Büyük Taaruz

Paylaş
 

Büyük Taaruz Kurtuluş Şavaşımızın en kritik aşamalarından biridir.Büyük Taaruz sayesinde düşmanın beli kırılmış ve ülke işgalden kurtarılabilmiştir.Bu yüzde Büyük Taaruz iyi anlaşılmalı ve analiz edilmelidir.Bu yazımızda Büyük Taaruzun tüm yanlarını bilinmeyenlerini bulabileceksiniz.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından aylar süren hazırlıklar tamamlanmaya yüz tutmuş, şim­di taarruz için harekete geçme zamanı gelmişti. Mustafa Kemal Paşa ta­arruz kararını haziran ayı ortalarında İs­met ve Fevzi Paşalarla paylaşmış, yapılan görüşmelerde gerekli hazırlıkların süratle tamamlanması için yapılacaklar konuşul­muştu.

Harekete geçecek birliklerden 2. Ordu’nun kumandanı Şevki Paşa. 1. Ordu’nunki ise İhsan Paşa olarak belirlenmişti. Ancak İh­san Paşa, ordunun disiplinini bozacak ve astlarla üstler arasında itaatsizliğe yol aça­cak bazı durumlar yaratmasına ek olarak Mcclis’teki muhaliflerin ileri gelenleriy­le de temas ve haberleşmelerde bulunun­ca. kumandanlığına son verilmesine ka­rar verildi. 1. Ordu kumandanlığı bir süre vekâletle idare edildi, daha sonra, o tarih­lerde kayıtsız şartsız cephe emrine girerek görev yapacağını söyleyen ve açıkta bulu­nan Nurettin Paşa bu göreve atandı.

6 Ağustos 1922 günü. Biti Cephesi ordu­ları gizli olarak taarruza hazırlık emri al­dılar. Artık Ankara’nın da bu karardan haberdar olmasının vakti gelmişti. Yapı­lan bir toplantıda memleketin dahili ve harici durumu ile ordunun durumu görü­şüldükten sonra. Heyet-i Vekile ile bir gö­rüş birliğinde varıldı. Şimdi artık cepheye hareket etme vakti gelmişti. Mustafa Ke­mal Paşa. 13 Ağustos günü cepheye giden Fevzi Paşa’dan birkaç gün sonra, bir gece otomobille Tlız Gölü üzerinden Konya’ya gitti. Bu hareketini Konya’ya telgrafla bil­dirmeyen Mustafa Kemal Paşa, şehre va­rır varmaz telgrafhaneyi de kontrol altına almak suretiyle. Konya’da bulunduğunun hiçbir yere bildirilmemesi için gerekli ön­lemleri tamamlamıştı.

20 Ağustos 1922 günü saat 16:00’da Mus­tafa Kemal Paşa Akşehir’de Batı Cephesi karargâhındaydı. Aynı gece 1. ve 2. Ordu kumandanlarını da karargâha çağırdı. Ta­arruzun ne şekildi yapılacağı harita üze­rinde açıklandıktan sonra, kumandanlar harekete geçtiler. Yapılan planın gerçek­leştirilebilmesi için birliklerin hazırlıkla­rının gizli kalmasına p.ncm verilmeliydi. Bütün yürüyüşler gece karanlık havada yapılacak, birlikler gündüz vakitlerinde Çürüyüşü durdurup köylerde ve ağaçlık­larda dinleneceklerdi.Büyük Taaruz giderek yaklaşmaktaydı

Bu plan doğrultusunda bütün arazi etüt edildi, birliklerin ilerleyeceği yollar be­lirlendi ve yürüyüşün rahat devam ede­bilmesi için gerekli yerlerde yeni geçitler açılıp köprüler onarıldı. Keşif işlemleri sı­rasında az sayıda subay keşif heyeti kul­lanıldı ve görünen yerlerde sadece gece­leri çalışıldı. Gizlilik esasına göre-yürüyüşler tamamen gece yapılıyor, sabaha karşı konaklanacak yerler dikkatle seçiliyordu: bazı noktalar­da yer değişikliği yapılırken bölgenin bo­şaltıldığının anlaşılmaması için çadırların bir kısmı sökülmeden yerlerinde bırakılı­yordu. Gün ağardığında, ortalık birden sa­kin ve kıpırtısız hale geldiğinden, geceki yürüyüşün tahmin edilmesi imkânsız olu­yordu.

Yunan mevzileriylc karşı karşıya bulu­nan mevzilere gelindiğinde özel bir hare­ket gözlenmiyordu; çünkü yeni yerlerine yerleşmiş birlikler cepheye bir gecelik yü­rüyüş mesafesinde bırakılmıştı. Taarruza geçecek birlikler son bir iki günü Yunan birliklerinin 10-15 kilometre kadar yakı­nında. tam bir hareketsizlik içinde geçir­mişlerdi. Cephe Kumandanlığı 25 Ağustos 1922 günü öğleyin “26 Ağustos 1922 sabahleyin düşmana genel taarruz icra olunacaktır” sözleriyle heyecanla beklenen taarruz ha­berini açıkladı. Emrin diğer maddelerinde orduların vazifeleri şöyle sıralanmaktaydı: “1. Ordu 26 Ağustos 1922 fecirle Af­yon güney ve batısında bulunan düşman kuvvetlerini yok edecek surette taarruz edecektir. Düşman mevzileri zapt olun­duktan sonra umumi harekât cephe ku­mandanlığı tarafından ayrıca tanzim olu­nacaktır. 5. Süvari Kolordusu, esas olarak önce 1. Ordu karşısındaki düşmanın geri­lerine düşecek surette görevlendirilecek­tir. Bu kolordu, düşmanın ihtiyat grubu ve Uşak grubuna karşı keşif ve emniyet hiz­metlerini de ifa edecektir… 2. Ordu’nun 26 Ağustos 1922 günü için asıl vazifesi. Afyon doğu cephesindeki düşmanın 12. ve 5. Tümenleriyle düşman ihtiyat grubu­nu taarruz harekâtıyla tespit ve işgal et­mektir…”

Bu emrin alındığı andan itibaren or­dular kolordulara, kolordular tümenle­re. tümenler alaylara emirlerini verme­ye başladılar. Bu arada 24 Ağustos günü Akşehir’den Şuhut kasabasına getirilen karargâh, ertesi gün Kocatepe’nin güney­batısındaki çadırlı ordugâha taşınmış­tı. 26 Ağustos günü Kocatepe’de taarruz için hazır bekleniyordu.

Türk birlikleri 26 Ağustos günü hava henüz aydınlanır­ken aniden başlayan şiddetli top ateşi önce bir şaşkınlık yaratmış, hareketin ne anla­ma geldiği önemli dayanak noktaları elden çıktıktan sonra anlaşılabilmişti.Sonun da beklenen Büyük Taaruz başlamıştı. İlk şoku atlatan Yunan askerleri hemen siperlerine koşmaya başlamışlardı. Topçu ateşleri Ka­lecik Sivrisi ile Tınaztepe arasındaki yar­ma bölgesinde yoğunlaşıyordu.Urk birliklerinin yapılan plan doğrultusunda gizlilikle sürdür­dükleri ilerleme başarıya ulaş­mış, Yunan birlikleri istihbarat ve keşif araçlarının varlığına rağmen bir­liklerin toplandığının farkına varmamış­lardı.

Saat 06.00’ya kadar süren ateş daha ge­rideki hedeflere doğru yön değiştirirken, süngülü piyadelerin de hücuma geçme­siyle makineli tüfek sesleri insan seslcri- ne karışmaya başladı. Saat 07.00‘ye doğru Kalecik Sivrisi’nin ele geçirildiği habe­ri duyuldu. Yunan birliklerinin savunma amaçlı kullandığı önemli noktalardan biri olan bu tepenin ele geçirilmesi aske­rin bundan sonrasına dair umudunu artı­rıyordu.

Kalecik Sivrisi’nin alınışından bir saat ka­dar sonra bir haber de Tınaztepe’den geldi. Yarbay Naci (Tınaz) kumandasındaki 15. Tümen’in hücum birlikleri tepeyi ele ge­çirmişti. Bu haberi Belentepe’den gelen bir yeni sevinçli haber izledi. 23. Tümen Yüz­başı Fahri (Belen) kumandasındaki bomba ve süngü hücumlarıyla saat 09.00’a doğru tepeye hakim olmuştu.

Bu arada aynı saatlerde. Ahır Dağları­nı aşıp Yunan birlikleri ile İzmir arasına girerek geriden kuşatma yapma görevi­ni alan süvari birlikleri, bütün gece süren zorlu bir yolculuktan sonra SincanlI Ovası’na girmiş durumdaydı. Saat 10.00 civa­rında süvari kolordusu üç tümeniyle atla­rını koşturmaya başlamış, bir öncü alay Dumlupınar’ın doğusuna ilerleyip İzmir- Afyon demiryolunu tahrip etmiş, dağı­nık Yunan kuvvetleriyle çarpışmalar baş­lamıştı. Süvari birliklerinin ansızın ortaya çıkıp on iki bine yakın asker ve binlerce atla harekete geçmesi Yunan askerleri ara­sında büyük bir paniğe yol açtı.

Ancak üç saat gibi kısa bir sürede elde edilen başarı, yavaş yavaş yerini bir du­raklamaya bırakıyordu. Zira ilk şaşkınlı­ğı atlatan Yunan birlikleri toparlanmaya ve mukavemetini güçlendirmeye başla­mıştı. En batıda bulunan Çiğiltepe. arazi şartlarının zorluklarından dolayı ele geçirilemiyor, daha kuzeydeki Erkmentepe’ye yöneltilen taarruz da Yunan birliklerinin savunması dolayısıyla başarıya erişemiyordu, öğleden sonra durum daha da zor­laşmaya başladı ve Yunan karşı taarruzu, Tınaztepe’nin önemli bölümleri kaybedil­mek suretiyle durdurulabildi.

Savaşın ilk günü akşam olduğunda görü­nen manzara, sabahın ilk saatlerindekinden biraz farklıydı. Yunan birlikleri sabah kaybettikleri arazilerin büyük bölümünü tekrar ele geçirmişler, karşı taarruzlarını güçlendirmişlerdi. Ancak yine de gün bitti­ğinde Türk birlikleri karşı tarafın mevzile­rine girebilmiş, kuvvetli tahkimatlar tahrip edilmiş, süvari kolorduları Yunan birlikle­rinin İzmir ile bağlantısını kesmişti. Erte­si gün aynı biçimde taarruza devam edile­cekti. “Taarruza devam” emri üzerine gece yarısından önce, bir sonraki günün hazır­lıkları yapılıp yaralılar geri yollanmaya, ani bir gece baskını varsayımıyla önlemler alınmaya, birliklerin bir bölümü ileri doğ­ru yanaştırılmaya başlandı.

İkinci gün, gün ışımaya başladığında Türk birlikleri şiddetli bir taarruzla Yunan bir­liklerini Sincanlı Ovası’na doğru gitmeye mecbur bıraktı. Kısa süre içinde Kurtkaya Tepesi ele geçirildi. Hava aydınlandı­ğında, savaş cepheye yayılmış ve top ses­leri artmış, Erkmentepe 5. Tümen’in eline geçmişti. Saat 09.00’da hazırlanan ilk uçak keşif ra­poru, Yunan ihtiyat kolordusunun ordu­gâhlarında değişiklik olmadığı, yollarda ve ordugâhlarda bir hareket gözlenmedi­ği haberini veriyordu. İlerleyen saatlerde de 1. Ordu erleri hızla kuzey doğru ilerli­yordu. Vakit akşama yaklaştığında, Çiğiltepe’nin Türk birliklerince zaptedildiği ha­beri yayıldı.

Yunan güney cephesinden sorumlu olan General Trikupis bu haberleri alırken bir yandan da İzmir’deki ordu kumandanlığı ile bağlantı kuramadığı için tedirgin olu­yordu. Cephe çökmek üzere olduğundan acilen bir karar vermek gerekiyordu. Trikupis’in kararı, çekilmek yönünde oldu ve bu kararın iletilebildiği tümenler yavaş ya­vaş çekilmeye başladılar.

Öğle vakti Türk birliklerinin taarruzu iyi­ce artmış. Yunan ordusunun güney kana­dı çökmeye yüz tutmuştu. 23. Kolordu Ku­mandanı Yarbay Ömer Bey’in saat 14.00 itibariyle kolorduya gönderdiği rapor duru­mu şöyle anlatıyordu: “Saat 14.00’tc Sinirköy’deyim. Gazi Baş­kumandanımızı cephede görmediğinden bahseden Hacıanesti’nin Sincanlı Ovasını dolduran perişan birliklerinin ka­çışını seyrediyorum. Hangarlar alevler içinde. Bir uçak. Yunan ordusunun duru­munun sembolü gibi kanatları kopuk ya­lıyor. Cephemizden çekilen düşmanı iki alay kadar tahmin ediyorum. Bunlar iki kolla Balmahmut ve daha kuzeye çekil­mektedirler. Afyon’da da az bir kuvve­ti çekiliyor. Ağır makineli tüfeklerle ateş takibi yapılıyor. Batarya geç yetiştiğin­den ancak saat 13.50’de ateş açtı. Düşma­nın bir seneden beri tahkim ettiği kuvvet­li menzilleri en çabuk bir surette zapta bizi mazhar buyuran Cenab-ı Hakk’a şü­kürler eder, şehitlerimizi Fatihalarla yad eylerim.”

Bundan bir buçuk saat kadar sonra 8. Tü­men Afyon’da son mevzileri de ele geçi­rerek Yunan birliklerinin şehri aceleyle boşaltmalarını sağladı. Saat 17.00’de 11. Tümen’in hücum alayları Tezekli Yaylasındaki Yunan direnişinin de üstesinden gelmişlerdi; ancak takip işine ara verme­mek gerekiyordu. Cephe Kumandanlığı, ordulara şu emri verdi: “Her iki ordu, düşman mağlubiyetini tam bir bozguna uğratmak için gece topçu ile takviyeli mürettep müfrezelerle yakından ve birçok istikametlerden takip edecekler­dir. Bu müfrezelerin arkalarından da bü­yük kısmın ilerlemeleri lazımdır. Şimdi­den gerekli tedbirler alınmalıdır.”

İlerlemeyi sürdüren tümenler gece yarısı­na doğru Balmahmut ve Sincanlı’yı ala­rak Uşak-Afyon demiryoluna girmişti. 4. Kolordu’nun orduya bildirdiğine göre, saat 20.30 itibariyle Yunan birliklerinden 65 milimetrelik 4 top. 3 ağır makineli tüfek, çok sayıda çadır ve piyade ve topçu cepha­nesi alınmıştı.

Cephede olup bitenleri Kocatepe’den iz­leyen Mustafa Kemal Paşa ve diğer ku­mandanlar, ayrıntılı durumu kendilerine iletilen raporlardan öğreniyorlardı. Gelen haberlere göre Yunan kuvvetleri İzmir yö­nünde çekilmekteydiler.

Bunun üzerine en doğru hareketin 1. Ordu ile İzmir’e doğru bu hareketin engellen­mesi, 2. Ordu ile de kuzeyden ilerlenerek Eskişehir yönünün kapanması olduğuna karar verildi. Böylece Dumlupınar’da ya­şanacak bir muharebede Yunan ordusu imha edilebilecekti. Bu kararlar doğrultu­sunda İsmet Paşa mevcut durumu ordulara şöyle bildirdi:

“Düşmanın üç tümenden fazla kuvveti Af­yon güney mevzilerinden dağınık olarak kuzeye atılmıştır. Tarafımızdan takip edil­mektedir. İzmir yolu kesilmiştir… Düşman aralıksız takip edilerek muharebeye mec­bur edilecektir. Maksat imhadır.”

  • Ağustos günü birlikler çeşitli kollar­dan. verilen emir doğrultusunda ilerleme­ye geçtiler. Yunan birlikleriyle karşılaşılan noktalarda çarpışmalar devam ediyor, iki taraf da ağır kayıplar veriyordu. Yunan as­kerleri bir yandan çekilirken bir yandan da daha evvelki muharebelerde de rastlandığı gibi, geçtikleri yerleri tahrip ediyorlardı. Gece olduğunda. General Trikupis bu ge­cenin bulunulan yerlerde geçirilmesini, 29 Ağustos sabahı ise birliklerinin erkenden Dumlupınar’a doğru çekilmesini emretti.

Bu sırada Kocatcpc’dcn Afyon’a geçmiş olan Mustafa Kemal. Fevzi ve İsmet Pa­şalar da durumu değerlendirerek Yunan birliklerinin Dumlupınar’a yerleşmesine olanak bırakmadan şiddetle kuşatılması­na karar verdiler. Bu karar üzerine İsmet Paşa ordulara bir emir yayınlayarak 1. Or­du’nun bütün kuvvetleriyle batıya dönüp Dumlupınar mevzilerine hakim olarak Yunan askerinin Uşak doğrultusuna çe­kilmesini önleyeceğini,-2. Ordu’nun da 1. Ordu’nun sağ yanından takibe katılacağı­nı bildirdi.

Taarruzun dördüncü günü başladığında sabahın erken saatlerinde iki taraf da ha­zır vaziyetteydi. Yunan birliklerinin ama­cı Dumlupınar’a çekilmek, Türk birlikle- rininki ise bu hareketin önünü kesmekti, öğleye doğru cephede taarruz iyice şid­detlenmiş. Yunan tümen birlikleri her an Dumlupınar’dan biraz daha uzaklaşma­ya başlamışlardı. Dumlupınar-Uşak yolu­nun kapanması üzerine General Trikupis akşamleyin birliklerine Çalköy’e çekilme emri verdi. Bu çekilme esnasında da Türk birlikleri takibe devam ediyordu.

Ağustos gecesi sabaha karşı Garp Cep­hesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik Bey, o saate kadar çeşitli karargâhlardan gelenraporlara göre harita üzerinden tespit etti­ği durumu Cephe Kumandanı İsmet Paşa’ya göstermiş, o da “Paşa’ya göster” em­riyle Tevfik Bey’i Muştala Kemal Paşa’nın yanına göndermişti. Karahisar’da belediye dairesinde kendisine tahsis edilen odada dinleniyor olan Mustafa Kemal Paşa. Tev­fik Bey’in gösterdiği haritaya bakınca he­men yataktan fırladı.

Haritada görülen şey, orduların düşman kuvvetlerinin önemli bir bölümünü, kuşat­maya uygun bir duruma geldikleriydi. Bu­nun üzerine Mustafa Kemal Paşa “Derhal Fevzi ve İsmet Paşaları çağırınız!” emrini verdi. Üç kumandan toplanıp durumu bir kez daha gözden geçirdiler ve kesin ka­rarı verdiler: “Hakiki kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasıyla doğacak”tı.

Bu karara göre ordulara yeni bir emir ve talimat yazıldı, ancak vaziyet süratle ha­reket etmeyi gerektirdiğinden yazılı emir­lerle yetinmek pek yeterli olmayacaktı. He­men bir görev dağılımı yapıldı. Buna göre Fevzi Paşa, bizzat Altınbaş ve güneyinden hareket eden 2. Ordu’nun ve daha batısın­daki süvari kolordusunun yanına giderek planlanan doğrultuda harekâta başlanma­sını sağlayacaktı. 1. Ordu karargâhına da bizzat Mustafa Kemal Paşa gidecekti. İs­met Paşa’nın ise karargâhta kalıp genel du­rumu idare etmesi en uygunuydu.

İsmet Paşa’nın 30 Ağustos sabahı ordulara ilettiği emir şöyleydi:

 

“Orduların vazifesi, düşman çekilme yol­larının tamamen kesilmesi ve İzmir doğ­rultusunda takibin aralıksız devamı ile kurtulmuş olması umulan dağınık düşman kollarının da durmaksızın muharebeye ve bu suretle kâmilen teslim olmaya zorlan­masıdır. Günlerden beri, gece gündüz mu­harebe eden birliklerimizden, durmaksızın ve dinlenmeksizin harekâta devam etmesi istenmektedir.”

Bu emrin iletildiği sırada, sabah saat 06.30’da Fevzi Paşa kuzeye hareket eder­ken Mustafa Kemal Paşa da otomobiliyle güneye doğru yola çıkmıştı.

Ordu kumandanı telefonla Kolordu Ku­mandanı Kemalettin Sami Paşa’yı bulup Mustafa Kemal Paşa’nın emrini bildirdi. Bir süre bu karargâhta kalan Paşa, çeşit­li rütbelerdeki esir subaylarla görüştü. Bu subaylardan biri, farkında olmadan laf arasında Yunan Başkumandanı General Trikupis ve İkinci Kolordu Kumandanı General Digenis’in de çevrilmek istenen çemberin içinde bulunduğunu söyleyince. Mustafa Kemal Paşa hemen yanındaki ordu kumandanına “Kemalettin Paşa’yı bulunuz. Bizzat Trikupis’le beraber bütün düşman generallerini behemehal esir et­mesini söyleyiniz” emrini verdi ve bunun ardından muharebenin ilerleyişini gözüy­le görmek ihtiyacıyla ordu kumandanıyla birlikte Arpalık civarındaki tepeye doğ­ru yola çıktı.

Buradan. Çal köyünün batısında ve kuze­yinde patlayan topların sesleri işitiliyordu. Durumu dürbünle takip etmekle yetinme­yen Mustafa Kemal Paşa, ateş alanına git­mek ihtiyacında olduğunu açıklayınca hep birlikte otomobillere atlanıp mermiler ara­sında Herlenmeye başlandı.

O sıralarda, 23. Tümen kumandanının saat 07.30’da kolorduya ilettiği rapor, va­ziyeti şöyle haber veriyordu:

“Düşmanın iki tümenlik bir kuvveti top­lanmışken obüs ve sahra bataryalarımı­zın ateşleriyle perişan bir surette ovaya dağıldı. Atlı subayların kaçması ve otomo­billerin karmakarışık olması, velhasıl bir bozgun manzarasının Zat-ı Âli-i Kumandanları tarafından temaşa buyurulamamasından müteessirim. Şiddetle takip edi­yorum. Ateş tesiriyle kuzeye, Adatepe’ye kaçıyorlar.”

Yunan birliklerini tamamen kuşatmak ve süngü hücumlarıyla kesin sonuca var­mak artık elzemdi. Kumandanlar bu doğ­rultuda hemen harekete geçtiler. Mustafa Kemal Paşa, yanında bulunan bir subaya birkaç kelime not ettirerek düşman mev­zilerini kuzeyden saran 2. Ordu’ya gön­derdi.

  1. Tümen Kumandanı Derviş Bey bizzat ileriye atılarak düşman mevziine ilerler­ken. Kolordu Kumandanı Kemalettin Paşa da. güneyden ve batıdan düşmana saldıran diğer tümenlere harekât emirlerini ulaştırı­yordu. 2. Ordu’nun 16. ve 65. tümenleri mu­harebeye girişirken, diğer tümenler de ku­şatma çemberini darlaştırıyorlardı. Süvari kolu ise daha batıdan Yunan birliklerinin arkasını kesmek üzereydi. Hava karardı­ğında askerler sırtlara doğru hücuma geçti­ler. Artık karşılarında bir ordu kalmamıştı. Beş gün ardı arkası kesilmeden devam eden çarpışma artık son buluyordu.
  • Ağustos gününün bu saatlerini Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatıyordu:

“Güneş batıya yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere oldu­ğu bütün ruhlarda hissolunuyordu. Bir an sonra cihanda büyük bir yıkılış olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin do­ğabilmesi için de bu yıkılış meydana gel­meliydi. Hakikaten göğün karardığı bir dakikada Türk süngüleri düşman dolu o sırtlara hücum ettiler. Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı… Kendileri­nin dediği gibi, korku ve titreme içinde şe­kilsiz bir kitle, karmakarışık bir kalabalık halinde firar için bir delik arıyordu. Artık gecenin koyulaşan karanlığı, neticeyi göz­le görmek için güneşin tekrar doğuşunu beklemeyi gerekli kılıyordu.”

Nitekim beklenen güneş doğduğunda. Yu­nan birlikleri tamamen darmadağın olmuş. Dumlupınar’daki meydan muharebesinde imha edilmeyen birlikler ağır silah ve araç gereçlerini bırakarak Kızıllaş vadisinden kaçmaya başlamıştı. Artık Balı Anadolu’da bir Yunan cephesinden söz etmek mümkün değildi.

  • Ağustos günü Mustafa Kemal. İsmet ve Fevzi Paşalar Çal köyünde, yıkık bir evin avlusunda buluşup kırık kağnı arabalarının döşemelerine ilişerek bundan sonraki du­rum hakkında fikir yürüttüler. Ortak ka­naatleri. kazanılan bu muharebenin o güne kadarki bütün direniş hareketini ve kurtu­luş çabasını nihayete erdirecek bir azamet ve ehemmiyette olduğuydu. Şimdi Bursa istikametinde çekilen Yunan birliklerini imha ederek İzmir’e yürümenin vaktiydi.Büyük Taaruz istenen sonuca ulaştırmıştı.Büyük Taaruzun Sonuçları son derece önemli oldu.

http://bilelimmi.com/ataturkun-yasami/

http://bilelimmi.com/gumru-antiasmasi/

http://bilelimmi.com/maresal-fevzi-cakmak-2/

Bu yazı 49 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Kategoriler
http://bilelimmi.com/bilelimmi-com-hakkinda/ http://bilelimmi.com/iletisim/