• DOLAR
    6,8223
    %0,16
  • EURO
    7,5691
    %0,29
  • ALTIN
    379,35
    %0,80
  • BIST
    8,4542
    %0,71
Feodalite nedir?

Feodalite nedir?

Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüyle başlayan Orta Çağda, özellikle Batı Avrupa’da hâkim olan toplum düzenine feodalite diyoruz. Üretim ilişkilerini etkileyen üretim tekniğinde meydana gelen gelişme, o döneme kadar köleler yoluyla yapılan üretimin biçimini değiştirmiştir. Kölelik üretim biçiminin gelişmekte olan üretim tekniğine artık uyamaması, üreticinin üretim aracı sahibine karşı daha bağımsız olmasına yol açmıştır, örnek vermek gerekirse, kol değirmeninden rüzgâr değirmenine geçiş aynı zamanda kölelikten derebeyliğe geçişi hazırlamıştır.

Feodal toplumun üretim ilişkilerinin temeli senyörün toprak üzerinde mutlak mülkiyet hakkına sahip oluşu ve toprağa bağlı köylü (serf) üzerinde de kölelik düzenine kıyasla sınırlı bir mülkiyete sahip bulunuşudur. Bu düzende, feodal mülkiyetin yanında, bir miktar köylünün bireysel mülkiyeti de vardır.

Feodal sömürü, sertlerin artıürününü senyörlerin kendilerine mal etmeleri biçiminde gerçekleşir. Senyörlerin kendilerine mal ettikleri bu artıürün, senyörlere belirli zaman ve fırsatlarda ödenmesi zorunlu olan «redevances» denilen vergiler ve çeşitli yükümlülükler yoluyla sağlanırdı.

Üretim tekniğinin gelişmesi sonucunda gevşeyen kölelik bağı, burada ayrıca üzerinde durmayacağımız dış olayların da çeşitli yönlerden etkisiyle, feodal rejimin kurulmasına yol açmıştır. Aynı zamanda siyasî, hukukî, iktisadî ve sosyal bir rejim olan feodal düzende devlet birliği mevcut değildi; ülkeler birçok beyliklere ayrılmış bulunuyordu.

Feodalitenin siyasî yönden getirdiği en büyük özellik, devlet iktidarının parçalanmış olması ve halkın Fransa’da Kapel hanedanının iktidarının başlarında olduğu gibi doğrudan doğruya devlete değil, toprakların sahibi olan senyörlere tâbi durumda olmalarıdır.

Feodalite bir ehrama benzetilebilir. Burada, Roma Hukukunda olduğu gibi, toprağa serbestçe tasarruf edebilmek söz konusu değildir. Senyörsüz toprak istisna teşkil etmektedir. Sahibinin üstünde bir senyörü bulunmayan ve istisna teşkil eden, serbestçe tasarruf edilebilen topraklara «alleu» adı verilmektedir. Geri kalan topraklar fief mukavelesiyle hiyerarşik bir düzene tâbi tutulmuştur. Fief mukaveles i iki taraflı bir akittir. Taraflardan biri senyördür. Senyör, tâbi ya da vassal denilen bir ikinci şahıs lehine, bir gayrı menkul ya da belirli bir toprak parçası üzerinde adaleti tevzi gibi bir fonksiyonu daimî bir hak olarak tesis eder. Karşılık olarak vassal da senyörün kendisinden beklediği hizmetleri yerine getirmekle yükümlüdür. Ayrıca vassal da aldığı toprağı kısmen başkalarına verebilir, bu yoldan kendisi de senyör olabilirdi. Ne var ki bu hiyerarşi içinde sonuncu vassalın ilk senyörle hiç bir ilişkisi yoktur. Bu durumu en iyi: «adamımın adamı benim adamım değildir» ilkesi açıklamaktadır.

Öte yandan feodal düzen içinde kilisenin de önemli bir yeri olduğunu hatırlamak gerekir. Laik senyörlere ait malikâneler yanında, rahipler sınıfından senyörler, kilise ve manastırlara ait malikâneler de pek çoktu. Bu malikâneler işletme ve idare bakımından öbürlerinden büyük farklılık göstermiyorlardı.

Feodal düzene örnek olarak Fransa’yı alacak olursak başta Fransa kralı, Fransa Dukalığı adıyla bilinen toprakların senyörüdür. Bu yönden öbür fief sahipleriyle hiç bir ilişiği yoktur. Sadece kendi vassallarıyla doğrudan doğruya kişisel ilişkiler kurmuştur, öte yandan Kapet sülâlesinin kralları aynı zamanda bütün Fransa’nın da kralı idiler. Bu durumda kral Fransa’daki öbür bütün feodallerin süzreniydi (metbu). Kral en yüksek senyördü; feodal hiyerarşinin en yüksek katını işgal ediyordu. Başka bir deyişle, kral senyörlerin senyörü durumundadır. Bu bakımdan bütün vassallar ona tâbi durumdadırlar. Ancak daha yukarıda değindiğimiz ilke gereğince, vassal senyörlerinin toprağında yaşayan halkın hayatına kralın müdahale hakkı yoktur. Kralın fiilen idaresi yalnızca kendi dukalığıyla sınırlıdır. Bu dukalık üzerindeki «hâkimiyeti» kendisinin de feodal bir senyör olmasından doğmaktadır. Bu yüzden, kralın dukalık üzerindeki «hâkimiyeti», öteki senyörlerin kendi toprakları üzerindeki «hâkimiyetleri» gibi, feodal hukuka dayanıyordu. Bu dönemde kral. Millî Devlet Şefi sıfatıyla sahip olduğu hukukî delilleri kabul ettirmek için yeterince kuvvetli bulunmadığından, ancak «Prima inter pares»den ibaretti; yani eşitlerin arasında birinci idi.

İşte Batıda, özellikle feodal dönemin başlarında kralın, doğrudan doğruya kendine bağlı topraklar dışında asker ve en önemlisi vergi toplayamaması, bu konularda senyörlerin ve kilise büyüklerinin rızasını almak zorunluğunu duyması sonucu parlamento geleneği ortaya çıkmıştır. Bu meclislere (ki başlarda Curia Regis daha sonra Etats Generaux denilirdi) burjuvaların güçlendiği dönemde şehirlerin seçtiği burjuvalar da katılacaklar, böylece parlamenter rejime doğru bir adım daha atılmış olacaktır.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Feodalite nedir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM