• DOLAR
    6,8223
    %0,16
  • EURO
    7,5691
    %0,29
  • ALTIN
    379,35
    %0,80
  • BIST
    8,4542
    %0,71
ÇİN UYGARLIĞI

ÇİN UYGARLIĞI

 Orta Asya’dan doğuya doğru göç edenler, Milattan 3000 yıl önce Kuzey Çin’de Sarı Irmak boylarına yerleşmişlerdir. Bunlar, yerli halkla’ savaşarak onları yönetimleri altına almışlar veya buralardan çe­kilmek zorunda bırakmışlardır.Orta AsyalIlar, Çin’de çiftçilik yapmışlar ve ileri bir uygarlık mey­dana getirmişlerdir. Son zamanlarda Kansu eyaletinde yapılan kazılarda bıçak, balta, çömlek ve nakışlı vazolar ele geçmiştir. Bu eserlerle Anav’da, Mezopo­tamya’da ve diğer Ön Asya memleketlerinde çıkan eserler arasında çok yakın bir benzerlik olduğu görülmüştür. Bu da bize Çin’de ilk uygar­lığın Mezopotamya’da olduğu gibi, Orta AsyalIlar tarafından geliştiril­diğini anlatmaktadır. Çin’in ilk devirleri hakkında birçok efsane ve hurafe vardır. Çin in esaslı bir şekilde bilinen tarihi ancak M.ö. XI. yüzyıldan itibaren başlar.

DEVLET ÖRGÜTÜ :

    Çin Devletini, birbiri arkasına işbaşına geçen sülâleler yö­netmişlerdir. İç karışıklıklar yüzünden zayıflayan bir sülâleyi yıkarak devleti eline geçiren yeni sülâlenin ilk imparatorları, feodal prenslere egemenliklerini kabul ettirmişler ve memleketin kalkınması için büyük bir çaba göstermişlerdir. Bunlar, halk üzerinde iyi bir etki bırakmış­lardır. Fakat daha sonraki imparatorlar, halktan uzaklaşarak saray­larında zevk ve eğlenceye daldıkları için devlet zayıflamış, prensler bağımsız olarak hareket etmeye başlamışlardır. Bu durumdan yararla­nan kuvvetli bir prens, devleti eline geçirmiş ve yeni bir sülâle kurmuş­tur. Çin’in siyasî tarihi bu şekilde devam edip gitmiştir.

Çin’de halk iki sınıfa ayrılmıştı. Bunlardan biri, her hakka sahip olan asiller, diğeri ise köylülerdi. Köylülerin hürriyeti yoktu ve asiller İçin çalışırlardı.

DİN :

   Eski zamanlarda Çinliler, en çok yer ve gök tanrılarına tap­ınışlardır. Halk arasında evin ocağı, iç ve dış kapıları kutsal sayılmış­tır. Çin’in büyük dinleri M.Ö. VI. ve V. yüzyıllarda yaşamış olan filo­zoflardan Lao-Çe ve Konfuçiyus’un prensiplerinden doğmuştur. Son­raları Veyi Sülâlesi zamanında Budha dini de yayılmıştır.

  Lao-Çe ve Tao dini: Kuzey Çin’in Hunan eyaletinde doğmuş olan Lao-Çe, Çin’in en eski din adamlarından biridir. İmparatorun sa­rayında kütüphane memurluğunda bulunmuş, bu sayede birçok eski ese­ri okumak fırsatını elde etmiştir. Coular sülâlesinin yıkılmaya yüz tut­ması ve memleketin karışıklık içinde bulunmasından üzülerek Çin’den ayrılmıştır.

Lao-Çe, Çin’de yayılan üç büyük dinden birinin kurucusu sayıl­maktadır. Kendisi daima insanlardan uzak kalmış, bir köşeye çekilerek yalnız bir hayat sürmüştür, ölümünden çok sonra, prensiplerinden bir din meydana çıkmıştır. Lao-Çe, «Tao-Te» adlı bir kitap yazmıştır. Tao-Te, fazilet yolu demektir. Bu kitapta insanları mutluluğa götürecek fa­zilet yolu gösterilmeye çalışılmaktadır. Lao-Çe’ye göre, kâinat bir yara­tıcının eseridir. O da Tao’dur. Tao, her şeyin anasıdır, her yerde bulu­nur, ölçülmez ve kavranmaz. Lao-Çe’ye göre, insana gerekli olan şey, alçakgönüllülük göstermek, fikirlerini başkalarına kabul ettirmeye ça­lışmamak. her şeyi hoş görmek, her hale kendini uydurmaktır. Fena­lığa karşı iyilikle karşılıkta bulunmak Lao-Çe’nin birinci düsturudur.

O der ki: «Bana iyilik edenlere ben de iyilik ederim. Bana iyilik etmeyenlere ben yine iyilik ederim. Bu suretle hareket edilirse, herkes iyi olur». «İnsan, aşın isteklerini uyandıran şeyler öğreneceğine, ken­dini dinlemeli, varlıktan sıyrılmalı ve bu sayede Tao yolunu bularak kendini kurtarmalıdır».

Lao-Çe’nin fikirleri sonraları başka şekilde anlaşılmış ve bu din bir sihirbazlık ve kehanet şeklini almıştır.

    Konfuçiyus: Konfuçiyus, Çin’in Coular zamanında yetişmiş ünlü filozof ve din adamlarından biridir. Asıl adı Kong-Çe’dir. Lao-Çe ile aynı devirde yaşamıştır. Asil bir ailedendir. Babası ve kendisi devlet hizmetinde önemli görevler yapmışlardır. Konfuçiyus, adalet ve ba­yındırlık bakanlıklarında da bulunmuş­tur. Çin’in karışıklık içinde bulunduğu bu zamanda Konfuçiyus, Lao-Çe gibi memleketten ayrılmamış, yeni bir ahlâk felsefesi ortaya atarak kötülüklerin önü­ne geçmeye çalışmıştır. Fakat sağlığın­da prensiplerini uygulamak imkânını bu­lamadan derin bir üzüntü içinde ölmüş­tür.

ölümünden iki kuşak sonra, namı her tarafa yayılmış, kurduğu okul millî ve dinî bir yenilik hareketinin merkezi ol­muştur. Konfuçiyus, eski gelenek ve ina­nışlar arasında önemli gördüklerini ken­di görüşleriyle birleştirerek, yeni bir ah­lâk felsefesi meydana getirmiştir. Ron- fuçiyus’un fikirleri tamamen hayatîdir.

Ona göre, bir dünya olduğu ve onun düzeni bulunduğunu bilmek yeterliydi.

Bu dünyayı kim yaratmış, nasıl yaratmış, bunların o kadar önemi yoktu.

Ahlâk hakkında şunlan söylemiştir: «Kabahatlerimizi örtmek, giz­lemek hüner değildir. Hüner, hiç kabahat işlememektir. İnsanların bana yapmalarını istemediğim şeyi başkalarına yapmam». «Bir şeyin iyi olduğunu görüp de onu yapmamak cesaret noksanlığıdır».

Siyasî ahlâka ait fikirlerini de şöyle açıklamıştır: «Her insan, ana ve babasına saygı göstermek ve sözlerini dinlemek zorundadır. Hüküm­dar, milletin babasıdır. Onun için saygı ve sevgiye lâyıktır. İmparator da semanın oğludur. O da babasının (yani, Tanrı’nın) rızasına göre memleketi yönetmek zorundadır. Halkı mutlu etmeye ve yetiştirmeye çalışmalıdır». «Milleti yönetenler, dürüst olmak gerektir. Yöneten kim­se dürüst ise, devleti kanunlar koymadan da yönetebilir; dürüst değilse saymayacağı kanunları yapması neye yarar?». «Büyüklerin fazileti rüz­gâra, küçüklerin fazileti otlara benzer, üstünden rüzgâr geçen otlar eğilir… Yönetimini fazilete dayayan devlet adamı, kutup yıldızına ben­zer; bütün yıldızlar onun önünden baş eğerek geçerler, o daima yerin­de durur».

Bu dinde rahip sınıfı yoktur. Herkes bildiği gibi tapınır. Konfu- çiyus’un Çin’de manevî nüfuzu büyüktür. Onun fikirleri Çin’i bir mil­let haline getirmeye yetmiştir.

SANAT:

    Çin sanat eserlerinde incelik, küçüklük ve güzellik onların başlıca özelliğini meydana getirir. İnce ve güzel mimarî stille yapılan binalar, birbiri içine girmiş çatılarla örtülmüştür. Bu çatılar, çadır şe­killerine benzemekte ve göçebelik devrinden kalma birer hatırayı sak­ladığı sanılmaktadır (bkz. Resim: 9). Evlerin1 içi ince ve zevkle özeni­lerek süslenmiştir, Çin sanatkârları maden, fildişi ve tunçtan minimini heykeller yapmışlar ve kumaşların üzerini işlemişlerdir. Çin’de kâğıt­çılık pek eskidir. İpekçilik ve porselencilikte büyük bir olgunluk ve iler­leme göstermişlerdir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM