EDEBİYAT NEDİR?

Paylaş
 

EDEBİYAT NEDİR?

«Edebiyat» sözünden ne anlaşılmalıdır? Sanatlar içinde edebiyatın yeri ve önemi nedir?

  • En yalın ve kısa tanımla, «edebiyat, duygu ve düşüncelerin, insan ve toplum yaşantısının, söz ve yazıyla, etkili biçimlerde anla­tımını amaç edinen bir sanat türüdür» denebilir.
  • Sosyal bilimlerle felsefe ve sanat konularında tek ve kesin tanımlar yoktur; bu konularda öznel görüşlerle, çeşitli açılardan de­ğişik teoriler ileri sürülmüştür. Pek de gerekli olmayan bu tanımlar, en çok öğretimde kolaylık ve birlik sağlamaya yarar.
  • Belirleyici ve kısa olmaları istenen tanımları kesinleştirdikçe kendiliğinden doğacak bazı yanılgıları göze almak gerekir. Çünkü öz­deyiş niteliği kazanan her kısa ve yoğun tanımda, terim değerine ulaşan kelime ve kavramlar kullanma zorunluğu vardır; onun için de önce bu gibi kelimelerin anlamları üzerinde birleşmek gerekir. Yukardaki edebiyat tanımında da açıklanması gerekecek anahtar söz, sanat güzel sanat’tır.
  • Biyoloji açısından bir hayvan olan insan, türsel gelişiminin son aşamasında araçlar yaparak gücünü arttırır, dili yaratarak top­lumsal yaşamını sağlar. Doğa yasalarını dileğine uygun biçimde kul­lanmayı bilmek hayatı kolaylaştırır; doğa güçlerini çıkarına göre yö­netmek isteği de ilkel büyü, sihir ve din törenlerini gerektirir. Sanatın varlığını açıklamaya çalışan çeşitli görüşlerin (içgüdü teorisi, ortak emek teorisi, çıkarsız hareketler ve oyun teorisi…) birleştiği nokta, bütün sanat ürünlerinin (şiir, müzik, dans, tiyatro, resim, heykel…) başlangıcında toplumsal bir kaynaktan doğan din duygusuyla sihir ve büyü törenlerinin varlığıdır.

 

  • Amacı hayatı kolaylaştırmak olan zenaatların yan ıs ıra amacı hayatı güzelleştirmeye yönelen sanat uğraşına en eski insan toplum- larında bile Taşlanmaktadır. Sesle, sözle, hareketle, renkle, şekille… «hoşa giden biçimler yaratmak çabası» diye özetliyeceğimiz sanat çalışmasiyle insan, türüne özgü güzellik arayışını karşılamış olur. Şüphesiz sanat ihtiyacı, içgüdüleriyle yaşayan hayvanlardan zekâ ve dil yanıyla ayrılan insan türünün, kuşaktan kuşağa geçirdiği uygar­lık birikimiyle, doğaya karşı zaferler kazanarak yaşamasına kolay­lıklar bulduğu aşamada doğmuş olacaktır. Bugün de böyledir bu; maddece yoksunluk içinde bulunan kişilerin sanat ihtiyaçlarından ön plânda söz edilemez. Bu ilke ile uygarlığın en çok geliştiği, insan hayatının en çok rahatlaşıp kolaylaştığı çağ ve toplumlarda sanatın o oranda gelişme olanakları bulacağı yargısına varılır.
  • Sanatın güzellik kavramiyle ilgili olduğu, güzellik kaynakla­rının doğurduğu bir duygu ve coşkudan yola çıktığı bellidir. Ancak uygarlığın çeşitli aşamalarında güzellik kavramiyle ölçüsünün çağdan çağa, toplumdan topluma değiştiği, bundan ötürü sanat üslûplariyle değerlerinin sürekli bir oluşum içinde göründüğü de açıktır. Bu yüz­den çeşitli estetik teorileri doğmuş; sanat tarihçileri, sanatın tek bir güzellik ülküsünün anlatımı olmadığını ispatlayan değişik sanat ürün­leriyle karşılaşmışlardır.

0 İlkel sanat eserleriyle genel anlamda Doğu sanatının, Bizans sanatının, eski Yunan beğenisine dayanarak gelişen Roma Röne­sans – Batı sanatının güzellik ölçüleri ve ülküleri birbirine benzemez. Bundan ötürü içindeki güzellik eğilimini her alanda «hoşa giden bi­çimler yaratarak» karşılamaya çalışan insan (sanatçı), yaşadığı doğa ve toplum çevresiyle kendisini koşullandıran daha önceki sanat ürün­lerinin etkisinde demektir. Dış dünyayı algılayarak, izlenimlerini her alanda güzellikler yaratıp anlatırken (ifade ederken) hem çevresini hem kendisini ortaya koymuş olur sanatçı. Böylece her sanat eserin­de toplumsal ve bireysel değer, ayırt edilmez bir kaynaşma halinde birlikte bulunur.

  • Kullandıkları aracın evrenselliği açısından en yaygın ve et­kili sanat herhalde müzik olmalıdır. Bir dilden bir dile çevrilme ge­reğini duymadan -ve kolaylıkla çoğaltılıp tekrarlanarak- yalnız mü­zik, olduğu gibi bütün insanlığa birden seslenebilir. Oysa bir resmin, bir heykelin, bir yapının -sanat değerini yitirmeden- çoğaltılmasının, herkese ulaşabilmesinin yolu yoktur; bunun için de etkileri ve yayıl­ma güçleri o oranda eksik kalır.
  • Müzikten sonra en etkili ve yaygın sanat kuşkusuz edebiyat­tır. Gerçi bir toplumun özel diliyle yaratıldığı ve herşeyden önce onun

 

duygu ve düşüncelerini ilettiği için daha doğarken ulusal bir kimlik taşır. Ama edebiyat eserleri, bir dilden ötekine değerini yitirmeden çevrilebilir, çoğaltılabilir, ulusallığı oranında evrensel bir nitelik ta­şıyarak, teknik araçların gelişip ucuzlamasiyle, her insana kendi kö­şesinde erişebilir. Müziğin; sezgiye, duygulanmaya, esinlenmeye da­yanan etkisi yanında edebiyat eserleri düşünce, inanç ve ülkülere daha anlaşılır bir seslenme ile ulaşır. Böylece edebiyatçı -edebiyat sanatçısı (şiir, hikâye, roman, tiyatro, fikir eserleri… yazarları) doğa ve topulm içindeki yaşantısının – bireysel ve toplumsal – izlenimlerini söz ve yazının en etkili ve güzel biçimleriyle anlatırken toplumları ve kişileri yetiştirip yönetmek gücüne en çok ulaşan sanatçı olur.

  • Sanatın amacı, sanat ürünleri yoluyla toplumsal hayatta duy­gu ve düşünce, beğeni ve inanç, ülkü ve coşku birliği yaratarak top­lumu ortak ölçülerde kaynaştırmaktır. Sanatçının öncülüğündeki bu toplumsal anlatıma, bireyler kendi kültür ve beğeni ölçüleri oranında katılarak ortak sevgilerde birleşirler. Daha İyi, daha güzel, daha doğ­ru bir hayat ve insanlık ülküsünün paylaşılmasında sanat ve özellikle edebiyat en büyük sözcülük görevindedir. Çünkü öteki sanatların çoğu gibi soyut öğelerle değil, toplumun duygu ve düşünce hayatının or­tak ve ulusal «dil»i ile ortaya çıkan edebiyat, en güçlü akımların yaratıcısı olur.
  • Bir toplumun uygarlık düzeyi, tarih boyunca yarattığı top­lum kurumlarının değer toplamiyle ölçülür. Din, hukuk, aile, ahlâk, devlet, bilim, teknik, sanat ve kültür kurumlan, âdetler, gelenekler… gibi bir toplumsal değer olan dil ve edebiyat ta, doğduğu çağın ve ulusun uygarlık üstünlüğünü belirlemeye yarar.
  • Bir ulusun dil ve edebiyatı; onun duygu, düşünce, bilgi, gör­gü, beğeni ve kültür düzeyini gösteren canlı belgelerle, sanat değeri taşıyan edebî eserlerin toplamiyle ölçülür. Bunun için tarih yöntemiyle çalışan Edebiyat tarihi, gelmiş geçmiş büyük eserleri ve yazarlarını inceler; onları kendi zamanları, kendi toplumsal çevreleri, kendi kişi­sel özellikleri içinde nesnel ölçülerle değerlendirmeye çalışır. Ede­biyat tarihinin bulduğu sonuçlar, uygarlık tarihinin en güvenilir daya­naklarından biri olur.
Bu yazı 61 kere okundu.
Etiketler:
EDEBİYAT NEDİR?
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Bunlar da ilginizi çekebilir

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/