BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI

Paylaş
 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI

 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI 1914-1918 ara­sında 4 yıldan fazla süren, o âna kadar dün­ya tarihinin benzerini görmediği genişlikte bir savaştır.

Bu savaşın menşeleri pek eski ve pek gi­rifttir. Almanya’nın denizlerde ve sömürge­lerde Ingiltere ile rekabete kalkışması, böyle bîr şeye tahammül dahi edemiyecek mizaçta olan geleneksel Britanya siyasetinin ne ba­hasına olursa olsun Almanya’yı ezmek is­temesi I. Dünya Savaşı’nı doğuran sebep­lerin başında gelir. Fransız-Alman rekabeti, Fransa’nın Alsace-Lorraîne (Alzas-Loren) i 40 yıldır unutamaması, gittikçe devleşen Alman­ya karşısında kara Avrupa’sında ikinci dere­ceye düşmesi de en önemli sebepler arasın­da sayılabilir.

Ruslar’ın Uzak-Doğu’daki durduruluşlarından sonra yeniden Balkanlar’la uğraşmaları, Boğazları ele geçirmek için zemin hazırlamak üzere durmadan küçük Balkan devletlerini Türkiye, daha sonra Avusturya imparator­luklarına karşı kışkırtmaları da meselenin doğu cephesini açıklamaya yarar. Nitekim Avrupa siyasî çevrelerinde, Balkan Savaşı’na dünya savaşının gerçek öncüsü olarak bakıl­mıştır (Bk. Balkan Savaşı).

Bir yandan Almanya-Avusturya-ltalya’nın, öbür yandan Ingiltere-Fransa-Rusya’nın bir­birlerine karşı gruplanmaları zaten dünyayı şüpheli bir geleceğe doğru itiyordu. Avusturya-Macaristan veliahtini Bosnasarayı’nda bir Sırp tedhişçisinin öldürmesi, bu imparator­luğun Sırbistan’a, onu koruyan Rusya’nın da Avusturya-Macaristan’a savaş açmasiyle so­nuçlandı. Böylece dünya savaşı için en elve­rişli dış sebepler ortaya konulmuş, zemin hazırlanmış oluyordu. Avusturya’nın bağlaşığı olan Almanya, Rusya’ya; Rusya’nın bağlaşık­ları olan Fransa ile Ingiltere de Merkezî İmparatorluklara savaş açtılar. Ingiltere’nin kıta savaşındaki rolünü küçümsiyen Almanya, yıl­lardan beri harb plânını Rusya ve Fransa’yı yıldırım savaşiyle ezmek üzere hazırlamıştı. Bunun için de kuzeyden Fransa’ya girmek, Belçika’yı çiğnemek lâzımdı. Böylece, daha ilk günlerde Belçika da Merkezî Devletlere karşı savaşa sürüklenmiş oluyordu.

Hiçbir devlet bu çapta bir savaşın yıllar­ca süreceğine ihtimal vermiyordu. Birkaç ayda biteceğini hesaplıyanlar çoktu. Türki­ye’nin savaşa girip Rusya’nın boğulmasına, sonunda yıkılmasına sebep olması, Ingiliz Başbakanı Lloyd George’un dediği gibi, sa­vaşı başlı başına iki yıl uzatmıştır.

Savaşa Giren Kuvvetler

Dünya tarihinde ilk defa olarak bu savaş boyunca aj<ıl almaz askerî kuvvetler karşılık­lı yığılmışlardı. İttifak Devletleri (Merkezî Devlefter veya Merkezî İmparatorluklar da denir): Alman­ya 40 kolordu (109 tümen + 11 süvari tü­meni), Türkiye 63 tümen (9 ordu), Avus- turya-Macaristan 16 kolordu, Bulgaristan 15 tümen çıkarmışlardı. Bu kuvvetler muvazene­siz olarak, karşılarında birleşen İtilâf dev­letlerinin (Müttefikler de denir) şu kuvvetle­rine karşı çarpışmışlardır: Fransa 21 kolor­du (83 tümen + 10 süvari tümeni), Rusya 37 kolordu ve ayrıca 19 süvari tümeni, In­giltere 40 – 50 tümen, Amerika 42 tümen, Belçika 6 tümen, Sırbistan 19 tümen, Ro­manya 25 tümen, Karadağ 3 tümen, Yuna­nistan 10 tümen, İtalya 13 kolordu, Portekiz 5 tümen. Japonya da savaşa yalnız deniz kuvvetleriyle katıldı.

Bu muazzam kuvvetlere karşı Almanya büyük bir güç gösterdi, pek iyi yetiştirilmiş, silâhlandırılmış, son derece iyi ikmal edilen kuvvetli tümenleriyle pek üstün kuvvetlere karşı doğu ve batı cephelerinde savaştı. Dün­yanın şüphesiz en güçlü askerî devleti du­rumunda olan Almanya’nın savaşın ilk ayla­rında Genel Kurmay Başkanı (fiilen başko­mutan) Orgeneral von Moftke’ydi, sonra ye­rine Orgeneral (Türk mareşali) von Falken- hayn getirildi, 1916’da o da değiştirilerek Mareşal von Hindenburg Genel Kurmay Baş­kanı, Orgeneral von Lüdenclorff da muavini oldular.

Fransız ordusunu tamamen bozguna uğ­ratan Almanlar, Paris yolunu tutmakta ge­cikmediler. Lüksemburg, Belçika ve kuzey Fransa işgal edildi. Bu yıldırım savaşı, Fran­sız ve Ingilizler’in yıllardan beri hazırladıkları savaş plânlarını tatbika fırsat vermedi, üstünlük Almarilar’ın ‘eline geçti. Fransız-lngiliz-Belçika kuvvetleri, panik halinde, Al­manların önünden kaçıyorlardı.

6-12 eylülde (1914) Marne nehri üzerin­de yapılan kanlı çarpışmalar, Paris’e 30-40 km. kala Almanlar’ı durdurdu. Bu da, Fran­sa’nın yıldırım savaşiyle mütareke istemek zorunda bırakılamaması, böylece 43 yıllık Alman Genel Kurmay plânlarının 1.000.000’u .geçen Müttefikler tarafından akim bırakıl­ması üzerine, az çok hatalar yaparak «ha­tasız kurmay» vasfını kaybeden von Moltke’ nin (Büyük Moltke’nin yeğenidir), İmpara­tor tarafından değiştirilmesiyle sonuçlandı. Fakat Fransızlar, hiçbir zaman Almanlar’ı kuzey Fransa’dan atamadılar. Böylece, 4 yıl sürecek olan pek yıpratıcı siper savaşları başladı. Manş kıyılarına hâkim olup Ingil­tere ile Fransa’nın muvasalasını kesmek ve Fransa’yı ölüme mahkûm etmek maksadiyle Almanlar’ın yaptıkları 14 taarruz, 200.000 zayiatla neticelenmekten öteye geçemedi.

10 kasımda yapılan son taarruz da 300.000 zayiata mal oldu; bu sonuncusunda, Alman hükümdarlarının en seçkin hassa alayları da eridi. Almanlar, Manş’ı ele geçiremiyeceklerini anladılar, siperlere çekildiler. Fakat bu 1914 yaz ve sonbahar savaşları sonunda, Fransa’nın en önemli endüstri ve maden böl­geleri Almanlar’ın eline geçmiş oldu. Gene bu çarpışmalarda, ilk defa olarak zehirli gaz kullanıldı.

1915’te Almanlar’ın Rusya’yı ezmek, Avusturya-Macaristan’ın Rusya karşısındaki yükünü hafifletmek için doğu cephesine önemli kuvvetler nakletmeleriyle, Fransa’yı ezmek tasavvurunun öldüğü ilân edilmiş oldu. Daha 1914 ağustosunda Doğu Prusya’da Tanen- berg’de von Hindenburg, Rus ordularını im­ha etmiş, 90.000’îni esir almıştı. Fakat Rus­ya’nın 10.000.000 talimli eratı vardı; devamlı olarak takviye alıyorlardı. 12 ey­lül 1914’te Lvov’da Ruslar, Avusturyalılar’dan 400 top ve 100.000 esir alarak büyük bir zafer kazandılar. Kasım 1914’te Almanlar, Berlin’e girmek hülyasında bulunan 2 Rus ordusunu darmadağınık ettiler, 45.000’ini esir aldılar. 7 şubat 1915’te von Hindenburg, X. Rus ordusunu tamamen imha etti, 100.000 de esir aldı. Fakat 15 martta Ruslar, cephe­nin güney kesiminde Avusturyalılar’dan 150.000 esir aldılar. 1915 yazında Almanlar, Ruslar’a tamamen galebe çalarak Galiçya’yı, Lehistan’ı, Letonya’yı, Litvanya’yı aldılar ve Rusya’nın o zamanki başkenti Petersburg (bu­günkü Leningrad) a pek sokuldular.

Fakat, gene o yıl (1915), 27 mayısta, o âna kadar Almanya’nın müttefiki geçinen İtalya’nın Merkezî İmparatorluklara karşı sa­vaş açmasına engel olunamadı. Böylece, Al­man ve Avusturyalılar’a karşı yeni bir cephe daha açılmış oldu. 20 Avusturya tümeninin İtalya cephesine göndermek zorunda kalın­ması Rusya cephesini zayıflattı, Rusya’nın saf dışı edilmesini geciktirdi.

Türkiye Savaşa Giriyor

3 kasım 1914’te, yani Almanlar’ın, yıldı­rım savaşı ile  yıllardan beri iddia ettik­leri gibi  Fransa’yı teslim zorunda bıraka mıyacaklarının anlaşılmasından sonra Türki­ye, Enver Paşa tarafından, savaşa sürük­lendi, dünya denizlerine hâkim olan bü­yük devletlere savaş açmak çılgınlığına sev- kedildi.

1915 martından başlıyarak Ingiltere – Fransa – Avustralya – Yeni Zelanda – Kanada deniz ve kara kuvvetlerinden müteşekkil ce­hennemi kuvvetler, Çanakkale önüne yığıl­dı, Gelibolu’ya asker çıkarıldı. Maksat Boğazlar’ı ele geçirmek, İstanbul’u düşürerek Türkiye’yi saf dışı etmek, Rusya ile mu­vasalayı sağlamaktı. Bu, savaşın Almanya aleyhine son bulması demekti. Müttefikler, büyük bir yenilgiye uğradılar .

Bu sıralarda Almanya’nın Afrika’daki sö­mürgeleri (Tanganyika, Kamerun, Togo, Güney-Batı Afrika) Ingilizler tarafından ele ge­çirilmiş bulunuyordu. Alman donanması Baltık’tan pek çıkamı- yordu. Ingiliz Fransız donanması ile vuruşa­rak berabere kalmış durumdaydı. Fakat bir işe yaramıyordu. Alman denizaltıları 1.063 gemi batırdılarsa da, İngiltere bundan yıl­madı

Sırplar, 100.000 zayiat vermekle beraber, Avusturyalılar’a karşı inatla dayanıyorlardı. Sırplar’ın karşısında 18 Avusturya-Alman tü­meni bulunuyordu. 24 eylül 1915’te Mareşal von Mackensen, Sırplar’a karşı taarruza geç­ti. Birkaç gün sonra Bulgaristan da Merkezî İmparatorluklara katılarak Sırbistan üzerine yürüdü. Kasım sonunda artık Sırbistan yok­tu. Ordusu mahvolmuş, bütün toprakları işgal edilmişti. Selânik’e çıkartma yapan In­giliz  Fransızlar, bunu önliyemediler. Berlin- İstanbul yolu açılmıştı.

Türk Cepheleri

Türk cephelerine gelince, Irak’ta İngilizler’e karşı olan Türk cephesi (VI. Türk Or­dusu), Ingilizler’i Bağdat yolundan kovdu, Selmân Pâk’te Ingilizler’i yendikten sonra Kûtülamâre’de bir Ingiliz tümenini generalleriy­le beraber tamamen ve silâhlariyle esir etti.

Kafkas cephesinde Enver Paşa’nın bizzat idare ettiği Sarıkamış taarruzu, Ruslar’dan çok karakışın tesiriyle büyük bir kırgınla bitti, III. Türk Ordusu fena halde ezildi.

Filistin cephesinde, IV. Türk Ordusu (Bah­riye Nazırı Cemal Paşa komutasında), Sü­veyş Kanalı’nı ele geçirmek için iki kere Mı­sır’a taarruz ettiyse de, Kanal’ı düşürmek mümkün olmadı. Ingilizler, Türkler’e karş* bu cephede cehennemi bir hazırlıkta bulunu­yorlardı. 31 mayıs 1916’da tekmil İngiliz % ve Alman donanmaları karşı karşıya geldi­lerse de, iki tarafın da önemli zayiatına rağmen, yenişemediler.

Romanya Düşüyor

28 ağustos 1916’da Romanya da Merkezî İmparatorluklara savaş açtı. Fakat Transilvanya’yı Avusturya-Macaristan’dan almak, Budapeşte’yi yıldırım savaşiyle düşürmek plânları sonuç vermedi. Aksine, Alman mare­şali von Mackensen’in başkomutanlığındaki  Alman-Avusturya-Bulgar-Türk (I Türk kolor­dusu) birleşik kuvvetleri, yıldırım savaşiyle, 380.000 zayiat verdirerek aralık ayında Ro­men ordularını yok ettiler, Bükreş düştü, Romanya teslim oldu.

Merkezî İmparatorluklar, askerî güçlerinin zirvesindeydiler. Ruslar’ın Romanya’yı kur­tarmak için bütün gayretleri boşa çıkmıştı. Türk kolordusu, Ruslar’a karşı, Galiçya’ya nakledildi. Italyanlar, Avusturya-Macaristan’ la başa çıkamıyorlardı.Türk-Alman-Bulgar kuvvetleri, İngiliz Fransız-Sırp-Yunan-Rus-ltalyan birleşik kuvvetle­rini Makedonya cephesinde mıhlamışlardı. Rusya çökmek üzereydi. İtilâf devletlerinin savaşı kazanmak için tek ümidi kalmıştı: Amerika’nın, sonsuz kaynaklariyle, harbe girmesi. Japonya da Almanya ile harb ha­linde olmakla beraber, Okyanusya’daki Al­man adacıklarını işgalden başka bir şekilde Avrupa kıta savaşına karışmak niyetinde değildi.

Nihayet Alman denizaltı savaşma karşı A. B. D. umumî efkârı galeyana getirildi. 5 ni­san 1917’de Amerika da Merkezî Devletlere savaş açtı. Fakat bir Amerikan ordusu yoktu. Parça parça Amerikan tümenlerinin kurulmasiyle Avrupa’ya nakli aylar, hattâ yıllar isteyen bir işti.

Amerika 1,5 yıl içinde tedricen Fransa cephesine 42 tümen (1.500.000 asker) yol­lamayı üzerine aldı 8 ocak 1918’de Başkan Wilson, meşhur 14 prensipini dünyaya ilân etti. Hiçbir zaman gerçekleşmiyen bu pren­sipler, bunlara inanarak 4 Merkezî Devletin mânevi harb gücünü geniş ölçüde kıran bir propaganda olmaktan ileri gitmedi.

22 ocak 1918’de Rusya mütareke istedi ve böylece saf dışı edilmiş oldu. Almanlar, Uk­rayna’yı işgal etmişlerdi. Türk donanmasının üstünlüğü karşısında zaten savaşın başından beri Karadeniz’de Rus donanması sinmiş durumdaydı. Çarlık yıkılmış, Komünistler iktidarı ele geçirmek için uğraşıyorlardı. Böy­lece, pek külliyetli Alman-Avusturya kuvvet­leri, Fransa cephesine, kısmen de İtalya ve Makedonya cephelerine yığıldı. İtalya’nın da yıkılmak üzere olduğu sanıldı. Amerika’nın işe karışması, İtilâf Devletleri için bir can kurtaran olmuştu.

11 mart 1917’de VI. Türk ordusu ken­disinden çok üstün olan Ingiliz-Hint kuvvet­lerine Bağdat’ı bırakmak zorunda kaldı. 9 aralık 1917’de de IV., VII. ve VIII. Türk or­dularının (Yıldırım Orduları Grupu) bu­lunduğu Filistin cephesinde Kudüs’ü pek üs­tün İngiliz kuvvetleri ve bağlaşıkları aldılar. Birinci ve ikinci Gazze savaşlarında Türkler düşman; yenmişler, fakat üçüncüsünü kay­betmişlerdi. Alman denizaltıları her ay 400.000 ton kadar İtilâf gemisi batırmakta devam ettiler. Fakat gittikçe kuvvetli konvoylar halinde yola çıkan Amerikan gemilerinin Ingiltere ve Fransa’ya muazzam nakliyatını durduramadılar.

1918 martında Almanlar, hiçbir devlette eşi görülmemiş çap ve kudrette toplarla Fran­sız cephesini dövüyorlar, Alman uçakları Pa­ris’e göz açtırmıyordu. Ingiliz-Fransız-Amerikan-Belçika-Portekiz ve büyük ölçüde sö­mürge kuvvetleri cepheyi zor tutuyorlardı.Bütün savaş boyunca mutlak önemi bu cep­henin taşıdığı, kesin sonucun burada alına­cağı şüphesizdi. 125.000 Fransız askerini esir almasına, 10 Fransız tümenini de yok etmesine rağmen Almanya, düşmanı çöze­medi. Alman teşebbüslerinin devamı, sonu­cu değiştiremedi. Amerikan takviyesi son haddi bulmuştu. Alman Genel Kurmayı, 14 ağustosta, savaşın kazanılmasına imkân ol­madığını Imparator’a bildirdi.

Türkiye ve Almanya Yeniliyor

Makedonya cephesinde İtilâf Devletleri 30 tümenle taarruza geçtiler. 27 eylülde Bulga­ristan, bu cephedeki İtilâf Başkomutanı Fran­sa Mareşali Franchet d’Esperey’den mütare­ke istedi. Böylece Avusturya, Almanya ve Türkiye arkalarından vurulmuş oluyorlardı. Savaşa devama imkân kalmamıştı. Alman kuvvetleri, Fransız topraklarını de­rinliğine işgal ediyorlardı. Hiçbir Alman top­rağı işgal edilmiş değildi. Avusturya da he­men hemen aynı durumdaydı. Bu çerçeve içerisinde Merkezî İmparatorlukların müta­reke istemeleri ibrete değer.

Kasım 1918’de İtilâf Devletleri, başta İngîlizler olmak üzere, dünya tarihinde görül­memiş bir galibiyetin mümessili durumun­daydılar. Dört Merkezî Devletle çok ağır mü­tarekeler yapıldı. Avusturya ve Türkiye par­çalandı. Almanya’dan da çok önemli toprak­lar alındı, bütün sömürgelerine el konuldu; zengin toprakları işgal edildi, bütün kaynak­ları kontrol altına alındı. Barış antlaşmala­rında İtilâf Devletleri aralarında anlaştıktan sonra, şartlarını mağlûplara dikte ve imza ettiriyorlardı. Bu tabiî olmıyan durum, İkin­ci Dünya Savaşı’nı doğurmuştur (Bk. İkinci Dünya Savaşı).

Almanya ile Versailles Barışı (20 haziran 1919), Avusturya ile Saint-Germain Barışı (10 eylül 1919), Macaristan’la Trianon Ba­rışı (4 haziran 1920), Bulgaristan’la Neuilly Barışı (27 kasım 1919), Türkiye ile Sev- res Barışı (10 ağustos 1920) ve Lausanne Barışı (24 temmuz 1923) Birinci Dün­ya Savaşı’na son verdi (Bk. Sevres Barışı, Millî Mücadele).

Birinci Dünya Savaşı, belki bütün cihan tarihînin en önemli olayıdır. Gerçi ateş kud­reti, tahrip bakımından İkinci Dünya Savaşı, ilkini çok geçmiştir, fakat dünya düzenine getirdiği değişiklikler birincisinden fazla de­ğildir.

Birinci Dünya Savaşı, o zamana kadar tah­min ve tahayyüi dahi edilemiyecek büyüklük­te askerî kuvvetleri karşı karşıya getirmiş, büyük insan yığınları, bir cepheye yığılmış­tır. Kuvvetler iki yanda muvazene halinde olduğu için, yıllarca siperlere kakılıp kalmış­lardır. Bu şekilde orduların tahkimat içine yerleşip birkaç kilometrelik, hattâ metrelik yer için milyonlarca cephane sarfetmeleri, o zamana kadar görülmemiş bir şeydi. Daha önceki her hangi bir savaşta, Birinci Dünya Savaşı’nın kızışmış bir şekilde geçen her hangi birkaç günü içindeki kadar cephane harcanmış değildir.

Uçak, tank, zırhlı motorlu vasıtalar, dev toplar, zehirli gaz, denizaltı savaşı, havadan şehirlerin bombardımanı bu harbin getirdi­ği yeniliklerdir.

Savaştan sonra dünya hartası değiştiği gi­bi, ondan daha çok toplumların bünyeleri değişmiştir. Savaşın felâketlerinden fayda­lanan komünizm gibi her türlü insan hak kını inkâr eden bir rejim Rusya’da yerleş­miş, başka devletlerde yerleşmesine de ra­mak kalmıştır. Yüzlerce yıllık monarşi re­jimleri yıkılmış, bu arada birçok büyük ha­nedanlar (Osmanoğulları, Habsburglar, Ho henzollernler) ortadan kalkmıştır. Savaştan memnun çıkmıyan devletlerde, büyük ölçü­de teşkilâtlandırılmış diktatörlükler türemiş, bunlar hem komünizme, hem de liberal dev­letlere amansız bir düşman halinde gelişmiş­lerdir. İktidar, o zamana kadar görülme­miş bir şekil ve kuvvette bir tek şahısta toplanabilmiştir (Almanya, İtalya, Ispanya vs.)

 

Buna rağmen, insanların demokrasi reji­mine güveni artmış, bu rejim eskiden beri liberal olan devletlerde daha iyi yerleştiği gibi, kendine yeni sahalar da bulmuştur. Sa­vaştan sonra Ingiltere, dünyanın en büyük ve en zengin devleti halini eskisinden da ha çok elde etmiş, dünya nüfusunun en önemli kısmını şu veya bu şekilde idare ve nüfuzuna geçirmişse de, ilk gerileme, hattâ çözülme alâmetlerini de göstermekte gecikmemiştir. İngiliz emperyalizmine karş umumi bir nefret uyanmıştır. Afrika ve Asya devletlerinin çoğu sömürge haline ge tirilmiş, ancak birkaçı yakasını zor kurta rabilmiştir. Her iki savaş arasındaki dev re, sömürgeciliğin altın devri değilse bile, en büyük sahaya yayıldığı devredir.

Yüzlerce yıllık rejimlerin bir anda İskam­bil kağıdı gibi yıkılması, toplumların ru­hi durumunu da değiştirmiş, gelenek ve âdetlerin önemli bir kısmı bırakılmış, hat­tâ inkâr edilmiştir. Bu buhrandan, İkinci Dünya Savaşı çıkmıştır (Bk. İkinci Dünya Savaşı).

Taraflar milyonlarca zayiat vermişler, ci­han önemli bir aydın tabakadan yoksun kalmıştır. Bu arada Türkiye’nin zayiatı pek ağır olmuştur. Esasen 1911’den 1922’ye ka­dar süren savaşlarda yüz binlerce insan ölmüş, en iyi yetişmiş, Doğu ve Batı kültür­lerini kendinde toplıyan bir gençlik yok ol­muş, bilhassa Çanakkale’de büyük ve eşsiz bir fedakârlık, emsalsiz bir kahramanlık göstererek yüzbinlerce Türk genci şehit düş­müştür.

Sanayi, ziraat ve ticarette de büyük bir gerilik, hattâ yokluk hâsıl olmuş, bazı böl­gelerin nüfusu âdeta boşalmış, şehirlerin hep­sinin nüfusunda pek önemli nispette düşme görülmüştür. Nitekim bu büyük yıkımdan birkaç yıl sonra 1927’de Türkiye’de yapılan sayım, ancak 13.648.000 nüfüs göstermiş­tir. Böylece, dünya, ilerleme hızından hiç olmazsa bir yirmi yıl kaybetmiştir.

Bu yazı 237 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Kategoriler