ERMENİ MESELESİ

Paylaş
 

ERMENİ MESELESİ

1.GİRİŞ

Ermeniler Osmanlı Devleti içerisinde çok uzun yıllar varlıklarını sürdürmüşler ve Türk halkıyla barış ve dayanışma içerisinde yaşamışlardır. Ancak 19. yüzyılda Fransız İhtili’nin getirdiği milliyetçilik akımı ve Rusya’nın kışkırmalarıyla, Osmanlı’ya karşı kendi devletlerini kurmak amacıyla faliyetlere başlamışlardır. Rusya ve İngiltere doğudaki çıkarlarını korumak ve bölgedeki etkinliklerini arttırmak amacıyla Ermenilere devlet kurma konusunda destek vermiştir. Ermeni meselesi ilk kez 1878’de yapılan Berlin Anlaşması’nda gündeme gelmiştir. Bu anlaşmada Osmanlı Devleti’nden Ermeniler lehine bazı ıslahatlar yapılması istenmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas cephesinde Ruslar Ermeniler ile işbirliği yapmıştır. Ermeni komiteleri doğuda sivil halka ve Türk ordusuna yönelik saldırılarda bulunmuştur.Ermenilerin Rus ve Fransız işgali altındaki müslüman halka yaptıkları katliamlarda yüzbinlerce kişi ölmüştür.Bu nedenle Osmanlı Hükümeti 1915 yılında Tehcir Kanunu çıkartarak bölgede güvenliği sağlamak için katliama karışan Ermenileri Suriye ve Lübnan’a göndermiştir. Ermeni komiteleriyle olan savaşlar sırasında ve göç yapılırken ortaya çıkan hastalıklar nedeniyle ölen bazı Ermenilerin bu durumu ‘Türkler Ermenilere soykırım uyguluyor.’ şeklinde yansıtılmıştır.Ve günümüze kadar bu tartışma sürmüştür. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Kafkasya’nın güneyinde bir Ermeni Devleti kurulmuştur. Bu Ermeni Devleti ile savaş yapılmış ve anlaşma imzalanmıştır. Bu savaş ve anlaşma sonucu Ermenistan Devleti TBMM ‘yi ve Misak-ı Milli’yi tanıyan ilk devlet olmuştur. Ancak günümüzde hala Türkler ile Ermeniler arasında karşılıklı soykırım tartışmaları sürmektedir.

Bu çalışmada yukarıda özetini sunduğum Türk – Ermeni ilişkilerinden bahsedilecektir.

  1. ERMENİ SORUNU ÖNCESİ

Tarih boyunca yaşamış olan Türk Devletleri egemenlikleri altında yaşayan toplumlara hoşgörülü bir şekilde davranmış bu toplumların dinlerine, dillerine, kültürlerine karışmamıştır. Türk Devletlerinin hoşgörü gösterdiği devletlerden bir tanesi de Ermenilerdir.

Ermeniler uzun yıllar Türklerin egemenliği altında huzurlu ve rahat bir şekilde yaşamışlardır. İstedikleri yerde, istedikleri sanat ve ticaretle uğraşmışlardır. Yönetim kadrolarında yer almışlardır. Danışmanlık, tercümanlık hatta bakanlık olmak üzere devletin her kademesinde görev almışlardır. İçlerinden edebiyatçılar, müzisyenler, brokratlar ve tıp adamları çıkmıştır. Ayrıca kendi okullarını açmışlar, çocuklarını istedikleri gibi okutmuşlardır. Ermenilerin Osmanlılara olan bağlılıklarından dolayı kendilerine ‘Millet-i sadıka ‘ denmiştir. Bu durum 19. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir.

  1. AYASTEFANOS ANLAŞMASI

Ayastefanos Anlaşması Türkler ile Ermeniler arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olmuştur. bu anlaşmadan sonra İstanbul kapılarına kadar dayanan Rus prensi Grandük Nikola’yı karşılamak için Ermeni patriği Narses  harekete geçmiştir. Ermenilerin isteklerini bildiren bir listeyi Nikola’ya vermiştir. Bu listede Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde ıslahatlar yapılması ve müslüman halka karşı haklarının korunması istenmiştir. Bu istekler Ayastefanos Anlaşmasıyla ve daha sonra da 13 Temmuz ‘da imzalanan Berlin Anlaşmasına  birer madde olarak eklenmiştir. Buradan şu anlam çıkarılabilir; Rusya ve batılı devletler  Osmanlı topraklarında nüfuz alanları oluşturmak için fırsat bulmuşlardır.

Rusların buradaki  amacı Ermeni haklarını savunuyormuş  gibi gözükerek Kuzey Kafkasya ve Doğu Anadolu topraklarını ele geçirmektir. Gerçek hedefleriyse Akdeniz  ve Hint Okyanusu’na ulaşabilecekleri bir yol açmaktır. İngiltere ve Fransa da kendi çıkarları doğrultusunda bu durumu kullanmak istemişlerdir.

  1. ERMENİLERİN KAFKASYA CEPHESİNDEKİ İCRAATLARI

Ruslar ve Ermeniler Kafkasya cephesindeki ortak çıkarları için Osmanlı Devleti’ne karşı birlikte hareket etmişlerdir. Ruslar saldırıya geçtiklerinde Ermeniler de bulundukları bölgede ayaklanmışlardır. Osmanlı orduları batıdan Ermenilerin, doğudan da Rusların tehdidi altında kalmıştır. Böylece Osmanlı Devleti güç duruma düşmüştür.

Ruslar Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ermeni Kilisesi’nde ve cemaat okulları aracılığıyla propaganda hareketlerini hızlandırmış, bağımsızlık vaatleriyle kandırdığı Ermenilere para ve silah yardımında bulunmuştur. Kafkasya’da gönüllü Ermeni Birlikleri kurdurmuştur.

Rusların bu yardımına karşılık Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin görevi de Osmanlı’ya karşı ayaklanma çıkartarak Osmanlı Devleti’ni güç durumda bırakmaktı.Ayrıca seferberlik çağrılarına uymayarak Osmanlı ordusuna katılmamaktı. Eğer katılanlar olursa bunlar Rusya tarafına geçerek casusluk yapacaklardı.

Ermeni terör  komiteleri ve Ermeni Kiliseleri  bağımsız bir  Ermeni Devleti kurma amaçlarını gerçekleştirmek için de İtilaf  Devletlerine destek vermeleri gerektiği inancındaydılar.

Osmanlı Devleti’nin Birinci dünya savaşına girmesiyle komiteler çeşitli isyanlar başlatmışlardır. Ermeniler bir taraftanda Kafkasya’ya geçip gönüllü birliklere katılıp Rus kuvvetleri ile iş birliği halinde saldırıya geçmişlerdir.

 

Türkler askere alındıklarından dolayı köylerde hiç bir savunma yoktu. Ermeniler de bundan yararlanarak köyleri basmışlar, yol ve köprüleri tahrip etmişlerdir. Böylece cephedeki askeri birliklerin ulaştırma yolları tehdit altına girmiştir. Osmanlı Devleti Çanakkale’de ölüm kalım mücadelesi verirken Ermeniler öncelikle doğu ve güneydoğuda bir çok ayaklanmalar çıkarmışlardır. Bu ayaklanmaların en önemlileri Zeytun (1914 ), Bitlis (1915) ve Van (1915) isyanlarıdır. Bu isyanlarda savunmasız Türk halkı acımasız saldırılara hedef olmuştur.

 

  1. ERMENİLERİN ÇIKARDIKLARI OLAYLAR

İLK OLAYLAR

 

1893 yılında İstanbul’dan Muş vilayetine bir yazı gelmiştir. Yazıda vilayetin gelirlerinin beş yüz lira arttırılması istenmiştir. Bunun üzerine Muş valisi yeni vergiler koymuştur. Ancak Sasun bölgesi Ermenileri bu karara itiraz ederek hükümete telgrafla müracaat etmişlerdir. Hükümet kararın geri alınması için valiyi uyarmıştır. Vali ise kararın geri alınmasına itiraz edip bölgenin hassas dengelerini bozacak icraatlar yapmıştır. Bu uygulamalar Ermeniler ile Müslümanların arasını açmıştır. Bunu fırsat bilen Hınçak ve Taşnak komiteleri bazı Ermeni köylerini basıp katliamlar yapmıştır. Bu katliamları Türkler yapıyor görüntüsü vererek isyan başlatmışlardır. Hükümet olay yerine askeri birlikler gönderip isyanı bastırmıştır. Ve vali görevden alınmıştır. Ancak Hınçak ve Taşnak komiteleri olayı Avrupa kamuoyuna ‘Türkler hristiyanları katlediyor’ propogandasıyla duyurmuşlardır. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti içinde Fransız ve İngiliz temsilcilerinin de bulunduğu bir heyeti bölgeye göndermiştir. Heyette bulunan Fransa dışişler bakanı Gabriel Hanotaux Muş’taki incelemeleri sonucunda bölgede bir Ermeni sorunu olmadığını, konunun bir provakasyon olduğunu açıklayan bir rapor yazmıştır.

 

İSTANBUL AYAKLANMALARI

Fransız temsilcisinin aksine İngiliz Lord Salisbury bu isyan olayını İngilizlerin çıkarları doğrultusunda kullanmak istemiştir. Bu bölgede yerel meclisler kurulmasını ve bu meclislerde Ermenilerinde yer almasını hükümete söylemiştir. Ancak 2. Abdülhamit Han bunu kabul etmemiştir. bunun üzerine Ermeni patriği İzmirliyan İstanbul’daki Ermenileri isyan ettirmiştir. 30 Eylül 1895’te yüzlerce Ermeni Bab-ı Ali’ye doğru yürüyüşe geçmiştir. Onları engellemek isteyen bir subayı öldürmüşlerdir. Olaylara asker ve zaptiye müdahale etmiştir. İstanbul on gün boyunca bu olaylarla sarsılmıştır. Trabzon’daki Ermeniler de İstanbul’daki Ermenilere desteklemek için ayaklanma çıkarmaya kalkışmışlar ama bu da büyümeden bastırılmıştır.

 

İstanbul’daki ikinci bir olay da ‘Banka olayı’dır. 26 Ağustos 1896 tarihinde bir kısım Ermeniler Osmanlı Bankası’nı işgal etmişlerdir. Patrik İzmirliyan’ın görevden alınmasını protesto eden bu kişiler istekileri yerine getirilmediği takdirde bankayı bombalayacakları tehdidinde bulunmuşlardır.  Bu arada bir başka grup da ellerindeki bombalarla Bab-ı Ali’ye hücum etmiş ve Sadrazam Halil Rıfat Paşa’yı öldürmeye çalışmışlardır. Ermenilerin bu taşkınlıklarına kızan İstanbul halkı da karşı harekete girişince İstanbul savaş alanına dönmüştür. Çok sayıda insan ölmüş ve yaralanmıştır. Bu olayla Ermeniler bir bakıma amaçlarına ulaşmışlardır. Çünkü ortaya fitne tohumu atmayı başarmışlardır. Olaylardan kısa bir süre sonra Avrupa devletleri Trosak-Taşnak cemiyetinin yayınlamış olduğu yedi maddelik bir bildiriyi desteklediğini açıklamışlardır. Bildiride Ermenilerin Doğu Anadolu’da muhtariyet istekleri vardı. Ancak bu istekler 2. Abdülhamit tarafından bir kez daha reddedilmiştir.

 

  1. ABDÜLHAMİT HAN’A SUİKAST GİRİŞİMİ

 

1905 yılının 21 Temmuz cuma günü 2. Abdülhamit’e bir suikast girişiminde bulunulmuştur. Bu olay Beşiktaş sırtlarındaki Yıldız’ın Hamidiye camii bahçesinde olmuştur. Bu olayı düzenleyenler bir grup ermenidir. Olayların sorumluları Hristofor Mikaeliyan, bu şahsın kızı Robina ve Belçikalı ünlü anarşist Jorris’tir.

 

Bu kişiler haftalarca cuma selamlığını takip edip padişahın hareketlerini saniyesi saniyesine izlemişlerdir. 21 Temmuz cuma günü bir faytonun içerisine yirmi kiloluk saatli bir bomba koymuşlardır. Bu girişimde amaçları padişahın yok olmasıyla doğacak olan karışıklıktan istifade ederek Galata köprüsünü havaya uçurmak, bazı yabancılara ait iş yerlerini saldırılar düzenlemek ve böylece bazı büyük devletlerin Osmanlı Devleti’ne müdahale etmelerini sağlamaktır. Her şey düşündükleri şekilde olmuş ama düşündükleri gibi bitmemiştir. Çünkü o gün Abdülhamit Han cuma namazından sonra Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile alışılmışın dışında birkaç saniye konuşmuştur. İşte bomba bu sırada patlamış ve bir kaç saniyelik gecikme padişahın hayatını kurtarmıştır. Ancak bu olayda yirmi altı kişi ölmüş elli sekiz kişi yaralanmıştır.

 

ADANA OLAYLARI

 

Ermenilerin çıkardıkları diğer bir olay da Adana olaylarıdır. Adana olayları Abdülhamit Han’ın iktidardan uzaklaştırılmasından sonra olmuştur. Adana ermenileri bağımsız Kilikya ermenistan’ını kurmak için piskopos Museg’in Avrupa’dan temin ettiği silahlarla ayaklanmışlardır. Müslüman ahaliyi katletmeye başlmışlardır. Adanalıların bu katliamlara karşı harekete geçmesiyle olaylar kanlı çatışmalara dönüşmüştür. Piskopos Museg İskenderiye’ye kaçmış ve ‘Türkler Ermenileri katlediyor’ şeklinde propogandaya başlamıştır.

 

İttihat ve Terakki yönetimi Ankara’da başlattığı soruşturma sonucu mahkeme kurarak elli Türk ve üç Ermeni’yi idama mahkum etmiştir. Bu davranışla Avrupalıların gönlünü almaya çalışmıştır. Fakat ne Rusya, ne İngiltere ve ne de Fransa bu idamları yeterli bulmamıştır.

 

  1. TEHCİR KANUNU

 

  1. Dünya Savaşı sırasında 31 Ekim 1914’te Rus orduları Doğu Anadolu’yu işgal etmeye başlamışlardır. Bu işgal sırasında kendilerine en büyük destek ve yardım Ermenilerden gelmiştir. Ermenilerin bazıları Kars, Van, Muş, Erzurum gibi şehirlerde kadın-erkek, yaşlı-çocuk demeden Türkleri katletmiştir. Binlerce müslüman doğudan batıya doğru göçmeye başlamıştır. Bunlardan kimisi yolda ölmüş; kimisi açlığa, yoksulluğa mahkum olmuştur. Göç edemeyenlerde işkenceye uğrayarak katledilmiştir. İşte bu yüzden 27 Mayıs 1915’te İç İşleri Bakanlığı ihanetleri görülen yöre halkını ülkenin başka yerlerine göç ettirme kararını almıştır. Genel olarak Ermeni terörünün yoğun olduğu şehirlerden zorunlu göç yapılmıştır.Bu göçe göre 16-55 yaş arasındaki bütün Ermeniler güvenlik açısından Suriye topraklarına göç ettirilmiştir. Bu kişilerin sayısı 438 bin olarak bilinmektedir. Savaş durumu nedeniyle başka bölgelere gönderilen Ermenilerin barınma, beslenme, güvenlik, sağlık, seyahat ihtiyaçları Osmanlı Devleti tarafından karşılanmıştır. Göçe tabi tutulanların göç ettikleri yerlerde geçimlerini sağlayabilmek için gerekli önlemler alınmış ve verimsiz arazilere yerleştirilmemişlerdir. Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi göç ettirme olayı Ermenileri yok etme amacına yönelik olarak değil, onların düşmanla iş birliği yapmalarını önlemek, ülke içindeki asayişi bozmalarını engellemek içindir. Göçe tabi tutulan halkın nakledildikleri yerlerin savaş alanından ve askeri açıdan önemli noktalardan uzak olmasına dikkat edilmiştir. Tehcir zamanın şartlarına göre kara,deniz ve demir yolları kullanılarak gerçekleştirildi. Yerel idareler nakiller sırasında göç edenlerin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tutuldu.  Yer değiştirme uygulaması büyük bir disiplin içerisinde yapıldı. Zor kış şartları, ulaşım zorlukları, ekonomik yetersizlikler göç esnasında karşılaşılan sorunlar oldu. Göçmenler idresi oluşturularak sorunların çözülmesine çalışıldı. Yukarıda değindiğmiz gibi tehcirin insani şartlar içinde yapılmasını gerektiren önlemler alındı.

 

Ancak gerek tehcir sırasında gerekse Ermeni komitelerinin güvenlik güçleriyle çatışmaları sırasında bazı Ermeni kayıpları meydana gelmiştir. Ermeni kayıpları daha çok hastalıklardan meydana gelmiştir. Ancak bu değişik çevrelerce Türklerin Ermenilere katliam yaptıkları şeklinde yansıtılmıştır. Ancak bu gerçeği yansıtmamaktadır. Yukarıda söylediğimiz gibi zorunlu iskanda yaklaşık 438 bin Ermeninin Suriye’ye nakledildiği bilinmektedir. Bu durum  1 milyon beş yüz bin Ermenin öldüğü iddialarını yalanlamaktadır. Ermeni kafilelerinin sevki sırasında ihmalleri görülenler tesbit edilmiş ve bu kişiler hakkında işlem yapılmıştır. Osmanlı Hükümeti bu çerçevede 1397 görevliyi cezalandırıp 40 kişiyi idama mahkum etmiştir.  Halen günümüzde bu tehcir ile ilgili tartışmalar sürmektedir.

 

Ermenilerin ayrıca yakın yıllarda yurt dışındaki konsolosluklarımıza suikast girişiminde bulundukları da bir gerçektir. Buna örnek olarak 3 Şubat 1973’te Los Angeles Baş Konolosu Mehmet Baydar ile yardımcısı Bahadır Demir’in bir Ermeni tarafından öldürülmüş olması verilebilir. Bu olaydan sonra Santa Barbara’da, Sidney’de, Atina’da, Beyrut’ta, Lahey’de, Madrid’de, Paris’te, Viyana’da, Vatikan’da bazı Türk görevlileri Ermeni saldırılarına maruz kalmıştır.

Bu yazı 41 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/