İKİNCİ SELİM (SARI SELİM) HAYATI

Paylaş
 

İKİNCİ SELİM (SARI SELİM) HAYATI

İkinci Selim in hayatı Osmanlı Tarihi açısından önemlidir.İkinci Selim ne yazıkki kendinden önce gelen Osmanlı Padişahlarının yanında çok sönük kalmıştır.İkinci Selimin hayatına baktığımızda devlet işlerinden uzak bir kişilik görmekteyiz.Ancak bu duruma rağmen Osmanlı onun döneminde de büyüklüğünü gücünü korudu.Gelin şimdi İkinci Selim in hayatına daha yakından bakalım.

Osmanlı devle­tinin on birinci padişahıdır (1524 1574).

Kanunî Sultan Süleyman’ın oğludur. Annesi Hürrem Sultandır. Sarışın ve içkiye düşkün olduğu için Sarı Selim, Sarhoş Selim diye anılır. Sarayda iyi bir eğitim ve öğrenim gördükten sonra Konya sancakbeyliğine atandı (1542). Şeh­zade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra, Kanunî Sultan Sü­leyman’ın hayatta iki oğlu kalmıştı. Bunlardan biri Selim öteki Bayezit’ti, iki kardeş arasında Konya’da yapılan savaşı Selim kazandı. Bayezit, dört oğlu ile İran’a kaçtı. Padişah, Iran şahından bunların teslimini istedi. İran’a giden Selim’in adamları, Bayezit’i ve oğullarım teslim alarak orada öldür­düler. Selim, babasının Zigetvar seferinde ölmesi üzerine pa­dişah oldu (1566). Selim, güçlü ve yetenekli bir hükümdar değildi. Ken­disinden önceki padişahlar gibi sefere çıkmadı. Saraya çeki­lerek zevk ve eğlence ile vakit geçirdi. Devlet işlerini, da­madı olan Büyükvczir Sokullu Mehmet Paşaya bıraktı. Osmanlı imparatorluğu, bu değerli devlet adamının yönetimin­de II. Selim zamanında da büyüklüğünü ve güçlü durumunu korudu.

Sakız adası, Cenevizlerin elinde idi. Kaptaruderya Piyale Paşa komutasında 70 gemiden oluşan donanma buraya gön­derildi. Ada kolayca ele geçirildi (1566). Yemen imamının çı­kardığı ayaklanmayı Özdcmiroğlu Osman Paşa ile Koca Sinan Paşa bastırdı. Burası Osmanlı imparatorluğuna katıldı. Bos­na’da çıkan ayaklanma da bastırıldı. Avusturya ile barış antlaşması imzalandı (1568).

Sokullu Mehmet Paşa, Asya’daki Türk devletleriyle ilişki kurmanın yararlı olacağını düşündü. Bunu sağlamak için de Don ve Volga ırmakları arasında bir kanal açılmasını ge­rekli gördü. Bu kanalla Karadeniz ile Hazar gölü arasında bağlantı sağlanacak, Türk donanması Hazar gölüne kadar gi­debilecekti. Böylece Rusya ve İran’a karşı daha güçlü duruma gelinmiş olacaktı. Kefe sancakbeyi Kasım Bey, kanalı açmak­la görevlendirildi. Buraya asker ve işçi gönderildi; kazı iş­lerine başlandı. Fakat Rusların saldırıları, Kırım hanının gerekli çabayı göstermemesi yüzünden bu iş sonuçlandırıl­madı. Kıbrıs, 1489’da Venediklilerin egemenliği altına girmiş­ti. Venedikliler, Yavuz Sultan Sclim’in, Mısır’ı almasından sonra, Kıbrıs için her yıl Memluklere vergi olarak ödedikleri 8 000 duka altını Osmanlı devletine vermeye başladılar. Os­manlıların, Anadolu, Suriye ve Mısır arasındaki deniz yolu­nu güvenlik altında bulundurabilmeleri için, bu adayı alma­ları gerekli idi. Öte yandan Kıbrıs, Anadolu’ya çok yakındı. Korsanlar bu adadan yararlanarak Türk gemilerine saldırı­yorlardı. Ada zengin bir ülke idi. Bağları ve özellikle şarabı ile tanınmıştı. II. Selim de Kıbrıs’ın alınmasını istiyordu. Şeyhüislâm Ebussuut Efendinin fetvası üzerine adanın alın­masına karar verildi. Buraya yapılacak seferin komutanlığına Lala Mustafa Paşa, donanma komutanlığına da Piyale Paşa atandı. Büyüklü küçüklü 350 gemiden oluşan Osmanlı Do­nanması, güçlü bir ordu ile Kıbrıs’a gönderildi. Savaş sü­resince, taşıma gemileriyle Anadolu’dan eyalet askerleri ada­ya geçirildi. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Türk kuvvet­leri, elli bir günlük bir kuşatmadan sonra Lefkoşe’yi aldılar. Bu sırada İspanya, Ceneviz ve Savua filosu ile Venedik fi­losu yardımda bulunmak için Kıbrıs’a doğru yola çıktı. Bu donanma Meis adasına gelince Lefkoşe’nin Türklerin eline geçtiği haberini aldı ve dağıldı.

Lefkoşe’nin alınmasından sonra, doğudaki Magosa’dan başka öteki önemli şehirler teslim oldu. Lala Mustafa Paşa Magosa kalesini kuşattı. On bir ay kadar süren kuşatmadan sonra, kale komutanı bir anlaşma ile Magosa’yı Türklcre bı­raktı (1571). Böylece Kıbrıs’ın alınması tamamlandı. Burada merkezi Lefkoşe olmak üzere bir eyalet kuruldu.

Kıbrıs’ın Türklerin eline geçmesi, Avrupa’da büyük bir tepki yarattı. Papa, Türklere karşı birlik kurulması için ge­niş ölçüde çalışmalar yaptı. Bunun sonunda Papalık ile İs­panya, Venedik ve Malta arasında bir anlaşma sağlandı. Tos- kana, Ceneviz, Savua, Ferrara, Parma gibi küçük devletler de bu kutsal birliğe katıldı. Haçlı donanmasının komutanlığı­na, Şarlken’in evilik dışı olan oğlu Don Jııan getirildi. Os­manlI donanmasına kaptanıderya Müczzinzade Ali Paşa ko­muta ediyordu. Pertev Paşa ve Uluç Ali Paşa da gemileriyle donanmaya katıldı. Türk donanması Korfu ve Kefalonya’yı vurduktan sonra İnebahtı (Lepanto) körfezine geldi. Düşma­nın yaklaştığı haber alınınca bir savaş meclisi toplandı. Sa­vaşın İnebahtı kalesinin altında veya açık denizde yapılması tartışıldı. Kaptanıdcrya Ali Paşa ve Pertev Paşa, denizcilikten yetişmiş değillerdi. Savaşın kıyıda yapılmasına ve düşmana saldırılmasına karar verildi. Oysa, Osmanlı donanmasında cenkçi ve kürekçi eksikliği vardı. Uluç Ali Paşa, durumu teh­likeli görerek ve sakalını yolarak, «Hani Hayreddin Paşa ile Turgutça (Turgut Paşa) ile cenk görenler niçin söylemezler? Bir gemiye top, dokununca karaya gider, askerin bozulması­na neden olur» diye bağırdıysa da dinletemedi. Deniz savaşı İnebahtı körfezinde oldu. Osmanlı donanmasında 224, düşman donanmasında 278 gemi vardı. Kaptanıdcrya Ali Paşa, açık denizden gelmekte olan düşmana karşı saldırıya geçerek Don Juan’ın gemisi üzerine atıldı. Bunun Türk komutanı olduğu­nu anlayan düşman komutanı, bütün gücüyle savaşa girişti. Ali Paşa ile birçok bey şehit oldu.

Pertev Paşanın gemisi top ateşiyle batırıldı. Kendisi güç­lükle kurtarılıp karaya çıkarıldı. Bütün gün süren savaş, Osmanlı donanmasının ağır bir yenilgisiyle son buldu. 190 Türk gemisi battı veya düşman eline geçti (1571). Karşı ta­rafın da insanca çok kaybı oldu. Donanmanın sağ kanatma komuta eden Cezayir beylerbeyi Uluç Ali Paşa, düşmanın sol kanadını bozdu. Malta şövalyelerinin kaptan gemisini eline geçirdi. Kendi gemileriyle dönerek acı haberi padişaha bil­dirdi. Kaptan paşalık ona verildi. İstanbul’dan İnebahtı’ya geldi; buraya kaçan gemileri yanına alıp bir süre denizde kaldıktan sonra İstanbul’a gitti. Uluç Ali Paşa adı, Kılıç Ali’ ye çevrildi.

Sokullu Mehmet Paşa, yeni bir donanma hazırlanması için büyük çaba gösterdi. Kaptanıderya Ali Paşa, leventlik­ten yetiştiği için devlet örgütünün gücünü yeteri kadar bil­mediğinden ona, gemilerin teknesi yapılsa bile kısa sürede donatılaraayacağını bildirdi. Sokullu Mehmet Paşa, Ali Paşaya karşılık olarak : «Paşa paşa, sen henüz bu büyük devleti bil­memişsin. Bu devlet öyle bir devlettir ki isterse bütün donanmanın gemi demirlerini gümüşten, halatlarım ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapmak için güçlük çekmez. Herhangi bir geminin araçları ve yelkeni yetişemezse gel benden al» deyince, Kılıç Ali Paşa, hemen yerinden kalkıp Sokullu Meh­met Paşanın elini öpmüş ve «Gerçekten bildim ki siz donanmayı eksiksiz olarak bitireceksiniz» demiştir.

Bu inanç ve üstün devlet örgütü sayesinde, beş buçuk ayda her şey tamamlanmış, 200’den çok savaş gemisi donan­mış olarak kaptanıdcryanın buyruğuna verilmiştir (1572). Yine bu sırada İnebahtı yenilgisinin Türkler üzerinde bıraktığı etkiyi anlamak isteyen Venedik elçisine Sokullu Mehmet Paşa : «İnebahtı savaşından sonra cesaretimizin kı­rılmadığını görüyorsun. Sizin kayıplarınızla bizimki arasın­da fark vardır. Biz sizden Kıbrıs’ı alarak kolunuzu kestik; siz donanmamızı yenmekle sakalımızı tıraş etmiş oldunuz. Kesilmiş kol yerine gelmez; fakat, tıraş edilmiş sakal daha gür olarak çıkar» demiştir.

Yeni Osmanlı donanmasının denize açılması üzerine Ve­nedikliler barış istedi. 1573’dc antlaşma yapıldı. Venedikliler, Kıbrıs’ın OsmanlIlara bırakılmasını ve vergi vermeyi kabul ettiler. İspanyolların yönetiminde bulunan Tunus, Koca Si­nan Paşa ile Kılıç Ali Paşa tarafından alındı (1574). Burası bir eyalet haline getirildi.

Selim, Topkapı sarayında yaptırdığı hamamı gezdiği sırada ayağı kayarak düştü, bir süre sonra öldü. Hüküm­darlığı sekiz yıl sürmüştür. Kendisine hizmet edenleri unut­mamıştır. Yalnız onlara görev verirken ahlâk ve bilgi durum­larını göz önünde tutmuştur, Güzel şiirleri vardır. Türbesi Ayasofya avlusundadır. Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye camisini yaptırmıştır.

http://bilelimmi.com/kanuni-sultan-suleymannin-hayati/

http://bilelimmi.com/yavuz-sultan-donemi-gelismeleri/

http://bilelimmi.com/mercidabik-savasi/

Bu yazı 55 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/