Fazıl Hüsnü DAĞLARCA KİMDİR?

Paylaş
 

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA KİMDİR?

Babasının askeri görevi nedeniyle ilköğrenimini Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapan Dağlarca, Kuleli As­kerî Lisesi’ni ve Harp Okulu’nu bi­tirdi (1935). 1950’de yüzbaşı rütbesiy­le askerlikten ayrıldı. Basm-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’nde, iş mü­fettişi olarak Çalışma Bakanlığı’nda görev aldı (1953-1959). Devlet hizme­tinden ayrıldıktan sonra, İstanbul’da Aksaray’da açtığı kitabevinin yayın işleriyle ve şiirle uğraştı.

Dağlarca’nın edebiyatla uğraşması, öğrencilik yıllarında başladı. 1927’de yarışma kazanan bir hikâyesi Yeni A- dana gazetesinde, Yavaşlayan Ömür adlı ilk şiiri de Kuleli Askerî Lisesi son sınıf öğrencisiyken, İstanbul der­gisinde yayımlandı (1933, subay çıktı­ğı gün). 1935’te yayımlanan Havaya Çizilen Dünya adlı şiir kitabından sonra kırk yılı geçen sanat hayatı bo­yunca, elliyi aşkın eseriyle Cumhuri­yet dönemi Türk şiirinin en verimli ve güçlü şairi olduğunu kanıtladı.

konuları

Dağlarca, değişik konularda şiirler yazdı. Metafizik konuları, toplumsal sorunları, Anadolu’nun gerçeklerini, günlük olayları, geri kalmış ülkelerin bağımsızlık savaşlarını ele aldı.

İnsanın iç ve dış dünyasını, evren içindeki yerini çocukluktan (Çocuk ve Allah) başlayarak ve tarih içinde daha gerilere giderek (Taş Devri ve Asm), günümüzden eski çağlara doğ­ru dile getirdi. Çakır’ın Destanı’nda bireyi, toplum içinde ve toplum yara­rına bireycilikten sıyrılmasının ör­neklerini verdi. Daha sonra çeşitli gö­rüşlerle işleyeceği ulusal destan di­zisinin ilki olan Üç Şehitler Desta­nında, (1949) Millî Mücadele yılların­da Anadolu’nun kaderini. Kurtuluş Savaşı boyunca çeşitli cephelerde ve­rilen savaşların öyküsünü yazdı: İs­tiklâl Savaşı – Samsun’dan Ankara’­ya; İstiklâl Savaşı ■ İnönüler; Sakar­ya Kıyıları; 30 Ağustos İzmir Planın­da; Yedi Memetler; Çanakkale Destanı ; Üç Şehitler Destanı; Delice Bö­cek; Toprak Ana’da Anadolu köylü­sünün Millî Mücadele’deki direniş hareketini dile getirir.

yeni şiir akımı

Dağlarca, yalnız acıları, yaşam öykülemekle  kalmaz, insanıın içinde ele alır.

toplumunda ezilen insanın hakkını da arar [Batı Acısı). Bağımsızlık savaş­larına onlarla birlikte katılır: Ceza­yir Türküsü, Vietnam Savaşımız. Dağ­larca, Tanrı kavramı ve bilmeceler dizisi olarak gördüğü evren üzerinde de çok düşünür. Tanrı’yı Mevlânâ ve Yunus Emre gibi mistik bir varlık olarak değil de çözümlenemeyen bir kavram olarak ele alır.

Dağlarca, hiç bir şiir geleneğine bağlanmadığı gibi, ilk şiirinden bu yana, kullandığı şiir tekniğiyle, şaşır­tıcı bir hayal gücüne dayanan anla­tımıyla Cumhuriyet döneminde Türk şiirinde, sonradan Orhan Veli ve ar­kadaşlarının bir yönünü sürdürdüğü yeni şiir akımının da yaratıcısı oldu. Önceleri kullandığı yabancı sözcük­leri, 1955’ten sonra şiirinden bütü­nüyle atarak, yalnız Türkçe sözcük­lere yer verdi ve türettiği yeni keli­meleri kullandı. Dile olan bu yakın­lığı nedeniyle Türkçe adlı bir dergi çıkardı (1960-1964); 1963’ten sonra ki- tabevinin vitrininde sergilediği Karşı adlı duvar dergisiyle toplumcu şiir­lerini halka sundu.

Dağlarca’nın şiirleri 40 yabancı di­le çevrildi, yurt içinde ve dışında ö- düller aldı. Çakır’ın Destanı’ndan bir şiir C.H.P. Şiir Yarışması’nda üçün­cülük (1946), Âsu Yeditepe şiir arma­ğanını (1956), Delice Böcek Türk Dil Kurumu şiir ödülünü (1958) kazan­dı. Amerika’da Pittsburgh şehrinde International Poetry Forum’un (U- luslararası Şiir Forumu) isteğiyle Türk seçiciler kurulu tarafından en iyi Türk ozanı seçildi. Yugoslavya’­nın Sturga Uluslararası şiir gecele­rinde 1974 altın çelenk ödülü aldı.

 

Bu yazı 56 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler