Hıristiyanlığın Kökenleri

Paylaş
 

Hıristiyanlığın Kökenleri

Hıristiyan sözü yunancadaki khıistianos kökünden gelir. Yunan dilinde Hıristiyan dininin kurucu­su olan Isa peygamberin adı Khristos olarak geçer. Bu addan türeyen khristianos – khristiyan kelimeleri de Kiıristos’a (İsa’ya)bağlanan, onun yolundan giden anlamına gelir. Hıristiyanlığın kökenleri ne baktığımızda günümüzde  hıristiyan sö­zü İsa dininden olan kimse karşılığındadır.

Hıristiyan kelimesi, M.S. I. yy. ortalarına doğru Yunanca konuşan topluluklar aracılığı ile yayılmış ve bir din kavramı olarak ortaya çık­mıştı

Hıristiyanlığın Doğuşundan önceki durum:

Musevi dininden sonra ortaya çıkan ikinci tektanrıcı din Hıristiyanlıktır. Ancak bu dinin doğup geliştiği topraklar üze­rinde, kurucusunun yaşadığı bölge­de (Filistin’de), çok önceden doğ­muş, benimsenmiş başka inançlar, başka dinler vardı.Hıristiyanlığın kökenleri  ne indiğimizde Hıristiyan di­ninden önce Filistin bölgesinde ege­men olan Musevi dini için önemli olan bütün insanlar değil, yalnız İsrail oğulları ile onların soyundan gelenler, gelecek olanlar olduğunu görürüz. Tarihi boyunca komşu ulusların saldırıla­rından, egemenliğinden kurtulama­yan İsrail oğulları ülkesi, M.Ö. IV. yy. sonlarında yeni bir saldırıya uğradı, Makedonyalı İskender bütün Ön Asya’yı eline geçirdiği gibi, Mı­sır’ı da egemenliği altına aldı. İs­kender çoktanrıcı dine bağlı bir kimse olduğundan İsrail oğulları­nın tektanrıcı, bencil dinine karşı ilgisiz kaldı. Onun ölümünden son­ra yerine geçen, imparatorluğu bö­lüşen kumandanlar da çoktanrıcı idi. Bu nedenle Filistin yörelerini yöneten yetkililerden tektanrıcı Musevi dinine karşı bir yakınlık beklenemezdi. Durum böyle sürüp giderken, bir başka güçlü devlet  Roma -Ön Asya’yı ele geçirdi, bü­tün Mezopotamya bölgesini ege­menliği altına aldı. Ama Romalılar da çoktanrıcı bir dine bağlıydılar îşte bu dönemde İsrail tektanrıcı inançları ile çoktanrıcı Roma inançları arasında çatışma, anlaş­mazlık başgösterdi. Romalılar ege­menlikleri altında bulunan ulusla­rın inançlarına pek saygılı davranmıyorlardı. Bu nedenle din çatışma­ları, inanç anlaşmazlıkları zaman­la toplumlar arası çekişmelere, kü­çük boyutlu savaşlara dönüşüyor­du. Filistin, tarihi boyunca, bu tür çatışmalar, vuruşmalar yüzünden büyük inanç çalkantıları geçirmiş, sürekli bir düşünce birliğine vara­mamıştı. Son gelen egemen ulus, Roma ulusu, bütün yönetim kurumlarını kendi inanç düzenine göre yönetme eğilimi güttüğünden, bu tektanrıcı dine bağlı ülkede kendi­sine karşı çıkan ne varsa eziyor, baskı altına alıyor, cezalandırıyor, sürgüne gönderiyordu. Gerçi, başta bulunan Romalı yöneticilerin, ken­dileri gibi düşünmeyenlere karşı gözyumdukları da oluyordu, ancak bu tutum bütün bir toplumun es­ki geleneklerini sürmesine, kendi inanç dünyasında yaşamasına yetmiyordu.Hıristiyanlığın kökenleri işte böyle bir kaotik ortamda ortaya çıktı.

 

Eski Roma’da Hıristiyanlık

Roma yönetimi altında bulun­duğu sürece Filistin’de durum böyleydi. Bu yönetim durumunun bir de arka yanı vardı. Egemen toplu­luk, yönetimi altında bulunan insanlara kendi ahlâk anlayışına, inanç düzenine göre davranıyordu. Bu nedenle Roma ahlâkı ile eski Mezopotamya uluslarının ahlâkı birbiriyle bağdaşmıyor, çatışıyordu. Tektanrıcı İbrani ülkesinde egemen olan ahlâkla çoktanrıcı Roma toplumunun ahlâkı arasında da dol­durulmaz boşluklar, uzlaşmaz çeliş­kiler vardı. Roma ulusu düzene, yö­netime, sağlam kurumlara daya­nan, doğaya bağlı bir ahlâka inanı­yordu. Roma için önemli olan bu dünya egemenliği, bu dünya düze­ni idi. İnançla yönetim birbirine bağlıydı. Romalıların amacı başka­larına egemen olmak, buyruk sal­mak, canının çektiği gibi yaşamak, yaşamanın tadını çıkarmak, bütün insan eylemlerinde aklın, istemin (iradenin) egemenliğine inanmaktı. Ötedünya bile Roma insanı için bu dünyaya bağlıydı, oraya bile burdan gidilirdi. Özellikle M.Ö. I.sonunda Roma imparatorlar) Doğu inançlarının etkisi altında kalarak kendilerini «tanrılaştır­mış» lardı. Onların yaptırdıkları ta­pınaklar bile, tanrıları yanında ken­di adlarını, sanlarını korumak, yaşatmak içindi. İnsan Tanrı, Tanrı  İnsan inancı Mısır’ın etkisi ile son dönem Roma imparatorlarının içi­ne işlemiş, sinmişti. Bu nedenle yönettikleri ülkelerin insanlarına karşı davranışları da acımasızdı.

Romalı kendi üstün, yüce yö­netimi altında bulunanları, aşağı ve köle olarak görmeye alışkındı. Bu katı yürekli tutum, egemenliği altında bulunan insanları ezmesi­ne yardımcı oluyordu. İşte,Hıristiyanlığın kökenlerinin doğduğu topraklar üzerin­de egemen olan Romalının bu dav­ranışı zamanla inanç, ahlâk alanla­rına da geçmiş. Romalının ahlâkı ile Mezopotamya insanının ahlâkı bağdaşmadığı için, bu alanda, içten bir çatışma başladı.

Romalılar yalnız tanrılarına inanıyor, egemenlikleri altındaki Filistin insanları ise tanrının yal­nız kendi ulusunun, İsrail oğulla­rının, tanrısı olduğunu ileri sürü­yor, öteki ulusları küçük görüyor, aşağılıyordu. Bu konuda Roma in­sanının inancı ile İsrail oğullannınki bağdaşıyor, birbirine benziyor­du; iki toplulukta da kendinden olmayanları ezme, köle etme eğilimi egemendi. Ama yönetim Roma’nın elinde olduğu için yalnız İsrail oğulları dışında kalan toplumları değil, İsrail oğullarını da istediği gibi eziyor, çalıştırıyor, köle olarak kullanıyordu.

Bütün tarihi süresince sürgün­lerde yaşamış, dağınıklık içinde kal­mış, değişik ulusların inançları ile karışmış bir ahlâk ortamında bulu­nan Filistin insanları, değil Roma’ nın, kendi dininin bile buyrukları­na, gereklerine aykırı davranıyor, kendi koyduğu ahlâk düzenini ken­di yıkıyordu. Bu tutum, Filistin ve çevresinde bir ahlâk dengesizliği, bir inanç başıboşluğu yarattı. Top­lum alışıla gelen ahlâk kurallarının dışına çıkmış, genel geçerliği olan tek bir ahlâk ilkesi kalmamıştı. «Es­ki Ahid»in yasakladığı bütün eylem­ler (zina, hırsızlık, adam öldürme, oğlancılık, yakınlar arasında evlen­me, yalancılık, vurgun, vb.) almış yürümüştü.

Bu kargaşalıklar, düzensizlik­ler gününü gün etmek isteyen ege­men topluluğun işini kolaylaştırı­yordu. Kutsal Kitap’ın yasakladığı eylemler, bildirdiği yıkım gelip çatmış gibiydi. İnsanları kurtara­cak, bu bozuk düzeni düzeltecek. yeryüzünden ahlâksızlığı kaldıra­cak bir kimsenin geleceğini, yeryü­zünde insanları mutluluğa kavuştu­racak bir devletin kurulacağını, da­ha önceden, Kutsal Kitap (Eski Ahid) bildirmişti.

İnsanlığın Kurtuluşu:

M.Ö. I. yy. boyunca Filistin ile komşu ül­kelerde toplum yaşamı alabildiğine bozulmuştu. İsrail oğulları böyle bir durumun ortaya çıkacağını, yer­yüzünde düzenin, ahlâkın bozula­cağını, kötülüğün alıp yürüyeceği­ni «Eski Ahid» in birçok yerinde o- kumuş, bu durumu düzeltecek bir «kral»ın geleceğini gene «Eski Ahid»in Yeremya bölümünde gör­müştü. Roma’nın elinde tutsak olan Filistin halkı kendini büsbütün dine, eski inançlara, eski mistik ge­leneklere kaptırmış, kurtuluşu gök­lerden gelecek bir «ulu»dan bekle­meye alışmıştı. Musevi dini, üstü kapalı olarak, Yahudi ulusunun mutlu olacağını, kurtulacağını öne sürüyordu. Hıristiyanlığın kökenleri ne baktığımızda da bu inanç o çağın Filis­tin toplumunda çok yaygındı. On­ları Roma’nın baskısından, ege­menliğinden yalnız tanrı kurtarabi­lirdi. Bu «kurtarıcı», tanrının gö­revlendirdiği bir kimse olacak, ken­dini Yahudi toplumunun kurtulu­şu, mutluluğu için adayacak, bütün güçlüklere göğüs gerecek, acılara katlanacak, sonunda tanrının yar­dımı ile yeryüzüne doğruluk, erdem, iyilik, eşitlik, özgürlük getirecek, insanları özledikleri mutluluğa kavuşturacaktı. Ancak «Eski Ahid» bu tanrısal görevlerle donatılan kurtarıcının bir peygamber değil de «kral» olduğunu bildirmişti. Kutsal Kitap’ın bu bildirisine gö­nül bağlayan aşırı dinci kimseler dünyadan el etek çekmiş, tapınak­lara kapanmış, çoktanrıcılığın kö­tülüğünü, dinsizlik olduğunu, çok tanrıcılığa karşı gelmenin gelecek yaşam için bir mutluluk kaynağı olacağını halka aşılamaya başla­mışlardı. Tarihin bildirdiğine göre bu tür insanlar Filistin’de, özellik­le Yahudiye’de pek çoktu. Halkın yüreğinde böyle birinin geleceği inancını körükleyenler de bu aşırı dinci yahudilerdi. O çağda Yahudiye bölgesi bu gibi mistiklerin, dün­yadan el etek çekerek halkı içe ka­panışa itenlerin, kaynaştığı yer ol­duğundan Romalı yöneticiler de baskıyı en çok burada artırmışlar­dı.

İlk Belirtiler:

Hıristiyanlığın kökenleri incelendiğinde görüldüğü gibi M.Ö.I. yy.’ın so­nunda Yahudiye’de gizliden gizliye bir «kurtarıcının» yakında geleceği söylentileri yayılmaya başladı. Ya­hudi halkının en aşırı dincileri, en koyu gelenekçileri aracılığı ile yayılan bu söylentiler kurtuluşu gök­ten bekleyenlerin ilgilerini belli bir konu üzerinde. Eski Ahid’in bildir­diği tanrısal görevli kral çevresin de yoğunlaştırdı; bu söylentiler çoktanrıcı dine bağlı Romalı yöneticilerin bile kulağına varıyor, onları tedirgin ediyordu. Günün birinde Romalı yöneti­ciler bu uydurma, halkı aldatıcı söylentileri çıkaranları aratmaya, onları cezalandırmak için kendile­rine yakın buldukları kimseleri giz­lice görevlendirmeye başladılar, ama halkın inandığı söylentilerin ya­yılmasını önleyemediler; beklenen kurtarıcının yakında geleceği inan­cı büsbütün güçlendi, gün ışığına çıktı.Hıristiyanlık işte bu ortam üzerine doğmak üzereydi

Mesih Olayı:

Beklenen kurtarı­cının İbrani dilinde «Maşiah» adını taşıdığı, bunun da «kutlanmış, arınmış» anlamına geldiği biliniyor. Koyu dinci Yahudiler bu kurtarıcı­ya Eski Ahid’den alınan «Maşiah» adını verirken, kimi de onun bir peygamber olacağına inanmaya başladı. Oysa Kutsal Kitap (Eski Anid) için «Maşiah» peygamber de­ğil, ancak kutsal görevi olan bir kimsedir.

Gelecek kurtarıcının «kral» olduğuna inanan Yahudilerle pey­gamber olduğunu ileri suren Yahu­diler arasında yavaş yavaş bir an­laşmazlık başgösterdi. İşte bu ilk anlaşmazlık ilerde kurtarıcının ölü­müne yolaçacaktır. Gelecek kurta­rıcının «peygamberliğini» ileri sü­ren, aşırı dinci olan Yahya’dır. Yahya, Yahudiye’de, Yahudilere beklenen kurtarıcının geldiğini, ya­kında ortaya çıkıp insanlara doğ­ruluk, erdem, iyilik yollarını göste­receğini, onları kurtaracağını, mut­luluğa kavuşturacağını, bunun tan­rının görevli kıldığı bir «peygam­ber» olduğunu açıkça söylemeye başladı.

Isa’nın Ortaya Çıkışı:

Yahya’­nın yaydığı söylentilerin halk için­de iyice yerleşmesinden kısa süre sonra, Tiberius yönetiminin onbeşinci yılında, Yahudiye’de İsa or­taya çıkıp peygamberliğini açıkladı. Onun peygamberliğini daha önce­den bildiren, din tarihinde «Vaftizci Yahya» diye bilinen Yahudi, ça­lışmalarını birden hızlandırdı, İsa’­nın «habercisi» olarak kendini ta­nıttı. Baskıdan yılmış, toplumsal sar­sıntılardan bunalmış, çöküntüden ezilmiş Yahudi halkı birden İsa’nın gelişini Eski Ahid’in bildirdiği nite­likte bir «kurtuluş olayı» diye yo­rumladı, yavaş yavaş bu yeni pey­gamberin çevresinde toplanmaya başladı. İsa daha çok gençti, çev­resindekiler arasında onun ya­şında kimse yoktu. Bu konuda ona en çok Vaftizci Yahya yardımcı oluyor, bütün Yahudi ulusunu kur­taracak olan mutlu, tanrısal görev­lerle donatılmış kişinin bu genç adam olduğunu yer yer dolaşıp an­latıyordu.

İsa otuz yaşına yaklaştığı bir dönemde Vaftizci Yahya’nın yar­dımlarını bir yana bırakarak tanrı­nın görevlendirdiği bir «peygam­ber» olduğunu kendi diliyle açıklamaya, çevresinde toplananlara anlatmaya başladı. Vaftizci Yahya, daha önce halkı yeterince aydınlat­tığından, îsa, peygamber olarak, kendini daha önceden bekleyen, gö­revini, kurtarıcı niteliğini bilen kim­selerle konuşuyor, onlara tanrının buyruklarını, kendisini göndermek­teki ereğini açıklıyordu. îlkin Galile kentine gelen İsa, orada, kendi­sini bekleyip çevresinde toplanan­lara «peygamber» olduğunu, tanrının kendisini acı ve sıkıntı çeken, tutsak, düşkün, hasta, yoksul in­sanları kurtarmak, mutluluğa ulaş: tırmak için görevlendirdiğini söy­lemeye, bu konuda «vaizler» verme­ye başladı. Bu sözler Yahudi halkı­nı kolayca inandırdı, Eski Ahid’e dayanarak böyle bir «kral»ın gele­ceğini bilen Yahudiler için bu ola­ğan bir durumdu. Daha sonra Ku­düs’e giden İsa orada da Vaftizci Yahya’nın bildirdiği bir kurtarıcı, bir peygamber olarak karşılandığı­nı görünce tanrı elçisi olarak geldi­ğini açıkladı. İsa’nın bildirisine «muştu (müjde)», «bildiri», «ha­ber» anlamına gelen yunanca «e- vangelion», arapça «İncil» deniyor­

Hıristiyanlığın kökenleri bize gösteriyorki  İsa, ortaya çıkışının ilk dö­nemlerinde, Eski Ahid’in bildirdiği «tanrı devletini kuracak kurtarıcı kral» sözlerinden yararlanarak, Ya­hudi ulusunun anlayışı, inancı, ge­lenekleri doğrultusunda konuşma­lar yaptı; Yahudi dini ile ve Mu­sa’nın bildirilerini kendi anlayışla­rına göre yorumlayan din görevlile­ri ile çelişkiye düşmekten sakındı. İlkin bir «peygamber» olduğunu, insanlara doğruyu, güzeli, iyiyi, er­demi göstermekle görevli olduğunu söylüyor,bu insanların kimler, han­gi ulus olduğunu açıklamıyordu. Ama, çevresinde toplananların çoğaldığını, gücünün arttığını, sözleri­nin kesin bir etki ortamı yarattığı­nı görünce yavaş yavaş gerçek dü­şüncelerini, görüşünü açıklamaya başladı. Onun bir Yahudi olması, çevresinde Yahudilerin toplanması, Yahudi dili ile konuşması başlan­gıçta Yahudi ulusunun «özel» bir kurtarıcısı olduğu inancını güçlen­dirdi, kolayca tutunmasını sağladı, ilk konuşmalarında yoksulluğun, ezikliğin, baskının, ahlaksızlığın sözünü ediyor, ancak bunun sınır­larını, Yahudi toplumunu aşan bir görüşü kapsadığını açıklamaktan sakınıyordu. Bu tutumu da daha çok çoktanrıcı dine bağlı yönetici topluluğun, Romalıların ilgisini çe­kiyor ,buna karşılık pek önemsen­miyordu. Bu önemsememe, o çağda geçen en‘küçük bir toplum olayım bile uzun uzadıya yazma alışkanlı­ğındaki Romalı yazarların İsa ile ilgili en küçük bir bilgi vermemesiy­le açıkça anlaşılmaktadır.

İlk bildiriler. İsa, gücünün art­tığını görünce ilk günlerdeki çekin­genliğini, üstü kapalı konuşmaları bırakıp düşüncelerini daha açık se­çik söylemeye başladı. Kendisinin yeni bir din getirmediğini, peygam­ber Musa’nın getirdiği dinin, onun kutsal kitabı olan Eski Ahid’in ger­çek anlamı ile anlaşılması, yorum­lanması, açıklanması gerektiğini ortaya attı. Isa, bir peygamoer olarak gön­derildiğini, görevlendirildiğini ileri sürdü, bu konuda tanrının insanla­ra bildirmesi gereken- buyruklarını açıkladı. Bu ilk bildirilerde, İsa’nın yalnız kendi soyunun yani Yahudi ulusunun değil, öteki ulusların da peygamberi olduğu, onları da uyar­makla, doğru yola getirmekle görev­li kılındığı anlamı saklıydı, Bu ilk bildirilerin kaynağı, dayanağı, gene Musa’ya gönderilen Eski Ahid’ti. Ayrıca İsa’nın bildirdikleri ile Davud peygamberin Zebur denen kut­sal kitabındaki insan sevgisi, insan saygısı bağdaşıyordu.

İsa, insanları kardeşliğe, barışa eşitliğe, doğruluğa, iyiliğe çağırı­yor, tanrının buyruklarının yerine getirilmesini istiyor, savaşların, vur­gunların, haksızlıkların kalkmasını diliyordu. Bunları kendi adına de­ğil, tanrı adına, kendisini görevlen­diren yüce varlık adına yapıyordu. Günümüzde ise hıristiyan sö­zü İsa dininden olan kimse karşılığındadır.

Hıristiyanlığın kökeninde  Hıristiyan kelimesi, M.S. I. yy. ortalarına doğru Yunanca konuşan topluluklar aracılığı ile yayılmış ve bir din kavramı olarak ortaya çık­mıştır.

http://bilelimmi.com/eyyubiler-devleti/

http://bilelimmi.com/hristiyanlik-nedir/

 

 

Bu yazı 43 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/