EVREN NEDİR?

Paylaş
 

 

EVREN NEDİR?

EVREN (Kâinat) yaratılmış şeylerin hepsi­ni anlatan bir sözdür. Elinizde tuttuğunuz şu kitaptan, en uzak yıldızlara kadar her şey evrenin bir parçasıdır. Evrenin oluşunu ln- celiyen bilime «evrendoğum» (kozmogoni), evreni Inceliyen bilime de «evrenbilim» (koz­moloji) denir.

Evrenin Oluşu

Evren sonsuz uzaydan ve uzaya adacıklar gibi serpilmiş samanyollarından meydana gelmiştir. Bugünkü bilim evrenin esasını teşkil eden bütün maddelerin aynı zamanda meydana geldiğini kabul etmektedir. Modern kozmogoninin resmen kabul ettiği teori, bü­yük fizik bilgini Albert Önstein’in kütle ve enerji dengesini gösteren ilkesine dayanır. Buna göre ışığın da tartılabilir bir kitlesi vardır. Bu kitle (m), enerjinin (E), ışık hızının karesine (e2) bölümüne eşittir:

Normal şartlar altında ışığın ağırlığı asla hesaba katılmaz. Meselâ parlak, güneşli bir günde bir km.2 atmosfer tabakasından ge­çen ışığın ağırlığı bir gramın 100.000.000 000’da biri kadardır. Ancak, ışın-enorjlnin yoğunluğu ısı karşısında hızla artar. Isı çok fazla olunca ışınların yoğunluğu da artmak­ta, böylece, meselâ güneşin veya patlıyan bir atom bombasının tem ortasında ağırlık fitrede bir grama kadar çıkmaktadır.

Alman astronomi bilgini G. Gamow, Eins- teih’ln genel izafiyet teorisinin kozmolojik denklemi ve ışın-enerjinin ana termodina­mik kanunlarını kullanarak, evrendeki baş­kalaşmanın ilk sıralarında ışın-enerjl yoğun­luğunun normal maddenin yoğunluğundan çok fazla olduğunu bulmuştur.

Evrenin oluşunun ilk haftasında, uzayın sıcaklığı bugün güneşin merkezindeki sıcak­lığa eşitti. Bu durumda ışın-enerjinin yo­ğunluğu maddenin yoğunluğunu geçiyordu. Gamow’a göre bu hal 250.000.000 yıl sürdü. Bu şartlar altında madde bir yerde toplana­mıyor, ince bir gaz tabakası halinde uzaya dağılmış bulunuyordu. Bu devrede madde yoğunluğunun, atmosferin 160 km. yüksek­likteki yoğunluğuna eşit olduğu tahmin edi­liyor.

Evren Sonsuz Değildir

Albert Einstein’in ileri sürdüğü önemli teo­rilerden biri de evrenin devamlı olarak genişlemesi Dişlediğini anlatır. Evren, oluşu anından İti­baren durmadan genişlemektedir. Bu, bir ba­kıma, evrenin büyük bir patlamayla olmaya başladığını akla getirebilir. Einstein’in teo­risine göre, bir balon gibi durmadan genişli- yen evren, aynı zamanda, gene bir balon gi­bi, sınırlıdır; yani, şimdiye kadar blllnegel- diği gibi, sonsuz değildir. Dünya gibi topar­lak olduğu için, evrenin sonunu göremeyiz. Gene bb yapılışın sonucu olarak, bir yıldızdan çıkan ışınlar uzayda kaybolup git­mez; aksine, çıktığı yere dönüp gelir. Bu, yeryüzünde bir yerden hareket ederek aynı yöne giden bir kimsenin sonunda hareket et­tiği yere varmasına benzer.

Astronomların yaptığı incelemelere göre gerçekten evren büyük bir hızla genlşlemek- tâdir. Bu genişlemenin hızı dünyadan uzak- ’ taştıkça fazlalaşmaktadır. Yapılan astrono­mik araştırmalarda birçok nebulaların (bu­lutsuların) tayfında kırmızının yer değiştirdi­ği görülmüştür. Bu yer değiştirme o nebula- ların dünyadan uzaklaştığını gösteriyor. Ay­rıca, bu yer değiştirmenin çokluk veya az­lığı da uzaklaşmanın hızı hakkında astronom­lara bilgi verir. Yapılan incelemeler nebula- ların hızının dünyadan uzaklaştıkça arttığı­nı ortaya koymuştur. Buna göre, her bir milyon ışık-yılt uzaklıkta hız saniyede 80 km. artar. Bu duruma göre en uzaktaki ne- bulaların uzaklaşma hızı bir saniyede 60.000 km. gibi büyük bir rakama ulaşır.

Evrenin Yaşı

Evrenin yaşı da bugün, samanyollarının birbirinden uzaklaşma oranına göre hesap­lanıyor. Varılan sonuçlar evrenin 5.000.000. 000 yaşında olduğunu göstermiştir ki, bu rakam başka başka usullerle hesaplanan Dünya’nın ve başka yıldızların yaşına da uy­gun düşmektedir.

Bilginlerin çoğu, bütün bunlara dayanarak, evrendeki her şeyin bir anda meydana gel­meye başladığına İnanıyorlar. Yukarıda söy­lediğimiz gibi evrenin olmaya başlamasın­dan 250.000.000 yıl sonrasına kadar ışın- enerjinin yoğunluğu maddenin yoğunluğunu geçiyordu. Buncm sonra her ikisinin yo­ğunluğu birbirine eşit oldu. Evren geniş­ledikçe ışın enerji, yoğunluğunu maddeye göre daha çabuk kaybetti, en sonunda, uzayın sıcaklığı 0 dereceye düşünce, mad­denin yoğunluğu işlice arttı. Genişleme da­ha da artınca, maddenin yoğunluğu tşın- enerjislnin yoğunluğunu iyice geçti, ilk defa olarak cins gazlar bir araya gelmeye başladı.

Artık uzayda yaratılışın ilk günündeki par­laklık da yoktu. Çünkü ışık devamlı genişle­meye harcanmıştı. Uzay artık karanlıktı, so­ğuktu. Yeni meydana gelen gaz bulutları da aynı durumdaydı. G. Gamov/ belirli gaz topluluklarının büyüklüğünün, yoğunluğunun bugün görülen samanyollarının yoğunluk ve büyüklüğiyle ölçülebilecek- bir oranda oldu­ğunu göstermiştir. Bu muazzam gaz toplu­lukları sonradan yoğunlaştılar, parlamaya başladılar.

Yeni Bir Görüş

Evrenin oluşu hakkında bilimce kabul edil­miş olan bu teoriden başka yeni bir görüş daha ileri sürülmüştür. İngiliz bilginlerinden H. Bondi, T. Gold ve F. Hoyle’un teorilerine göre, evrenin gittikçe genişlemesi sonunda, samanyollarının oranı gittikçe azalmıyor, ak­sine, yeni yaratılanlar sayesinde yeni sa- manyolları peyda oluyor. Bu samanyollarım meydana getiren şey de uzayda hiç yoktan yaratılan yeni maddedir. Bu sayede, yeni sa- manyolları, gittikçe hızlanarak, uzaklaşan samanyollarının yerini alıyor, böylece uzay­daki Samanyolu oranı hiç değişmiyor (Bk. Samanyolu; Nebula).

Evrene yayılan gaz halindeki maddeler za­manla yoğunlaşarak ışık vermeye başlamış, yıldızları meydana getirmiştir {Bk. Yıldız­lar; Güneş Sistemi).

Evrenin Büyüklüğü

Evreni meydana getiren samanyollarım, nebulaları, yıldızları inceliyebi.Jmek için, her- şeyden önce, gökyüzünde belirli, oldukça du­rağan noktalar bulmak gerekir; ancak bun­dan sonra birçok yıldızların, nebulaların yer­lerini kesin olarak tâyin etmek mümkün olur. Bugün evreni inceliyen bilginler gökyüzünde- ki yıldızların yerini belirtmek için, dünyada
kullanılan enlem-boylama benzer işaretler kullanıyorlar (Bk. Gökyüzü).

Bilimin ilerlemesiyle sağlanan aletler saye­sinde evrenin gittikçe daha uzak derinlikleri incelenebiliyor. Amerika’daki Palomar Ra­sathanesinin dev teleskopu şimdiye kadar hiçbir teleskopla görülemiyen nebulaların görülmesine imkân vermiştir. Bu teleskop sayesinde “1.000.000.000 ışık yılı uzaklıktaki nebulalar görülebiliyor. Ancak, bunlar gene de çok hafif ve silik görünmektedir.

Bizim samanyolumuzun komşusu Andró­meda nebulasının kütlesinin 200.000.000. 000 güneş kütlesine eşit olduğu, çapının

  • ışık yılı olduğu hesaplanmıştır Yal­nız Palomar’dakî Hale teleskopunun görüş alanı içinde 1.000.000.000 nébula olduğu düşünülürse evrenin akıl almaz büyüklüğü hakkında bir fikir edinilebilir. Einstein’in yaptığı hesaplara göre evrenin çapı i 1.000. 000.000 ışık yılıdır.

Bugün astronomların çalışmaları ancak ev­renin büyüklüğüne göre bizden oldukça uzak­taki nebulalarla yıldızları incelemekten iba­ret kalıyor. Eğer bir başka samanyolundaki bir güneşin gezeğenlerinden birinde yaşa­saydık, bizim güneşimizi görmek kimbilir ne kadar zor olurdu. Önce uzayda samanyo- lunun yerini kestirmek, sonra buradaki sa­yısız yıldızlar arasında güneşin yerini bul­mak gerekirdi. Fakat en kuvvetli bir te­leskopla bile, güneşin çevresinde dönen, üzerinde düşünen canlıların oturduğu 12.000 km. çapındaki küçük gezeğeni (yani Dün- ya’yı) görmek mümkün olmazdı (Bk. Astro­nomi; Uzay).

Bu yazı 64 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/