazları kapamakta olduğunu görerek Perslerden para yar­dımı sağlayarak Euboia, Megara, Korintos gibi şehir devletle­rini birlik haline getirmiştir. Filipe karşı bu birlik mücadeleye başlayacaktır. Bu mücadele Heroneia savaşıyla sonuçlanacaktır. Savaşı kazanan Makedonya kralı (M. Ö. 339 larda) Hellası ele geçirmiş olmaktadır. Thebai’c karşı amansız davranan kral Filip, onları daha kazanmak için Atinayla elverişli koşullar içeren bir barış yapacaktır. Artık kral Filip, Hellenlerin kurtarıcısı durumu­na gelmiştir.

Nitekim Filipin girişimiyle Korintosta bir kongre toplandı. (M. Ö. 338-337). Bu kongrede «Hellen Birliği» kuruldu. Bu birli­ğe giren devletler bağımsızlıklarını koruyor, buna karşılık birlik meclisi oluşturuluyordu. Bu meclisin kararıyla savaş açılabilirdi. Ayrı bir ordu kuruldu. Kongreye katılmayan Makedonya kralı Hellen soyundan olması nedenine dayanarak birlik üyeleriyle ayrı anlaşmalar yapıyor ve birlik ordusuna başkomutan seçiliyordu. Kendi kişiliğiyle, Hellen Birliğini bağlamış olmaktadır. İsokretes tarafından savunulan büyük Pers saldırısına artık yollar açılmış­tır. Ancak Filip öldürüldüğünden bu işe başlama şerefi oğluna kal­dı (M.Ö. 336).

Böylece îskenderin krallığından önce babasıoıca geliştirilmiş bir ordu ve Hellen devletleri üzerinde kurulmuş bir «hegemonya» nın kalıtçısı olduğunu görüyoruz.

İSKENDERİN KİŞİLİĞİ

Hellastan Hindistana dek uzayan, kısa ömürlü de olsa Pers- lerin gerçekleştirdiğinden daha büyük bir imparatorluğun kuru­luşunu Eskiçağdan bu yana yazan tarihçiler İskenderin kişiliğiy­le açıklamak istemişlerdir. İskenderin bu saldırısını Doğu-Batı mü­cadelesi olarak kutsal bir savaş açısından ele alanlar, onun kişili­ğini ön plâna çıkarırlar. Onun kişiliğiyle bu büyük imparatorluğu açıklayanlar yalnızca batılı yazar ya da araştırıcılar değil, doğu­lular da onun kişiliğinde tanrısal güçler görürler, öyleki yazdık­ları birçok eserlere «İskendemâme» adını vererek övmek istedik­leri yöneticilere sunarlar. Güçlü bir sanla (Zülkarneyn : çift boy­nuzlu) adlandırılan İskenderin kişiliği gerçekten de önemlidir. Ancak gerçekleştirilen imparatorluğun açıklamasını yalnız onun kişiliğine bağlamak yanlış bir yoldur. Onun savaşçı kişiliği, ye­terli olan ortamdan yararlanarak imparatorluğu gerçekleştirecek güçtedir.

Önce şurası anlaşılmalıdır : Olanaklar yeterli olmazsa önder olan kişinin gücü ne olursa olsun sonuç beklenilen düzeye ulaşa­maz. Bu bölümün başında değindiğimiz Hellen devletlerinin sosyo  ekonomik yapısı doğuya doğru bir sefere çıkılması zorunlulu­ğunu doğurmuştur. Sosyo ekonomik bunalımın ortaya koyduğu sonuç budür. Öte yandan Perslerin de eski gücü kalmamıştır. İs­yanlar, saray entrikaları, zenginleşen savaşçıların eski ordu dü­zenine uyamamaları, güçlü bir Pers ordusu yerine ücretli asker­lerin yer alması v.b. nedenler iyi organize edilmiş bir saldırıyla yı­kılabilecek bir devlet doğurmuştur. Demek ki sorun İskenderin ki­şiliğiyle değil, Akdeniz ekonomik çevresinin gelişimiyle ilgilidir. İskenderin. kişiliğini bu tablo içinde düşünmeliyiz. Ne kuvvete ta­panlar açısından, ne de tarihi kişilerle açıklayıp gelişim sürecini gözlerden saklayanlar açısından İskendcrin kişiliğine bakmakla doğru bir yorum yapılamaz.

İskendere değgin Eskiçağın en önemli biyografisini I. yy. da yaşayan Plutarkhos yazmıştır. İskender ile Sezarın yaşam öyküle­rini paralel olarak yazan Plutarkhos îskenderin gençliğine disip­linli, iyi yetişmiş, dengeli bir yapı kazanmış olarak eriştiğini ör­neklerle anlatmaktadır. Öyleki birey olarak babasının ülke ele ge­çirmesini, «bana yapacak iş bırakmıyor» gerekçesiyle kıskanacak denli ihtiraslı, aşırı zevklere düşkünlüğü olmayan bir yetişme dü­zeninden geçmiştir. Aristotelesin öğrencisi olan İskender, Homerosun destanlarım okumuş, Hellen kültürüne göre yetişmiş ve bu kültüre bağlanmıştır. Kendisini bu kültürün bir temsilcisi, Perslere karşı saldırgan bir önderi olarak görmektedir.

İskender M. Ö. 356 da doğmuş 323 te ölmüştür. Bu 33 yıllık ömrün 13 yılında (M. Ö. 336-323) disiplinli, kararlı bir çabayla büyük bir imparatorluk kurmuştur. Bu girişimi başaran bireyin kişisel yapısı kuşkusuz birtakım üstünlükler taşımalıdır. İhtiraslı, taşkın bir kişiliği anası İlliryalı bir prenses olan Olympiastan al­dığı savunulur. Anasına gerçek bir bağlılığı olan İskender baba­sının başka bir hanımla evlenmesi üzerine araları açılmışsa da sonradan barışmışlardı.

 

İskenderin kişiliğine bakarken iki aşama görüyoruz: Öncele­ri Hellen kültürüyle yetişmiş bir Makedonya kralıdır İskender. Götserişi olmayan başkomutan, arkadaşlarıyla dengeli bir ilişkisi olan bir kral. Pers imparatorluğunu yıktıktan sonra kendinde «tanrısal» özellikler gören doğunun «tanrı-kralı» İskenderle kar­şılaşıyoruz. Mısırda tanrının oğlu olarak selâmlanması artık yeni bir İskenderin oluşmasıyla ilgilidir. Doğunun gizemli havası onun kişiliğini yeni bir aşamaya getirmiştir. Bu bakımdan doğunun hellenleştirilmesini aynı zamanda hellen kültürünün doğululaşması olarak da görmek gerekir.

İskenderin kişiliğini tamamlarken bir davranışını daha bil­mek yararlı olur. Babasının öldürülmesinden sonra Makedonya kralı olunca ortaya çıkan isyanları bastırırken Thebaiyi ağır bi­çimde cezalandırır, diğer Hellen devletlerine ders olsun diye; Atinaya iyi davranır, Hellen kültürüne bağını göstermekmek için. Demek ki yerine göre çok sert, başkalarına ders verecek davranış içinde olabilmektedir. Ama ertesi gün savaş yapacakken rahat, kendine güvenli bir insan olarak uyuyabilmektedir. İşte bu nite­likleri olan bir önder, ortamın elverişliliğinden yararlanarak Hel­len devletlerinin sosyo ekonomik bunalımlım Doğuya saldırarak çözmek istemektedir.

 

İSKENDER İMPARATORLUĞUNUN KURULUŞU

İskender kral olduktan sonra isyanları bastırıp Korintosta Hellen Birliği Başkomutanlığına getirilecek ve Persler üzerine se­fer yapacak olanakları kısa sürede elde edecektir.

İskenderi Perslere üstün kılan birçok yönleri vardır. Ordusu bu sefere göre kurulmuş, güçlü ve savaş taktiklerini iyi uygulaya­cak durumdadır. Bu seferden çok şey bekleyen komutanları vardır. Pers kralının (ki III. Daradır) zengin olmasına karşın ücretli Hellen askerlerinden oluşan bir ordusu vardır. Doğru dü­rüst bir amacı, savaş plânı yoktur. Perslerin eldeki tek üstün güç­leri donanmadır. Bu üstünlüğü dikkate alan İskender plânını bu­na göre yapmıştır. Donanmanın üstlerini ele geçirerek güçsüzleş­tirme yolunu, tutacaktır. Bu bakımdan doğrudan doğruya Pers başkentine doğru ilerlemiyerek, önce Anadolu kıyılarını, Suriye ve Filistini ele geçirme yolunu tutmuştur. Savaş teknikleri bakımın­dan üstün olan ordusuyla bu yolda başarılı olmuştur.

İskenderin tüm savaş öyküsünün ayrıntılarını burada söz ko­nusu etmenin anlamı yoktur. İmparatorluğun kurulmasını sağla­yan gelişmeyi sıralamak yeterli olur.

  1. Ö. 334 te Çanakkale Boğazından (Hellesponus) Anadoluya geçen Makedonya kralının ordusuyla Persler ilk savaşı «Gronikos» (Bigaçay) kıyısında yaparlar. Ege kıyılarının ele geçirilmesini sağ­lar bu savaş. Kışı «Gordion» (Yassıhüyük) da geçiren İskender M. Ö. 333 yılında Torosları aşar, İssos (İskenderun yöresinde) da Pars ordusunu yener. Daranın barış önerisini reddederek Fenike kıyılarını ele geçirmeye başlar. (Yalnız Fenike şehirlerinden Sur bir süre direnirse de ele geçirilir. M. Ö. 332). Artık Mısır yolu açılmıştır. Büyük bir direnme görmeksizin Mısıra giren İskender, kendi adıyla anılan İskenderiye kentini (koloni olarak) kurdurur. (Mısırda Amonun oğlu olarak karşılanmıştır.)

Gaugamela (Yukarı Mezopotamyada) da Pers ordusuyla kar­şılaşır. Dara yenilir ve yalnız başına kaçar (M. Ö. 331). İskender «Asya Kralı» ilân edilir. Artık Pers İmparatorluğu tarihe karışmış­tır. Pers şehirlerini ele geçirir. Pers savaşları sırasında Perslerin Hellasta yapmış olduğu yakıp – yıkmalara karşılık Persepolis ken­tindeki sarayları yaktırır.

  1. Ö. 330 yılında İranı ele geçirmeyi tamamlar. Hellenli as­kerleri yurduna gönderir. Artık bu öç seferi son bulmuş, İskender Perslerin ordularım da kendine katarak «Asya Kralı» olarak fe­tihlere başlamıştır. Bir dünya imparatorluğu oluşturabilmek için M. Ö. 330 – 327 yılları arasında çetin savaşlarla Soğdian ve Baktrian yörelerini ele geçirdikten sonra M. Ö. 326 da Hint seferine çıkar. Denizden geri döner. Yeni sefer hazırlıkları içindeyken M. Ö. 323 te Babil’de ölür.

Böylece Makedonya’dan Hindistana dek uzayan bir impara­torluk oluşturmuştur. Bu imparatorluğu yaşatacak aile bağları kurmak içindeyken genç yaşta ölümü yapıtının tamamlanmasını engellemiştir.

http://bilelimmi.com/buyuk-selcuklu-imparatorlugunun-kurulusu/

http://bilelimmi.com/bati-roma-imparatorlugu-tarihcesi/

http://bilelimmi.com/bati-hun-imparatorlugu-kurulusu/

Bu yazı 39 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/