Hz. Peygamber, hayatında birisini imamete tâyin etti mi?

Paylaş
 

Hz. Peygamber, hayatında birisini imamete tâyin etti mi?

Şia, Hz. Peygamber’in, Vidâ’ haccından dönerlerken, Hz. Alî’yi kendisine halife ve ümmete imâm olarak tâyin ettiğini, bunu ashâba ve ümmete bildirdiğini söyler.

Onlara göre Hz. Peygamber, son haccından dönerken Mekke’yle Medine arasındaki Cuhfe’de Gadîru Humm de­nen bir su birikintisinin yanında indi. Zilhiccenin on seki­zinci perşembe günü, öğle çağıydı. Oradaki ağaçlığın al­tına bir çadır kuruldu, ileriye gidenlerin geri dönmelerini, geri kalanların erişmelerini emretti. Herkes toplandıktan sonra ezan okundu, öğle namazı kılındı. Hava pek sıcaktı. Vidâ, yâni ayrılış, kemâl, yâni olgunluk, belâğ, yâni bil­diriş ve tamâm ve İslâm Hacçı adlariyle amlan bu haçta, yüz yirmi dört binden fazla kişi vardı. Sıcak yüzünden sahabe, giydikleri elbisenin bir kısmını başlarına almışlar, bir kısmını ayaklarının altlarına sermişlerdi. Namazdan sonra, önceden deve hamutlarından yapılmış üç basamak minbere çıkan Hz. Peygamber, Allahı övdükten, ondan yardım diledikten, birliğini bilip bildirdikten, kendi pey­gamberliğine şehadetten sonra, ey insanlar buyurdu, Al­lah bana, ömrümün sona erdiğini, yakında dâvetine icabet edeceğimi, varlık yurduna göçeceğimi bildirdi. Ben de so­rumluyum, siz de sorumlusunuz; ne dersiniz?

Hepsi, şehadet ederiz ki dediler, sana emredileni teb­liğ ettin; savaştın, öğüt verdin; Allah sana hayırla karşı­lık versin.

Hz. Peygamber, Allahın var ve bir olduğuna, Muham- med’in onun kulu ve elçisi bulunduğuna, cennetin, cehen­nemin, ölümün, ölümden sonra dirilmenin gerçek olup kı- ‘ yametin kopacağına ve bunda şüphe olmadığına, Allahın, kabirdekileri haşredeceğine şehadet eder misiniz buyurdu.

Evet dedüer, bunlara şehadet ederiz. Rasûl-i ekrem., Allahım şahit ol buyurduktan sonra dedi ki:

—CÂhirete göçmekte ve Havuzun kıyısına varmakta hepinizden önde bulunacağım; siz de Havuz kıyısında bana ulaşacaksınız. Havuzumun genişliği San’a ile Busrâ ([1]) arası kadardır; kıyısında, gümüşten ve yıldızlar kadar ka­dehler var. Bana ulaşacağınız zaman sizden iki değer bi­çilmez şey soracağım; onlarla nasıl geçindiniz diyeceğimi)

Bir rivayette, birisi, Ey Allah elçisi, o iki değer bi­çilmez şey nedir diye sordu. Hz. Peygamber, o iki değer biçilmez şeyin büyüğü, yüce ve ulu Allahın kitabıdır; bir ucu Allahın (kudret) elindedir; öbür ucu sizin eünizde (Allah’a ulaşmak, onun râzıhğını elde etmek için vasıta­dır size); ona yapışın da sapmayın, değiştirmeyin. Öbürü de benim Ehlibeytimdir; Lütuf ıssı ve her şeyden haber­dar olan, bu ikisinin, Havuz kıyısında bana ulaşmcayadek birbirinden ayrılmayacağını haber verdi; bu ikisinde size nasıl halef ve halîfe olurum, bakın da görün buyurdu.

Ondan sonra, bilmez misiniz ki ben, inananlara ne­fislerinden evlâyım (onların veliyy-i emriyim) buyurdu. Hep birden, evet dediler. Sonra, bilmez misiniz ki ben, her inanan erkek ve kadına, nefsinden evlâyım diye sordu. Evet cevabım aldıktan sonra Hz. Alî’nin elini tutup kal­dırdı. Bir derecede ki ikisinin de koltuklarının beyazlığı

göründü. Ben kimin mevlâsı isem (yani veliyy-i emri isem kimin bana uyması gerekse) buyurdu, Alî, onun mevlâsı- dır, (onun üzerinde buyruk sahibidir). Sonra da, Allahım, ona dost olana dost ol, ona düşman olana düşman ol; ona yardım edene yardım et; onu horlayanı horla; nerde olur­sa gerçeği onunla beraber kıl diye dua etti (İbni Hacer – den, Vâhidî’nin Esbâb’ün-Nüzûl’ünden, İbni Cerîr ve Ha­kim Tirmizî’den, Hâkim’in Müstedrek’inden, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inden, Zehebî’nin Telhîs’inden, Nesâî- nin Hasâıs’ından naklen Seyyid Şeref’üd-dîn Abd’ül-Hu- seyn-i Âmilî’nnin «El-Murâcaât» i; VI. basım; Necef-i Eş­ref – 1383 H. 1963, s. 202 – 206); orada bulunanların, bu­lunmayanlara bildirmelerini de buyurdu.

Bu teblıyğden önce, V. sûrenin, «Ey Peygamber, sana indirilen emri bildir; bunu îfâ etmezsen, onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur; şüp­he yok ki Allah, kâfir olan kavme doğru yolu göstermek hususunda başarı vermez» meâlindeki 67. âyeti inmişti. Teblıyğden sonra da aynı sûrenin «Bugün dininizi ikmâl ettim; size nimetimi tamamladım; size dîn olarak Müslü­manlığı verdim ve hoşnut oldum» meâlindeki 2. âyeti indi (Aynı kitabın aynı s. lerine ve Hafız Ebû-Nuaym’in «Nü- zül’ül-Kur’ân» mda ve Sa’lebî Tefsiriyle başka kitaplarda bu âyetler hakkında verilen bilgi için 206 – 214, s. lerine b )

Bu âyetin inişinden sonra başta Hz. Ebû-Bekr ve Ömer olmak üzere sahabe, Hz. Alî’yi tebrik etti. Hz. Ömer, mutlu olsun sana ey Ebâ-Tâliboğlu, bu günü, bu akşamı, benim ve kadın, erkek, her inananın mevlâsı olarak sa­bahladın, akşamladın dedi.

Hassân b. Sâbit, bu olayı, bir şiirle övdü ki meâli şudur:

«Peygamber Gadîru Humm’da, herkese hitaben dedi ki: Mevlâmz, peygamberiniz kimdir? Senin rabbin mevlâ- mızdır, sen de peygamberimizsin, diye hepsi gerçekledi; hepsi, bu hususta isyan edemeyiz dedi. Peygamber, kalk yâ Alî buyurdu; benden sonra imam olarak, halkı doğru yola sevkedecek biri olarak seni seçtim, senden razı ol­dum; kimin efendisi isem bu, onun efendisidir; özünüz doğru olarak ona uyun dedi; orada, Allahım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol diye dua etti.»

Hz. Peygamber, Hassân’a, Hassan buyurdu; dilinle bize yardım ettikçe Cebrâil’in yardımıyle kuvvet bul (*) •

Hassân’ın bu şiirini, içlerinde Süyûtî (911 H. 1505) de olmak üzere onikiden fazla Ehlisünnet bilginiyle yirmi altı Şü bilgin rivayet etmiştir

[1] San’a, Yemen ülkesinin merkezi, Busrâ, Şam’a bağlı Hav­ran kasabalarından biridir.

Bu yazı 47 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/