Emile Zola Kimdir?

Paylaş
 

Emile Zola Kimdir?

1840 yılında doğmuş olan Zola. romanlarında esas olarak Fransa’nın “ikinci imparatorluk” olarak adlandırılan döneminin özel yaşamını yansıtmıştır. Özellikle Stendhal ve Balzac’ın romanlarından belli ölçülerde esinlendiğini saklamayan Zola’nın yine de bu yazarlara eleştirel bir yaklaşımı vardı. Ona göre, bu yazarlar “büyük sanat” uğruna, aslında gerçek yaşamda pek raslanmayacak olağanüstü karakterlere yer vererek gerçekçilikten uzaklaşmışlardı. Zola’nın düşüncesine göre ise gerçeği olduğu gibi yansıtmak gerekirdi. “Doğalcılık” olarak adlandırdığı bu yöntemle Zola abartmalardan ve süslü püslü deyişlerden kaçınmaya özen gösteriyor, bir “kahraman” yaratmamaya yani kendi deyişiyle “aşırı biçimde büyültülmüş karakterler”, “devleştirilmiş kuklalar” resmederek aslında ona göre romanın düzeyini düşürücü kolaycılıklardan uzak durmaya dikkat ediyordu. Kendi eserlerinde “bütün başlar aynı düzeye indirilmişti.”

Zola’nn yaşadığı donemde doğa bilimlerinde büyük bir atılım kaydedilmekteydi. Zola da edebiyatta bilimden yararlanmak amacındaydı. Özellikle soyaçekim konusundaki kuramlardan etkilenerek yapıtlarında işlendiği tiplerin çoğunda soydan gelme özellikleri bilinçle vurgulardı .Ne var ki Zola toplumsal belirlenmenin önemini azımsamaktaydı. Romanlarında toplumsal olaylar konu edilmekle birlikte sözgelimi toplumsal bakımdan hastalıklı bir kişilik sanki salt ruhsal bir olguymuş gibi sunulabilıyordu. .Doğalcı yöntemin bir başka engeli de yaşamı olanca zenginliği, olanca çelişkileri içinde yansıtmaya elvermemesiydi. Yöntem gereği hep ortalamanın aranması, en sıradanın düzeyinde kalınması ve gerçekçilik adına renklilikten kaçınılması ister istemez tekdüze, silik, soğuk bir tablo çıkarırdı ortaya. Bunun da gerçeği olduğu gibi yansıttığı söylenemezdi.

Buna karşılık Zola, birçok yapıtında kendi yönteminden uzaklaşarak doğalcılığın basmakalıplığını renkli bir üslupla aşmayı başarmıştır. Bu yönüyle de Flaubert ve özellikle Victor Hugo’ya yakın olmuştur. Fakat Balzac’ın etkisi hiç geçmemiştir. O kadar ki Balzac’ın birçok romandan oluşan “İnsanlık Komedisini örnek alarak bir dizi roman yazmıştır. “İkinci İmparatorluk Devrinde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi, Rougon Macquart‘lar” genel adını verdiği dizi yirmi kitaptan oluşmaktaydı. Aralarında belli bir bağ olmakla birlikte her bir kitap tek başına da okunabilecek bir bütünlüğe sahipti. Bu diziden özellikle “Germinai Meyhane”. “Toprak” ‘Hayvanlaşan İnsan ve “Bozgun” başlıklarını taşıyan romanlar toplumcu edebiyatın parlak ürünleri arasında yer almışlardır.

Zola siyasal düşünceleri bakımından toplumcu bir yazardı. Gerçi toplumculu^ bilimselden çok duygusaldı ve giderek mesihçi bir özellik almıştı. Dört İncil”. “Emek”,

“Hakikat” ve Adalet” gibi son yıllarının yapıtları böyleydi. Haksız yere casuslukla suçlanan ve mahkûm edilen Yahudi yüzbaşı Alfred Dreyfus’ün savunmasını üstlenmesinde de bu itkilerin rol oynadığı söylenebilir.

Ancak yapıtlarnn bütünü göz önüne alındığında esas ağırlığın kendisinin “doğalcılık” adını verdiği bir yaklaşımla kaleme alınmış romanlarında olduğu gözlemlenebilir. Romancı olarak bir Balzac yahut Tolstoy düzeyinde olmasa da günümüzde de Zola geniş bir okuyucu kitlesi tarafından zevkle okunan bir yazardır ama doğalcılık kendisiyle birlikte bitmiştir.

O dönemde bütün heryer de sürüp gitmiş olan doğalcılık ile modern gerçekçilik arasındaki mücadele de aslında daha Zola’nın sağlığında bile modern gerçekçi akımın üstünlüğü altına girmişti. Bu süreç Zola’nın ölümünden sonra daha da kanıtlanmıştır. Doğalcı akımı bir süre daha sürdürmek isteyen yazarlar çıkmışsa da bunlar ne yazar olarak Zola’nın düzeyine erişebilmişler, ne de modernistler karşısında uzunboylu tutunabilmişlerdir. Doğalcılık akımı doğal bir ölümle sanat dünyasından çekilmiştir.

. Fransız romancılarından Emile Zola 29 Eylül 1902’de öldüğünde birçok kimsenin kafasında soru işaretleri belirmişti: doğal bir ölüm müydü bu, yoksa bir cinayetmi işlenmişti? Gerçekten de Zola’nın ölümü biraz garip bir biçimde olmuştu: sobadan çıkan dumanlardan zehirlenerek can vermişti. Aslında bir başkasında olsa belki kuşku uyandrmayacak bir ölümün Zola’nın başına gelince birtakım spekülasyonlara yol açması nedensiz değildi. Zola yapıtlarıyla bazı çıkar çevrelerinin tepkisini çekmiş olmasnın da ötesinde ölümünden iki üç yıl önce Dreyfus Davası” adıyla tarihe geçen bir adli hatanın, haksızlığın karşısına dikilerek özellikle Fransız ordusunun, bazı hükümet üyelerinin ve genel olarak aşırı sağcıların şimşeklerini üzerine çekmişti Ama kuşkusuz Zola’nın bir yazar olarak önemi de gösterilen ilgiyi haklı kılıyordu.

http://bilelimmi.com/tugrul-bey/

http://bilelimmi.com/steinbeck-kimdir/

http://bilelimmi.com/stalin-kimdir/

Bu yazı 36 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/