GÖKTÜRKLER

Paylaş
 

GÖKTÜRKLER

4. yüzyılın ilk yarısında Çin kaynaklarına göre Tu-kiu adını taşıyan bir topluluk İç Asya’da gücünü göstermeye başlamıştı. Da­ha doğru bir deyimle Hun İmparatorluğunun dağılışından sonra ana yurtta egemenliği ele alan Ava/Juen-juen boylarına karşı öz­gürlük idealizmi ile başkaldıran bu topluluk, tarihe şan veren Türk kavmini de ilk kez öz adiyle tanıtmıştır. Çinlilerin Tu-kiu dedikle­ri bu topluluk, yazıtlarda geçmiş parlak yılları anarken kendisini Kök – Tüı-k adiyle tanıtır. Bugün Göktürk dediğimiz ve sözünü et­tiğimiz bu topluluk, böylece bütün Türk âleminin isim babası ol­muştur.

Göktürkler, ulusal tarihimizde olduğu kadar, dünya tarihinde de yazılı belgeleriyle ilk defa Türk kavminin, ilk uygarlık aşa­masına geçen devleti olarak ortaya çıkmıştır. Gerek Saka kon­federasyonunda, gerek Hun İmparatorluğunda hattâ, Avrupada olduğu gibi, Göktürkleri de tek bir boy, ya da kavim olarak dü­şünmemek gerekir. Orhun ırmağı boylarından Afganistan’a, Hazar gölüne, bu deyimle Tavrida’ya yani Kırım yarımadasına kadar uzanan geniş alanı, dağları, ovaları, çölleri, bozkırları kapla­yan Göktürk egemenliğine Türk veya Türk olmayan çeşitli ka­vimler bağlanmıştır. Ama bu egemenlik tarihte ilk kez ne bir boy adına, ne de soy adına bağlanmış, bir kavim adını yani, Türk adını taşımıştır.

Tarihimizde kurulan devletler, kurucu kişilere, soylara, boy­lara göre ad alırken, örneğin Selçuk Bey’den Selçuklu, Osman Ga- zi’den OsmanlI, boylardan Karakoyunlu, Akkoyunlu gibi adlar­la tanınmışken, Tümen (Bumin) ve İstemi Kağanların kur­dukları bu yeni devlet, ne egemenliğinin dayandığı boya, ne de kurucularına göre ad almış, bu devleti meydana getiren budunun adını taşımıştır. Buna ikinci örnek, ancak, Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Göktürk devletinin doğu bölgeleri, ana yurdu içeren topraklar olmak itibariyle bu devlete katılan öteki topraklardan, ülkelerden daha özendirili sayılmakta idi. Orhun ırmağının kay­naklarını besleyen dağlar bu devletçe de en kutsal yerlerden sa­yılmıştır. Göktürkler bu bölgeye Ötüken adını verirler. Daha son­ra aynı• gelenekleri yaşatacak olan Uygurlar da başkentlerini bu topraklarda kurmuşlardır. Ötüken denilen bu yöre bütün iç Asya topluluklarınca kutsal sayılan dağlar, ormanlar ve ovalardı. Me­te’nin başkenti de aynı yerde idi.

 

Batıya doğru gelindiğinde, Tanrı dağlarının kuzey etekleri ile Altay dağlarının güney – batı kesimleri Göktürk devletini meyda­na getiren Türk boylarının toplandığı bir alandı. Bu bölge, kuzey Türkleri yani, Kırgızlarla batı Türkleri arasında geçiş bölgesi idi. Demir ve altın gibi zengin maden cevherlerine sahip oluşu ve özellikle kürk ticareti bakımından önemli bir yer idi. Söz konusu ettiğimiz bölge, Atlı kültürün dış etkinliklere karşı en dirençli böl­gesi idi. Doğuya gidildikçe, ya da batıya uzandıkça dış etkiler git­tikçe artan bir oranda kendini gösterirken, Altay yöresi kendi üs­lubunu uzun yıllar koruduğu kadar, bu öz kültürün yaratıcı mer­kezlerinden birisi de olmuştur.

Göktürklerin kaynağına inildiğinde bunların Ilun konfederas­yonunu meydana getiren Wu-sunlardan geldiği söylentisi vardır. Böylece Göktürk’lerin tarihini Çin kaynaklarına dayanarak M.Ö. 174 yılına kadar götürmek olasılığı doğmuş oluyor. Büyük Hun Hükümdarı Mete’nin Wu-sunların komşuları Yü-e-çi’leri İç Asya- dan göçe zorlaması sonucu Wu-sunlar da batıya kaymışlar ve yu­karıda açıkladığımız Altay bölgesine yerleşmişlerdi. M.Ö. 119 yıl­larında Hunların saldırılarına uğrayan Wu-sunlar bundan sonra Hun konfederasyonuna bağlı bir boy haline gelmiştir.

Bu tarihî gelişmeyi Wu-sunlarla ilgili bir Çin söylentisiyle perçinlemek mümkündür. Wu-sun krallarına Kun-mo adı verilir. Söylendiğine göre Hun hakanı Kun-mo’yu bir savaşta yenilgiye uğratmış. Kun-mo’nun küçük oğlu varmış, Hakan bu çocuğun öl­dürülmesine kıyamamış ve onun çöle bırakılmasını, bahtını çölde bulmasını buyurmuş. Çocuk buyruğa göre çöle atılmış. Çölde emek­lerken gökten bir kurt (kökböri) peyda olmuş, çocuğa yanaşarak onu emzirmeye başlamış, doyurunca yanından uzaklaşmış. Olanı biteni uzaktan seyreden Hun hakanı bunları görünce çocuğun kutsal bir varlık olduğu kanısına varmış, adamlarına çocuğu alıp büyütmelerini emretmiş. Yıllar yılları izlemiş, küçük Kun-mo bü­yümüş, bir yiğit olmuş, Hun hakanı da onu doğu illerine Yabgu olarak atamış, çocuğa tekrar Wu-sunların beyliğini vermiş.

Görülüyor ki bu öykü ile Göktürklerin ataları sayılan Wu-sun- lann gerçek tarihi arasında yakın bir bağlantı vardır. Göktürkle­rin Kurttan türeyiş – Ergcnekon efsanesi ise şöyledir. Çin İmpara­torluğunda Chou sülâlesinin resmî tarihinde 50. bölümü teşkil eden efsanede Göktürkler aşağıda açıklandığı biçimde tanıtılır.

«Göktürklcr (Tu-kiular) Eski Hunların (Hsiung-nuların) soy­larından gelirler. Onların bir koludurlar. Kendileri ise Aşina asıllı bir atadan türemişlerdir. Sonradan çoğalarak ayrı oymaklar ha­linde yaşarlarken, Lin ülkesinden gelenlerin saldırılarına uğradı­lar. Hepsi öldürüldü. İçlerinden on yaşında bir çocuk kurtuldu. Bu çocuk ayakları kesilmiş olduğundan o yerdeki bir bataklık içinde otlar arasında kaldı. Çocuğu bir dişi kurt besledi, büyüttü Kurtla çocuk bir arada yaşamaya başladılar. Kurt çocuktan gebe kaldı. Ama Lin kralı bu olayı duymuş, çocukla kurdun öldürülme­sini buyurmuştu. Kurt, askerlerin geldiğini görünce kaçtı. Altay dağlarında derin bir mağaraya saklandı ve oradan on erkek ço­cuk doğurdu. Bu çocuklar zamanla büyüdüler, herbiri dışarıdan kız alarak soylarını çoğalttılar. Böylece Göktürklerin on boyu tü­remiş oldu. Bir kaç kuşak geçtikten sonra hep birlikte mağarayı kapatan demir yığınını erittiler, dışarı çıktılar, Juen-juenlere yani, Avarlara bağlandılar. Altay eteklerinde yerleştiler. Ayarların de­mircileri oldular.»

Efsanelerden de edindiğimiz bilgileri özetlersek M.Ö. II. yüz­yılda Büyük Hun İmparatorluğuna bağlı olan bu on boy yani, Göktürk devletini kuracak olan topluluk, Hun İmparatorluğunun yıkılışından sonra İç Asya’da egemenliği ellerine geçiren Avarlara bağlanmak zorunda kalmışlardı. Ama bu bağlanış kolay olmamış, Göktürklerin ataları olan Wu-sun’ları ya da Aşi-na soyunu kuru­tacak kanlı savaşlar sonunda gerçekleşmişti. Juen-juenlerle yani, A varlarla Göktürklerin aralarında doğan bu kin, yıllarca sürdü. VI. yüzyılın ilk yarısında Altay dağları ile İrtiş ırmağının yukarı kaynaklarında yaşayan Göktürklcr, nihayet Avar egemenliğine karşı baş kaldırdılar. 546 sıralarında başlayan ayaklanmayı 552 de Tümen Kağan, Avar hakanı Anagay’ın başını keserek sonuçlandır­mış ve Göktürk devletini kurmuştu. Geleneğe göre Tümen Kağan, Türk istiklâlini sağladıktan az sonra ölerek göklere uçmuştu. Ama, bu anda bütün İç Asya’ya egemen olan devleti batıda Yabgu ünva- niyle İstemi Kağan (552 – 576) doğuda ise torunu Bukan (553 – 572) yürütmüşlerdir. Bukan ve İstemi Kağanlar Tümen’in amaçlarını gerçekleştiren kişiler oldular. 556 da Sasanî İran İmparatoru Hus- rev Enuşirevanla yaptıkları anlaşma sonunda Eftalitlere yani, Ak- hunlara karşı ortak savaşlar verdiler. Böylece Göktürk devletinin güney sınırları Oxus (Amu-derya) kıyılarına dayanmış, Semerkand ve Buhara gibi ünlü merkezler bu devletin topraklarına katılmıştı.

Doğuda San deniz, Batıda Kırım yarımadası ve Güneyde Amu – derya, Kuzeyde Sibirya tnduraları arasında yayılan bu imparator­luk, Türk kültürünün büyük eserlerinden biri olmuştur. Türk – lerle İran arasındaki dostluk, İran devletinin İç Asya kervan yol­larında gelişen ticareti, İstanbul borsasını yıkmak, Doğu Koma İmparatorluğunu ekonomik bakımdan sarsmak için yasaklaması üzerine bozuldu. Çin’den gelen, doğu Türkili’nden Semerkand’a Buhara’ya ulaşan ve oradan İran üzerinden Ön Asya’ya yönelen bu kervan yolunun siyasal amaçlarla kapatılması üzerine İstemi Kağan 563 de Doğu Roma İmparatorluğunun merkezine (Bizans’a- İstanbul’a) bir elçilik heyeti yolladı. İran’la öteden beri, Ön Asya hegemonyası bakımından çekişmekte olan Bizans devleti, bu elçi- heyetini ve İstemi Han’ın İran’a karşı ortak bir askeri ve ekono­mik politika izlemek teklifini benimsedi. Bizans İmparatorları da Göktürk Hakanı katma ardarda elçiler gönderdiler. Göktürk dev­letinin yöneticileri Bizans’la ilişkileri sağlam bir şekilde yürütmek için imparatorluklarının batı uçlarında yaşayan Türk boylarını da yüksek egemenlikleri altına almayı planladılar. Böylccc Volga boylarında, ya da Kafkasya’da yaşayan Oğur, Onoğur, Macar ve Sabir gibi boylar da Göktürk egemenliğine girmiş ve devletin ba­tı sınırları Karadeniz’e dayanmış oluyordu. Bundan sonra İran üzerine yönelen Göktürkler, bugünkü Afganistan’ın kuzeyini teş­kil eden Toharistan ile Horasan’ı da kontrolleri altına almışlardı. To-po Kağan devrinde Göktürk devleti en geniş sınırlarına dayan­mış, en güçlü devresini idrak etmiş bulunuyordu. (572 – 581)

Batı yabgusu İstemi Kağan ölünce, yerini oğlu Tardu aldı (576 – 603). Tardu kendi ülkesinde başına buyruk yaşamak istedi. Ancak doğu ve batı yabgularının bu ayrılışı devleti zayıflattı. Tar- du’nun başkenti Tekes ırmağı kıyısında Aktağ’da idi. Daha sonra Uygur devletini kuracak boyların ataları olan Tölesler 603 de Tar- du’yu fecî bir yenilgiye uğrattılar. Bu bozgunun izlerini ancak ¡Tung Yagbu geçirebildi. Devleti yeniden düzenliyerek, Göktürk egemenliğini bir kez daha Volga’dan doğu Altay ve Tarbagatay bozkırlarına, güneyde İndus vâdilerine kadar duyurmayı başardı.

 DAĞILMA DÖNEMİ VE YENİDEN CANLANIŞ

Ama, Tung Yabgu’nun başarısı devamlı olamadı. 603 de onun ölümü ile Göktürk devleti büyük bir yasa girmiş oldu. Çinlilerin sinsice ve devamlı olarak ayaklanmalan kışkırtmaları, artık Uy­gur adını alan Tölösler ile Çin ordularımın devamlı saldırıları so­nunda devlet kesin olarak ikiye bölündü. Batı Türk devleti bu si­yasal dağılma sonunda 659 da Çin İmparatorlarına boyun eğmek zorunda kaldı. Bu büyük devletin Altay dağları ve ötesinde yaşa­yan boyları başta Uygurlar olmak üzere Çin’e, batı türkillerindc yaşayan beyleri ise Müslüman Araplara, hizmet etmek zorunlu- ğuyla karşılaştılar. Buna karşılık Türk töresine göre özgürlüğü sa­vunanlar, başlangıçta çok dağınık çalıştıklarından başarılı olama­dılar. Ardarda kopan ayaklanmalar Türklük onurunu yaşatmakta idi. En sonunda 682 de ünlü başbuğ Tümen Kağan’m torunların­dan olan Kutluğ Kağan beklenen sonuca ulaştı. Çetin savaşlar so­nunda doğu ülkelerindeki Türk boylarını tekrar yönetimi altında istiklâllerine kavuşturdu. Tarihimizde görülen ilk istiklâl savaşı Kutluğ Kağan’ın uğraşısı sonunda elde edilmiş ve Çin boyunduru­ğundan kurtulmak mümkün olmuştur. Kutluğ Kağan’a bu neden­le ilteriş (illeri, ülkeleri toplayan) ünvanı verilmiştir. İlteriş Ka­ğan 691 de ölünce, devletin yönetimini kardeşi Kapagan Kağan aldı. Kapagan Kağan, Göktürk devletinde ikinci dönemde yiğitli­ği ile tanınan bir hakandı. Ancak, fazla sert oluşu halkın onu sev­mesine engel olmuştur. Bununla beraber batıda İli yöresinde Tür- giş, Tarbagatay’da Karluk, Barköl’de Uygur, Baykal’da Bayırku boylarını yönetimi altına almada başarılı olmuştur. Onun ölümün­den sonra bazen Kutluğ devleti de denilen Göktürk İmparatorlu­ğu tahtına İlteriş’in oğlu Bilge Kağan 716 da geçti. Bilge Kağan ile küçük kardeşi Kültigin ve hem kaynatası, hem de babası dev­rinden kalma danışmanı Tonyukuk yönetiminde Göktürk devleti en parlak çağını yaşadı. Oldukça barış içinde geçen bu dönemde Göktürk kültürü, gittikçe yükseldi ve çevresine geniş etkiler ya­parak yüzyıllar boyunca anıldı. Türkler arasında dıştan İran’dan, den sonra bazen Kutluğ devleti de denilen Göktürk İmparatorlu­ğu tahtına İlteriş’in oğlu Bilge Kağan 716 da geçti. Bilge Kağan ile küçük kardeşi Kültigin ve hem kaynatası, hem de babası dev­rinden kalma danışmanı Tonyukuk yönetiminde Göktürk devleti en parlak çağını yaşadı. Oldukça barış içinde geçen bu dönemde Göktürk kültürü, gittikçe yükseldi ve çevresine geniş etkiler ya­parak yüzyıllar boyunca anıldı. Türkler arasında dıştan İran’dan, ya da Çin’den gelen kültürlerin bu dönemde ilk kez yeni Türk kül­türünün oluşumunda etki gösterdikleri görülür. Böylece Türk kül­türü bir yenileşme devresine girmiş bulunmaktadır. Siyasal bakım­dan Bilge Kağan devri, Çin ile Türk devletinin en sonunda bir an­laşma dönemine ulaşması demektir. Bu anlaşmayı her iki devlet­te bir düğünle perçinlemek istemiştir. Bilge Kağan’a eş olarak gönderilen Tong sülâlesine mensup prensesle bu düğün kurulma­dan 734 te Bilge Kağan zehirlenmek suretiyle öldürüldü. Mama­fih on yıl kadar daha Göktürk devleti eski egemenliğini sürdürme­ye muvaffak oldu. 745 te ise ayaklanan Uygarların karşısında dev­let, kesin olarak dağıldı ve egemenlik Uygurlara geçmiş oldu.

Doğu’da egemenlik Uygurlara geçerken, Batı Türkilinde daha 630 dan beri egemenliklerini ellerinde tutan Türgişler, ayrı bir devlet halinde örgütlenmişlerdi. Türgiş devletini meydana getiren 9 Türk boyudur. İlk yurtları Altay doğlarının güney batı etekleri olup, 657 de Çin baskısı karşısında batıya çekilerek İli ırmağı bo­yunda yerleştiler. Başbuğları olan Bağa Tarhan bu 9 Türk boyu­nu örgütlendirerek Türgiş devletini meydana getirmiştir. Türgiş- lerin Türk kültürü açısından taşıdıkları önem, kent uygarlığına hattâ, Uygurlardan önce önem vermiş olmalarıdır. Yine tarihimiz­de ilk kez, şekil bakımından Çin paralarına benzemekte ise de Ba­ğa Tarhan’ın para bastırmış olması önemli bir olaydır. Yine Bağa

Tarhan Soğd yazısı ile ayrı bir batı Türkeli alfabesi de meydana getirmiştir. Türgişler hiç kuşku yoktur ki Tiirkçenin gelişmesin­de ayrı bir rol oynamışlardır. Türgiş devletin, Göktürk devletinin ikinci kez kuruluşuyla yeniden bu imparatorluğa bağlanmış oldu. Türgiş devletinin yıkılışı üzerine bölgeye Karluklar gelmeye baş­ladı ve bu iki Türk kavmi daha sonra yepyeni bir devlet, ilk Müs­lüman Türk devleti olan Karahanlılara atalık ettiler.

Asıl batıda ise Göktürk egemenliğini Hazarlar yürütmüşlerdi. Tang sülâlesinin tarihi Göktürk devletinin en batısında olan bu bölgeye Tu-kiu-ho-sa (Türk Hazar) adını verir. Hazar devleti Don – Volga ve Kafkas dağları arasındaki alana yayılmış idi. Ogur, Onogur, Bulgar, Macar ve Sabirlerden oluşan Hazarlar güçlü var­lıkları ile önce Sasanî İran’a, sonra da Müslüman Araplara karşı Bizans İmparatorluğunun devamlı bir müttefiki olmuşlardır.

http://bilelimmi.com/belgrad-kalesinin-fethi/

http://bilelimmi.com/korsanligin-tarihcesi/

http://bilelimmi.com/avrupa-hun-devleti/

Bu yazı 72 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/