• DOLAR
    7,6693
  • EURO
    8,9630
  • ALTIN
    467,39
  • BIST
    1,1679
Gılgamış Destanı

Gılgamış Destanı

ÇELİŞKİLİ BİR İFADEYLE ÎLERl sürebiliriz ki, eski Mezopotam­ya’daki kütüphanelerin yanması sayesinde bu kütüphanelerin içinde bu­lunan metinler günümüze ulaşabilmiş­tir. Gerçekten de MÖ III. binyılda, Dic­le ile Fırat arasındaki bölgede yazıcılar, yazılarım ucu sivriltilmiş kamışla, pişi- rilmemiş kil tabletler üzerine yazıyor­lardı: Antikçağ’da Doğu’yu kasıp kavu­ran sonu gelmez savaşlar sırasında ya­kılıp yıkılan kentleri saran alevler, bo­zulmaya yatkın olan bu malzemenin pişmesine, dolayısıyla da korunmasına neden oldu. İşte bu sayede bugün, MÖ VII. yy’da, Asur kralı Asurbanipal’in kü­tüphanesini oluşturan 5 000 kadar tab­leti tanıyoruz.Dönemin aydın bir hükümdarının, daha çok da bir din adamımn veya eği­timli bir memurun okuyabildiği edebi­yat, dünyanın en eski edebiyatıdır. Sümerlere ait olap bu metinler, esas olarak dinî, kâhinlerle ilgili veya ahlakî dersler verir. Ne var ki, ilk lirik şiirlerle ilk des­tansı anlatılar, çağımızdan 2 000 yıldan fazla bir zaman önce ortaya çıkmıştı.

Sümer edebiyatı, MÖ XX. ve XVII. yy’lar arasında, Akkad kültürünce be­ nimsenerek dünyayı açıklama çabasım kanıtlayan daha dramatik bir bileşimle daha geniş felsefi çerçeve içinde işlendi.

Bu edebiyat iki büyük temayı içerir: insanın ölümlü olmasının uyandırdığı umutsuzluk; yaşamın bilinmeyen bir evren içinde, acımasız yönetimler altın­da sürdürülmesindeki zorluk. Elimizde­ki metinler, insanın ölüm karşısında iki türlü tavır aldığını belirtiyor: tutkulu bir ölümsüzlük arayışı (Gılgamış Destanı’nın konusunu bu arayış oluşturur); ömür dünyaya titizlik içinde hazırlan­ma: buysa, firavunlar Mısır’ının tutku­su haline gelecektir. Yaşam hakkındaki görüş, insanların savaşımına iki türlü yansıyacaktır: topluca yürütülen sava­şım (Asur krallarının Yıllıklar’ındaki tut­ku) ve kişisel deneyimler (Mısırlıların Bilgelik’ leri).

Dinî bayramlarda yüksek sesle oku­nan ve insanlara belirli bir sağduyuyu i­leten bu efsanevî şiirler ve az sözle çok şey anlatan atasözleri, tarih sahnesinde varlığını güçlükle sürdüren insanın ka­fasını her zaman meşgul eden aynı dü­şünceyi açığa vurmaktadır: evrendeki yerini öğrenmek, özellikle de tanrılarla iyi geçinmenin yolunu bulmak.

Gılgamış’ın çok eski bir Uruk kralı olduğu sanılıyor. III. binyıl sonlarında Sümer toplumunda bu kişilik çevresinde bir sözlü destan geleneği yaratılır; bu da birkaç yüzyıl sonra, Akkad yazıcılarının kaleme aldıkları, 12 bölümden oluşan bir destanın doğmasına yol açar.

İki erkek arasındaki dostluk. İlk altı bölüm, büyük bir kah­ramanlık temasını işler. Tanrılar kral Gılgamış’ın despotluğuna bir son vermek için çölde, güçlü ve vahşî Enkidu’yu yaratırlar; bir kadının aşkı bu yaratığı Uruk kentine çeker (burada büyük olasılıkla, göçebelikten yerleşik düzene geçiş anlatılmaktadır). Ne var ki, iki erkek dost olurlar ve bazı kahramanlıklar gerçek­leştirirler. Bu kahramanlıklar arasında, Sedir ormanının bekçisi dev Huvava’nın yenilmesi, gösterdiği yakınlığa karşılık vermeyen Gılgamış’a öfkelenen tanrıça Aştar’ın yeryüzüne gönderdiği kutsal boğanın öl­dürülmesi sayılabilir. Dost olan eski rakipler ve kahramanların birlik olma ihtiyacı, destanların değişmez konusu olacaktır. Ölümsüzlük arayışı.

Sonraki altı bölümün havası, öncekilerin tam aksine gelişir. İki kahramanın aşırılıklarına kızan tanrılar onları cezalan­dırmaya karar verir. Enkidu kötü rüyalar görür, hastalanır ve ölür. Umutsuzluğa kapılan Gılgamış, insan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğunun bilincine varır ve ölümsüzlüğün gizini bulmak amacıyla yollara düşer. Yorucu bir yolculuğun sonunda, Uta-
napiştim’e ulaşır; Tufan’dan kurtulan ve tanrıların yeryüzünde ölümsüz yaşama kavuşturduğu tek kişi olan Utanapistim, Gılgamış’a birçok öğüt verir, ama bunların hepsi başarısızlıkla sonuçlanır; özellikle, bir yılarım, sonsuz yaşam sırrını taşıyan sihirli otu kaçırması en büyük başarı­sızlıktır. Gılgamış, Uruk’a döner ve rüyasında, kendisine öbür dünyadaki yaşamı anlatan En­kidu’yu gördükten sonra, ö­lümlülüğe razı olur.

Ana temalar.

Gılgamış Destanı sonradan hem dinî hem de dindışı edebiyatta şaşılacak ölçüde çok kullanılacak olan üç tema geliştirir: tufan, cehenneme iniş, gaipten haber veren rüyalar.Tufan, yeniden doğma ve yaratılıştaki saflığa dönme u­muduyla gerçekleşmesi istenen felaketleri simgelemektedir.

Cehenneme iniş, destan kahramanlarının (Ûdysseus, Aeneas), Orpheus, Dante gibi şairlerin, hatta tanrılann (Aştar, Persephone’den önce Ölüler Ülkesi’ne iner) yapmaları zorunlu bir eylem haline gelecektir. Rüyalarsa, uzun süre gerçekliği en çok zorlayan unsur olmuştur: Antikçağ’da rüya, bir kehanet, bilgiye ulaşmanın bir aracı sayıldı; ne var ki, bundan yararlanabilmek için insanın « uykunun boynuz kapısı »ile (gerçek kehanetlere açılan kapı) « fildişi kapısı »m (sahte rüyalara açılan kapı) bir­birinden ayırt edebilmesi gere­kirdi. Önsezileri içeren rüyalara, İskandinav sagalanında ve orta çağ masallarında da rastlanır

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM