Hz. Peygamber zamanında mezhep var mıy­dı; ayrılık ne vakit ve nasıl meydana geldi?

Paylaş
 

Hz. Peygamber zamanında mezhep var mıy­dı; ayrılık ne vakit ve nasıl meydana geldi?

Hz. Peygamber’in zamamnda ayrılık olamazdı. Sorul­ması, öğrenilmesi gereken şeyler, ona sorulur, öğrenilirdi. Fakat ondan sonra çeşitli zorluklar karşısında hüküm ver­mek gerekiyordu. Bu hükümlerde akıl da rol oynamaya başlamıştı.

Hz. Peygamber’den sonraki en belirli ayrılık, imâ- met meselesinden, yâni., ümmete kimin hükmetmesi gerek­tiği, bu hükmedenin, kimin tarafından gösterilmesi, se­çilmesi doğru olduğu probleminden çıktı. Hz. Peygamber vefat eder etmez, ansârm (Medinelilerin) çoğu, Sâideoğul- lan sofasına toplandı. Hazrec boyu, Ubâde oğlu Sa’d’i ha­life yapmak istiyordu. Medine’de bulunmayan Ebû-Bekr, kendisine gönderilen haber üzerine hemen Medine’ye dön­dü. Ömer, peygamberin ölmediğini, münâfıkları yok etme­dikçe de ölmeyeceğini, Musa peygamber gibi bir müddet rabbinin yanma gittiğini, tekrar döneceğini söylüyor, ve­fat etti diyenleri ölümle korkutuyordu. îbni Ümmü Mek- tûm, kendisine, «Muhammed ancak bir peygamberdir; on­dan önce de peygamberler gelip geçmiştir. O vefat eder, yahut öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen Allah’a bir ziyan vermez; fakat Allah kendisine hamdedenlere ihsanda bulunur» (IH, 144) âyetini okudu­ğu halde bir türlü kulak asmayan, sözünden dönmeyen Ömer, Ebû-Bekr gelince ve bu âyeti okuyunca yatışmış, Hz. Peygamber’in vefat ettiğine inanmıştı.

Ansar’ın toplantısını duyan, muhacirlerden (Mekke- lilerden) bir kısmının da onlara katıldığım işiten Ebû-Bekr ve Ömer, yolda rastladıkları Ebû-Ubeyde’yi de alarak Sâideoğullannm sofasına koştular ve Hz. Peygamber’in cenâzesini yıkamak işini Ehlibeytine bıraktılar. Hz. Ra- sûl’ün yamnda amcası Abbas, Alı, Abbâs’m oğulları Fazl ve Kuşam, Hâriseoğlu Usâme, Üsâme’nin kö­lesi Sâlih’ten başka kimse yoktu. Ansârdan Evs b. Havlı de bu azınlığa katılmış, fakat yıkama işine karıştırılma- mıştı.

Hz. Resûl’ün defninden önce halifelik hakkında üç bölük belirmişti ve her bölük, kendi adayının halifelik ma­kamına gelmesini istiyordu. Birinci aday Ebû-Tâlib oğlu

Alî’ydi- Haşimoğulları, Abbas, sahabeden Selman, Ebû- Zerr, Mikdâd, Ammâr, sonradan bunlara katılan Ebû- Eyyûb’ül- Ansârî, Ubeyy b. Kâ’b, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Mes’ûd, Burîdet’ül-Eslemî, Huzeyme b. Sâbit, Ebü’l- Heysem’it-Tayyihân, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, Hâlid b. Saîd b. Âs, Berâ’ b. Âzib, Ümmü Mistah, Zübeyr gibi muhacirlerle ansârdan bir topluluk, Alî’nin hilâfetini istiyordu. Ebû-Süfyân bile boy yakınhğı gayretiyle Alî’­nin hilâfetine, hem de şiddetle taraftardı.

İkinci aday Sa’d’di. Hasta olduğu halde toplantıya yatağiyle götürülmüş, ansârın dine olan hizmetlerini an­latmış, hilâfeti muhacirlere bırakmamalarını söylemişti. Ancak ansâr, daha ilk tartışmada, muhacirler, biz Resu- lullahın ilk dostlarıyız; bu iş bize düşer derlerse, sizden bir emîr olsun, bizden bir emîr deriz dediler ve Sa’d’in de­diği gibi bu sözle ilk yenilgiye düştüler.

îslâm, soy, boy gayretini kaldırmıştı; fakat Arapla­rın, yüzyıllar boyunca güttükleri bu gelenek, ancak kül- lenmişti; sönmemişti henüz. Ansârın Evs boyu, Hazrec bo­yundan birisinin emîr olmasını istemiyordu. Ayrıca Haz­rec boyunun büyüklerinden sayılan Beşîr b. Sa’d bile an- sâra karşıydı; bu bakımdan onların yenilecekleri besbel­liydi.

Üçüncü aday Ebû-Bekr’di. Ansârın Evs boyundan Üseyd b. Hudayr, gene ansârdan Uvaym b. Âsim, Mugıy- ra b. Şa’be, Abdürrahmân b. Avf, ona taraftardı. O sıra­da ahm satım için Medine’ye gelmiş olan Eslemoğulları- nm da katılmasiyle Ebû Bekr’e bey’at edildi.

Hz. Peygamber pazartesi günü vefat etmişlerdi. Sah gününün ikindi çağmadek Ehlibeyt, Hz. Peygamber’in ce- nâzesiyle meşgulken Sakıyfedeki tartışmaların sonucun­da, Ebû-Bekr, halifelik makamına getirilmiş, ancak o gü­nün ikindi vaktinden sonra halk gelip, bölük bölük ve imamsız olarak namazını kılmış, İslâm Peygamberi, çar­şamba gecesi, Hz. Alî, Abbâs’m oğullan, Hz. Peygamberin kölesi Şükran ve bir rivâyette Üsâme’nin bulunduğu bir azınlık tarafından defnedilmişti.

Hilâfet işini başarmaya kalkışanlar arasında Haşim oğulları bulunmadığından Alî, Abbas ve onlara uyanlar, uzun müddet, Hz. Fâtıma’mn vefatına kadar Ebû-Bekr’e bey’at etmemişler, ancak Hz. Alî, İslâm arasında bir ka­rışıklık çıkmaması düşüncesiyle Hz. Fâtıma’nm vefatın­dan sonra bey’at etmiş, ona uyanlar da, onun bey’atinden sonra Ebû-Bekr’e bey’at etmişler, fakat Sa’d, ısrar etmiş, bey’at etmemiş, hattâ Ebû-Bekr’den sonra Ömer’e de uymamış, onun zamanında Şam’a göçmüştü. Hicretin on beşinci yıhnda Havran’da, kalbine saplanan iki okla öldü­rüldü; cinler tarafından öldürüldüğü, bir kuyudan, cin­lerin, onu öldürdüklerine dair söyledikleri bir şiirin du­yulduğu yayıldı; böylece geçti gitti.

(Alî’ye taraftarlık edenlere, bu zamandan itibaren Alî Şîası denmiştir. Şîa sözü, Arapça uymak anlamına gelen «müşâyaa» dan alınmıştır; taraftarlık etmeye, uymaya «Şîa», uyana «Şîî» denir. Hz. Peygamber’in «Alî’nin Şîası, kurtulanların, muratlarına erenlerin tâ kendileridir» bu­yurduğu rivâyet edilmiştir) (Künûz’ül-Hakaaık, II, s. 94).

«inananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa: Onlardır şüp­he yok ki yaratılmışların en hayırlıları…» (XCVIII, 7-8) âyetleri inince Hz. Peygamber’in, AF ye • «Bunlar sensin ve senin Şîandır; sen ve şîan, kıyamet günü Allahtan razı olmuş ve onun razılığını kazanmış olarak haşredilirsiniz» buyurmuştur (bu âyet dolayısiyle Alî ve şîası hakkında îbni Hacer’in «Savâık» mdan, Hâkim’in «Şevâhid’üt-Ten- zîl» inden, Deylemî’den nakledilen hadisler için Abd’ül- Huseyn Şerefüddîn-i Âmilî merhumun «El-Fusûl’-ül-mii- himme fî Te’lîf’il-Ümme» sine b. Necef-i Eşref – 1375, 3.

basım, VII. Fasl, s. 38 – 39). Hz. Alî de Basra’da, aym meâlds bir hadîs nakletmiştir ki bu hadis, Tabaranî tara­fından alınmış «Savâık»ta da zikredilmiştir. Gene Tabarâ- nî, «Savâık» ta zikredildiği gibi, Hz. Alî’ye, «Cennete ilk giren dört kişidir: Ben, sen, Haşan ve Huseyn. Soyumuz arkamızdan, şîamız da sağımızdan, solumuzdan. girerler» buyurmuştur. Ahmed b. Hanbel, «Manâkıb» da, Alî’ye, «Razı değil misin ki sen, Haşan ve Huseyn, cennette be­nimle beraber olacaksınız; şîamız da sağımızda, solumuz­da bulunacak» dediğim nakleder ve bu hadis de «Savâık» ta vardır. Hz. Peygamber’in, «Ulu Allah, peygamberleri ayrı ayrı ağaçlardan (soylardan) yarattı; benimle Alî’yi bir ağaçtan halketti. O ağacın kökü benim; Alî, dalları budaklarıdır. Fâtıma, o ağacın verimidir; Hasan’la Huseyn meyveleri. Şîamızsa yapraklarıdır. Kim o ağacın dallarından birine yapışırsa kurtulur; yapışmayan helak olur..» buyurduğunu ve sonra da, «Sizden teblıygıma kar­şılık bir ücret istemiyorum; istediğim şey, ancak yakın­lanma sevgidir» âyetim (XLH, 23) okuduğunu Hâkim nakleder. Bu hususta daha bir çok hadisler vardır (aynı, s. 40 – 44).

Böylece «imâmet – hilâfet» meselesi yüzünden, ashâp arasında iki bölük meydana gelmişti. Birinci bölük, imâmet ve hilâfetin, Alî’ye ait olduğunda ittifak ediyordu. Bun­lar, imâmetin bir miras olduğunu, ümmetin, buna müda­haleye hakkı bulunduğunu kabul etmiyorlardı, imamın, peygamberin şeriatini korumaya, Islâm hükümlerini ifa etmeye memur olduğunu, onun için de peygamberin, hü­kümleri tebliyğde bir hataya düşmemesi için mâsûm ol­duğu gibi imâmın da, bu hükümleri îfâda bir hataya düş­memesi gerektiğinden mâsûm olmasının şart bulunduğu­nu, bunun da bir Allah lûtfu olması dolayısiyle imâmın, Allah tarafından tayin edilmesinin, peygamber tarafından da bildirilmesinin icap edeceğim savunuyordu, ikinci bö­lük, imâmet ve hilâfetin, ümmet tarafından tâyin ve ka­bul edilen bir kişi tarafından temsil edilebileceği fikrini gü­düyordu. Biz bu iki bölüğü, Ehlibeyt taraftarları, Ashâb taraftarları diye adlandırabiliriz.

Bu yazı 179 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler