I.İBRAHİM KİMDİR?

Paylaş
 

I.İBRAHİM KİMDİR?

(1615-1648) Osmanoğulları’ndan İS. Türkiye impara­toru ve 10. İslâm hali­fesidir. Sultan Ahmet’ le Kösem Malıpeyker Sultan’ın küçük oğlu­dur. 5 kasım 1615’te İstanbul’da Tersane Saray-ı Hümayunu’nda Sultan             doğdu. Ana – baba öz

İbrahim I kardeşi IV. Sultan Mu­rat’ın 17 şubat 1633 tarihinden beri veliahdi oldu. 8 şubat 1640′ ta IV. Murat’ın beklenmiyen ölümü üzerine, daha 24 yaşındayken, dünyanın en büyük devletinin başına geçti.

Sultan İbrahim şehzadeliğinde, yıllarca cel­lât bekleme kâbusu İçinde yaşadığından si­nirleri bozuktu; daimi bir baş ve vücut ağrı­sından şikâyet ederdi. Kendisini tahta davet edenleri: «Bana taht-u saltanat gerekmez; karındaşım sağ olsun; benden ne Istersiz?» diye karşıladı; hileyle idam edileceğini sana­rak dairesini kilitledi. Annesinin zoru İle, da­iresinden çıkarıldı; İmparatorlukta titretme­dik yürek bırakmıyan ağabeysinin öldüğüne ancak cenazesini gördükten sonra inandı.

İbrahim Deli Değildi

Sultan İbrahim’in «deli» olduğunun aslı yoktur; sonradan uydurulmuştur. Aleyhinde­ki şeylerin büyük kısmı da amansız düşmanı Şeyhülislâm Karaçelebizade Abdülâziz Efen­di tarafından uydurulmuştur, bu tarihçinin «Ravzatu’I – Ebrâr» adındaki eseri, sonradan Suttan İbrahim hakkında yazılan bütün ki­taplara kaynak olmuştur. Bütün toyluğuna, öteki Osmanlı prensleri içinde istisna teşkil edecek derecede az okumuş olmasına rağmen, Sultan İbrahim, ilk yıllarda devlet işleriyle samimiyetle uğraştı. Yalnız, sonradan değer­siz vezirler hükümdarı baştan çıkardılar. İb­rahim de az zamanda kendini muvazenesiz emirler vermenin zevkına kaptırdı. Padişahın bu durumu etrafını saranlar tarafından git­tikçe körüklendi. Hükümdara imparatorluğun gerçek durumu bile söylenmiyordu. Öte yan­dan, annesi Kösem Valide Sultan da devlet İşlerinde kötü bir rol oynamakta devam et­miş, Sultan İbrahim, ağabeysi IV. Murat gibi annesini de sarayında hapsetmek zorunda kal­mıştı. Ancak buna dayanamıyan Valide-Sul- tan, oğlunu öldürtmeyi göze alarak, iktidara yükselmenin çaresini bulmuştu.

Girit Seferi

  • yıl süren böyle bir saltanat buhranı sırasında en önemli dış mesele Girit Savaşı’ dır. Girit, Venedik Cumhuriyetimin elinde
    kalmış açık denizdeki son parça idi. 1644 temmuzunda, Mısır’a giden bir Türk yolcu gemisini, Girit açıklarında, Malta Şövalyele­rimin 6 savaş gemisi zaptetti. Gemide Mekke kadısı ile eski darüssaade ağası (saray nazı­rı), çok kıymetli mallar, atlar, köleler, mü­cevherler bulunuyordu. Darüssaade Ağası, korsanlarla vuruşarak şehit oldu. Türkier’den alman ganimetleri korsanlar Girit’e çıkarıp Hanya şehrinde sattılar. Satılan mallardan Türk atlarını gören bir rahip: «Açla’ya Türk atının ayağının basması hayır alâmeti değil­dir» demiş, Rodos ile Kıbrıs’ın da böyle bir uğursuzluktan dolayı Türkler’in eline geçtiği­ni söylemiştir.

Bu olay İstanbul’da çok kötü karşılandı. Venedik’in İstanbul elçisi çağırıldı; Türk mal­larının nasıl Girit’te satılıp vergi alındığı so­ruldu; Yedikule’ye gönderilip hapsedildi, Ve­nedik’le siyasi münasebetler kesildi. Kışın tersanede donanma hazırlıkları yapıldı; Sul­tan İbrahim her gün tersaneye gidip işlere baktı.

30 nisan 1645’te Donanmay-ı Hümayun, kaptan-t derya Yusuf Paşa’nın başkomu­tanlığında İstanbul’dan yola çıktı. Bütün dünya seferin Malta’ya olduğunu sanıyordu. İstanbul’daki bütün elçiler hükümetlerine bu şekilde bilgi vermişlerdi. Seferin Malta’ya ol­madığını Türk devlet adamları arasında bile ancak birkaç kişi biliyordu. 106 savaş, 300 nakliye gemisinden kurulmuş Girit Fethiyle ödevli donanmada bile bir tek kişi, Kaptan-ı Derya, seferin Girit’e olduğundan haber­dardı.

Donanma yola çıktıktan 1 ay 21 gün son­ra Yusuf Paşa, amiralleri gemisine çağırarak padişah’ın mühürlü lıatt-ı hümayununu açıp okudu, seferin nereye olduğu anlaşıldı.

Girit Fethinin Önemi

24 haziranda Türk askeri, Girit’e çıktı. Er- ‘tesi gün Hanya şehri kuşatıldı. 12 temmuzda Cezayir Beylerbeyinin gönderdiği 20 parçalık bir.Türk filosu da geldi. 19 ağustosta Hanya kalesi düştü. Katolik Venedik’in zulmünden, pek ağır vergilerden bunalan Ortodoks Rum- lar, Türkler’i büyük sevinçle karşıladılar. Gl- rit’in fethi esasen çok gecikmişti; böylece, bütün Rum kavırıinin Türk idaresi altında bir­leştirilmesi de tamamlanmış olacaktı.

21 ekimde donanma Girit’ten ayrıldı. Han­ya’da çok kuvvetli bir garnizon bırakıldı. 2 şubat 1646’dan başlıyarak 2. vezir Gazi Deli Hüseyin Paşa Girit başkomutanlığına getiril­di (Bk. Hüseyin Paşa). 15 kasım 1646’da Resmo kalesi de düştü, 7 temmuz 1647’de adanın Türkler’in eline geçmemiş tek Önemli mevkii olarak Kandlye kaldı. Son derecede berkitilmiş olan bu kalenin çeyrek yüzyıl sü­recek olan kuşatmasına başlandı (Bk. Meh­met IV.; Köprülü Fazıl Ahmet Paşa).

Almanya Boyun Eğiyor

öte yandan, Almanya ile sınır vuruşmaları devam ediyor, bu vuruşmalar eninde sonun­da yeni bir savaşa yol açacak gibi görünüyor­du. Şeydi Paşa, Tata, Papa, VVessprim, Uyvar, Komorn ve Yanıkkale (Raab) gibi Slovakya kalelerini, Viyana’nın burnunun dibindeki yer­leri vuruyordu. 1641 yazında akıncılar Aşağı Stlrya’yı taradılar; Ratisbon’a (Bavyera’ya) kadar Tuna vadisini aştılar; Aşağı Bavyera ile Yukarı Tuna’yı geçtiler. Ratisbon yakının­daki bazı kasabalar, yani Almanya’nın tam göbeğî, memleketlerinin yanıp yıkılmaması için, Türk egemenliğini kabul ettiklerini bil­dirdiler.

Bu durum, Alman imparatorluğumun ne de­rece güçsüz olduğunu gösterir. Bu korkunç seferin sebebini soran Alman elçisi Schmid’e Sadrâzam Kara Mustafa Paşa’nın verdiği, güya özür dileme makamındaki, şu cevap ünlüdür; «Olan olmuş I».

Kanije Beylerbeyi Sokulluzade Haşan Pa­şa da Raab vâdisinin Türk toprağı olduğunu İlân etti; bu vadideki Aimanya’ya ait olması gereken kasabalara büyüklüklerine göre vergi takdir etti, gönderllmezse kendisi gelip ala­cağını bildirdi.

1642 yazında Kaptan-ı Derya Küçük Pi- yale Paşa, İtalya’nın Caiabrla kıyılarını (İtal­yan çizmesinin burnunu) yakıp yıktı. 164S’te 120 kişilik bir Türk elçilik heyeti Viyana’ya gitti; İmparatorla görüşüp 8 ağustos 1645 Türk-Alman dostluk antlaşması (Viyana Ant­laşması) nı imzaladı. Avrupa kahveyi ilk de­fa bu Türk elçilik heyetinden görüp öğrendi.

Rusya’ya Karşı

Rusya ile siyasi münasebetler de Türk teh­didi altında devam ediyor, Ruslar’ın mümkün olduğu kadar Ukrayna ve Lehistan’a İnmeme­sine çalışılıyordu. Sultan İbrahim, yeni Çar Aleksey’e gönderdiği name-i hümayunda şöy­le diyordu:

— «Kırım Hanı’na kadîmden Moskof Çar­ları taraflarından gönderilen vergileri, mûtâd üzre, vakt-u zamaniyle irsal eyliyesiz».

Rusya’nın genişlemesine, engel olabilmek için, İstanbul’dan her zaman Kırım Hanı’na Rusya’yı sıkıştırmak emirleri gönderiliyordu. Hattâ Rus tahtına hak iddia eden biri İstan­bul’a çağrılıp kendisiyle Kazan ve Astırhan’ı Türkiye’ye vermek üzere anlaşıldı.

Gürcistan’da sadrâzam Salih Paşazade Er­zurum Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın komuta­sında gönderilen ordu ile Türk egemenliği berkitildi.

İbrahim’in Tahttan İndirilmesi

  • ağustos 1648 akşamı vezir-i âzam Damat Ahmet Paşa, Topkapısı’ndaki sarayında bir zi­yafet verdi. Davetliler arasında Yeniçeri Oca­ğının zorbalıkları ile tanınmış generalleri bu­lunuyordu. Vezir-I âzamin maksadı, ziyafet­ten sonra sarhoş olacak olan bu zorbaları te­mizlemekti.

Bunu haber alan ağalar, o gece ziyafe­tin ortasında sıvışıverdiler, Yeniçeri Oçağı’nı o gece içinde ayağa kaldırdılar. İsyan tama­men Vszlr-i âzam’a karşıydı ama, araya b3zı ihtirasların girmesi, eğer Sultan İbrahim ye­
rinde kalırsa bu hareketi zorbaların yanında bıraknuyacağı korkusu, padişahın tahttan in­dirilmesine yol açtı. Esasen Sultan İbrahim’ in tahttan İndirilmesini Istiyen bir fırka var­dı. Bu fırka, padişahın nüfuzunu kırmak için devlet aleyhinde Anadolu’da İsyan bile çıkart­mış, fakat isyan bastırılmıştı.

Niçin Öldürüldü

Padişahın tahttan indirilmesinden sonra, Yeniçerilerden nefret eden İstanbul halkı ayaklandı.

— «Padşahımız uğruna kırılıp gene İbra­him Han’ı padşah ederiz I»’ diyerek, büyük gösterilerde bulundu. Bunun üzerine, padişah yeniden tahta çıktığı takdirde başlarından korkan İhtilâlciler, aralarında Kösem Valide Sultan ve müstakbel şeyhülislâm Abdülâziz Efendi de bulunduğu halde, Sultan İbrahim’ in öldürülmesine karar verdiler. Nihayet ye­niçerilerin ileri gelenleri kazan kaldırarak Padişahın damadı olan sadrazam Hezarpare Ahmet Paşa’yı parçalıyarak öldürdüler.

Sultan İbrahim’i de tahttan indirip yerine yedi yaşındaki oğlu IV. Mehmet’i geçirdiler. Taş bir odaya kapatılan İbrahim’in bağırıp çağırmasından yeni bir ihtilâle yol açmasın diye, on gün sonra, 18 ağustos 1648’de, 33 yaşındaki padişahı devrin meşhur cellâdı Ka­ra Ali’ye boğdurtarak öldürdüttüler. Devletin idaresi zorbaların eline geçti. Türkiye tarihin­de «Ağalar Saltanatı» denen uğursuz, karan­lık devir başladı.

Sultan İbrahim, Osmanoğulları’nın en silik bir iki simasından biridir. Çok güç şartların, çürümüş bir merkezî idarenin hükümdarıydı.

  1. Murat’ın tamamen düzen verdiği impara­torluk mekanizması onun zamanında gene bo­zuldu, Köprülülerin büyük ıslahatına kadar öyle kaldı.

Sultan İbrahim, Ayasofya avlusundaki tür­besinde gömülüdür. Kendisinden sonra 3 oğlu, birbiri ardı sıra padişah oldu: IV. Mehmet (saltanatı 1648-1687), II. Süleyman (s. 1687-169l),ll. Ahmet (s.        1691-1695).

Küçük oğlu Şehzade Selim, 1669 ekiminde 26 yaşında öldü. İbrahim’in 6 kızı, çeşitli ve­zirlerle evlendirildi.

Bu yazı 98 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler