• DOLAR
    6,9589
  • EURO
    8,1874
  • ALTIN
    442,26
  • BIST
    1,1765
BÜYÜK HUN İMPARATORLUĞU

BÜYÜK HUN İMPARATORLUĞU

  1. Anayurdun doğusuna taşan Türkler, Orhun ve Selenga ır­makları dolaylarında toplanmışlar ve uzun süre ayrı ayrı boylar halin­de yaşamışlardır. Hunlar adı verilen bu Türkler, daha sonra Çin’in ku­zeyine doğru yayılmışlar ve kuvvetli bir Türk devleti kurmuşlardır. Çin­liler, Hunlara Hiyong-Nu diyorlardı. Hunların ne zaman devlet kurduk­ları kesin olarak bilinmemektedir. Yalnız, M.Ö. X. yüzyıldan çok daha öncelerine ait eski Çin kaynaklarında Türkler ve Türk hükümdarları ‘ hakkında bilgi verilmektedir. Hunların iyi bilinen tarihi M.Ö. III. yüz­yılda başlar. Bu zamanda Hunlar, Çin’e ardı arkası kesilmeyen akınlar yapıyorlardı.

TEOMAN VE ÇİN ŞEDDİ :

  • Hunların bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. Teoman, M.Ö. 220 yılında Hunların başına geçti. Türk boylarını bir yönetim altında top­ladı; düzenli ordular meydana getirdi. Çin’in iç karışıklıklarından ya­rarlanarak buraya birçok akın yaptı. Çinliler bu akmlardan memleket­lerini koruyabilmek için Çin Seddi’ni yapmışlardır (bkz. Resim: 7).

Çinliler, çok daha eski devirlerde Çin’in kuzey taraflarında surlar ve kaleler meydana getirmişlerdi. Fakat Türk saldırılarının önüne geçi­lememişti. Uzun ve yorucu bir çalışmadan sonra, M.ö. 210 yılında bu sur ve kaleler birleştirilerek uçsuz bucaksız bir set haline getirildi. Çin Şeddi adı verilen bu duvarın uzunluğu 2250 kilometre, yüksekliği 6 metredir. Surun üzerinde 4 metre genişliğinde bir yol vardır. Her yüz metrede de bir kule bulunmaktadır. Çin Şeddi ve Teoman’la oğlu Mete arasında çı­kan savaş, Çin’e yapılan akınların bir süre durmasına sebep olmuştur.

BÜYÜK TÜRK İMPARATORU METE (M.Ö. 209-174) :

  • Teoman’dan sonra yerine veliaht olan büyük oğlu Mete geçe­cekti. Fakat Teoman, başka bir kadından olan küçük oğlunun, yerine geçmesini istiyordu. Bu çocuğun annesinin Teoman üzerinde etkisi faz­laydı. Teoman, Mete’yi veliahtlıktan attı. Hunların düşmanı olan Yüe- çiler’e rehine olarak verdi. Sonra, Mete’nin öldürülmesi için Yüeçiler’e savaş açmayı kararlaştırdı. Bu durumu öğrenen Mete, gizlice Yüeçiler’ in yanından kaçarak ülkesine döndü. Kendisini sevenler, etrafında toplandılar. Mete, kuvvetli bir ordu hazırladı. Bu orduyu görülme­miş bir askeri eğitim ve disiplinle yetiştirdi. Babasının üzerine yürüdü; onu müthiş bir yenilgiye uğrattı. Babası, kardeşi ve üvey annesi öldü­rüldü. Mete, Hun hükümdarı oldu (M.Ö. 209).

Mete, büyük bir komutan ve iyi bir yönetici olduğu için, kısa za­manda kuvvetli bir imparatorluk kurmayı başardı.İlkönce içişleriyle uğraştı. Memleketin güvenliğini sağladı. Sonra Moğol ırkından olan Siyenpi’leri bozguna uğratarak, Kingan dağları­nın doğusuna çekilmek zorunda bıraktı. Çin’in kuzeyinde Kansu’da oturan Yüeçiler’i batıya doğru sürdü. İli boylarındaki Türk Vusun Kral- lığı’na egemenliğini kabul ettirdi. Kaşgar, Yarkent, Hotan gibi şehir­leri yönetimi altına aldı. Böylece, Hindistan’a ve Hazar denizine kadar olan ülkeler Türklerin eline geçmiş oldu (bkz. Harita: 2). Bundan son­ra Türklerin eski düşmanları Çinlilerle savaşa başladı. Çin Şeddi, Türk ordularını durduramadı. Türk kuvvetleri bu seti aşıp, Çin’in içerile­rine kadar girdiler. Bu zamanda Çin’in başına Han Sülâlesi geçmişti. Mete, bu sülâlenin kuvvetli kurucusu Kao-Ti’yi bir meydan savaşında yendi. Geri çekilen imparatoru ve çok kalabalık ordusunu Peteng ka­lesinde kuşattı. İmparator, elçiler göndererek barış istedi. Her yıl vergi vermek ve kuzey eyaletlerini Türklere bırakmak şartıyla canını kur­tarabildi.

Mete’den sonra Hun İmparatorları yüz yıl kadar bu devleti kuv­vetli olarak devam ettirdiler ve Çinlilerle savaşlar yaparak her defasında başarı sağladılar.

HUN DEVLETİNİN PARÇALANMASI :

  • Çinliler, memleketlerini askerî kuvvetleriyle Hunların hücum­larından koruyamadıkları için, bu devleti içten yıkmaya çalıştılar. Giz­lice gönderdikleri adamlarıyla, birliği meydana getiren hanlar ve boy­lar arasında anlaşmazlıklar çıkarttılar. M.Ö. 60 yılında Hunlar arasında iç savaşlar başladı. Bu savaşlar sonucunda Hun Devleti zayıf düştü. M.S. 50 yılma doğru Orhun bölgesinde oturanlar Kuzey Hunlan, Çin Şeddi yöresinde oturanlar Güney Hunlar olmak üzere ikiye bölündüler. Güney Hunlan, Çin’in egemenliğini kabul etmek zorunda kaldılar. Bu iki Türk devleti arasındaki savaşlar ayrılıştan sonra da devam etti. Çinliler, Güney Hunlarınm ve Siyenpilerin yardımıyla Kuzey Hunları- nı yendiler. Daha sonra Siyenpiler, Kuzey Hunlarmın memleketlerini zaptettiler (M.S. 150). Bu yüzden bir kısım Hunlar batıya çekilerek Seyhun ve Ural bölgelerinde yerleştiler; diğer bir kısmı da güneye ine­rek Güney Hunlarına katıldılar. Güney Hunlan, Çinlilerin yönetimin­de bir süre daha yaşadılar; fakat aralarındaki iç savaş devam edip gitti. M.S. III. yüzyılda Çinliler burasını kendi ülkeleri gibi merkezden gön­derdikleri Çinli valilerle yönetmeye başladılar. Böylece, Güney Hun Devleti siyasî bir varlık olmaktan çıkmış oldu.

HUNLARIN UYGARLIĞI :

  • Devlet örgütü: Hun İmparatorluğu çeşitli Türk boylarının, hanlıklarının ve şehirlerinin bir başbuğ etrafında birleşmesinden mey­dana gelmiş federal bir devletti. Memleket, askerî örgüte göre; orta, sol (doğu), sağ (batı) olmak üzere üçe ayrılmıştı. Ortada Hunların Tanrı- kut unvanını verdikleri hükümdar bulunuyordu. Sol taraf kutsal sayıl­dığından veliaht, sağ taraf ise, hanedandan bir prens tarafından yöne­tiliyordu. Bu bölgelerden her biri ayrıca ikinci derecede orta, sol ve sağ diye kısımlara ayrılırdı. Bunlar, içişlerinde serbest olmakla beraber, sa­vaş ve barış yapma gibi memleket ölçüsündeki işler için birliğin baş­buğu (Tanrıkut) karar verirdi.
  • Ordu: Hunlar, yaşadıkları yayla hayatı gereğince vücut yapı­lışları kuvvetli, çevik ve atılgan insanlardı. Hayatları at üzerinde ve savaş yapmakla geçerdi. Çin yazarları, Hunların binicilikte, ok atmada, kılıç ve kargı kullanmada benzeri olmadığını ve hiçbir milletin bunlara karşı duramayacağını bildirmektedir. Hunlar soğuğa, sıcağa ve susuz­luğa karşı dayanıklıydılar. Başbuğlarına saygı gösterirler ve sözünden dışarı çıkmazlardı. Çocuklarını küçük yaşta ata binmeye ve ava git­meye alıştırarak, ok, yay ve silâh kullanmayı öğretirler ye tam bir as­ker olarak yetiştirirlerdi. Hun ordusu, örgüt ve disiplin bakımından mükemmeldi. Barış zamanlarında sürek avları düzenlenerek ordunun savaş gücü artırılırdı. Ordu; on, yüz ve bin kişilik birliklerden kurulur, bu birliklerin başında onbaşı, yüzbaşı ve binbaşı rütbesinde subaylar bulunurdu. Düşmanı yenmek için lüzumlu savaş usullerini de en iyi şekilde kullanırlardı. Pusu kurarlar, düşmanları gafil avlamak için ka­çar gibi görünerek birdenbire geri dönerler veya çöle, bozkıra doğru çekerlerdi.

Hunların yaşayışları: Hunların bir bölümü yaylalarda göçebe hayatı yaşıyordu. Bunlar, devamlı olarak bir yerde kalmazlar, mev­simlere göre sürülerine su ve ot bulmak için, sık sık yer değiştirirlerdi. Diğer bir bölümü de köy ve kasabalarda oturur, tarım ve sanatla uğ­raşırdı.

  • Din: Hunlar; gök, yeryüzü ve yeraltı tanrılarına taparlardı. Göğün en büyük tanrısı, insanları soğuğa karşı koruyan, karanlıkları kovan ve ürünleri yetiştiren Güneş’ti. Ay da büyük bir tanrı sayılırdı. Yeryüzü tanrıları; ırmaklar, dağlar, göller ve yüksek ağaçlardı. Bu tanrılar, hem sevilir ve hem de onlardan korkulurdu. Yeraltı ülkesini veya yağız yeri yöneten tanrıya Yerlik Han denirdi. İnsanları zarara sokmak, yok etmek ve sonsuz karanlıklara çekmek isteyen fena ruhlar, onun emrinde bulunuyordu. Bu, hiç sevilmeyen ve kendisinden korku­lan tanrıydı. Hunlar, dünyanın birtakım ruhlarla dolu olduğunu ve in­
    sanların yaşayışlarında bu ruhların etkisi bulunduğunu sanırlardı. Ruh­larla insanlar arasındaki ilişkileri düzenlayen din adamlarına Şaman adı verilir ve bu eski Türk dinine de Şamanizm denirdi. Hunların ina­nışlarına göre, insanların kötü ruhlardan temizlenmesi ve göğe çıka­bilmesi için üç aydan altı aya kadar gömülmeden bekletilmesi gerek­liydi. Bu zamanda ruhun, evin ve cesedin etrafından ayrılmadığına inanırlardı. Ölünün akrabaları, cenaze törenleri yaparak kurbanlar ke­serlerdi. Ölünün kıymetli eşyaları da mezara konurdu. Ruhun dinlen­me yerine gitmesine Şamanlar yol gösterirlerdi.
  • Sanat: Hunlar, madenleri işlemesini biliyorlardı. Mezarlar­dan çıkan eserler arasında kemer tokaları, silâhlar, at koşumları, elbi­seler ve diğer eşyalar vardır. Bu eşyalar, çok güzel yapılmış hayvan re­simleriyle süslenmiştir. Hun sanatında Çin etkisi görülmektedir. Hun­lar, dokumacılıkta da ileri gitmişlerdir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM