ÇOCUK TERBİYESİ

Paylaş
 

ÇOCUK TERBİYESİ

Çocuğun iyi yetenek (kabili­yet, istidat) ve eğilimlerini geliştirme ve kötülerini silme işi. Terbiye, sistemli olarak çocuğu etkileme ve iyi alışkanlık­lar vermekle mümkündür. Etki­leme ve iyi alışkanlıklarının verilmesine ne kadar erken başla­nırsa sonuç o kadar mükemmel olur.

Terbiye konuşmakla değil icraatla, yani fiiliyatla olmalıdır. Diğer taraftan yetenek ve eği­limleri geliştirirken yani çocuğa şahıs terbiyesi verilirken, aynı zamanda çocuğun sosyal eğilim­lerini de geliştirmek gerekir. Yani terbiye sosyal bir yönde olmalı­dır. Böylecc çocuk bencil olmak­tan kurtulur. Kazandığı niteliklerle cemiyete faydalı bir fert olur. Sosyal olarak yetiştirilme­yen çocukların nitelikleri ne olursa olsun, kendilerini cemi­yete ve cemiyet kurallarına uydu­ramazlar. Her zaman her yerde şahsi çıkarlarına bakarlar. Hatta bu bazen o kadar ileri gider ki, menfaatleri için her şeyi yapabilir­ler, topluma karşı gelirler, örf. âdet ve kanun tanımazlar.

Bilindiği gibi insanı insan yapan dört özellik vardır.

  1. Zekâ ve fikir,
  2. Ruh,
  3. İrade,
  4. Konuşma,

Bu özelliklerin de sosyal bir yönde ayrıca geliştirilmesi ve ter­biyesi gerekir. Çocuk terbiyesi­nin esasını insandaki bu dört unsurun terbiyesi teşkil eder.

1) Zekâ ve fi­kir terbiyesi: Ço­cuğun müşahede kabili.Nctmin ge­liştirilmesi. zekâ ve fikir terbiyesi­nin esasını teşkil eder. Meselâ yo- cılklar umumi­yetle ilk gördük­leri eşyayı tetkik etme, yoklama, kurcalama vcva daima sorular sorarak öğrenme hevesi isidirler.

Çocuk terbiye verme.

Onun için çocuklara daima iyi ve güzel şeyler gösterilmeli ve soru­ları doğru olarak cevaplandır­malıdır. Böylece çocuğun hem düşünme ve hem de karar verme yetenekleri (kabiliyetleri) gelişir, yeni yeni bilgi ve görgü sahibi olmaya başlarlar.

2- Ruh terbiyesi: Bazı çocuklar ruhen çok hasas olurlar. Her şey­den alınıp kırılırlar. Hayâta çabuk küserler. Böyle çocuklara çok dikkatli bir şekilde (acı da olsa) gerçekleri görmesini ve tahammül edebilmesini, fedâkâr­lığı, merhametli, şefkatli olmayı öğretmek lâzımdır.

Ruhen hassas olmayan, yani katı ruhlu çocuklar ise daha faz­la alâka, sevgi, şelkat göstere­rek, duygulanacak, ibret-ders alı­nacak hadiseler anlatarak, örnekler vererek ruhen hassaslaş­tırılmalı, olgunlaştırılmalıdır.

3) İrade terbiyesi: İrade terbi­yesinden gaye, iradesi güçlü şah­siyet yetiştirmektir. Kendi kendine (nefsine) mücahede, yani şahsi arzu ve ihtiyaçlara gem vurabilmesini veya yok ede­bilmesini öğretmek, nefsine hakim bir şahsiyet yetiştirmek, irade terbiyesinin esasanı teşkil eder. Tabiî olarak çocukların bir kısmında irade zayıf, bir kıs­mında kuvvetli olur. Zayıf iradeli çocukları lüzumundan fazla ita­ate zorlamak doğru değildir. Böyle çocukları biraz serbest bırakmalı ve kendine olan güve­nini artırmaya çalışmalıdır. iradesi kuvvetli çocuklarda ise terbiye biraz sert olmalıdır. Fakat sen bir terbiye ile barebar sevgi, şefkat ve anlayış gösteril­mesi de şarttır.

İrade terbiye edilirken, çocu­ğun inat dönemlerinden istifade edilmelidir. Çocuklar 3-4 yaş arası ve bülûğ çağında inatçı olurlar. Bu dönemler irade terbi­yesi için müsait zamanlardır.

4) Konuşma Terbiyesi: Normal olarak çocuklar 1,5 yaşından sonra az çok konuşmaya başlar­lar. İki yaşını bitirdiği halde konuşmayan çocuklarda zekâca bir gerilik düşünülürse de, tek başına konuşamama zekâ gerili­ğinin kati delili sayılamaz.

Konuşma öğrenimine yardım edilen çocuk, daha çabuk konuş­tuğu gibi, yardım edilmeyen çocuktan daha fazla kelime bilir.

Çocuklar konuşmaya başla­dıkları andan itibaren öğretilen her kelime doğru olmalı ve çocuk tarafından doğru telâffuz edil­meli, normal lehçe kullanılmalı, ayrıca kelimeleri yerinde ve zamanında kullanması da Öğretilmelidir.

Büyüklerine karşı saygıyı, hi­tap etmesini o celebini gnetme­sini bellet indi­dir.

Çocuk terbi­yesinde. anne ve baba en başta ol­mak üzere, bü­tün aile efradı­nın. mürebbi ye­nin, öğretmeni­nin rolü inkâr edilemez . Ancak    annenin yerini hiç­bir kimse tutamaz. Fakat anne sevgi ve şefkati dolayısıyle, çocu­ğunun yalnız iyi taraflarını değil, noksan ve kötü taraflarını da görmesini bilmelidir. Öyle yetiş­tirmeli ki, kendine olan güven duygusunun tek başına hareket etme ve karar verme yeteneğinin gelişmesine yardımı olsun.

Anne ve baba çocuk için tam bir örnek olmalıdır. Çocuğun yanında büyükler çok titiz dav­ranmalı, konuşma vc hareketle­rine son derece dikkat etmelidir. Hele konuşmaları ile hareketleri aslâ çelişmemelidir. Çocuk büyü­dükçe evdeki büyüklerin birbirle- rinc saygı ve sevgi ile davrandıklarını görerek kendisi de aynı şeyi yapacak, söylemesi istenen nezâket sözlerini ise, ancak ailesinden duya duya öğrenecektir.

Diğer taraftan anne-baba tam bir fikir ve görüş birliğinde olmalıdır. Yani anne ve babadan biri sert davrandığı zaman diğeri şefkat göstermemeli, biri tarafın­dan verilen ceza, diğeri tarafın­dan affolunmamalıdır. Bilinme­lidir ki, yerinde ve haklı olarak verilen ceza, çocuğun sevgisini hiç bir zaman azaltmaz. Bilakis ciddi ve yerinde ceza veren anne- baba, körü körüne sevgi göste­ren, her şeye göz yuman anne ve babadan daha çok sevilir, sayılır. Demckki, çocuk terbiyesinde sevgi, şefkat ve bağlılık mühim olmakla beraber, ciddiyet ve geçici sertlik de çok önemli birer faktördür.

 

Çocuğa iyi bir terbiye verebil­mek için, anne-baba ve diğer aile fertlerinin bütün terbiye prensip­lerini tam uygulamasıyla bera­ber, aile hayatının düzenli ve anne-babanın iyi geçimli olması da şarttır. Anne baba geçimsiz­liği, hele ayrılırı kadar çocuk ruhunda fırtınalar koparan bir olay yok gibidir.

Unutulmamalıdır ki, çocuk­lar anne babayı ideal birer insan olarak görürler. Onlar gibi olmak ve onlar gibi hareket etmek ister­ler. Huy ve alışkanlıklarını çabuk kaparlar. Onun için çocuk dün­yaya geldikten sonra, anne ve baba bütün yönleriyle olduklarından daha iyi olmak mecburiyetindedirler.

Kardeşi olmayan çocukların terbiyesi daha zor ve hatta bir problem olabilir. Halbuki bir kaç çocuğun terbiyesi daha kolaydır. Her çocuk kendiliğinuen itaat etmesini ve uysallığı öğrenil. Kardeşinin de istekleri olabi­leceğini ve onları da anne-baba sevgisine enaz kendisi kadar ihti­yacı olduğunu anlar. Daha doğ­rusu herşeyini kardeşleriyle paylaşmasını bilir. Böylece karşı­lıklı sevgi ve hürmeti erkenden öğrenerek daha medeni yetişir.Ancak anne ve babanın, her çocu­ğuna aynı sevgi ve bağlılığı gös­termesi şarttır.

İyi bir terbiye verebilmek ve cemiyete faydalı bir fert yetiştir­mek için para ve servete ihtiyaç yoktur. Hatta zenginlik ve lüks hayat, çok zaman çocuğun fena yetişmesine sebep olabilir. Çünkü acı da olsa gerçektir ki, varlık içindeki bazı anne- babalar, kendi zevk ve eğlence­sini düşünerek, çocuklarını ihmâl ederler. Halbuki anne- babanın bu ihmalleri çocuk ruhunda fırtınalar koparabilir ve bu fırtınaların çocuğu nereye sürükliyeceği belli olmaz. Diğer taraftan, zenginlik, ve hudutsuz imkânlar, çocuğu kötü yollara düşürebilir.

Müşahede ve tecrübelere göre, yokluk içerisinde büyüme­sine rağmen iyi terbiye alan çocuk, daha fazla insan sevgi­siyle yetişmekte ve cemiyete daha faydalı olmaktadır. Fakat bu, “ailelerin çocukları daha iyi yetiş­tirmesi için fakirlik şarttır“ mânâ­sına alınmamalıdır; ama aile varlıklı olsa bile, bu varlık çocukta şuurlaştınlmamalı ve çocuk aile servetine güvenmeden yetiştirilmelidir.

Garb müellifleri çocuk terbi­yesinde din, ceza ve mükafat, oyun ve oyuncaklar, okul gibi faktörlerden bahsederler.

Çocuk terbiyesi, eğitimciler kadar dinlerin de belli başlı mev- zularındandır. Hayatı, dünya ve ahiret olmak üzere iki büyük saf­hada, İkincisini birincinin devamı olarak takdim eden İslâm dini, bir insanın ömrünü de doğum öncesinden başlayarak çocuk­luk, erginlik, yetişkinlik, olgun­luk ve yaşlılık olarak safha safha, fakat birbirine olan zincir halka­ları şeklinde bütün olarak ele alır. Bu arada çocuk terbiyesinin esasın da modern pedagogların uzun araştırmalar sonucu elde ettikleri umdeleri de içine almış bir halde, mükemmel bir sistem şeklinde tesbit etmiştir. İslâm dini­nin çocuk terbiyesi ile ilgili hükümleri incelendiğinde, garp müelliflerinin saydığı faktörlerin asırlardır var olduğu görülür.

1- Din: Pedagoji, yani çocuk terbiyesi İslâm dininde çok kıy­metli bir ilimdir. İslâm dininde çocuk terbiyesinden maksat; çocuğun Allahü teâlâ’nm razı olduğu, kulların beğendiği, dev­letine, vatanına, milletine, aile­sine, cemivete ve insanlığa faydalı bir insan olarak yetişme­sidir. Bunlann hâsıl olması için çocuk, çeşitli güzel vasıflara sahip kılınmalıdır. İslâm âlimleri­nin büyüklerinden olan lmam-ı Gazali hazretleri çocuk terbiyesi hakkında eserlerinde şunları yaz­maktadır; “Evlât, ana, baba elinde bir emanettir, büyük bir nimettir. Nimetin kıymeti bilinmezse elden gider. Çocukların temiz kalbleri, kıymetli bir cev­her gibidir. Mum gibi her şekli alabilir. Küçük iken hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hasıl olur.”

Çocuklara imân, Kur’ân-ı Kerîm ve Allahü teâlâ’nın emir­leri öğretilir ve yapmağa alıştırı­lırsa, din ve dünya saâdetine ererler. Bu saâdete anaları, baba­ları ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar Öğretilmez ve alıştı­rılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenalığın günâhı ana, baba ve hocalarına da veri­lir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’ de meâlen (Kendinizi ve evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz) buyuruyor. Bir baba­nın, evlâdını cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden koru­masından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da imânı, farzları ve haramlan öğretmekle ve ibâdete alıştır­makla ve dinsiz» ahlâksız arka­daşlardan korumakla olur. Bütün dinsizliklerin ve fenâlıkların başı, fenâ arkadaşdır. Pey­gamberimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” (Bütün çocuklar müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyaya gelir. Bunlan sonra anaları babaları hıristiyan, yahûdi ve dinsiz yapar) buyurmuşlardır. Ana baba, evvelâ evlâdının hakiki istikbâlini, sonsuz saâdete kavuşmasını düşünmelidir. Dinin esaslarını ona öğretmelidir.

Büyüklerin odasına gireceği zaman izin istemelidir. Çocukla­rın okumalarına, terbiyeli, bilgili yetişmelerine, ahlâk esaslarını ve edebleri öğrenmelerine gayret etmelidir.

 

Çocukta kökleşmesi ve kafa­sına iyice yerleştirilmesi gereken ilk ve temel inanç; her şeyin üstünde, her şeye muktedir, bütün iyilik ve güzelliklerle bera­ber her şeyin yaratıcısı bir Allah a ibadet etmeyi, hürmet etmeyi, sevmeyi en büyük vazife bilmesi­dir. Ayrıca Allah’ın ancak iyi, çalışkan ve dürüst kullarını sevdi­ğini, onun için karşılık bekleme­den daima iyilik yapması, yarattığı her şeyi, özellikle insan­ları sevmesi, usanmadan çalış­ması telkin edilmelidir. Eğer çocuk bu inançlara sahip olursa, dürüst, vicdanlı, iyi ahlâklı, cemi­yete faydalı bir kimse olmanın yolunu tutmuş demektir.

Ceza ve mükâfat: Çocuk terbiyesinde ceza ve mükâfat önemli bir faktör sayılırsa da, iyi ve ideâl anne-baba için başvurul­ması gereken bir terbiye vasıtası olmaması icab eder. Çünkü çocuk anne-babayı örnek tuta­rak büyüdüğünden, onları taklit etmekle, zaten terbiyeli büyüyor demektir. Bu usûl daha ziyade kötü yetişen ve problemleri olan çocuklarda uygulanır. Mamafih, küçük süt çocuklarında arzu edi­len veya edilmeyen bir hareketin­den sonra derhal yapılırsa faydalıdır. Çünkü çocuk ceza ve mükâfatın ne demek olduğunu öğrenir. İyi alışkanlıkları mükâ­fatla kökleştirilir. Kötü alışkan­lıkları ceza giderilebilir.

Bugünkü pedagojik esaslara göre dayak bir terbiye sayılma­maktadır. Oyun ve okul çağların­daki çocuklara yerinde ve zamanında aşırı olmamak şar­tıyla tatbik edilirse tesirli bir ceza ve terbiye vasıtasıdır.

Küçük süt çocuklarında ceza, anne-babanın sert mimik­leri ve onunla ilgilenmemesidir. Yani süt çocuklanna daha ağır ceza verilmemeli, bilhassa dayak atılmamalıdır.

Büyük çocuklara ceza, yaşına uygun olmalı ve çok dik­katle tatbik edilmelidir. Ceza kalb kinci olmamalı, kimsenin önünde yapılmamalı, cezadan sonra ilgilenmemeli, bilhassa sevilip öpülmemeli, araya şefa­atçi girmemeli, sözde kalmamalı yani derhal uygulanmalıdır.

Anlatıldığına göre, Sultan İkinci Murad’ın oğlu Fatih Sul­tan Mchmed Hân şehzadeliğinde Manisa’da vali idi. Babası bu şeh­zadenin yetişmesi için bir çok âlim gönderdiyse de, şehzade Mehmed yaratılış icabı zeki ve celâlli olduğundan, dersten kaçı­nır ve hiçbir muallim onu zabt edemezdi. Doğru dürüst eğitilemiyordu. Hatta Kur’ân-ı Kerimi bile hatm etmemişti. Sultan İkinci Murad heybetli ve hiddet­li bir muallim olan Molla Gürâni’yi bu vazifeye tayin etti ve emrini dinlemediğinde dövmesi için de bir sopa verdi. Hocaya; oğlu emrini dinlemediği zaman hem kendisini hem de şehzadeyi sopa ile korkutmasını ve kova­lamasını, dövmesini emretti. Molla Gürani elinde sopa ile derse girdi ve “Baban beni, seni yetiştirmek için gönderdi; emrime uymadığın takdirde seni bu sopayla dövmem için bana emir verdi“ dedi. Şehzade Meh­med Hân bu söze güldü. Bunun üzerine Molla Gürani hemen oracıkta onu döveceği sırada, babası da geldi. Babasını da kovaladı. Şehzâde korktu ve kısa zamanda Kur’an-ı Kerimi hatm etti ve nice ilimler öğrendi.

Mükâfat da, bir çocuk terbi­yesi vasıtası olabilir. Fakat daha çok dikkat isteyen bir husustur. Her şey dan önce çocuk iyice bil­meli ve inanmalıdır ki, dürüst, mert, çalışkan, fedâkar ve namuslu olmak, daha doğrusu iyi ahlâklı olmak üstünlük değil, insanların en tabii halidir. Ayrıca yine bümelidir ki, çalışmak, sorumlu olduğu bir işi yapmak, sınıf geçmek de, en tabii bir ödevdir.

Mükâfat ancak üstün bir başarıdan sonra verilmelidir. Yoksa her iyi, güzel hareketten, basit başarılardan sonra mükâ­fata alışmış ve karşılık bekleyen çocukta sorumluluk hissi belir­mez veya gelişmez, ayrıca menfeatçı kimse olur.

Bu yazı 120 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler