BİRİNCİ VİYANA KUŞATMASI

Paylaş
 

BİRİNCİ VİYANA KUŞATMASI

BİRİNCİ VİYANA KUŞATMASI, Osmanlı Türkleri’nin 154 yıl arayla yaptıkları iki Viyana kuşatmasının ilkidir. Bu kuşatma Kanunî Sultan Süleyman’ın on üç seferin­den dördüncüsü sırasında, 1529’da yapıl­mıştır. Kanunî o yılın 10 mayısında İstanbul’dan ayrıldı, Osmanlı tarihçilerinin «Gazay-i Bec» (Viyana Seferi) dedikleri sefere çıktı. Ve­ziriazam Damat İbrahim Paşa, kendisine refakat ediyordu. Paşaya 28 martta «seras­ker» (başkomutan) ve «Rumeli Beylerbeyi» (Rumeli eyaleti umumi valisi) sıfat ve yetki­leri verilmişti. Uç yıl önceki Mohaç Sefe­rinde olduğu gibi İbrahim Paşa, Padişahla aynı kıyafette olarak, atla onun hizasında yol alıyordu.

Bu seferin gayesi, Macaristan üzerinde hak iddia eden Kıral (sonradan İmparator) Ferdinand’ı yola getirmek, Alman ordusu­nu ezmekti. 19 ağustosta, Türkler’in kendi himayelerinde olmak üzere Macaristan Kı­ralı nasbetmiş oldukları Szapolya, 6.000 at­lısı ile büyük Türk ordusuna katıldı. Ka­nunîmin huzuruna alındı. Tahtında oturan Kanunî’nin karşısına, daha alçak bir yere iki iskemle konarak, birisine İbrahim Pa­şa, ötekine Macaristan Kıralı oturdular. Böylece yapılan müzakere sonunda, Avustur­ya üzerine yürüyerek Almanya’nın yıldırıl­ması kararlaştırıldı. Bu sıralarda meşhur Ma­car kırallık tacı Ferdinand’a kaçırılırken, Türk akıncılarının mahareti sayesinde ele geçirilip Szapolya’ya verildi.8 eylülde Kanunî, Ferdinand’ın elde et­miş olduğu Budin’i (Budapeşte) ikinci de­fa fethetti. 27 eylülde Viyana önlerine ge­lindi, Alman İmparatorluğunun başkentinin kuşatılması buyruğu verildi.

Türk ordusunun Alman topraklarına gir­mesi, Güney Almanya’da büyük telâş ya­rattı. Baviyera’da heyecan son haddini bul­muştu. Rhin «comte-palatin» i ve Baviyera Dükası Philippe, Türkler’e karşı Güney Al­manya’yı korumak üzere başkomutan yapıldı. Erzağı idareli kullanabilmek için, imparator­luk başkenti Viyana’dan bütün sivil halk zor­la çıkarılarak Almanya içerilerine yollan­mıştı. Viyana ve civarı halkı, 5.000’er kişi­lik topluluklar halinde göçüyorlardı.

Bu kafileler, Türk akıncıları tarafından yolları kesilerek perişan edildiler. Avustur­ya’da her 10 kişiye bir nefer olmak üzere mecburi askerlik konulmuş, Bohemya’da da eli silâh tutabilecek bütün erkekler toplan­mıştı. Bu derme-çatma silâhlılar, meslekten asker yetiştirilmiş, yıllarca talim görmüş, sa­vaşlarda tecrübe edinmiş muzaffer Türk alayları tarafından birkaç dakikada imha edi­liyorlardı. Bir ân için Almanya’da amansız Katolik • Protestan kavgası bile unutulmuştu. Ferdi* nand, ağabeyi imparator V. Karl’a (Charles – Quint): «Süleyman, Ren nehrini kendisine zafer durağı yapıncaya kadar kılıcını kını­na sokmıyacaktır» cümlesinin bulunduğu mektubunu gönderdi. Viyana’yı savunmaya memur İmparatorluk Başkomutanı 70 ya­şındaki Salm Kontu, kahramanca karşı koy­du; fakat kuşatmanın son günlerinde bir Türk güllesiyle öldü.

Tarihimizin En Büyük Akını

Çok kanlı vuruşmalar sonunda Türkler, 16 ekimde kuşatmayı kaldırdılar. Çünkü ağır toplar kısmen Belgrad, kısmen Budin’de bı­rakıldığından, hafit toplar. Viyana Kalesin­de istenilen büyüklükte gedikler açamıyordu.

Türk ordusu Viyana’nın güney-doğu yo­lundan çekilirken, Osmanlı tarihinin en bü­yük akın hareketi yapıldı: Avusturya, Al­manya, Slovakya, Bohemya, Moravya, Bavıyera, hattâ doğu İsviçre baştan başa ateşe verildi. Bütün Avrupa dehşete düştü. Hıris­tiyanlık âleminin bütün kiliseleri «Türk ça­nı» çalarak düşman tehlikesinden kurtulmak için dualar ettiler. Tarihin nadir gördüğü bu cüretli akın sayesindedir ki, büyük Türk ordusu muntazaman çekildi, Almanya ba­rışa zorlandı, Macaristan’ın Türkiye’ye ait olduğu kendisine kabul ettirildi.

16 aralıkta Kanunî, 7 ay, 7 gün süren ve Macaristan’da kesin Türk hâkimiyetiyle sonuçlanan bu seferinden Istanbula döndü.

Bu seferde Almanlar tarafından «Sak- man» adı verilen Türk akıncı (gerilla) bir­likleri, Almanya içlerine yaptıkları akınlarla Avrupa’nın yüzyıllarca unutamadığı bir hâtıra bıraktılar. Bir akıncı kolu, Avustur­ya’yı doğudan batıya doğru baştan başa çiğ- niyerek İsviçre’ye girdi, Liechtenstein Prensi’nin oğlunu esir alarak Prensin Vaduz’daki şatosunu yaktı. Başka bir kol, kuzey-batıya çıkarak, Baviyera’nın doğu yarısını çiğnedi ve Baviyera’nın merkezi olan Regensburg’u alıp halkını esir etti. Daha başka kollar, Bo­hemya, Moravya ve Slovakya’yı çiğnediler. Moravya’nın merkezi olan Brunn şehri işgal edildi, bu zengin Alman eyaletinde tahrip edilmedik şehir ve kasaba bırakılmadı.

Muntazam Türk ordusundan bir kuvvet de Stirya eyaletinin merkezi ve Avusturya’nın Viyana’dan sonra en önemli kenti olan Graz’ı işgal etti. Ordudan başka bir birlik de Slo- vanya’nın en kuzeydeki önemli şehri olan Mariber i aldı.

Bu seferde Türk ordusunun geri dönüşü­nün son derece muntazam olması, Malkoçoğ- lu Kasım Bey’in komutasında yapılan bu akınlar sayesindedir. Bu akıncı beyi, bü­yük fedakârlıklar göstererek, Aşağı ve Yu­karı Avusturya’yı tamamen alt üst etti, Enns’i ele geçirdi. Başka bir kol, Hüttenberg’e girdi. Bir ko! da 40-50.000 nüfuslu bir şehir olan Poschega’yı yaktı. Stirya eyaleti bu seferde Türk ordusunun hâkimiyetine geçti. Neustadt Kalesi’nin düşmesiyle hattâ bir ân için Viyana’mn da teslimi beklenmiştir.

Kanunî’nin Budin’den Viyana’yı almak gi­bi bir gayeyle ayrılmış olmaması, yalnız Almanya’ya tarihinde misilsiz bir gözdağı verilmekle ve mümkünse büyük Alman bir­liklerini imha ile yetinilmek istenmesi, Padişah’ın Almanya üzerinde hâkimiyet kur­mak fikrinde olmaması, maksadının sadece Büyük-Macaristan kırallığının Alman nüfuzundan temizlenmesinden ibaret bulunması, hatırlanmalıdır. Kasım Bey’in 16.000 akın­cı ile Enns’i ele geçirmesi, 12.000 kişilik başka bir birliğin de Steyr bölgesini tama­men tahribi, Avrupa’yı baştag başa titret­meye kâfi gelmişti. Baviyera ve Bohemya’ya giden Regensburg ile Brunn gibi iki merkez şehri alan akıncılar, Kanunî’nin yeğeni olan Balizade Mehmet Bey’in komutasında idiler.

Viyana kuşatması sırasında V. Kari, Sul­tan Süleyman’ın karşısına çıkıp bir meydan savaşı vererek Almanya’yı korumak tecrübe­sine cesaret edemedi. 3 yıl önceki Mohaç Meydan Savaşı’nın hâtırası hafızalardan he­nüz silinmemişti. Böyle bir meydan savaşı­nın yıkımla sonuçlanacağına imparator emin­di. Bu yıkımdan sonra da .Fransa kendisine karşı baş kaldırmakta elbette ki gecikmiye- cekti. Türkler’in hiçbir hareketi, Kanunî’nin büyük Alman ordusunu karşısında bulmak ümidini gerçekleştirmeye V. Karl’ı tahrik edemedi. Daha Viyana yolundayken Türkler, 15 kale fethetmişlerdi ve bunlar seferden sonra da Türkler’de kalmıştır. Bunlardan Viyana’nın 100 km. güneyindeki pek ber­kitilmiş Güns Kalesi’nin düşmesi için, Türk ordusu 3 hafta uğraşmak zorunda kaldı.Bu sıralarda Padişah, İmparator’a ve kar­deşi Kıral Ferdinand’a pek ağır mektuplar gönderip, anayurtlarını çiğnediği halde ordulariyle karşısına çıkmadıklarından dolayı ağır hakarette bulunuyordu.

Sefer sırasında Hırvatistan’ın merkezi olan Zagreb ve kalesi mukavemet etmeden teslim oldu, Hırvatistan’ın tamamı ile Slovenya’nın bir bölümü, ayrıca Macaristan’ın Avusturya sınırlarında önemli topraklar, Türkiye’ye ka­tıldı.

Türk şevketinin tarihteki birkaç şahika noktasından biri olan bu sefer, Türk tarih­çileri tarafından o zamanlar V. Karl’ın aynı zamanda İspanya Kıralı olmasından ötürü «İspanya Kiralına karşı Almanya sefer-i hümayunu» gibi manalı bir adla anılmıştır.

Bu yazı 155 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler