• DOLAR
    7,2915
  • EURO
    8,5355
  • ALTIN
    477,20
  • BIST
    1,1787
II. BAYEZIT DEVRİ (1481-1512)

II. BAYEZIT DEVRİ (1481-1512)

  II. Bayezit’in Cem Sultanla mücadelesi:Fatih öldüğü zaman büyük oğlu II. Bayezit Amasya’da, küçük oğlu Cem de Konya’da vali bu­lunuyorlardı. Fatih Kanunnamesi’nde büyük veya küçük oğlun hüküm­dar olmasına ait bir kayıt yoktu. Hangisi önce hareket ederse veya devlet adamları tarafından seçilirse padişah olacaktı. II. Bayezit daha önce İstanbul’a gelerek hükümdar oldu. Cem, ağabeyisine karşı ayaklandı. Bursa üzerine yürüdü; şehre girdi; adına para bastırdı ve hutbe okuttu. II. Bayezit’e haber göndererek imparatorluğun ikisi arasında bölünmesini ileri sürdü. Fakat, devletin parçalanması de­mek olan bu tehlikeli teklif kabul olunmadı, iki kardeş savaşa hazır­landılar.Bayezit orudusuyle Cem üzerine yürüdü. Daha önce komutanlarından bazıları kandırılmış olduğundan Cem yenildi. Yaralı olarak Konya’ya, oradan da annesi ve çocuklarıyle birlik­te Kahire’ye Memlûk Sultanının yanı­na kaçtı. Mısır’da büyük bir törenle karşılandı. Cem, Mısır’da kaldığı sırada hacca gitti. Cem’in ayaklanmasından faydalanmak isteyen Karamanoğlu Ka­sım Bey Konya’yı kuşattı, “üzerine Ge­dik Ahmet Paşa gönderildi. O da Mem­lûk Devletine kaçtı. Cem, 1482 yılında bazı beylerin çağırması üzerine Adana’ya geldi. Kasım Beyle anlaşarak Konya’ya doğru ilerledi. Fakat Konya halkı Bayezit tarafını tuttu. Şehri ala­madı. II. Bayezit’le Cem bir türlü anla­şamıyorlardı. Cem mutlaka hükümdar olmak istiyordu. Tekrar üzerine kuvvet gönderildi. Bu sefer de Rodos şövalyalerinin yanına kaçtı. Maksadı Rumeli’­ye geçmekti. Şövalyeler, onu Fransa’ya götürerek şatodan şatoya dolaş­tırdılar ve bir hapis hayatı yaşattılar. Sonra da Papa’ya teslim ettiler. Cem, Roma’ya götürüldü. Papa, Cem’e Hıristiyanlığı kabul etmesini tek­lif etti. Fakat Cem, «Ne Osmanlı Padişahlığı ve ne de dünya saltanatı için dinimi terk etmem» cevabını verdi. Şövalyeler ve Papa, Cem’i mu­hafaza etmek karşılığında II. Bayezit’ten çok miktarda para almışlardı. Bu sırada Fransa Kralı İtalya’ya girdi. Papa’dan Cem’i istedi ve bazı şart­larla teslim aldı. Fakat Cem hastalanarak öldü. Cem’in zehirlenerek öldüğü de rivayet edilmektedir (1495). II. Bayezit zamanı oldukça sönük geçti. Yapılan savaşların bir kısmı başarısızlıkla sonuçlandı. Yalnız, Karadeniz kıyısında Kili ve Akkerman ile Mora’da Venediklilere ait Modon, Koron ve Navarin kaleleri zapt edildi. Mısır Memlûkleriyle uzun süren savaşlar oldu.

MEMLÛKLERLE SAVAŞ:

   Mısır ve Suriye’de kuvvetli bir devlet kurmuş olan Memlûklerle ilk zamanlarda OsmanlIların arası gayet iyi idi. OsmanlIların Avrupa’da Hıristiyanlara karşı kazandıkları zaferlerden Memlûkler memnun oluyor­lar ve tebrik ediyorlardı. Bu durum OsmanlIların Karaman Beyliğini ortadan kaldırmalarına kadar sürdü. Fatih zamanında Hicaz su yolları ve Dulkadiroğulları meselesinden iki devletin arası açıldı. II. Bayezit dev­rinde gerginlik çok arttı. Memlûklerın II. Bayezit’e karşı saltanat müca­delesine girişen kardeşi Cem i korumaları, Dulkadiroğullarının Memlûklere karşı OsmanlIlardan yardım istemeleri, Memlûklerin Adana’da bir beylik kurmuş olan Ramazanoğullarını himayeleri altına almaya çalış­maları gibi sebepler yüzünden savaş başladı.

Memlûk ordusu, Osmanlı kuvvetlerini Malatya yakınlarında bozduk­tan sonra Adana ve Tarsus taraflarına geçerek bazı kaleleri geri aldı. Osmanlılar, Çukurova’nın fethine Hersekzade Ahmet Paşa’yı gönderdiler fakat Ahmet Paşa yenildi ve esir düştü.

Osmanlı ordularının başarısızlığı devam etti. Memlûkler de savaşlar yüzünden malî bakımdan çok güç duruma düşmüşlerdi. Sonunda Tunus Beyi elçisinin aracılığı ile barış yapıldı. Bu barışa göre: Ramazanoğullara topraklarının önemli bir kısmı OsmanlIların eline geçti. Adana ve Tarsus kaleleri, Mekke ve Medine evkafına ait yerler olduğu için Memlûklere bırakıldı (1491). Fakat aradaki rekabet bu barışla sona ermedi.

Osmanli-İran İlişkileri:

 Akkoyunlu Devletinin yıkılmasından sonra İran’da Safavîler adiyle millî bir devlet kurulmuştu. Bu devleti, şiî mezhebinden olan Safavî tarikatı şeyhleri meydana getirmişlerdir.

Safavî ailesi: Tarikatın kurucusu olan ve bu tarikata adını veren Safiyüddin 1253-1334 yılları arasında Iran Azerbaycan’ında Erdebil kasaba­sında yaşamıştır. Şeyh Safiyüddin, İran’da büyük bir ün kazanmış, mü­ritleri de günden güne çoğalmıştır. Safavî şeyhleri önceleri siyasî bir emel beslememişler, yalnız tarikatlarının yayılmasına çalışmışlardır.

1447 yılında şeyh olan Cüneyd, devrin karışık olaylarından yararla­narak tarikat topluluğundan dinî bir devlet kurmak için harekete geçti. Bunun üzerine durumu tehlikeli görülerek Erdebil’den uzaklaştırıldı. Şeyh Cüneyd’in Anadolu’da yerleşmek isteği II. Murat tarafından kabul olun­madı. Karamanoğlu İbrahim Bey de kendisini ülkesinden çıkardı. Cü­neyd, Toroslar’da yaşayan Varsak Türk aşiretinin yanına gitti. Bunlar üzerinde çok etkili oldu. Oradan Suriye’ye geçti. Her yerde tarikatını yaymak için gayret gösterdi. Sonra büyük bir kalabalıkla Trabzon üze­rine yürüdü. Trabzon Rum imparatorunun karargâhını basarak şehri işgal ettiyse de kaleyi alamayıp geri döndü. Şeyh Cüneyd, buradan Ak- koyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın yanına gitti. Uzun Haşan, şeyhin nüfuzundan ve kuvvetlerinden yararlanmak düşüncesiyle kendisini iyi karşıladı ve kız kardeşi ile nikahladı. Daha sonra onu aile ocağı Erdebil’e yolladı. Şeyh Cüneyd, müritleriyle Gürcüler üzerine seferler yaptı; Şir­van hükümdarı ile çarpıştığı sırada yaralanarak öldü. Yerine oğlu Haydar geçti. Şeyh Haydar babasından daha haristi. Dayısı Uzun Hasan’ın kızı ile evlendi. Müritlerini iyice silâhlandırdı. Onlar için özel elbiseler yaptırdı. Uzun Haşan yaşadığı sürece itibarını korudu. Şeyh Haydar da Şirvan hükümdarı ile yaptığı savaşta okla vurulup öldü (1488). Akkoyunlu hü­kümdarı Yakup, onun oğullarını hapsettirdi Şeyh Haydar’ın küçük oğlu ilerde kuvvetli bir devlet kuracak olan İsmail idi.

Şah İsmail: Yakup Beyin ölümünden sonra Akkoyunlu Devletinde saltanat kavgaları başladı. İsmail ve kardeşleri serbest bırakıldı; fakat hayatları tehlikede idi. İsmail’den başka diğer kardeşleri öldürüldü. İs­mail müritleri tarafından kaçırıldı. İsmail büyüyüp durumu elverişli bu­lunca harekete geçti. Cesur ve irade sahibi idi. Şah İsmail, çoğu Anadolu’dan gelmiş kuvvetlerle 1502 yılında Azer­baycan’ı aldı. Bir yıl sonra Şiraz ve Bağdad’ı ele geçirdi. Sonunda büyük­babası Uzun Hasan’ın ülkelerini tamamen yönetimi altına almayı başardı. Böylece İran’da dinî temellere dayanan millî ve kuvvetli bir devlet kurul­muş oldu. Şiî mezhebinde olan ve sınırlarını batı yönünde de genişletmek isteyen bu devlet. Osmanlılar için önemli bir tehlike meydana getiriyordu.

Şah İsmail’in Anadolu’da çalışmaları: Anadolu’da yaşayan Alevîlerle Safavî tarikatı arasında eskiden beri sıkı bir ilişki vardı. Safavîler, asker­lerinin başına kırmızı bir külâh giydirdiklerinden, sonraları onların bütün taraftarlarına kızılbaş denmiştir. Şah İsmail, Anadolu’daki Alevîleri tamamen kendine bağlamak için adamlarını gönderip propaganda yaptırıyor, gizlice Osmanlı Devletine karşı bir ayaklanma hazırlıyordu. Bu sırada Osmanlılar iyi bir durumda değillerdi. Başta bulunan II. Bayezit, zayıf iradeli bir hükümdardı. Devlet adamları Şah İsmail tehlikesiyle gereği kadar ilgilenmiyorlar; şehzadeler, hükümdar olmak için birbirleriyle çekişiyorlardı. Şah İsmail’in Anadolu’­ya yolladığı Nur Ali Halife, Koyulhisar’a geldiği zaman o bölge Alevîlerinden üç dört bin kişi yanında toplandı. Bunlar Tokat’ı alıp Şah İsmail adına hutbe okuttular. Ayrıca etraftaki aşiretlerden de önemli kuvvetler topladılar. Amasya valisi Şehzade Ahmet’in gönderdiği kuvvetleri mağlûp ettiler. Bir süre sonra Yavuz Sultan Selim’in padişah olması ile bu tehlikeli durum düzeldi.

Şahkulu (Şeytankulu) ayaklanması: II. Bayezit’in son zamanlarında önemli bir ayaklanma çıkaran Şahkulu, bir Alevî (Kızılbaş) olup, babası Safavî halifelerindendi. Şahkulu’nun babası ve kendisi Antalya tarafla­rında bir mağarada ibadetle meşgul olarak büyük bir ün kazanmışlardı. Taraftarları çoktu. Şah İsmail, bu Şahkulu aracılığıyle Rumeli ve Batı Anadolu halkını kendisine bağlamaya çalışıyordu. Şahkulu, durumu elve­rişli bulunca ayaklandı. Yanında on bin kişi vardı. Antalya’yı basıp kadıyı öldürdü. Sonra Kızılcakaya, Elmalı, Burdur, Keçiborlu kasabalarını vurdu; kadılarını ve bir kısım halkı öldürüp Kütahya önlerine geldi. Üzerine gön­derilen Anadolu beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşayı yenerek esir aldı ve öldürdü. Bundan sonra Veziriazam Hadım Ali Paşa ile Amasya valisi Şeh­zade Ahmet’e ve diğer şehzade ve komutanlara bu ayaklanmayı bastırma görevi verildi. Şahkulu kuvvetleri Karaman beylerbeyi Haydar Paşayı öldürdükten sonra kuzeye doğru ilerlediler. Sefer için görevlendirilen şehzadeler ve komutanlar Kütahya yakınlarında Ali Paşa ile birleştiler. Ayaklananlar kuşatıldılar. Fakat Şehzade Ahmet’in en önemli düşüncesi padişah olmaktı. Yeniçeriler bunu kabul etmeyince küserek Ali Paşa ile birlikte hareket etmedi. Bu durumdan yararlanan Şahkulu kuvvetleri bir yol bulup kuşatmadan kurtuldular’. Veziriazam Ali Paşa dört günlük hızlı bir kovalamadan sonra Şahkulu kuvvetlerine yetişti. Bu sırada Karaman sipanileri ordudan ayrıldılar. Ali Paşa büyük gayret gösterip bozgunluğu önlemeye çalıştı. Şahkulu bir okla vurularak öldü. Kızılbaşlar arasında karışıklık çıktı. Ali Paşa ileri atıldığı bir sırada etrafını saran Kızılbaş- lar tarafından öldürüldü (1511). Başsız kalan Osmanlı kuvvetleri ayakla­nanları tamamen yok edemediler. Bunlardan önemli bir kısmı Iran top­raklarına sığındı.                                                                             

II. Bayezit kendisinden önceki Osmanlı padişahları gibi hareketli bir hükümdar değildi. Sessizlik ve rahatı severdi. Şehzadeliğinde ve hükümdarlığının ilk zamanlarında zevk ve eğlenceye düşkündü. Sonraları ken­dini dine verdi. Birçok cami, medrese ve imaret yaptırdı.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
II. BAYEZIT DEVRİ

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM