Dilimizdeki edebiyat sözünün kaynağı nedir? 

Paylaş
 

Dilimizdeki edebiyat sözünün kaynağı nedir?

# Edebiyat kelimesi, Tanzimattan bu yana, aşağı yukarı yüz yıldır kullanılmaktadır. Eskiden ya kısaca «şiir ve inşa» denerek nazım ve nesir belirtilir; ya belâgat, ilm-i belâgat sözü kullanı­lırdı. Belâgatçilere göre ilm-i edeb: Doğru, etkili, güzel söyleme ve yazma kurallarını öğreten bilgi idi. Edeb sözünün Arapça kök anlamı ise ahlâk iyiliği, terbiye, incelik, görgü, usluluk… (Kelimenin kök an­lamı, yazarlarımızda, edebiyatın da aynı amaca hizmet etmesi ilke­sini yaratmış; örneğin Şinasi bir tartışmada edebiyatı, «İnsanlara ter­biye ve ahlâk öğreten fen ve marifet» diye tanımlamıştır. Bütün sa­natların özünde insanı, duygu, düşünce, bilgi, görgü, sezgi, anlayış, sevgi… bakımından daha iyi, daha ergin bir kişiliğe götürme gücü oi- duğu düşünülürse bu yorum yadırganmamalıdır.)

# Eski anlayışın ölçülerini belirtme bakımından şu özel kulla­nımlara dikkat edebiliriz. Edeb-i kelâm: Söz inceliği, ayıp ve çirkin sayılan şeyleri daha dolaylı ve ince şekilde anlatma yolu. Edeb-âmuz; terbiye öğretici, mürebbi, muallim-Edeb-hane: Ayakyolu, aptesane: (19. yüzyıl içinde belâgat anlayışı ile yeni edebiyat ölçüsü birlikte yaşamış, bu konuda yazılan eserler doğu-batı kaynaklarını ilke sayan iki ayrı gö­rüşü belirtmiştir. Ahmet Cevdet Paşa – Belâgat-i Osmaniye, 1881 – Re- caizade Ekrem – Talim-i Edebiyat, 1879.)

  • Edîb kelimesi hem edepli, terbiyeli, zarif, nazik kişi anlamında, hem edebiyatla uğraşan sanatçı, edebiyatçı, yazar karşılığında kullanıl­mış; doğal bir çağrışımla edebiyat eserlerinin de ahlâka, terbiyeye, in­celiğe hizmet etmesi beklenmiştir. Bu açıdan gerçekçi yazarların eser­leri, edebiyatı eski anlayışla yorumlayanlarca gereksiz, çirkin, kaba ve rahatsız edici bulunmuş; bizim edebitımızda gerçekçilik zor alışılan bir akım olmuştur.
  • Sanat değeri taşıyan dil (söz ve yazı) ürünleri, edebî eserler­dir. Edebî sıfatı, hem edebiyatla ilgili bulunmayı, hem edebiyat sanatı­nın ürünü olmayı niteler. Bu anlamda edebiyat sözü Tanzimattan sonra yüz yıl içinde şu anlamlarda kullanılacak şekilde genişlemiş olur:
  1. Söz ve yazıyla (dille) güzel sanat eserleri yaratma yolu (Edebiyat sanatı) B) Sanat değeri taşıyan bütün sözlü ve yazılı ürünler (Edebiyat Tarihi) C) Söz ve yazı sanatının yol, yöntem, araç ve kurallarının tümü (Edebiyat Tekniği) D) Sözlü ve yazılı edebî eserlere dayanarak (metin­ler) edebiyat sanatının bilgi ve kurallarını öğreten, bu yolla belli bir dil kültürü ve sanat beğenisi kaazndırmaya çalışan ders (Edebiyat dersi).

# Edebiyat sözünün halk içinde yerleşmiş ters bir anlamını da hatırlamalıyız. «Edebiyat yapmak», bir konu üzerinde gereksiz ve boş sözler söylemek, düşünceleri yalın ve duru anlatmayıp süslü ve gös­terişçi yollara sapmak anlamında küçümsenen bir davranış olarak nite­lenmiştir. Burada halkın sağduyusunun; sanatçıların yanlış eğilimlerini, hayat gerçeklerinden uzaklaşmış bencil yönsemelerini, halk dilinden ve beğenisinden uzak düşmüş süs ve gösteriş hatalarını yargılayan bir tutum görüyoruz. Bilindiği gibi yüzyıllarca söz ve yazı sanalının asıl amaçlarını unutarak, özden çok biçimle uğraşan gelenekçi ve kalıpçı bir edebiyat anlayışı yakın zamana kadar sürmüş, belâgatçiler konu­larını alabildiğine genişleterek sayısız ayrıntıda kurallar ve ilkeler ya­ratmışlardır. Servet-i Fünun topluluğunun abes – muktebes kelimeleri­nin uyaklı (kafiyeli) sayılıp sayılmayacağı konusundaki bir tartışmadan doğduğunu hatırlayabiliriz. Bu gelenek titizliği, ancak kısa bir süre önce yıkılmış, sanatçının bağımsız beğenisi ve gerçekçilik tutumu öne geçmiştir. Dilimizin sadeleşmesi yanısıra edebiyatçıların konularını ha­yat gerçeklerinden alma ilkesi yerleşince, bazı yazarların “Asıl edebi­yat, edebiyatsızlıktır» diye formülleştirdikleri bir yöntem doğmuş olur. Bu; süslemeden çok yalınlığa değer vermek, özle biçimi uyumlu bile­şimlerde değerlendirmek, azınlığa değil çoğunluğa yönelmek… bu yolla açık, sağlıklı, bağımsız bir sanatçı özgürlüğünün verimlerine ulaşmak anlamına gelir. Şimdi artık kimse «edebiyat yapmak» özentisinde de­ğildir.

Bu yazı 89 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler