ÇAĞRI BEY’İN ANADOLU SEFERİ

Paylaş
 

ÇAĞRI BEY’İN ANADOLU SEFERİ

Henüz Selçuklu devletinin kurulmasından önce, Selçuklu ailesi, Maveraünnehr’dc, Karahanlı ve Gazneli devletlerinin şiddetli takip ve baskılan altında, çok güç şartların yarattığı ümitsizlik içinde hayatlarını sürdürmekte idiler. İşte bu bakımdan Selçukluların yeni bir yurt arama ve edinme zorun­luluğu duydukları anlaşılıyor. Fakat bu yurt neresi olabilir­di? I. Balüm de genel çizelgeleriyle görüldüğü üzere, Türkis­tanlı Müslüman Türk gazilerinin küffar Bizans’a karşı uzun yıllar gazalar yapmış oldukları Anadolu ülkesi, bu vesileyle, Türk ellerinde bilinmekte idi. Bu itibarla Selçukluların da vaktiyle soydaşlarının Bizans’la mücadelelerde bulundukları Anadolu’ya ilerde yurt edinme amacıyla, bir keşif seferi yapılması kararını vermiş oldukları anlaşılıyor. Bu kararın uygulanması, yani keşif seferi görevi Tuğrul Bey’in kardeşi ve sultan Alparslan’ın babası Davud Çağrı Bey’e ve­rildi. Tuğrul Bey, Selçuklu ailesiyle birlikte aşılması çok zor, bu sebeple de savunması kolay olan uzak çöllere çeki­lirken Çağrı Bey, üç bin Türk atlısıyla Mavera ün nehr’den batı yönüne Anadolu’ya hareket etti. O, 1015 yılında, Gazne- lilerin yönetiminde bulunan Horasan’ı, daha önceleri buraya yerleşmiş olan ve kendisine katılan Türkmenlerle, bura valisi Arslan Câzib’in takibine rağmen, âdeta bir yıldırım hızıyla geçip Acem Irakı’n a (Zağanos dağlarının doğu bölgesi) girmeyi başardı. Çağrı Bev’in bu harekâtını haber alan ve bu sıralarda Hindistan’da fetihler yapmakta olan Gazne sultanı Mahmud, Çağrı Bey’in geçişine engel olamaması sebebiyle, Arslan Cazib’e soııderecede kızarak onu şiddetle azarladı. Çağrı Bey, burada pek fazla durmayarak Azerbey- can yoluyla Doğu – Anadolu topraklarına girdi. Fakat daha önceki yıllarda, Doğu-Anadolu ve Azerbaycan’da bulunan küçük Ermeni ve Gürcü prenslikleri, birbirleriyle sürekli çatışmalarda bulundukları gibi, bu bölgelerdeki Müslüman beyliklerle de işbirliği ve ittifak yapmaları sebebiyle, vasal statülerine rağmen, Bizans’la ciddi bir anlaşmazlık içinde bulunuyorlardı. Bunu fırsat bilen Bizans imparatoru II. Basil (Basileios), büyük bir orduyla harekete geçerek hazan savaş, hazan da anlaşmalar yoluyla, Ermeni ve Gürcü prensliklerini, yönetim bakımından doğrudan doğruya Bi­zans’a bağladı ve hattâ Van Gölü havzasında oturan 40 bin Ermeniyi, Bizans’ın geleneksel siyaseti uyarınca Orta – Ana­dolu’ya zorla göç ettirerek özellikle Sivas ve Kayseri, kent ve yörelerine yerleştirdi. İşte bu bakımdan Azerbaycan ve Doğu – Anadolu’da vasal da olsa, artık ne Ermeni, ne de Gürcü prens­likleri mevcut değildi; ancak bunların prensleri, Bizans yöneti­ci ve kumandanları olarak görev yapmakta idiler. Çağrı Bey, kumandasındaki kuvvetlerle artık doğrudan doğruya Bizans yönetiminde bulunan Doğu – Anadolu sınırlarını aşıp Van yönetiminde bulunan Doğu – Anadolu sınırlarını aşıp Van Gölü havzasına girdi. İlk olarak Anadolu’ya giren, özellikle Ermeni kaynaklarında belirtildiği üzere, “Mızrak, ok ve yaydan oluşan silâhları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgâr gibi uçan Türk atlıları” karşısında Bizans komu­tanı Sen ekeri m’in gönderdiği kuvvetler, “Yağmur gibi atı­lan oklar” karşısında kesin bir yenilgiye uğradılar. Bunun sonucunda, bazı kaleler dışında Van Gölü bölgesinin büyük bir kısmı Türk kuvvetlerinin kontrol ve denetimine girdi. Bu bölgede, kendisine artık hiç bir Bizans kuvvetinin karşı koyamadığı Çağrı Bey, kuzeye yönelip Gürcülerin oturduk­ları Nahçıvan taraflarına yürüdü. Bizans’ın Gürcü asıllı ku­mandanı Liparit’in savaşa cesaret edememesi sonucunda Çağrı Bey, bütün bölgeyi kolayca hâkimiyet ve denetimi altına almayı başardı. Daha sonra o, Dovin şehrinin güneyindeki Nik bölgesine yürüyerek kendilerine karşı koymaya çalışan Beçni kalesi Bizans kumandanı Vaşak Pahlavuni’nin kuvvetlerini bozguna uğratıp darmadağın etti, hattâ bu kumandan bozgun sırasında, kaçarken Türk askerleri tarafın­dan öldürüldü. Böylece Çağrı Bey, güneydeki Van Gölü havzasından başka Nahçıvan ve Nik bölgesini de istilâ ve akınlara uğrattı. Netice itibariyle Çağrı Bey, ilerde yurt edinilmesi amacıyla, başarıyla tamamladığı bu keşif seferi sonucunda, yolu üzerinde aldığı takviyelerle birlikte ancak beş – altı bin athyı bulan ve o devir için dahi küçük sayılabi­len bir Türk kuvvetini, Bizans’ın Doğu – Anadolu’daki kuv­vetlerinin durduramayacak bir derecede olduğunu, böylece bizzat ve fiilen tespit etmiş oldu. Çok geçmeden Çağrı Bey, Arslan Cazib’in aldığı emir üzerine kendisini şiddetle takibinden mahirane bir şekilde sıyrılmayı başardı; o, geldiği güzergâh olan Azerbaycan ve Horasan üzerinden Maveraün- nchr’e dönüp, devlet kurma yolunda mücadeleler yapmakta olan kardeşi Tuğrul Bey’e ulaşarak (1021) yaptığı keşif seferi hakkında ona geniş bilgi verdi ve “Biz, buradaki güçlü devletlerle yani Karahanlı ve Gazneli devletleriyle mücadele edemeyiz, ancak Horasan, Azerbaycan ve Doğu –

Anadolu’ya gidip oralarda hükümran olabiliriz, zira oralarda bize karşı koyabilecek hiç bir kuvvete rastlamadım” diye­rek onu batı yönüne harekete teşvik etti; ve gerçekten Se/- çuklu devleti, olayların Çağrı Bey’in düşündüğü şekilde gelişmesi sonucunda, Horasan’da kurulmuş, fetihler batı yönünde yapılmış ve dolayısıyla Anadolu’nun bir Türk yurdu haline getirilmesi gibi mutlu bir tarihî sonuç hasıl olmuştur.

Bazı Türkmen kitleleri, Karahanlı ve Gazneli Türk dev­letlerinin baskı ve sıkıştırmaları sebebiyle, zaman zaman Anadolu’ya girip akınlarda bulunmuşlar, ancak Bizans’ın karşı koyması sonucunda, yeniden Azerbaycan ve İran’a geri

dönmek zorunda kalmışlardır. Bununla birlikte onlar, bu ülkelerde de rahat bir yaşam sürdürememekte, sürekli bir mücadele halinde bulunmakta idiler. Selçuklu devletinin 26 Ağustos 1040 Dandanakan Zafer V nden hemen sonra, Horasan’da kurulmasına kadar geçen devrede, Anadolu da girişilen bu Türkmen hareketleri, sadece bir akın ve istilâ niteliği taşır. Devletin kurulmasından sonra Türkistan dan âdeta seller gibi akan büyük Oğuz (Türkmen) kitleleri, Karahanlı ve Gazneli devletlerini engellemeye çalışmalarına rağmen, Islâm ülkelerine yayılmaya başladı; öyleki bu ülkeler, onları almayacak bir duruma geldi. Bunun zorunlu bir sonucu ola­rak Selçuklu sultanları (özellikle Tuğrul Bey), bir millet

——- gelmekte olan bu büyük Türk kitlelerini, “Küffar

p’ın Anadolu’suna yöneltme ve burada yerleştirme” ktlrını yapıp uyguladılar; böylece çok önceleri, yine er tarafından yapılmış olduğunu gördüğümüz cihat « ttleri bir tür devam ettirilmiş oluyordu. Ayrıca X. Ida, Bizans karşısında eski kudretini kaybederek sa-       J a durumuna geçen Islâm âlemi, Selçuklu devletinin

vunma durumuna geçen İslâm âlemi, Selçuklu devletinin sahip olduğu kuvvet ve kudret sayesinde, yeniden canlanıp üstünlük ve hâkimiyet kazanmıştır. Artık Anadolu da, bu kez Müslüman Türklerin Bizans’la mücadeleleri başlayacak ve dolayısıyla yapılan başarılı fetihler sayesinde bu ülke Türkleşecek ve bir Türk yurdu haline getirilecektir. Tuğrul Bey, Alparslan ve Melikşah gibi büyük ve kudretli Sel­çuklu sultanları, bu planı uygulamada, ciddi ve devamlı bir çaba içinde görünmüşlerdir.

Bu yazı 178 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/