• DOLAR
    6,9551
  • EURO
    8,2066
  • ALTIN
    442,07
  • BIST
    1,1768
HİNT UYGARLIĞI

HİNT UYGARLIĞI

 Hindistan zengin bir memleket olduğu için, istilâlara uğramış ve bu istilâlar sonucunda burada Hintli olmayan birçok devlet kurul­muştur. Ancak Hindistan’ın toprak zenginliği, iklimin gevşeklik veren sıcaklığı ve az besin ile yaşamanın mümkün olması, Hindistan’a giden­lerin bir iki kuşak içinde savaşma gücünden uzaklaşmalarına sebep olmuştur. Onun içindir ki, ilk zamanlarda kuvvetli olan bir devlet, kısa bir zamanda zayıflıyor ve dıştan gelen saldırı karşısında yıkılıp gidi­yordu. Hindistan’da tek bir millet veya birkaç millet meydana çıkma­mıştır. Ayrı ayrı zamanlarda gelen kavimler, birbirleriyle kaynaşamadıklan gibi, Hint kültürü de bu geniş ülkede yaşayan insanları bir mil­let haline getirmeye yetmemiştir.

KAST ÖRGÜTÜ:

   Hint halkı arasında bir kaynaşma ve bir millet haline geleme­menin bir sebebi de, kast örgütüdür. Bu örgüte göre, Hint halkı birta­kım mesleki sınıflara ayrılmıştır. Kast, meslekleri babadan oğula geçen ve aynı geleneklere bağlı bulunan gruplar topluluğudur. Herkes baba­sının mesleğine girmek zorunda olup, aşağı kastlarla ilgilenmesi ya­saktır. Aynı kasttan olmayanlar birbirleriyle evlenemezler. Eski Hint geleneğine göre, kastlar dört kısımdır:

1    — Brahmanlar (din adamları),

2    — Askerler ve asiller,

3    — Sanatkârlar, tacirler, köylüler,

4    — İşçiler.

Bir de bunlardan başka, kast dışı olup pis işlerle uğraşan paryalar vardır. Hindistan’da sonraları birçok kast daha meydana çıkmıştır.

DİN:

  Hint’in en eski dini Veda’lardır. Veda dini, birtakım inanışlar­dan çok, pek karışık din ve kurban törenlerinden ibarettir. Din ve kur­ban törenlerinde okunacak dualar, Veda denilen mecmualarda toplan­mıştır. Bu dinin allahlarına Deva’lar denirdi. Deva, gökte nur saçan de­mektir. Veda allahlan tabiat kuvvetlerine egemen olan varlıklardı. Veda dini de tabiata ve tabiat kuvvetlerine tapmaktan ibaretti. Hintli­ler, tanrılarının yardımına kavuşmak ve ruhların kötülüğünden korun­mak için dua ve kurbandan başka, büyüye de başvurmuşlardır. Veda dininin rahipleri olan Brahmanların zamanla nüfuzları artmış ve bunların tanrısal kuvvetleri olduğu sanılmaya başlanmıştır. Brahmanlar bir adamı hasta etmek, felâkete sürüklemek, yok etmek için büyü yap­tıkları gibi, bunun aksini de yaparlar, hastaları tedavi ve insanları bü­yüden kurtarırlardı. Brahmanların ortaya attıkları fikirlerden, zamanla Brahmanlık denilen bir din şekli doğmuştur. Brahman, evren ruhu de­mekti; insanm ruhu, bu Brahman’dan kopma bir parça sayılırdı. Bir in­sanın hayatında iyi ve kötü hareketlerine göre ruhu da rahat eder veya eziyet çekerdi. Ruhun rahat etmesi için, insanın aşırı isteklerden vaz­geçmesi, yalnızlığa çekilmesi ve derin düşüncelere dalması gerekti. Böy­le bir insanın ruhu, Brahman ile birleşebilirdi. Hayatta günah işleyen insanların ruhu ise öldükten sonra başka varlıklara girer ve rahat yüzü görmezdi. Brahmanlık birçok insanın dünya işlerini bırakarak bir kö­şeye çekilmesine ve yeni tarikatlann doğmasına sebep olmuştur.

BUDHA VE DİNİ:

  Budha, Uzakdoğu’da derin izler bırakan bir din meydana getir­miştir. M.Ö. VI. yüzyüda yaşamıştır. Asil bir ailedendi. Babası Sakya prensliklerinden birinin jaşında bulunuyordu. Daha küçük yaştayken ağırbaşlı ve son derece duyguluy­du. Herkese karşı derin bir sevgi ve şefkat gösteriyordu. Gençliğin­de ünden ve gösterişten, tantana­lı bir hayattan ve zevklerden nef­ret etmeye başladı. Budha’mn ya­şadığı devirde Ganj boylarında racalar, birbirleriyle savaşıyorlar­dı. Hint halkı kast denilen aşıl­ması imkânsız birtakım sınıflara ayrılmıştı. Brahmanlar, kendile­rini her sınıfın üstünde görüyor­lar, dünyayı bırakarak bir köşeye çekilen kimseler, saygı ve ilgi ile karşılanıyorlardı. Hint halkının bu durumu, Budha üzerinde de­rin etkiler yaptı. Budha, ruhunun sükûna kavuşması için evinden ayrıldı; süslü elbiselerini çıkardı ve dünyanın her türlü bağların­dan kurtulmuş olarak bir süre Brahmanların öğütlerini dinledi. Sonra yalnızlığa çekilenlerin yanına gitti. Orada oruç, açlık ve uykusuzlukla geçen bir hayata başladı; fakat gerçeğe erişmek için, aç durmanın ve çile çekmenin işe yaramayacağını anladı ve bu hayattan vazgeçti. Bir gün bir incir ağacının altında her zamanki gibi düşün­ceye daldığı bir sırada, kendisini nura boğulmuş hissetti. Budha, artık gerçeklere ermişti. O zaman taraftarları ona, ermiş anlamına Budha dediler.

Budha’nın esas prensibi, insanları iyiliğe götürmek ve sonra top­lumu yükseltmekti. O, şöyle diyordu: «Olgun bir adam, eğer düşkünle­rin yardımına, felâkete uğrayanların tesellisine koşmazsa, o insan ger­çekte hiçbir şey değildir. Benim mezhebim sevgi, yardım ve şefkat yo­ludur». «İnsanlar arasında doğum itibariyle fark yoktur. Herkes eşittir». «İyi hareketlerinizi gizleyerek, kusur ve kabahatlerinizi ise göstererek yaşayınız. Başka insanları da, varlıkları da seviniz».

Budha dininde, hayvanlara karşı da iyilik etmek prensibi vardır. O, hayvanlar için şöyle diyordu: «Hayvanlan kurban diye boğazlaya­cağınıza, zavallılan serbest bırakınız; istedikleri yere gitsinler; onlar kendilerine gerekli olan çimeni, suyu, taze sürgünleri bulabilirler}).

Budha’ya göre, dünya esas itibarıyla fenadır. Fakat, fenalıklardan kurtulmak için fenalıklarla dolu toplumdan kaçmak değil, insanlar içinde ve fenalar arasmda iyi olarak yaşamak, herkese iyilik yolunda örnek olmak gerektir. Budha, hayatın esasının elem olduğunu kabul eder. Ona göre, doğuş elemdir; ihtiyarlık, hastalık, ölüm, istek, bütün bunlar elemdir, ıstıraptır. Elemden kurtulmak için hırsın, isteğin yok edilmesi gereklidir. Bunu başaran insan, Nirvana’ya kavuşur. Nirvana, ruhun huzur ve sükûna erişmesi demektir. Budha, dinle ilgili törenleri kaldırarak, yerine ahlâkî görevleri koymuştur. Bu yüzden Brahmanla- rın nüfuzunu kırmış, insanlar arasında sınıf farkı gözetmemesi ve herkesin Nirvana’ya çağırılması da kast örgütünü temelinden sarsmış­tır. Fakat aşağı sınıftaki halk, Budha’yı anlamamış, onun fikirleri, asil sınıf ve özellikle aydınlar arasında yayılmıştır.

Budha, fikirlerini yaymayı başarmış, hayatının son zamanlarına doğru etrafında aydm, imanlı ve ahlâklı bir topluluğun meydana gel­diğini görmek mutluluğunu duyduktan sonra ölmüştür (M.ö. 477). Tanrısız bir din olan Budha dini, Doğu Asya’ya yayıldığı sırada olduk­ça değişmiş, Budha bir tanrı mertebesine çıkarılmış ve adına parlak dinî törenler yapılmaya başlanmıştır. Budha dini bugün Hindistan’da kalmamış gibidir. Fakat buna karşılık Çin’de, Tibet’te, Çin Hindista- nı’nda, Japonya’da ve Avustralya adalarında pek fazla yayılmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
HİNT UYGARLIĞI
İlginizi Çekebilir
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM